Afrodisias – Aphrodisias Antik Kenti – Aydın

1147

Afrodisias Aydın şehrinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehirde ilk kazı 1904 yılında Fransız Paul Gaudin tarafından yapılmıştır. Yıllar sonra fotoğraf sanatçısı Ara Güler, Afrodisias’ta çekmiş olduğu fotoğrafları, sonrasında o dönem New York Üniversitesinde eğitim veren Prof. Dr. Kenan Erim’e göndermiştir. Prof. Erim 1960 yılında kazılara başlamış ölümüne dek burada bu konu üzerinde çalışmıştır.

Afrodisias aşkın ve güzelliğin tanrıçası Afrodit’in şehri diye bilinir. 7000 yıllık bir geçmişi olan şehir, İzmir’den 230 km uzaklıkta, Aydın’ın Geyre köyünde bulunmakta, ilk adı Legenpolis diye de bilinmektedir. Afrodisias aşk tanrıçasının evidir. Buradaki aşk tanrıçası aynı zamanda doğuran ve doyuran diye bilinen ana tanrıça, Friglerin Kybele’sidir.

Aphrodisias-afrodisias-kent-plani

Koordinatları : 37.709118 , 28.722682

Antik çağ yazarlarından Byzantionlu Stephanos (M.S. 6. yüzyıl başı) kentin adını Ninoe olarak belirtmiştir. Bu ad Akadlardaki Tanrıça Nin ya da Nina (İştar) ile benzer olup Aphrodite kültüyle ilişkilidir. Yunan coğrafyacılar Strabon (MÖ 64-24) ve Pausanias (M.S. 143–176) ile Romalı tarihçi Tacitus (M.S. 56–117) ve Romalı bilgin Yaşlı Plinius (M.S. 23– 79) gibi antik yazarların yapıtlarında da hakkında bilgiler bulunan Afrodisias’ın Roma’yla yakın ilişkileri, MÖ 82’de imparator Sulla’yla başlamaktadır. Julius Caesar (hükümdarlık dönemi MÖ 46–44) ve ardından adına kutsal bir yapı yapılmış olan Octavianus’la (Augustus, hükümdarlık dönemi MÖ 27-14) devam etmektedir. Bu dönemlerde kente imparatorların yardım ettiği bilinmektedir. Bu nedenle M.S. I ve II yüzyıllarda Afrodisias, hem dini bir merkez durumuna gelmiş hem de kültür ve sanat alanında gelişerek Karia’nın bir metropolisi olmuştur.

Aphrodisias-afrodisias-kent

Kente ilk yerleşim 7800 yıl önce geç neolitik ve kalkolitik çağlarda başlamış, daha sonra bronz, bakır ve demir çağları boyunca da devam etmiştir. Aeneas efsanesindeki söylencede anlatıldığına göre tanrıça Afrodit ile Troia kralı Priamos’un amcaoğlu prens Ankhises’in oğlu olan Aeneas, büyük Troya Savaşı’ndan sonra babasını omuzlarına alıp çocuğunun elinden tutarak karısı ile beraber tanrıça Afrodit’in yardımı ile İda (Kaz) Dağına kaçar. Odyseus Destanını andıran bin bir maceradan sonra, karısını yitiren ve babası ölen Aeneas, oğlu ile birlikte, sonradan Roma kentinin kurulacağı Palatinus Tepesine gelir. Burada Rutulların kralı Turnust’u teke tek savaşta yenerek öldürür.

afrodisias-tiyatrosu-aydin

İlk Roma İmparatorları kendilerinin Aeneas’ın soyundan geldiklerine ve Afrodit ile akraba olduklarına inanırlardı. Bu nedenle de Afrodit’in kentine pek çok ayrıcalıklar tanımışlardır ve kent bu dönemde en parlak günlerini yaşamıştır. Bizans döneminde ise Hıristiyanlık kente bir anda hakim olamamış, Afrodit’in kişiliğinde Paganizm uzun süre devam etmiştir. Zaman içinde Hristiyan hâkimiyetinin artması ile kentin adı Stavropolis (Haç Kenti) olarak değiştirilmiştir. Bu sırada şehirde Roma Dönemi yıllarından kalma pek çok heykel ve kabartmada kırılmıştır. 11. ve 12.yüzyıllarda Selçuklu, daha sonra da Osmanlı topraklarına katılan kentin üzerine Geyre Köyü kurulmuş olup, antik harabeler üzerine kurulu olan köy 1956 yılındaki depremden sonra 2 km. kadar batıya taşınmıştır.

afrodit-afrodisias-aydin

Adını Afrodit’ten alan bu kent, çevresindeki zengin mermer yatakları ve taşı işleyebilen yetenekli ustalar (sanatçılar) sayesinde Roma’nın en önemli heykeltıraşlık merkezlerinden biri konumuna gelmiştir. M. Ö. 1. yüzyıldan başlayıp, 5.yüzyıl sonuna dek 600 yıl boyunca heykel üretiminde durmak bilmeyen kent, durmak bilmeyen yaratıcı ve yetenekli sanatçılarıyla muazzam yapıtların oluşumuna ev sahipliği yapan bir okul olmuştur.

afrodisias-da-mask-yuzler

Öncesinde bilim adamları, arkeologlar, Aphrodisiaslı heykeltraşları eski Helen heykelciliğinin birer taklitçileri olarak görmekteydiler. 1961 yılında Prof. Erim ve New York Üniversitesi’nin desteği ile başlatılan kazı çalışmalarından elde edilen veriler Afrodisias ‘in yaratıcı ve yetenekli heykeltıraşlarıyla birlikte özgün yapıtlar ortaya koyan bir okul olduğu görülmüştür.

Odeon ile Afrodit Tapınağı arasındaki kısımda yapılan kazılarda çok sayıda bitmemiş heykel kalıntıları ve heykel yapımında kullanılan aletler çıkarılmıştır. Okulun temeli olasılıkla Hellenistik dönemin ünlü Bergama heykeltraşlık okulunun kapanmasına rastlar. Genellikle tüm sanatları ve sanatçıları koruyan Bergama Krallığının İÖ 133 yılında III. Attolos tarafından miras olarak Roma’ya bırakılması ile Anadolu’nun dört bir yanına dağılan yontucuların, ihtimal ki önemli bir kısmı da Aphrodisias’a yerleşmiştir. İlk olarak 1904 yılından itibaren kazıların başlanmasıyla yontular ortaya çıkartılmaya başlanmış “ 1937’deki M. F. Sqarciapino’nun çalışması: La scuola di Afrodisias ile Aphrodisias heykel okulu ile ilgili delilleri inceleyip toparlamasından sonra ortaya atmış olduğu görüş günümüzde de kesinlikle doğrulanmıştır. Bugün yeni pek cok heykeltıraşın daha adi M. F. Sqarciapino’nun bulduklarına eklenebilir. isimleri bilinen diğer heykeltıraşların çalışmaları ise yeni bulgularla birtakım ek yorumlar getirilmektedir. Mükemmel mermer ocaklarının varlığı ve bunların Afrodisias’a olan yakınlığı, hiç şüphe yok ki, Aphrodisias’ta mermer heykelciliğinin gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır.”

Afrodisias’lı heykeltıraşların eserlerine bakıldığında aslında her birinin kendine özgü bir tarz ortaya koymuş oldukları görülmektedir. Ayrıca eserlerden ve konularından, kendilerine özgü birer düşünür oldukları da anlaşılmaktadır.

Antikçağda, Afrodit kültünün artan ünü, daha açıkçası burada bulunan heykeltıraşlık okulunun önemi, çok uzaklardan pek çok ziyaretçinin bu kente akın etmesine neden olmuştur. Bu okulun heykeltıraşları, İ.Ö. 1. yüzyıldan başlayarak, kentin kuzey- doğusunda bulunan Salbakos Dağları’ndaki (şimdiki adı Baba Dağı) ocaklardan çıkartılan mermerlerle, rölyefler, portreler, lahitler ve çeşitli dekoratif eserler üreterek, Akdeniz’in diğer bölgelerinden ve Roma’dan gelen heykel siparişlerini karşılamışlardır.

Zaman içerisinde, imparatorluğun Afrodisias’a verdiği önem, roma kültür ve sanatının Afrodisias’ın hem heykel hem de mimarisine de yansıdığı görülmektedir. Yine de Afrodisias kendine has değerlerini korumuştur. Babadağ’da Afrodisias’lılar mermeri işlemeyi sanata dönüştürmüşlerdir. Kentin 500 metre kuzeyinde, bugün hala çalıştırılan nitelikli mermer ocakları bulunmaktadır. Afrodisias heykellerine bakacak olduğumuzda; dramatik öğelerin ön plana çıktığını görmekteyiz. Rölyeflerde, yüksek kabartma yöntemi kullanılarak yaratılan ışık-gölge karşıtlığıyla belirginleştirilir. Bu dönem heykeltıraşları Klasik Döneme oranla kabartmanın mimarlıkla bütünleşmesine daha bilinçle eğilmişlerdir. Heykeller ve kabartmalarda vücutlar gerçeğe uygun, iri ve adaleli yapılmış, duyguların yansıtılmasına özellikle dikkat edilmiştir. Burada insan kol, bacak ve gövdesi çok iyi işlenmiş, gölge-ışık etkileşimiyle yüzlerdeki şiddet duygusu, kasların belirginliği sağlanmıştır.

afrodisias-muzesi

Afrodisias Roma’nın yarattığı bir okul değildir. Anadolu kültürlerinin o dönemdeki bir sentezi olarak Roma’ya kendini kabul ettirmiş bir sanat heykel gerçekliğidir. Bu açıdan da bize de aittir.

Kaynak : Rahmi ATALAY Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü

PAYLAŞ
Önceki İçerikÇevre Kirliliğinin Zararları
Sonraki İçerikMendel Genetiği
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER