Alinda Antik Kenti – Aydın – Karpuzlu

702

 

Alinda, Aydın ili Karpuzlu ilçesi sınırlarında yer alır. Antik kente Aydın-Muğla karayolunun yaklaşık 30. kilometresinden güneybatıya ayrılan 26 kmlik bir yolla varılmaktadır. Önceleri Demircideresi olarak bilinen günümüz Karpuzlu İçesi, kısmen Alinda kentinin üzerine kurulmuş, özellikler Roma Dönemi’ni ilgilendiren yerleşim tahrip edilmiştir. Ayrıca antik yapılardan söküldüğü anlaşılan taşlar da modern yapılarda kullanılmıştır. Bu nedenle antik kentte bu yönde de tahribatın olduğu gözlemlenmektedir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Alinda antik kenti bölgede kalıntıları en iyi korunmuş kentler arasında yer alır. Karpuzlu Ovası’nın batısındaki bir tepenin güney ve doğu sırtlarında konumlandırılmış kentin kuzeybatısındaki tiyatrosu, doğusundaki agorası, farklı yükseltilere sahip iki akropolisi ve bunları kuşatan surları, batısında kente su getiren aquadüktü ve diğer kalıntıları tanımlanabilecek durumda ve çoğunluğu ayaktadır. Bunun yanısıra, akropolün dört bir tarafını kuşatan nekropolü ve buradaki gömüye yönelik öğeleri ayrı bir önem oluşturmaktadır.

Google maps Koordinatları : 37.557790, 27.829542

Bir Karia kenti olmaktan öte hakkında çok fazla şey bilinmeyen Alinda’nın günümüzde kalıntılarında da gözlemlenen görkemi, bilinen tarihiyle bağlantılıdır.
Erken dönem yerleşimini ilgilendiren verilere henüz ulaşılmamakla birlikte, Alinda’ya ilişkin tek tarihsel olay, Strabon’da dile getirilen Karia Satrapı Mausolos’un kızkardeşi Ada ile ilgilidir. Anlatıya göre, İÖ. 340 yıllarında, kocasının ölümünde sonra, Büyük İskender’in Karia’ya gelişi üzerine Makedonyalıları karşılamaya giden Ada, İskender’e Alinda’yı bırakmayı ve tahtı zorla ele geçiren akrabalarına karşı destek vermesini ister. Bunun sonucunda İskender Batı Anadolu’yu ele geçirdikten sonra kraliçeyi işbaşında bırakır ve bütün Karia’nın yönetimini kendisine verir. Bu olay Alinda’da önemli gelişmelere neden olur ve kenti, Ada döneminden başlayarak, hızla Grek kültürünü benimsemesine yol açar. Bu değişimin en belirgin kanıtları, Alinda’nın bir süre kendisini ” Latmos Bölgesi’ndeki Aleksandreia” olarak adlandırması yanısıra, kenti Prahiteles yapıtı olan bir Aphrodite yontusuna sahip olması ve kent halkının bir kısmının kendisini Erichteis olarak nitelendirmesinde gizlidir.

Bir başka görüşe göre ise ;

İskender güneye yürümeye devam etti ve Halikarnassos’a vardı. Kenti alması hiç de zor olmadı ve hemen ardından tüm Karia yönetimini Ada’ya bıraktı. Karliça Ada’nın, İskender’in bu iyiliği karşısında sessiz kalmadığı ve Alinda kentinin adını değiştirdiği, kente Alexandria-by-Latmos (Latmos İskenderiyesi) adını verdiği söylenir ama bu pek dayanağı olan bir iddia değildir. Kentin adı daha sonra yine tarih sahnesinden silinmiştir. Belli zamanlarda kentten söz eden yapıtlara rastlanmışsa da bunlar bölük pörçük yazıtlar ve anlatılardır. Alinda kentinde bulunan bir yazıtta, hükümdar Olympikhos’un emrinde olan iki asker hizmetlerinden dolayı onurlandırılmıştır.

Onurlandırılan bu iki askerin Alinda’lı olduğu sanılmaktadır. Daha önceki zamanlarda da olduğu gibi Olympikhos’un Karia kralı olduğu dönemlerde de (bu tarihi kişiliğin İ.Ö. 227 ile İ.Ö. 210 yılları arasında bölgede söz sahibi olduğu söylenebilir) adı pek duyulmamıştır. Alinda kentinin, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişinden ve Ada’nın Karia yönetimini ele geçirmesinden sonra süratle Hellenleştiğini söyleyenler varsa da bu pek geçerli bir iddia değildir. Karia, batılı kazıbilim uzmanlarının ve tarihçilerin yazdığı gibi ne İskender’in bölgeye geldiği dönemde ne de daha sonraki dönemlerde sanıldığı gibi aşırı bir Hellenleşme söz konusu olmamıştır. Bazı kıyı kentlerinde (İasos, Halikarnassos, Myndos Yarımadası Kentleri, Kaunos, Latmos Herakleiası gibi) bunu belli bir düzeyde gözlemlemek olası belki ama iç Karia kentelerinde Hellenleşme hiç de sanıldığı kadar olmamıştır. Hatta Hellen kültürünün hiç giremediği, kalıntısına asla rastlanmayan birçok iç Karia kenti bulunduğunu biliyoruz. Sanatsal açıdan olsun, kültürel açıdan olsun Karia’nın Hellen Kültürünün kesin etkisi altında kaldığını söylemek haksızlıktan ve tarihi yanlıştan başka bir şey olmaz. Kaldı ki Kanalılar anaerkil bir aile yapısı içindeydiler. İonialılar olsun, Hellenler olsun, diğer ataerkil topluluklar olsun bölgeye gelmişler ve etkili olmuşlardır ama asla Karialılar’ı söylendiği gibi tam anlamıyla asimile edememişlerdir. İonialılar Myletos’a gelmişler ve kentte bulunan bütün erkekleri öldürerek yönetimi ele geçirmişlerdir. Kocalarını ve erkek kardeşlerini öldürdükleri kadınları kendilerine eş olarak alan İonialı erkeklere karşı Myletoslu kadınlar karar almışlar ve onlarla aynı sofrada oturup yemek yememişler, onların karşısında konuşmamışlar, bir şekilde koca olarak bile kabul etmemişlerdir. Alinda kentinin Ada sonrası süratle Hellenleştiğini yazanların bazı dayanakları yok değil elbette.

Örneğin; Ada’nın Karia Kraliçesi olduğu dönemde Alinda’da Adonis’e ithaf edilen bir kutsal tapınak vardı. Bu tapınakta ünlü heykeltraş Praxiteles tarafından yapılmış bir Aphrodite heykeli bulunuyordu. Kazı yapılmadığı için kentle ilgili kopuk bilgiler birbiri ardına sıralanıyor. Kent surlarının hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Mausolos’un Karia Kralı olduğu dönemde bu surların takviye edilmiş olabileceği tahmin edilmektedir. Aslında Alinda çok uzun zaman önce Avrupalı gezginlerin dikkatini çeken bir kent. İlk ziyarete gelen Avrupalı gezginlerden biri Richard Chandler’dir. Bu gezgin, 1765 yılının ilkbaharında harabelerde incelemeler yapmıştır. R. Chandler, Alinda kentine Bafa Gölü kıyısında kurulu olan Latmos Herakleiası kentinden yürüyerek gelmiştir. Bu yolculuk sırasında bir dere kıyısında kamp kurmuştur. Anılarında şöyle yazar; “Kurbağalar koro halinde bana şarkı söylüyordu, baykuşlar bağırıyordu. Çakallar sürü halinde uluyor, köyün köpekleri de havlıyordu. Bu tatsız bir serenaddı benim için.” R. Chandler o dönemde, hiçbir açıklamada bulunmadan Alinda kenti harabelerinin listesini yapmakla yetinmiştir: Su kemeri, çarşı binası, tiyatro, kule, sarnıç, nekropol ve kent surları. Daha sonraki dönemlerde İngiliz Charles Fellows tarafından da ziyaret edilen Alinda kenti o dönemden sonra adını iyice duyurmaya başlamıştır. Fellows burada madeni bir para bulmuş ve kentin kesin o dönemde yeri tespit edilmiştir.

Ayrıca tiyatro ve agora gibi önemli mimari birimlerin Hellenistik Dönem’de yapılması bir ayrı bir kanıt oluşturur.

Kent hakkında bilinenler İ.Ö. 14. yy.’a kadar gitmektedir. Alinda Hitit İmparatoru II. Mursilis (İ.Ö. 1350 – 1320) döneminde Seha Irmağı Ülkesi’ne bağlı bir kentti. II. Mursilis döneminde Alinda kentinin adının İalanta olduğu bilinmektedir.

Görkemini ve gücünü olasılıkla Roma Dönemi’nde de sürdüren Alinda’nın İ.S 3. yüzyıla kadar para bastığı ve sonra da Stauropolis Aphrodisias Metropoliti’ne bağlı bir  piskoposluk olduğu bilinmektedir. Kent akropolünde Roma Dönemi’ni ilgilendiren kalıntılara rastlanmazken, Karpuzlu merkezindeki bir bahçede ortaya çıkarılan ve şimdi Belediye bahçesinde korunan mermer mimari öğeler bunun en iyi temsilcisi durumundadırlar. Ayrıca nekropolde bulunan birkaç gömüt örneğini de burada anmak gerekir. Kıta Yunanistan ile Yakındoğu uygarlıkları arasında bir geçiş oluşturan Karia Bölgesi’nin başlangıç niteliğindeki araştırmaları, bölgenin arkeolojik geçmişi hakkında önemli veriler sağlamıştır. Ancak bunlar genele yönelik olup, kentler ve kalıntıları hakkında ayrıntılı bilgiler içermezler. Daha sonra yapılan çalışmalar ayrıntılara yönelik olup, Karia bölgesinin arkeolojik kalıntılarını tekrar ele almaları açısından ayrıcalık oluştururlar. Alinda’nin arkeoloji gündemine taşınması ise 18. yüzyılda Pococke ve Chandler’in burayı ziyareti ile başlar. Kalıntıların Alinda kentine ait olduğu ilk kez Fellows tarafından ileri sürülmüştür ki yörede bulunan sikkelerle de bu doğrulanmıştır. Daha sonra, az sayıda da olsa, bazı bilimsel inceleme ve araştırmalara konu olmuş kentte yapılan son çalışmalar arasında Anabolu’nun ve Bean’in genel tanıtıma yönelik yayını ile Doruk’un agora içerikli araştırmasını kaydetmek gerekir.

Antik kent, yaklaşık 150 ve 180 m. yüksekliğindeki iki farklı yükseltiye sahip bir tepe üzerine konumlandırılmıştır. Güneybatı taraf hariç, tepenin diğer kesimleri dik yamaçlar halinde ve savunmaya elverişli doğal sahiptir. Kentin büyük bir bölümü bu tepe üzerinde kurulmuş; ancak özellikle Hellenistik Dönem’den başlayarak geç dönemlere değin yerleşim güneybatıya doğru tepenin eteklerine yayılmıştır.

Farklı yükseltilerdeki iki ayrı akropole kurulmuş olan kentin batısındaki yukarı akropol yerel granitten kesilmiş dikdörtgen blloklarla örülü sur duvarı ile kuşatılmış durumdadır. Arazinin doğal yapısına uydurulmuş planı ile uzun dikdörggen tasarda olan akropolisin içeindeki yapılar tanımlanabilecek durumda değil; ancak kalıntılarıyla yoğun bir yerleşim gördüğü açıkça anlaşılmaktadır. Batı tarafında kendi içinde tutarlılık göstermeyen iki kule dışında, doğuda birbirine koşut iki kule adeta aşağı akropole geçişi sağlayan  kapıyı destekler durumda inşa edilmiştir. Güney tarafta, akropolün eteklerinde daha sağlam nitelikte ikinci bir sur duvarı bulunmaktadır. Bu surun güneybatı ve güneydoğu uçlarında iki kule kalıntısını korunmuştur. Buradan, yaklaşık 30 metre aşağıda yer alan aşağı akropole eğimli bir arazilye inilmektedir. Sözkonusu eğimli yolun kuzey tarafı korumasız, güney tarafı ise sur duvarlarıyla kuşatılmış ve aşağı akropolle bağlantı sağlanmıştır.

Kent surları genelde iyi korunmuş olmak birlikte bazı yerlerde tamamen yıkılmış durumdadır. Ancak anakayalık üzerine açılmış temel yuvalarından devamları izlenebilmektedir.

alinda-antik-kenti
Duvarlar yerel taştan ( granit ) kesilmiş dikdörtgen bloklardan oluşturulmuş olup, bloklar arasında hem estetik amaçlı hem de sağlamlaştırmaya yönelik atkı taşları kullanılmıştır. Kenarları işli, yüzeyleri bosajlı bırakılmış taşlarıyla yaklaşık izodomik özellik gösteren duvar işçiliği, olasılıkla daha sonraki dönemlerde yapılan onarımlardan kaynaklanan farklılıklar dışında, hemen her yerde aynı özelliği göstermektedir.

Yukarı akropol surlarında çok fazla sayıda olmasa da, özellikle aşağı akropolün batı tarafındaki surlarda iyi korunmuş örnekleri olan kuleler bulunmaktadır. Toplam sekiz örneği belirlenebilmekle beraber, tamamen yıkılmış olanların da anakayalıkta temel izleri saptanabilmektedir. Yaklaşık aynı aralıklarla yerleştirilmiş kuleler, dikdörtgen planı ve iki katlı olarak tasarlanmışlardır. Bunlar arasında kuşkusuz en iyi korunmuş olanı kentin kuzeyine egemen bir alana konumlandırılmış olan iki katlı bir kuledir. Düzgün işli taşlarla örülmüş görkemli kule ikinci katta pencereli ve ön tarafında kapı benzeri bir girişe sahiptir. Özenli duvar işçiliği surlara koşutluk içermektedir. Girişin üstünde eşit aralıklı dört yuvaya yer verilmiş olması, üst kata girişin buradan bir ahşap merdivenle sağlandığını düşündürmektedir. Duvarlardaki izlerden anlaşılabildiği kadarıyla, birinci ve ikinci kat da benzeri şekilde ahşap bir bölmeyle birbirinden ayrılmış olmalıydı.

alinda-antik-kenti-iki-kule

Söz konusu kulenin diğerlerinden daha görkemli bir yapıda olması ve araziye egemen yüksek bir konuma yerleştirilmesi olası askeri işleviyle bağlantılıdır. Kuzey Karia’da Teke Kale,Ataulusu, Kurun Dere, Hasanlar, Amyzon ve Alabanda da benzerlerinin bulunması ve bağlantılı yolların üzerinde yer almaları, kentler arası haberleşme ve olası saldırılara karşı uyarma işlevi yanısıra, Alinda ve Amyzon arasındaki askeri yolu denetim altında bulundurma amacına yönelik olduğunu göstermektedir.

alinda-antik-kenti-kapi

Sur duvarlarının ve kulelerin inşa tekniği birbirleriyle koşutluklar gösteri. Yatay düzenlenmiş bloklar arasında ucu görülecek şekilde yerleştirilmiş çapraz bloklar genel duvar tekniğini yansıtmaktadır. Bu teknik sur ve kuleler dışında, su kemerinde, yukarı akropol yapılarında, tiyatro ve agorada da gözlemlenmektedir. Alabanda ,Amyzon ve Teke Kale gibi merkezlerde de benzerlerini bulan bu duvar tekniğinin Kuzey Karia’da yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Koşutların ışığında Karia’da İ.Ö 7 ve erken 6. yüzyılda bilinen bu duvar tekniğinin İ.Ö 3. veya 2. yüzyıla kadar devam ettiği ve bunun yerini standart bloklarla örülü olanların aldığı saptanabilmektedir. Bu belirlem çerçevesinde, Alinda’danın Ada Dönemi’nde önem kazandığı da göz önünde bulundurulduğunda, olası erken yapılanmalar da dikkate alınarak, surların ve kulelerin ağırlıklı olarak İ.Ö 4. yüzyılda inşa edildikleri söylenebilir.

Alinda-antik-kenti-plani

İki akropol arasında bağlantıyı sağlayan eğimin başlangıcında, kuzey tarafta ve sur duvarının iç kesiminde anakayalığın derinliğine oyulmuş ve yer yer duvarla takviye edilereksağlamlaştırılmış sarnıçlar yer alır. Köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen biçimli sarnıçların dördü aynı doğrultuda, diğerleri ise farklı yönlerde konumlandırılmıştır. İçlerindeki sıvalar büyük oranda korunmuş ve üzerleri yerel kayalıktan kesilmiş ince, uzun bloklarla kapatılmıştır.

alinda-antik-kenti-tiyatro

Kaynak :

  1. Vecihi Özkaya, Oya San, Gürol Barın
  2. Karpuzlu kaymakamlığı
PAYLAŞ
Önceki İçerikAlabanda Antik Kenti – Çine – Aydın
Sonraki İçerikHomeros
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER