Göbeklitepe’de Ön Türk İzleri?

1749
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Göbeklitepe’de Şamanların ya da bir rahip sınıfının olup olmadığı mutlaka tartışılmalıdır. Şamanizmin Göbeklitepe’de olup olmadığı sorusunu tapınakları kazan Schmidt de dile getirmiş ve kitabına bu konuyla ilgili bir başlık açma gereği duymuştur. Fakat daha önce de söylediğim gibi Schmidt’in bahsettiği şamanizm bir tür avcı-toplayıcı türü şamanizmİdir ve Schmidt bunu doğal olarak belirli bir kültüre atfetmez. Klasik tarih bilgilerimize göre o devirde millet kavramı henüz oluşmamıştı. Fakat bu ortada bir Ön-Türk kültürü olmadığı anlamına gelmemeli. Peki bu şamanlar kimin şamanlarıydı? Hangi dili konuşurlardı? Göbeklitepe bulgularına bakıldığında Anadolu ve Orta Asya coğrafyasıyla bütünleşmiş bir şamanik kültür kendini göstermektedir. Genetik bulgular Neolitik Dönem toplumlarının bir kısmının Asya’dan göç etmiş olduğunu bize söyler. Fakat bu elbette şamanizmin Anadolu’da daha önce var olmadığı anlamına gelmez. Ortada bir şamanizm varsa bu şamanların, kamların Türk şamanları olması büyük bir ihtimaldir. Üstelik Ön-Türk kültürü Göbeklitepe zamanından binlerce yıl önce ortaya çıkmıştır. İlk tamganın M.Ö. 14 binlere tarihlendiğini hatırlatırım. Klaus Schmidt’in şu sözleri tam da bu noktada benim için büyük bir anlam taşımakta:

“M.Ö. 10000’lerdeki ilk Neolitik din, hangi tekil deneyimlere şekillenmiş olursa olsun, yeni bir yaratımdan daha çok, oldukça eski bir gelişmenin ürünüdür. Yazı öncesi toplumlarda bu konuda inandırıcı bir delil bulmak ya da içeriği anlayabilmek çok zor olsa da, mitler ve mitsel motiflerin çok eskiye dayandığını kabul edebiliriz.”

Göbeklitepe öncesi zaman diliminde tamgasıyla, dini inanışlarıyla, ritüelleriyle, yaşam tarzlarıyla tam anlamıyla bir kültür yaratabilmiş ve Göbeklitepe çevresindeki coğrafyada yaşamını sürdürmüş bir topluluk söyleyebilir misiniz? Ön-Türk kültürünün bu coğrafyada o dönem için belki de tek geçerli kültür olduğu varsayımını hiçe sayanlar bunun karşısında hangi kanıtlarla dikileceklerdir? Söyleyecek birşeyleri olmayanlar bunu sadece reddetme yoluna mı gideceklerdir? Göbeklitepe tapınaklarını incelerken tapınakları hep birbirinden ayrı düşünüp yalnızca dikilitaşlara ve diğer yapılara odaklandık. Bütüncül bir bakış açısı sergileyemedik. Tapınak planlarına tepeden bakıldığında tapınakların duvarlarla birbirine bağlı olup olmadığına dikkat edelim. Elbette tapınakların her biri ayrı bir işlem, ritüel için inşa edilmiş olabilir. Eğer bu tapınaklar gözlemevi olarak kullanıldılarsa her bir tapınak belki de ayrı göksel fenomenleri ölçmek için kullanılmıştı. Bazı tapınakların giriş kısımlarının kuzey-güney doğrultusunda değil de başka doğrultulara bakmaları belki de bu tapınakların farklı yıldızları veya takımyıldızları gözlemek için yapılmış olabileceğini bize söyler. Türklerde her yönün gezegeni, yıldızı, takımyıldızı vb. bulunurdu. Burada da aynı şey söz konusu olabilir mi bilemiyorum. Tapınaklarda yer alan dikilitaşlarda betimlemelerin tamamı erkek olarak resmedildiğinden belki de bu tapınaklar tamamıyla gökyüzü ile ilgiliydiler. Çünkü Mısır’a kadar ulaşmış antik inanışlarda (Hermetizm) gökyüzü erkek, yeryüzü kadın olarak düşünülmüştü ve gökyüzünün yeryüzünü (erkeğin kadını) dölleyerek dünyadaki yaşamın oluştuğu inancı mevcuttu.

Özellikle bu tapınaklara yukarından bakıldığında bir şaman labirenti izlenimi verir. Bu tür şaman labirentleri özellikle kaya resimlerinde çok kez karşımıza çıkmaktadır. Labirentler şamanın öteki dünyaya yolculuğunda geçiyor olduğu yolları veya zorlukları ifade eder. Labirent sembolü kutsal yol olarak da bilinir. Labirentler, göğün katlarını da temsil ederler. Çünkü şamanlar öte aleme yolculuklarında göğün katlarını da geçerler. Tanrıya ancak göğün katları geçilerek ulaşılabilir. Şamanlar kutup yıldızına ulaşmak için de ruhsal labirentleri kullanırlar. Belki de bazı merkezi dikilitaşların kuzey-güney yönlü yapılmalarının nedenlerinden birisi de budur. Göğün katları sembolizmi bazı dinlerde de kendine yer edinmiştir.

C tapınağında sarmal şekilde yollar belirgindir. Bu yollarda ilerleyen bir kişinin karşısına yolun sonunda yaban domuzu karşılar. Yaban domuzu sırt üstü yatar şekilde taşa işlenmiştir. Schmidt’e göre buradan bakanlara görsel olarak kişinin önünde ilerleyen yolun ölüler ülkesine gitmekte olduğunu gösterir. Bu tür bir ters hayvan figürü Karatepe’de Geç Hitit Dönemi’ne ait bir duvar resminde de görmekteyiz. Bütüncül bir bakış açısı altında tapınakları bir şaman labirenti olarak varsaymak mümkündür. Bana göre gerçekten de Schmidt’in Göbeklitepe’de şamanizmin yer alabileceği varsayımı doğrudur. Benim fikrime göre bu şamanizm bir Ön-Türk şamanizmidir.

Peki C tapınağı için başka bir varsayım yapabilir miyiz? Küçük bir labirente benzeyen bu tapınağının bir anlığına anne karnını andırdığını düşünelim. Benzemediğini söyleyemeyiz. Bu durumda tapınağın girişini de doğum kanalına benzetmek mümkün. Bu tapınakların ölü kültüyle ilgili olduğu su götürmez bir gerçek gibi duruyor. Fakat ya C tapınağı ölümün değil de doğumun tapınağıysa? Belki de öldükten sonra yeniden doğumun! Belki de öldükten sonra ruhun geri çağrılmak suretiyle gelip gelecekteki yeni yaşamı için beklediği bir mekandı bu tapınak. Yani ruhların AS’ılı olduğu yer. Yani cennet!

C tapınağı ister bir labirente benziyor olsun ister ana rahmine (belki her ikisi de), Göbeklitepe’de yılın belirli dönemlerinde (ekinoks, yaz gündönümü vb.) burada yaşayan topluluk için hayati öneme sahip ritüellerin yapıldığı ve bu ritüellerin öteki dünya ile iletişime geçebilme yeteneği olan şamanların yönetiminde gerçekleştirildiği kesin gibidir. Bu insanlar görünür dünyanın ötesi ile hissi bir bağlılık hissediyor ve onu her an anlamaya çalışıyorlardı. Bu kişiler için hayatın her anı birbirinden asla ayırmadıkları gökyüzü ve yeryüzü ruhlarının etkisinde sürüp gidiyordu. Bizim çoktan unutmuş olduğumuz doğanın gizli ruhları onlar için vazgeçilmez yaşam pınarlarıydı. Onlar baktıkları her yerde Tanrı’nın tezahürlerini görüyor ve yaşamlarını ve soylarını devam ettirebilmek için bu tezahürlerin kutlarını almaya çalışıyorlardı. Onlar doğa bütünün bir parçasıydı ve doğa onlar için vardı, onlarla birlikte vardı. Bizler gibi olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi yaşıyorlardı. Bizim gibi bu dünyayı öteki dünya için bir aracı olarak değil, öteki dünyayı bu dünyadaki yaşamın anlam vereni olarak görüyorlardı. Onlar Gök Tanrı’dan geliyor ve yine O’na dönüyorlardı.

 Göbeklitepe ve Ön Türk Kalıntılarının Karşılaştırılması

gobeklitepe-onturk-dikilitas

Solda Göbeklitepe dikilitaşlarının üzerine resmedilmiş hayvan figürlerini görmekteyiz. Hayvan figürleri dikilitaşa alt alta işlenmiştir. Sağda ise bir Türk dikilitaşını (geyiklitaş) görmekteyiz (Moğolistan). Yine bu dikilitaşta da hayvan figürleri alt alta işlenmiştir. Her iki dikilitaştaki uslüp birbirine çok benzemektedir. Ayrıca, her iki dikilitaşta da domuz kabartması mevcuttur. Bu iki dikilitaşı yapanların ortak bir inanışa sahip olması gerekmez mi? Bunun yanında, benzer sembol dünyasını kullanan kişilerin etkileşime geçmiş olma olasılığını göz ardı mı etmeliyiz?

gobeklitepe-anit

gobeklitepe-mogolistan

Göbeklitepe’de keşfedilmiş olan ve şu an Şanlıurfa müzesinde sergilenen bu totem yapıda doğum aşaması halinde betimlenen bir çocuk, bebek imgesi dikkat çekmektedir. Bu bebeğin elleri arasında yer alan bir kap, kadehle birlikte totem bize oldukça çarpıcı bir görüntü sunmaktadır. Kutsal bir anneden, tanrıçadan doğan kutsal bir bebek senaryosu anlatılıyor gibidir. Belki de bu totemde yeniden doğum, yaşam döngüsü, sonsuz döngü, sonsuzluk kavramları açıklanmaya çalışılmıştır.

Diğer resimdeyse Türk mitolojisinin en kutsal tanrıçası olan Umay Ana’nın bir heykelini görmekteyiz. Umay Ana Türk mitolojisinde bereketin ve doğumun simgesidir. Umay Ana doğacak çocukları belirler. Yaşam ağacının sahibidir. Umay Ana, karın bölgesinde yer alan bir bebekle birlikte canlandırılmıştır. Umay Ana’nın elinde bulunan kadeh ant kadehi (tolu) olarak bilinir. Ant kadehi Türkler’de sonsuzluğu, ebedi hayatı temsil eder.

O halde “Göbeklitepe toteminde yer alan bebeğin elleri arasındaki kadeh ant kadehi midir ve totemin kendisi acaba Doğuran Tanrıça veya Umay Ana’nın ilk versiyonlarından biri midir?” soruları bu noktada önem kazanmaktadır. Göbeklitepe’de keşfedilen çok sayıda Ön-Türk sembolünün yanına bu totemi de koyabilir miyiz?

 Göbeklitepe’de Eb (Em) Tamgası

Göbeklitepe bulgularından biri olan kırılmış bu tablette (üst) Türkler’e ait olan bir tamga görülmektedir. Bu, EB tamgasıdır. EB tamgası Türkler’in yaşamış olduğu her coğrafyada kullanılagelmiştir. Ayrıca EB tamgası Orhun yazıtlarında kullanılan harflerinden biridir. Göbeklitepe bulgularında rastlanan bu EB tamgası Göbeklitepe’de bir Ön-Türk varlığının başka bir kanıtı olabilir. (alt: Ümit Şıracı)

Göbeklitepe’de KÜN-AY Sembolü

gobeklitepe-kunay-sembolu-2

Türklerde evrensel dikotomi ilkesinin kriptografisi de mevcuttu. Türkçe ırk adı verilen bu kriptografiler noktalarla ve çizgilerle ifade edilirdi. Örneğin, yaruk (aydınlık) ilkesi tek sayı ve nokta (o) veya çizgi (-), Kararıg (karanlık) ilkesi ise iki sayısı ve iki nokta (o o) veya yan yana iki kısa çizgi ( – – ) şeklinde betimlenmekteydi. Tek sayılar yaruk, çift sayılar kararıg ilkesini temsil ediyordu. Yaruk ilkesinin gökteki temsilcisi Güneş, kararıg ilkesinin gökteki temsilcisi ise Ay’dı. Noktalar ve çizgiler çoğaltılarak doğanın çeşitli tezahürlerinin simgeleri yapılabiliyordu. Bu şekilde I Ching denilen bir felsefi sistem bile oluşturulmuştu.

Türklerde Kün-ay sembolü çok değerlidir. Güneş ve Ay’ı temsil eden bu sembol baharın ilk ayının ilk gününün işaretiydi. Ayrıca, bu simge hükümdarlık sembolü (ve beylik uğuru) olarak da bilinmekteydi. Bu simge Osmanlılarda mihr ü mah (güneş ve ay) olarak bilinirdi. Bu sembol Kün-Ay sembolünde noktalı ırkın kullanılmış olması da ayrıca manalıdır.

Sidharth, D tapınağının merkezi dikilitaşlarından birinde (dikilitaş 18) yer alan Güneş-Ay (Kün-ay) sembolünün bir güneş tutulmasını sembolize ediyor olabileceğini düşünmektedir Gerçekten tam da güneş tutulması yansıtılıyor gibidir. Elbette yalnızca bu sembolü göz önüne alarak D tapınağının bir gözlemevi olduğu söylenemez. Fakat Güneş ve Ay bir biçimde merkezi dikilitaşa işlenmiştir. Bu figürlerin Güneş ve Ay’ı temsil ediyor olduklarına Schmidt de katılmakta:

“Daire ve yarımay sembolünde, doğal olarak ‘Güneş ve Ay’ yorumu ağırlık kazanmaktadır… En azından GöbekliTepe’deki kaya yüzeylerinde çok sayıda daire sembolüne rastlamaktayız (ON tamgası???). Güney platosunda, neredeyse 1 m büyüklükte, dairesel disk biçimi verilmiş, ortasında merkezi bir çukurluk olan yuvarlak biçimli kaya işareti bulunmaktadır… Bu da en azından resim şifresinin, ‘Güneş ve Ay’ kuramına uygunluğunun ciddi olarak göz önüne alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.”

Bu Güneş ve Ay sembolünde kanımca bir gariplik vardır. Güneş ve Ay basitçe resmedilmek yerine Güneş’i sembolize eden dairenin ortasında merkezi bir çukurluk yapılmıştır. Biz bunu bir yerden hatırlıyoruz. Evet konumuz açısından gerçekten çok ilginç bir bulgu bu. Güneş diskinin ortasında bir çukurluk, oyuk bir daire var! Tam da Ön-Türk kültürünün Kün-Ay sembolünde olduğu gibi! Ön-Türkler, Emel Esin’in de “Türk Kozmolojisine Giriş” adlı kitabında açıkça anlattığı gibi yaruk ve kararug ilkeleri için çizgilerden ve yuvarlaklardan oluşan ırklar kullanmaktaydı. İşte bu yuvarlak işaretli ırklardan biri Göbeklitepe’de karşımıza çıkmakta! Bu, hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın bir Ön-Türk sembolü olan Kün-Ay’dır. Yuvarlak ırk Güneş’in içinde kullanılmıştır. Bu şekilde Güneş’in aydınlığın kaynağı olduğu belirtilmiştir. Emel Esin’e göre günümüzdeki Türk bayrağında yer alan semboller Kün ve Ay sembolleridir. Çu Türkleri de bundan 3000 yıl kadar önce bayraklarında Kün-Ay sembolünü kullanmışlardır. Eğer, Emel Esin haklıysa Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bayrağının kökenini yine Türkiye Cumhuriyeti topraklarında fakat bundan tam 12 bin yıl öncesinde buluyoruz! Tarihin bir oyunu mu? Bu kanıtı, bundan 12 bin yıl önce Anadolu topraklarında Göbeklitepe’de bir Ön-Türk varlığının en büyük kanıtlarından biri olarak görüyorum.

I sembolü karşılaştırılması

gobeklitepe-I-Sembolu

Göbeklitepe’de H ve I sembollerine birkaç yerde rastlanılmaktadır. I sembollerinden biri Dikilitaş 28’e de işlenmiştir. Aynı I sembolüne Fransa Korsika’da da rastlamaktayız. Ağasıoğlu’na göre Korsika stellerini Etrüsk Türkler’i yapmıştır. Bu durumda her iki yapıtları yapanların ortak bir inanışa sahip olması gerektiği sonucu ortaya çıkar.

Boğa kabartmaları arasındaki benzerlik

 Sol resimde Türkler’e ait olan bir dikilitaşta (Kernosovka, Ukrayna) boğa kabartmasını görüyoruz. Sağda ise Göbeklitepe dikilitaşlarının birine işlenmiş olan boğa kabartmasını görüyoruz. Bu iki figür arasında benzerlik görememek mümkün müdür? Üstelik Kernosobka dikilitaşının en üst kısmında bulunan üçlü yapının bir benzerini yine Göbeklitepe dikilitaşlarından birinde görmekteyiz.
gobeklitepe-boga-kabartmalari
Urmu Teorisi 
gobeklitepe2
Prof. Dr. Firudin Ağasıoğlu “Urmu Teorisi” adını verdiği tezinde Türklerin 6-20 bin yıl önce de Anadolu da yaşamış olduklarını söylüyor. Hatta Türklerin Anayurdunun Orta Asya değil Anadolu olduğunu öne sürüyor. Urmu Teorisi’nde dayanarak Göbeklitepe tapınaklarının olduğu bölgede ve M.Ö. 10 binli yıllarda Ön-Türklerin yaşadığını belirtiyor.

Kaynak: Dünyanın ve Ön-Türklerin İlk Tapınağı: GÖBEKLİTEPE – Özgür Barış Etli

PAYLAŞ
Önceki İçerikGöbeklitepe – Genel Bakış
Sonraki İçerik1944 Davası – Sabahattin Ali- Hüseyin Nihal Atsız – 1
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER