Göbeklitepenin Sırrı – Kozmik Ekinoks ve Kutsal Evlilik

2554

Bilinen medeniyetin en az iki kat kadar daha eskiye alınmasına neden olan bir yer Göbeklitepe. Bu Neolitik kült bölgesinin keşfi arkeologların insanlık tarihini yeniden gözden geçirme sebebi aynı zamanda. Göbeklitepe, Şanlıurfa sınırları içinde yer alıyor ve günümüz dünyasının en ilgi çeken arkeolojik alanlarından birisi olarak göze çarpıyor. Yapılan bilimsel araştırmalar sonucu Göbeklitepe tapınaklarının M.Ö. 9600’lı yıllarda inşa edilmeye başlandığı ortaya çıkıyor [8]. Bu döneme Çanak Çömleksiz Neolitik A Dönemi deniyor arkeoloji biliminin dilinde. Yani, Göbeklitepe tapınaklarının yapıldığı sırada ne Mısır ne de Sümer Uygarlığı mevcuttu. Göbeklitepe tapınaklarının keşfi dinin yerleşik hayattan sonra değil, daha önce olduğunu kanıtlaması bakımından arkeolojide tam bir paradigma kaymasına neden oldu. Göbeklitepe kazı başkanlığını yapan Klaus Schmidt Göbeklitepe’nin daha sonra ortaya çıkacak olan Mezopotamya uygarlıklarının kültürel altyapısını oluşturmuş olabileceğini düşünüyor [8]. Örneğin, buna göre Mısır ve Sümer tanrılarının kökeni Göbeklitepe’de aranabilir. Göbeklitepe tapınakları birçok yuvarlak ve kare formlu tapınağa ev sahipliği yapıyor. Bu yapılar tapınak olarak tanımlanabilir, çünkü Klaus Schmidt de dahil olmak üzere çok sayıda arkeolog bu yapıların kült ve dinsel amaçlı yapılmış olabileceğini düşünüyor. Schmidt, Göbeklitepe tapınaklarında etkin olan kesmin Neolitik Dönem şamanları olabileceğini de düşünüyor [8]. 1995 yılından beri yapılan kazı çalışmaları sonucu bugüne kadar 6 yapı gün yüzüne çıkartıldı. 2015 yılı itibariyle birkaç yapının daha gün yüzüne çıkartılmakta olduğu söylenebilir. A, B, C, D vb. harflerle adlandırılan tapınaklarda görülen temel özellik ortada iki adet T biçimli dikilitaş ve bunların etrafında yine T biçimli bazen 10 bazen 12 adet dikilitaş. Bu dikilitaşların yükseklikleri 3 – 6 metre arasında değişiyor. Yalnızca Göbeklitepe’de değil, Göbeklitepe’ye yakın Nevali Çori, Hamzan Tepe, Sefer Tepe, Karahan Tepe gibi Neolitik merkezlerde de bu T biçimli dikilitaşlar mevcut.

Göbeklitepe tapınaklarını oluşturan dikilitaşların hemen hemen hepsinde farklı türde hayvan kabartmaları bulunuyor. Oldukça gelişmiş bir sanat anlayışını gösteren bu figürler yılan, tilki, turna, yaban domuzu gibi hayvan betimlemelerinden oluşuyor. Bunun yanında Göbeklitepe tapınaklarında çeşitli hayvan heykelleri, totem direği, üzerinde semboller bulunan tabletler gibi bulgular da gün yüzüne çıkartıldı. Bazı dikilitaşlarda henüz anlamı çözülememiş semboller de bulunuyor. Bu sembollerden bazıları Göbeklitepe’nin sırlarından bazılarını çözebilmek adına oldukça önemli. H harfine ve I harfine benzeyen sembollerin yanında Klaus Schmidt’in de Güneş ve Ay olarak gördüğü bir sembol bu dikilitaşların birine işlenmiş olarak bulunuyor. D tapınağının merkezi dikilitaşlarının birine işlenmiş olan bu Güneş ve Ay sembolü oldukça dikkat çekicidir. Ay, hilal halinde betimlenmiş, Güneş ise merkezinde bir oyukla resmedilmiştir.

Bu sembolün astronomik bir anlam taşıyıp taşımadığı pek tartışmalı bir konu değildir. Güneş ve Ay gökyüzünde olduğuna göre sembolün anlamı da göksel, astronomik, kozmik bir mahiyet taşımalıdır. Belki de Göbeklitepe tapınakları gök cisimlerini gözlemek amaçlı yapılan bir gözlemeviydi. Milano Politeknik Üniversitesi’nden İtalyan arkeoastronom Giuglio Magli Göbeklitepe tapınaklarının Sirius yıldızının doğumunu kutlamak amaçlı yapılabileceği fikrini öne sürmüştü. Aynı şekilde astronom B. G. Sidharth Göbeklitepe D tapınağında yer alan 12 adet dikilitaşın yılın 12 ayını simgeliyor olabileceğini belirtmişti. Sidharth, ayrıca D tapınağında yer alan merkezi dikilitaşların birinde yer alan H’ye benzer sembolün Orion takımyıldızını, Güneş – Ay sembolünün ise bir güneş tutulmasını temsil ediyor olabileceğini düşünmüştü [4]. Bu H’ye benzer sembol Klaus Schmidt’e göre kadın ve erkeği temsil ediyordu [8]. Gerçekten de kadın ve erkek ellerini birbirlerine doğru kaldırmış ve birleştirmiş gibi bir görüntü vardır bu sembol yakından incelendiğinde. Bunun yanında Joe Plegge “Turkish Stonehenge: Göbeklitepe” adlı kitabında D tapınağının delikli dikilitaşının ekinoks ve gün dönümü günlerini belirlemek amaçlı tasarlanmış olabileceğini belirtiyor. Güneş ışığı örneğin ekinoks gününde bir dikilitaşta bulunan delikten geçip belirli başka bir dikilitaşın üzerine düşüyor ve böylece ekinoks gününün geldiği anlaşılıyor [7].

Bu iki sembolün yer aldığı dikilitaşın insanı stilize ettiği genel kabul edilen bir görüştür. Çünkü, eller ve kollar net bir şekilde belli olmaktadır. Yüz betimlenmemiştir. Kollar her iki yandan bel bölgesine doğru iniyor ve sonrasında eller göbek bölgesinin önünde birleşiyor. Bu duruşun özel bir duruş olduğu bellidir, lakin Sümer bereket tanrıçası İnanna’nın da bu şekilde bir duruşu betimleyen bir heykelciği vardır. Yalnızca Sümer’de değil dünyanın birçok farklı yerinde ortaya çıkarılan heykel ve heykelciklerde bu duruş biçimi görülür. Bilim insanlarına göre bu duruş şekli doğum anını, doğumu ya da yeniden doğuşu temsil eder. Örneğin, Pasifik Okyanusu’nda yer alan Easter Adası’nın ünlü dev heykellerinin duruş biçimi de yine bu şekildedir.

D tapınağı merkezi dikilitaşında yer alan Güneş ve Ay sembolü yalnızca Göbeklitepe’de görülmez. Çok daha sonra Akadlar’ın ve Sümerliler’in duvar resimlerinde bu Güneş – Ay sembolüne rastlarız. Bu simge Emel Esin’e göre Türkler’in Kün-Ay adını verdiği semboldür [3]. Yani Güneş ve Ay. Türkler’de bu sembolün oldukça kutsal bir önemi vardır. Emel Esin’e göre Güneş ve Ay’ı temsil eden bu sembol yeni hilal gününün, baharın ilk ayının ilk gününün işaretiydi. Yani gün ve gecenin birbirine eşit olduğu günlerden biri olan ekinoks gününün sembolüydü aynı zamanda. Türkler bu dönemde ilkbaharın gelişini, yani doğanın uyanışını, yeniden doğuşunu kutlardı. Bu dönemde toprağın bereketi artar ve toprak bolca ürün verirdi. Emel Esin, Çu Türkleri’nin bu Kün-Ay simgesini bayraklarında sembol olarak kullanmış olduklarını söylemektedir. Ona göre günümüz Türk bayrağındaki ay-yıldız simgesinin kökeninde de bu Kün-Ay sembolü vardır [3]. Hun Türkleri’nin sanat eserlerinde Kün-Ay sembolü bulunurdu. Göktürk paralarında da ay-yıldız motiflerini görmek mümkündür. Moğolistan’ın bugünkü bayrağında iki sütun ve bir Kün-Ay sembolü bulunur. Kün-Ay sembolü ile Göbeklitepe’de bulunan Güneş – Ay sembolü birbirine benzer değildir: tamamen aynıdır. Her iki sembolde de Güneş simgesinin içinde merkezi bir çukurluk, oyuk vardır. Bu rastlantı olarak ifade edilemeyecek kadar ortak bir betimlemedir. Emel Esin’e göre bu merkezi çukurluk doğanın aydınlık yönünü betimleyen bir semboldür [3]. Türk bayrağının kökeni o halde Göbeklitepe’ye kadar dayanıyor denilebilir. Kün – Ay sembolünü Ay – yıldız sembolü olarak  görebiliriz bu durumda. İlkbaharın gelişini temsil ettiğinden, yeniden doğuşu ve bereketi de temsil eder aynı zamanda.

Dr. Cathy Burns’ün “ The Hidden Secrets Of The Eastern Star” adlı çalışmasında ay-yıldız figürü “bereket sembolü” olarak açıklanmıştır [1]. Aynı sembol Kıbrıs paralarında Afrodit sembolünün yanında ay-yıldız sembolü olarak görülmektedir. Bilindiği üzere Afrodit aşk ve güzellik tanrıçası olduğu kadar bereket tanrıçasıdır da. Sümer’deki İnanna’nın antik Yunan mitolojisindeki karşılığıdır Afrodit. Bunun yanında, İnanna’nın sembollerinden birisi de ay-yıldızdır. Hititler’de bu simge yeniden doğunun sembolüdür. Kızılderililer de ay-yıldız simgesini güneş tutulmasını ifade etmek adına kullanmıştır. Fakat ay-yıldız göksel kökenli olmasının ötesinde, baharda yeniden doğuşun sembolü olarak görülmelidir. Çünkü bu yöndeki kültürel kanıtlar daha fazla ve baskındır. O halde Göbeklitepe’deki Güneş – Ay sembolü ilkbaharın başlangıcının, ekinoksun, yeniden doğuşun simgesidir. Güneş-Ay sembolünün hemen üzerinde yer alan H sembolünün de kadın-erkek birlikteğini temsil edebileceğini düşündüğümüzde bir kadın erkek birlikteğiyle veya tanrı-tanrıça evliliğiyle bahar ayında bir yeniden doğuşun tasvir edildiğini düşünebilir miyiz? Üstelik elimizde kutsal doğumu ifade edebilecek kutsal bir duruş şekli de var. Dikilitaşlardaki ellerin pozisyonu doğumu temsil eder. Peki bu tür bir tanrı-tanrıça evliliğine nerede, hangi kültürde rastlayabiliriz? İlk akla gelen mutlaka Sümer tanrıçası İnanna ve çoban Tammuz’un kutsal ilkbahar evliliğidir.

İnanna, gökyüzüne ve yeryüzüne egemen bir tanrıçaydı. İnsanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü verirdi. Hakkında şairler çok sayıda hikaye yazmışlardı. Bunlardan en ünlüsü hiç kuşkusuz İnanna ve çoban Dumuzi’nin yani Tammuz’un ülkeye bereket adına evlenmesi hikayesiydi. Sümer’de ürünlerin bolluğu toprağın verimli olmasına bağlıydı. Bu da cinsel bir güç ile sağlanabilirdi Sümerliler’e göre. Sümerliler bu cinsel güce kalbin suyu diyorlardı. Göbeklitepe toplumu için de hiç kuşkusuz ürünlerin çoğalması ve toprağın bereketli olması en önemli konuydu. Çünkü o dönemde tarıma yeni geçiliyordu veya çok yeni geçilmişti. Dumuzi ya da Tammuz yeraltından yeryüzüne bahar zamanı çıkarak karısıyla birleşir. İşte bu birleşme sonunda yeryüzünde bütün bitkiler yerden fışkıracak, hayvanlar yavrulayarak, yumurtlayarak çoğalacak, her hafta bereket gelecektir. İşte bu yüzden o gün yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş Sümer din bilginlerine göre. Sümerliler bu birleşmeyi ülkenin kralıyla yüksek düzeydeki bir rahibeyi her yeni yılda büyük şenliklerle evlendirerek sembolize etmişlerdir. Törenlerde tanrıça yerine rahibe getirilmiştir. Muazzez İlmiye Çığ’a göre hıdrellez şenliklerinin kökeninde de bu Sümer inanışı vardır [2]. Tammuz, yılın bir ayına isim olarak da verilmiştir. İnanna ve Tammuz bir çift olarak Sümer duvar resimlerinde de yan yana ve ellerini birbirine uzatmış şekilde betimlenmiştir.

Anadolu’da ise bereket kültü Kybele Ana ile bilinir. Kybele, tanrıların anasıdır. Aynı zamanda ay tanrıçasıdır[6]. Yeryüzüne bereket onun sayesinde gelir. Elbette Kybele’ye bir eş gerekir. Bu da tanrı Atis’tir. Atis, tıpkı Tammuz gibi sonbaharda ölür ve ilkbaharda yeniden doğar. Anadolu’da arkeolojik bulgularda çok sayıda farklı dönemlere ait çift başlı heykelcikler bulunmuştur. Bu heykelciklere çifte tanrıça adı verilir. Halikarnas Balıkçısı lakaplı bilgin Cevat Şakir’e göre bunlar tanrıça ve sevgilisini sembolize eder [5]. Ürünlerin verimi, toprağın bereketi Kybele’nin memnun olmasına bağlıdır. Kybele, baharı doğurandır. Onun doğurganlığı sayesinde toprak ürün verir. Bu yüzden dönem dönem Anadolu’da Kybele’ye kurban verilmiştir. Erkekler erkekliklerinden fedakarlık ederek toprağın gebe kalmasını sağlarlardı. Halikarnas Balıkçısı’na göre tanrıların anasına tapma tarihin karanlık devirlerine kadar uzanmaktadır. Ona göre anatanrıça kültü Anadolu ve Bereketli Hilal’de oldukça yaygındı [5]. Bereketli Hilal, Kuzey Mezopotamya Bölgesi’ni yani Göbeklitepe’nin bulunduğu bölgeyi de içine alır.

Anlaşılan medeniyetin ilk dönemlerinden beri toprak ana kutsal sayılmıştır. Toprağın doğurganlığı yaşamın devamı için en hayati olgudur. Bu yüzden doğum, ölüm ve yeniden doğuş kavramları daha başlangıçta en önemli kavramlar olmuş olmalı. Bu nedenle medeniyetin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilen Göbeklitepe tapınaklarında Sümer’deki gibi bir kutsal evlenme törenlerinin yapılmış olduğunu düşünebilir miyiz? Klaus Schmidt’in öne sürdüğü fikre göre Göbeklitepe’deki kültür, daha sonradan Sümer ve Mısır uygarlıklarının kültürel alt yapısını oluşturur. O halde zamanı geriye sararak Sümerliler’in kültürel ögelerinin bir kısmını Göbeklitepe’de görüyor olmamız gerekir.

Göbeklitepe D tapınağının merkezi dikilitaşlarının birinde betimlenmiş Güneş ve Ay sembolünün ekinoks zamanını, Türklerce denildiğine göre Güneş’in ve Ay’ın görüşmesini, ilkbaharın başlangıcını temsil ettiğini söyleyebilir miyiz? Bulgulara göre bunu dillendirme özgürlüğüne sahibiz. Bu Kün-Ay simgesi ilkbaharda toprağın yeniden doğuşunu, doğanın yeniden canlanışını sembolize ediyor olabilir. Yeniden doğuş Sümer’de İnanna ve Dumuzi’nin birlikteliğiyle temsil edildiği için dikilitaşta Güneş ve Ay simgesinin hemen üzerinde yer alan kadın ve erkek betimlemesini de kadın – erkek veya tanrı – tanrıça birlikteliği olarak görebiliriz. Yani, İnanna ve Dumuzi olarak. D tapınağının çembersel formda yapılmış olması da belki doğadaki bu yaşam-ölümyeniden doğuş döngüsünü yansıtıyor olabilir. D tapınağının merkezinde iki dikilitaş olduğu biliniyor. Bu dikilitaşlar doğumu sembolize eden dikilitaşlar olarak görülebilir çünkü insanı stilize eden ve ellerin göbek hizasında olarak gösteren duruş biçimi İnanna’nın da duruş biçimidir. Belki de bunların sayısının iki olması Kybele kültünün de temelini oluşturuyordur. Bu dikilitaşlar çift tanrıçayı veya tanrı-tanrıça ikilisinin dünyadaki ilk örneklerini veriyordur. Tüm bunların yanında bu sembollerin olmadığı dikilitaşta da Klaus Schmidt’in boğa olarak gördüğü bir sembol vardır [8]. Boğa da medeniyetin başından beri bereket ve üretkenlik sembolü olarak görülürdü. Bu sembolün daha çok ana rahmine benzediği de düşünülebilir.

Tüm bu parametreler yan yana konulduğunda tesadüfün önüne geçilmiş olur. Belli ki Sümer’in ve Anadolu’nun bereket kültünün kökeni Neolitik Dönem Göbeklitepesi’dir. Dişi-erkek sembolünün İnanna ve Dumuzi’yi, Güneş-Ay sembolünün ilkbaharın başlangıcını, doğanın yeniden doğuşunu, dikilitaşta ellerin duruş biçiminin doğumu temsil edebileceği düşünüldüğünde Göbeklitepe’de bir zamanlar kutsal evlilik töreninin ve kozmik ekinoksun ritüellerle kutlanmış olabileceği açıkça ortaya çıkar. İlk defa bu gözle bakılan Göbeklitepe’nin sırlarından biri belki de bu şekilde çözülmüş olabilir. Tüm bu bulmacayı çözerken tarihin bir cilvesi gereği Türk bayrağının kökeninin Göbeklitepe ve anlamının da aynı zamanda bir kozmik ifade de olan ‘ekinoks zamanı yeniden doğuş’ olduğu farkedilmiş olundu.

Kaynaklar: [1] Burns, C., “The Hidden Secrets Of The Eastern Star”, 1994. [2] Çığ, M. İ., “İnanna’nın Aşkı: Sumer’de İnanç ve Kutsal Evlenme”, 9. bs., İstanbul, 2014. [3] Esin, E., “Türk Kozmolojisi’ne Giriş”, İstanbul, 2001. [4] Etli, Ö. B., “Dünyanın İlk Gözlemevi: Göbeklitepe Tapınağı”, Popüler Bilim Dergisi, Sayı: 229, 2014. [5] Halikarnas Balıkçısı, “Altıncı Kıta Akdeniz”, 5. bs., Ankara, 2007. [6] Halikarnas Balıkçısı, “Anadolu Tanrıları”, 10. bs., Ankara, 2010. [7] Plegge, J., “Turkish Stonehenge: Göbeklitepe”, 2012. [8] Schmidt, K., “Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar”, İstanbul, 2006.

Makale: Özgür Barış Etli – Gökbilimci

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikPaganizm Nedir?
Sonraki İçerikTürk Bayrağının Kozmik Kökeni
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER