Kız Kulesi

341
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne açıldığı yerde, Anadolu yakasına yakın, Salacak kıyısına 100 metre mesafede, kayalıklar üzerine yapılmış bir kuledir. Yapılış tarihi ve gâyesi hakkında çeşitli söylentiler vardır. Milattan önce 410 yılında, Atinalı kumandan Alkhibiades, Kapıdağ Yarımadası’ndaki Kyzikos zaferinden sonra buraya, Karadeniz’den gelen gemileri kontrol altında bulundurmak amacıyla bir gümrük yeri yaptırmıştır.

12. yüzyılda Bizans İmparatoru I.Manuel Komnenos (1143-1180) aynı yerde yaptırdığı kule ile Sarayburnu’nda Bizans içkalesinin önünde bulunan Mangana Kulesi arasında zincir gerdirerek, boğazı kapatmıştır. Kız Kulesi ile kara arasındaki sığ kısmı da sağlam bir duvarla kale gibi kapatmıştır. Zincirin ağırlığı kulelere zarar vermesin diye, denizde muayyen aralıklarla ahşap sallar geçirilmiştir.

1422-konstantinapolis-istanbul haritasi

Konstantinapolis- İstanbul- 1422 Haritası

Bir söylentiye göre I.Manuel Komnenos’un, damatlığa lâyık görmediği Leandra’yı bu kuleye hapsettiği söylenir. Bu bakımdan Kule, Leandra Kulesi diye de adlandırılır. Ayrıca, tepesinde öküz kitabeli mermer heykel olduğu için Damalis (Öküz Kulesi) veya küçük kule anlamına gelen Arkala (greklerin tabiriyle Arkla) isimleri ile de anılır. “Atinalı general Hares, sevgili karısının hâtırasına yapmıştır” veya “Konstantin, falcının kehanetinden kızını korumak için yapmıştır” gibi söylentiler de yaygındır.

Evliya Çelebi, Kız Kulesi’nin Battal Gazi ile ilgisinden şöyle bahseder: Battal Gazi tam yedi sene Salacak’da konaklar, buraları imar eder. Sonra Şam seferine çıkar. Bunu fırsat bilen Üsküdar Tekfuru hazinesini ve kızını evvelce yaptırmış olduğu bu kuleye kaçırır. Şam’dan zaferle dönen Battal Gazi 100 askeriyle Üsküdar’ı basar ve Tekfur’un kızıyla hazineye el koyar.

Fatih Sultan Mehmed, 1453’de İstanbul’u aldıktan sonra buraya bir nöbetçi birliği yerleştirmiş ve yapıyı sağlamlaştırmıştır. Her akşam yatsıdan sonra ve seher vakti, kulede mehter nöbet çalmaya başlamıştır. Bayramlarda ve padişahların tahta çıktıkları zaman sahil saraylarını ziyaretlerinde Kız Kulesi’nden top atışı yapılması gelenek haline gelmiştir.

Yurdumuzda karantina mevzuatının 1838’deki uygulamalarından önce, ordu birliklerinin çoğunlukla yerleştirildikleri İstanbul’da, asker arasında görülen salgın hastalıklar, özellikle kolera ve veba musablarını (yâni bütün bulaşıcı hastalıklara yakalananları) tecrit ve tedâvi maksadıyla Maltepe Asker Hastanesi ve Kız Kulesi’nin kullanıldığı görülmektedir.

Kulenin birinci katında içiçe iki oda, bir depo vardır. Buradan sekiz basamaklı bir merdivenle asıl kulenin kapısına çıkılır. Buradan ondört basamaklı bir merdivenle üçüncü kata çıkılır. Dörtköşe olan bu kattan dışarıya sekiz pencere açılır. Burada demir parmaklıklarla çevrilmiş gezinti yeri vardır. Bir üst kata tekrar onüç basamakla çıkılır. Üst tabakada iki kat halindedir.”

kizkulesi-ic-fotografi

Bir dönem de kulede siyanür depolanmıştır. Üsküdar Belediyesi’nin yapıyı turistik tesis olarak planlama girişimiyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 1992 yılında aldığı karar sonrası siyanürler, Tuzla’daki bir depoya taşınmıştır. 1994 yılında kule, Ulaştırma Bakanlığı’ndan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredilmiştir.

2000 yılının Ekim ayında açılan Kız Kulesi’nin son işlevi de turistik hizmet olmuştur.

kiz-kulesi-havadan-gorunumu

Osmanlı arşivlerinde, Kız Kulesi’nin onarımıyla ilgili çok sayıda belge bulunması, kulenin bu hassas yapısı nedeniyledir. Yapılan onarımların niteliklerini ve ayrıntılarını anlamada en değerli kaynak olan onarım keşiflerinin yanı sıra, muhasebe kayıtları ve hatt-ı hümâyunlar da, yapının tarihine ışık tutmaktadır.

Kız Kulesi’nin 18. yüzyılda kapsamlı bir onarım geçirmesine yol açan ilk olayın bir yangın olduğu anlaşılmaktadır. 1720/21’de ahşap fenerden sıçrayan bir kıvılcımın kuleyi sarması büyük tahribata yol açmış, 1725/26’da, Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın girişimiyle kule, kurşun kubbeli ve fener bölümü de kargir ve camlı olarak restore edilmiştir.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde, Kız Kulesi’nin 18. yüzyıldaki onarımlarına ait, inceleyebildiğimiz en eski belge 5 Zilhicce 1143 (11 Haziran 1731) tarihli bir muhasebe kaydıdır.

Kız Kulesi’nin 18. yüzyılda geçirdiği onarımları çok ayrıntılı bir biçimde ortaya koyan belgelerden biri, dönemin Hassa Başmimarı Elhac Ahmed Ağa tarafından hazırlanarak 3 Ramazan 1174’te (8 Nisan 1761) sunulmuş olan onarım keşfidir. Ahmed Ağa, çıkarılan ferman uyarınca “Kule-i Duhter’e varıldığı”nı ve yapılan muayene sonucunda kule üzerindeki kurşun örtünün “mürur-ı ezman” (geçen zaman) ile “haraba müşrif” (harap olmaya yüz tutmuş) olduğunun görüldüğünü belirtmektedir. Bu ifadeden, kule örtüsünün uzun bir süredir onarım görmediği anlaşılmaktadır. Mimar Ağa, rüzgarın şiddetiyle yerinden kopup “zayi olan” kurşunlar nedeniyle çatıların ve külahın yağmur altında kalıp çürüdüğünü, bu yüzden de yenilenmeleri gerektiğini saptamıştır

Bu kayıtta, kulenin feneri ile top mazgallarının ve “mevazi-i saire”sinin (diğer yerlerinin) tamire muhtaç oldukları için dönemin Hassa Başmimarı Mehmed Ağa tarafından düzenlenen keşif defteri uyarınca onarıldıkları belirtilmekte ve başlangıçta 215 kuruş olarak tahmin edilen onarım bedeli için Hazine-i Amire’den 180 kuruş verildiği ifade edilmektedir. Burada adı geçen mimar, Lale Devri’nin ünlü Başmimarı Kayseri’li Mehmed Ağa’dır. Bu kısa muhasebe kaydında, doğal olarak başka hiçbir teknik ayrıntı belirtilmemiştir.

• Ada üzerinde, dalgaların yerinden kaldırarak denize sürüklediği küfeki taşları yerine yenilerinin döşenmesi ve çeşitli kesimlerde yerinden oynamış döşeme taşlarının kenetlerle birbirine tutturulması;

• Tüm kule çevresinde derz onarımı yapılması;

• Kapı önünde, sofa üzerindeki kiremitlerin aktarılması ve çatının onarılması

• 1,5 zira x 2,5 zira (yaklaşık 1.10 x 1.90 m) boyutlarındaki ahşap kule kapısının yeniden yapılması;

• Kule külahı üzerindeki kurşunların onarılması ve şiddetli rüzgar nedeniyle yerinden uçmuş olan 14 adet kurşun levha yerine yenilerinin konulması;

• Kule içindeki sarnıca “horasanlı cilalı sıva” ve “lökün kalay” uygulanması;

• Lodos tarafında (güneyde) demir kapının yenilenmesi;

• Lodos tarafında taş sofanın altındaki bozulmuş yere büyük taşlarla kargir rıhtım yapılması;

• Kayık çekilen yere kargir rıhtım yapılması. Bu işlemlerin tamamlanabilmesi için gereken tutarı 2 526 kuruş, 3 akçe olarak hesaplayan Başmimar Elhac Ahmed Ağa, onarım sona erdiğinde yeniden keşif yapılması koşuluyla şerh vermekte ve onarıma başlanması için emir ve ferman çıkarılmasını dilemektedir.

Kaynak : 

  1.  METU -JFA – Deniz Mazlum’un makalesi  http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2007/cilt24/sayi_1/35-47.pdf
  2. Vildan Göksoy Özkan’un makalesi  http://www.istjss.org/resim/2012_summer_1_1.pdf
PAYLAŞ
Önceki İçerikAsya Tiyatrosu
Sonraki İçerikMavi Trenin Esrarı – Agatha Christie
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER