Neolitik Sanat

392

Neolitik sanatı hakkında en çarpıcı şeylerden biri, neyi betimlemediğidir. İnsan­ların sanatlarında neyi betimlemediği, ne yaptıklarına ilişkin çok şey söyler. Daha sonraki sanattan çok farklı olarak, Neolitik sanatında yokluğu dikkat çeken önemli bir tema, silahlı, kuvvetli, acımasız ve şiddet temelli gücü idealize eden imaj­lardır. Burada “kutsal savaşçıların veya savaş sahnelerinin imajları yoktur. Zırhlarında esirleri sürükleyen “kahraman fatihlerin” veya diğer kölelik göstergelerinin işaretleri de yoktur.

Aynı zamanda erkek egemen akıncıların en eski ve en ilkel kalıntılarından çok farklı olarak, Tanrıça’ ya tapınan Neolitik toplumlarında çarpıcı olan, bol masraflı “reis” cenazelerinin olmamasıdır. Ve daha sonraki Mısır gibi erkek egemen medeniyetlerin belirgin ölçüde tersine, halkı ölümle gelen fedakarlıklarından dolayı öbür dünyada daha güçsüz insanlara çeviren güçlü hükümdarların işareti yoktur.

turk-kaya-resimleri

Gene daha sonraki tahakküm toplumlarından çok farklı olarak, burada gizli si­lahların veya silahlara yönelik maddi teknolojinin ve tabii kaynakların yoğun uygu­lamasını bulamıyoruz. Bunun çok daha, ve gerçekten, tipik olarak barışçı bir dönem olduğu çıkarsaması, başka bir şeyin yokluğuyla daha da güçlendirilmiştir: askeri tah­kimat. Yalnızca tedricen bunlar ortaya çıkmaya başlamıştır, görünüşte dünyanın çevre alanlarından gelen savaşçı göçebe gruplardan gelen baskıya karşılık olarak…

catalhoyuk

Neolitik sanatında, ne Tanrıça ne de rekabetçi oğlu güçle ilişkilendirmeyi öğ­rendiğimiz -baltalar, kılıçlar veya yıldırımlar- amblemleri taşımaz. Bunlar, öldürme ve sakatlamayla kendisine bağlılığı sağlayan, dünyadaki egemen ve/veya tanrının sem­bolleridir. Bunun ötesinde, dönemin sanatı, çarpıcı biçimde yönetici-yöneten imajla­rından yoksundur. Efendi-köle teması tahakküm toplumlarının karakteristik özellik­lerindendir.

Her yerde bulduğumuz -küçük tapınaklarda ve evlerde, duvar resimlerinde, vazo­lardaki dekoratif motiflerde, çevredeki heykellerde, kil heykelciklerde ve bas rölyefler­de- tabiattan alınmış zengin semboller bütünüdür. Tanrıça’ya tapınmayla ilgili olarak bunlar, hayatın güzelliğine ve gizemine karşı duyulan huşu ve merakı açıklarlar.

neolitik-macaristan-buluntulari

Güneş ve suyun yaşamı sağlayan öğeleri vardır, örneğin Macaristan’da yaklaşık İ.Ö. 5000’den Eski Avrupa baltası üzerine işlenmiş, büklüm denilen dalgalı biçimde geometrik desenler (akan suyu sembolize ederler) bulunmaktadır. Çatalhöyük tapı­naklarının duvarlarına çizilmiş kocaman eğik boynuzları ve taştan devasa kafaları olan boğalar, Romanya’nın güneyinden pişmiş topraktan kirpiler, Bulgaristan’dan dişi ge­yik biçiminde ritüel vazoları, üzerinde balık yüzü motifi bulunan yu murta şeklinde taş heykeller ve kuş biçiminde kült vazoları…

tanrica-heykelleri-antik-avrupa
Tarihi dönemlerde bile Tanrıça’nın dönüştürücü gücü ile özdeşleştirilen, meta­morfozun sembolleri olan yılan ve kelebekler vardır. Güney Girit’teki Zakro’da bu­lunan bir mühürde Tanrıça, gözü olan kelebeğin kanatlarıyla betimlenmiştir. Daha sonraki Girit’te de çift başlı balta, tarım alanlarını temizlemek için kullanılan çapayı anımsatan kelebeğin stilize halidir. Eski derisinden sıyrılan ve “yeniden doğan” yılan gibi, Tanrıça’nın tezahürünün bir parçası, üstelik onun yeniden doğuş güçlerinin diğer bir sembolüdür.Ve her yerde, duvar resimlerinde, heykellerde ve adak heykelciklerinde­ Tanrıça’nın imajlarını buluruz. Bakire’nin, Kadın Ata’nın veya Kadın Yaratıcı’nın çeşitli vücut buluşlarında o, suların, kuşların ve yer altı dünyasının Hanımefendisi veya yal­nızca kollarında tanrısal çocuğu emekleyen tanrısal Annedir.

romanya-neolitik-cag-tanrica-heykeli

Bazı imajlar o kadar gerçekçidir ki neredeyse gerçek hayattan alınmıştır, batı Slovakya’da İ.Ö. beşinci bin yılın başlarından kalan bir mezarlıkta çukur tabakta yı­lankavi yürüyen yılan gibi. Diğerleri o kadar stilize edilmiştir ki, en “modern” sanatı­mızdan bile daha soyutturlar. Bunlar arasında, güneydoğu Macaristan ‘daki Tisza kültüründen üzerine oyulmuş ideogramları olan, tahta çıkmış Tanrıça şeklinde büyük, stilize edilmiş, kutsal vazo veya kadeh; Romanya’dan, İ.Ö. 5000 tarihli, kafası sütun biçiminde, kolları birbirine kavuşmuş Tanrıça; orta Bulgaristan’daki Tell Azmak’tan, İ.Ö. 6000’den kalan şematize kolları ve abartılı üçgen kasığı olan mermer Tanrıça hey­kelciği bulunmaktadır. Üstelik, 8000 yaşındaki, bir şekilde Kanatlı Zafer adlı klasik Grek heykelini anımsatan kadın memeleri olan, boynuzlu terra-cotta ayakları ve zarif şekilleri ve zengin geometrik yılankavi tasarımları olan, boyalı Cucuteni vazoları gibi diğer imajlar da tuhaf şekilde güzeldir. Tanrıça’nın göbeğine veya memelerinin yakı­nına oyulmuş haçlar gibi ötekiler, kendimizin en önemli sembollerinden bazılarının daha önceki anlamları hakkında ilginç sorular uyandırırlar.

Bu imajların çoğuna ilişkin, düş gibi tuhaf nitelikli, esrarlı ritüelleri ve uzun sü­redir unutulmuş efsaneleri davet eden bir fantezi duygusu vardır. Örneğin, Vinca heykeli üzerinde kuş kafalı bir kadın ve elinde tuttuğu kuş kafalı bebek, muhtemelen bir kuş Tanrıça ve onun tanrısal çocuğu hakkında mitolojik bir hikayeyi temsil eden antik ayinlerin maskeli baş kahramanını düşündürmektedir. Benzer şekilde, İ.Ö. 4000 Makedonyası’ndan, insan gözlü, terra-cotta boğa kafası, başka bir Neolitik ritüeli ve efsanesinin maskeli baş kahramanını çağrıştırmaktadır. Bu maskeli figürlerin bazıla­rı, iyi kalpli veya tehditkar kozmik güçleri temsil eder görünmektedir. Ötekilerin İ.Ö. beşinci bin yıldan pamuklu külotu ve cüsseli göbeği olan maskeli adam gibi mizahi bir etkisi vardır. Fafkos, Gimbutas tarafından muhtemelen komik bir aktör olarak be­timlenmiştir. Aynı zamanda, Gimbutas’ın kozmik yumurtalar dediği nesneler vardır. Bunlar da vücudu, doğanın esrarengiz, çevrimsel yeniden doğuşu yoluyla, doğum mucizesine ve ölümü hayata dönüştürme gücüne sahip, tanrısal Kadeh’le sembolize edilen, Tanrıça’nın sembolleridir.

catal-hoyuk-duvar-resimleri

Gerçekten de Tanrıça ile kişileştirilen tabiattaki her şeyin bir olduğu teması, Neo­litik sanatına nüfuz etmiş görünmektedir. Burada evreni yöneten temel güç, insanlara hayat veren, onları maddi ve manevi yönde doyuran ve ölümde bile çocuklarının on­ları kozmik rahmine almasına bel bağlanan tanrısal Annedir. Örneğin, Çatalhöyük’teki tapınaklarda Tanrıça’nın hem hamile hem doğum ya­pan temsillerini buluruz. Sıklıkla, ona leopar ve özellikle boğa gibi güçlü hayvanlar eşlik eder.

gobekli-tepe

Doğadaki bütün hayatın birliğinin sembolü olarak, bazı temsillerinde kendisi kıs­men insan kısmen hayvandır.Daha karanlık yönlerinde bile, araştırmacıların uhrevi, veya dünyevi dediği, hala doğal düzenin parçası olarak betimlenir. Bütün hayat ondan doğduğu için, hayat ölümde de yeniden doğmak için ona döner. Denilebilir ki araştırmacıların Tanrıça’nın uhrevi yönü dediği, gerçeküstücü veya bazen grotesk biçimde betimlediği yön, atalarımızın gölgelenmiş bilinmeyene bir ad ve şekil verme yoluyla gerçekliğin karanlık yönüyle uğraşma girişimini temsil ediyor­du. Bu uhrevi imajlar-masklar, duvar resimleri ve ölümü fantastik ve bazen mizahi biçimlerde sembolize eden nesneler-dini olanı açığa vurmak için tasarlanacak, böy­lelikle dünyayı yöneten hem tehlikeli hem de aynı zamanda iyi kalpli kuvvetlerin bir çeşit mistik birliğini başlatacaktı.

Böylelikle, hayatın dini imajlarda ve ritüellerde aynen kutlandığı gibi, tabiatın yı­kıcı süreçleri tanınıyor ve bunlara saygı duyuluyordu. Aynı zamanda, dini ayinler ve seremoniler, bireye ve topluluğa bir katılım duygusu vermek ve tabiatın hayat veren ve koruyan süreçlerini kontrol etmek üzere tasarlanmıştı. Diğer ayin ve seremoniler, daha korkutucu süreçleri güvenli kılmak için gerçekleştirilmişti. Fakat Tanrıça’nın çok sayıdaki imajları, hayatın ve ölümün ikili yönüyle, temel amacı sanat olan ve yaşamın fethetmek, talan etmek ve yağmalamak olmayan fakat dünyayı ekip biçmek ve hayattan tatmin sağlamak için maddi ve manevi gereklerini sağlayan bir dünya görüşünü ifade eder görünmektedir. Ve bütün olarak, Neolitik sa­natı ve çok daha gelişmiş olan Minos sanatı, evreni yöneten gizemli güçlerin birincil işlevinin itaat, ceza ve yok etme olmadığı fakat bahşetme olduğu bir görüşü açıklar.

tell-azmak-bulgaristan

Biliyoruz ki sanat, özellikle dini ve mistik sanat yalnızca insanların yaklaşımlarını yansıtmaz, fakat aynı zamanda özel bir kültür ve sosyal örgütlenme biçimini yansı­tır. İncelediğimiz Tanrıça merkezli sanat, erkek tahakkümü veya savaş gibi imajlarının çarpıcı şekilde yokluğuyla, kadınların, önce kabilelerin reisi ve rahibeler, sonra mer­kezi yeri olan daha önemli rolleri üstlendiği sosyal düzeni yansıtmaktadır. Ve bu dü­zende hem erkekler hem kadınlar birlikte ortak iyilikleri için eşit ortaklıkla çalışmıştır.

tisza-kulturu-macaristan

Eğer burada erkek tanrıların gazabına veya yıldırımlar ve silahlar taşıyan hükümdar­lara veya perişan köleleri zincirlerle sürükleyen büyük fatihlere şükretmek yoksa, bu imajların gerçek hayatta dengi olmadığını çıkarsamak mantıksız değildir. Ve eğer merkezi dini imaj doğum yapan bir kadınsa ve, zamanımızdaki gibi, çarmıhta ölen bir adam değilse, hayatın ve hayat aşkının -ölüm ve ölüm korkusu yerine- toplumda ve aynı zamanda sanatta baskın olduğunu çıkarsamak mantıksız olmayacaktır.

Kaynak: Riane Eisler- Kadeh ve Kılıç.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER