Platona Göre Atlantis

523

Atlantis kıtası, gerçekten var olup olmadığıyla ilgili bir çok soru işareti barındırır. Kimi çevreler bu kıtayı bir efsaneden ibaret görürken, kimileri varlığıyla ilgili reddedilemez deliller sunar. Atlantik esrarını araştırmanın en uygun yollarından biri Platon’ un eserleri üzerin­de daha etraflı incelemeler yapmaktadır. Platon ” Timaios ” adlı eserinde Atlantis’ le ilgili şu bilgileri paylaşır :

” Solon, Mısır’ a yaptığı bir gezi sırasında mabed şehri Sais’e ( firavun Amasis’ in başkenti) de uğramıştı. Solon’a, şehrin ileri gelenleri tarafından sıcak bir misafirperverlik gös­terildi. Mabed rahipleri ona, şehrin en ilgi çekici yerlerini gezdirip açıklamalar yaptılar. Solon, bu ra­hiplerin üstün bilimlerine hayran kaldı. Sais rahip­lerinden öğrendiklerini kendisinden başka hiç bir Yunanlının bilmediğine inandı.

Yine bir gün rahip­lerle eski tarih hakkında konuşma yaparken, ona Ogygesdeucalion – Dardanuis’ ten ( Dünyanın tarih boyunca geçirdiği üç büyük tufan) söz ettiler . Solon her fırsatta, rahiplerden duyduklarını kesinlikle öğrenmeye ve zihnine yerleştirmeye çalışıyordu. Onun bu bitmez tükenmez merakı, yaş­lı bir Sais rahibinin ilgisini çekmişti. Bir gün Solon’ a yaklaşarak: ” Solon, Solon! ” dedi. ” Siz Yunanlılar daha çok gençsiniz.Her zaman da çocuk kalacaksınız. Ara­nızda ihtiyarlar yok! ” Ne demek istiyorsunuz? diye sordu Solon.

” Ruhsal yönden çok gençsiniz, çünkü tarih öncesi geleneklerden ve bilimlerden yoksunsunuz. Bi­limsel yönden çok geridesiniz. Binlerce sebep yü­zünden sayısız insan mahvoldu. Nice uygarlıklar söndü, yerlerine yenileri parladı.

Sizde anlatılana göre, Helios (Güneş) ’un oğ­lu Phaeton babasının arabasını kullanırken, ba­bası kadar usta bir sürücü olmadığından dünya yü­zünü ateşe verdi. Bu yüzden binlerce insan yanarak mahvoldular. Phaeton da ölüler arasındaydı! Hayır Solon, bunlar masaldan başka bir şey değil. Bu gibi uydurmaların hiç bir bilimsel değeri olamaz. Ger­çek olan, uzayda oluşan doğal olaylardır. Bu hadi­seler dünyamızı da etkiler. Siz Yunanlılar, geçmişte bir çok defalar doğal afetlere maruz kaldınız. Ba­şınıza gelenlere bilimsel sebepler arayacağınız yer­de her olayı bir masalla, bir efsaneyle anlatmaya yelten­diniz. Oysa biz Mısırlılar, bazı coğrafi sebeplerle bu afetlerden uzak kaldık. Bu sayede, tarihimizi, eski geleneklerimizi unutmadık, bilimsel seviyemizi her geçen yıl biraz daha yükselttik. Halen mabetlerimizde sakladığımız tarih belgeleri, bizi 9000 yıl öncesi­ne kadar götürür. Bu belgelerden bazıları, eski Atinalıların çok kuvvetli bir ordu tarafından mahvol­malarını yazar. Bu güçlü ordu Atlantik Okyanusu­nun ötesinden geliyordu. Bütün Avrupa’ yı, Afrika’­nın kuzeyini ve bu arada da Mısır’ ı sömürge haline getirmişlerdi. O zamanlar bu büyük denizin büyük bir kısmının yaya olarak aşılması mümkündü. Herkül sütunları ( Cebelitarık ) karşısında çok büyük bir ada vardı. Bu ada o kadar büyüktü ki, yüz ölçümü Libya (Eskiden Batı Afrika’ya Libya denirdi) ve Asya’ nın toplamı kadardı. Bir çok irili ufaklı ada­lar, bu büyük adayı Avrupa kıyılarına daha da yaklaştırıyordu. Sais’ ten yola çıkan biri, Her­kül Sütunları’ndan geçip adalar yolu ile bu büyük kıtaya ulaşabiliyor, oradan Asya’ ya ve yoluna de­vam ederek tekrar Sais’e varabiliyordu. ( O zamanlar Mısırlılar dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorlar mıydı? )

Bu es­ki kıta üzerinde kudretli hükümdarlar vardı. Dün­yanın büyük bir kısmı onların egemenliği altınday­dı. En eski ve en kudretli krallarının adı Atlas’ tı. ( Atlas, göklere destek olduğu ifade edilen bir tanrıdır. Bu mitoloji kahramanı aslında Yunan menşeli değildir. Yunanlılar tarafından sembolik olarak kuv­vet ve kudretin temsilcisi sayılmıştır.)
Bu yüzden, ülkenin adı Atlantik olmuştu. At­las’ ın ikiz kardeşi, ülkenin Herkül Sütunları’ na ka­dar olan kısmına hükmederdi. Cadis karşısındaki kendi limanlarının adı Gadiros’ du.
Daha sonraları Atlantik kıtasında korkunç depremler oldu. Dağlar ateş püskürdü. Bir gün içinde koca bir kıta sulara gömüldü. Bu felâketten kurtu­lanlar ancak yüksek dağlarda yaşayanlar oldular. Bunlar halk tabakasından en cahil, en basit kimse­lerdi. ( İnka, Maya, Toltek ve eski Hint yazıtlarındaki ilkel anlatışın bu suretle izahı mümkün. Kurtulanlar es­ki uygarlık hakkında çok şey biliyorlardı, fakat aynı uy­garlığı canlandırmak bir yana, gerçekleri bilimsel bir dil­le anlatmak yeteneğinden bile yoksundular. Ama bu du­rum, hatıralarını aktarmalarına engel olmadı.).

Bu sebeple, kurtulanlar, gittikleri yerler­de batık Atlantik’ in üstün uygarlığını temsil edecek kudrette değillerdi. Ancak, eski vatanlarında gör­müş olduklarını anlatabiliyorlardı. Onların anlat­tıkları da, bir zaman ağızdan ağıza aktarıldıktan sonra şekil değiştirdi ve unutuldu. Ama, kurtulan­lar arasında çok az sayıda bazı bilgin kişiler, ulaş­tıkları yerlerde birer bilim meşalesi oldular.

Yeni yurtlarındaki insanlara çok şeyler öğrettiler. Biz Mısırlılar, bu gibilerinden faydalandık, mabedlerimiz, halen Atlantik uygarlığının üstün biliminden birçok esası muhafaza etmektedir. İşte taptı­ğınız tanrıların isimleri, eski Atlantik uygarlığı ça­ğındaki hükümdar ve prenslerinin, prenseslerinin isimlerini bu yüzden taşır Solon. Fakat siz işin aslını bilmezsiniz. Mesela Neptün, aslında Atlantik’i ilk kuranlardan biridir. Oysa siz Yunanlılar, onu bir tanrı diye tanırsınız. Anlattıklarımı iyi din­le Solon! Çünkü sana söylediklerim, zamanın derin­likleri içinde kaybolmuş, insanoğlunun en eski ta­rihidir.

Neptün, Clito ile birleşti ve yaşadıkları yerin çevresini kuvvetli bir duvarla çevirdiler. Bu birleş­meden, beş defa ikiz erkek çocuk doğdu. Neptün, adayı on bölüme ayırdı ve her bölümü oğullarından birine verdi. Büyük oğluna, adanın en verimli ve en geniş arazisi olan annesinin toprağını ayırmıştı. Onu bütün diğer kardeşlerinin üzerine hakim kıldı. Di­ğer kardeşlerin de her biri birer kral oldular. Nep­tün, oğullarının yanına adamlar katarak onları ada­nın başka başka yerlerine dağıttı.

Büyük oğlunun ismi Atlas’ tı. Bu suretle, kı­tanın ismi Atlantik oldu. Atlas’ ın ikiz kardeşi Gadir’e ülkenin doğu kıyıları düşmüştü. Siz Yu­nanlılar, onu Eumele adı ile tanırsınız. Bu bölge Gadirik olarak tanındı. Neptün’ ün diğer ikizlerinin isimleri söyleydi : Ampheres ve Eumon, Mnese ve Adtochtone, Elisippe ve Mestor, Azaes ve Diaprepes.

Neptün ve ondan olanlar ve tekrar onlardan olanlar, nesiller boyunca adaya hükmettiler. Yıldan yıla genişlediler, hüküm alanlarını genişlettiler. Daha önce de söylediğim gibi, Batı İtalya ve Libya, hattâ Mısır bile onların hükmü altına girmişti. Atlantik zengin bir ülkeydi. Toprakları verimli, madenleri boldu. Bilhassa altın ve gümüş madenleri çok elde ediliyordu. Halk çok çalışkandı. Toprak karış karış işlenmiş, şehirlerde büyük yapılar saraylar, mabedler inşa edilmişti. Ada çevresindeki küçük adaların her biri, köprülerle birbirine bağlanmıştı. Denizden, bü­yük adanın merkezine doğru bir kanal açılmıştı. Bu kanalın genişliği 100 metre, derinliği 15 metre, uzunluğu da 150 km. idi. Böylelikle büyük denizden (okyanustan) gelen gemiler, kolaylıkla adanın merkezine kadar sokulabiliyordu. “

Platon’un eserlerinden anlaşıldığına göre, ba­tık Atlantik kıtasının aranması gereken en uygun yer Cebelitarık boğazının batı kısımlarıdır. Atlantik kıtası hakkında hiç bir eski yazıt ve belge, Platon’un eserlerinde verilen coğrafi ölçüler­den fazla farklı değildir.

Kaynak: Ara Avedisyan- Evrende En Büyük Sır.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER