Antropoloji Nedir? Neyle Uğraşır?

270
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Önce sözcüğün etimolojisi üzerinde biraz duralım. “Antropoloji” terimi, Grekçe “insan” anlamına gelen “anthröpos” ile “söylem”, “bilim”, “inceleme” olarak Türkçeleştirilebilecek “logos” sözcüklerinden türetilmiştir. Şu halde antropoloji, “insanı inceleyen bilim”dir. [Gerçekte, ileride de göreceğimiz üzere, antropolojinin “bilim” alanına mı, yoksa “sanat” ya da daha yaygın bir tanımla “beşeri ilimler” (humanities) alanına mı dahil olduğu antropologlar arasında tartışılan bir konudur. . . ]

Ancak bu tanım, kolayca fark edileceği üzere derhal, antropolojinin konusu “insan” olan diğer bilimlerden nasıl ayırt edileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Örneğin biyoloji, psikoloji, sosyoloji, tarih, iktisat, siyasetbilim. .

Gerçekte antropoloji, bu disiplinlerden her biriyle yakından ilişkilidir; yine de onlardan, özgül tarihi, inceleme konusu ve araştırma tekniklerini içeren bir dizi özellikle ayırt edilir.

Açalım . . . Antropoloj inin bir disiplin olarak biçimleniş tarihi az ileride ayrıntılı bir biçimde işlenecek olsa da, burada belirtmekte yarar var: İçerisinde biçimlendiği sömürgecilik koşullarının ürünü olarak antropoloji, en kestirme deyişle “öteki”ni, bir başka deyişle “Batılı-olmayan”ı tanıma, anlama gayretidir. Wallerstein’a ( 1 997: 3 1 -33; 2003: 78-79) başvuracak olursak, (Batı’nın) geçmişi üzerine odaklanan ve daha çok idiyografik (betimleyici) bir hat izleyen tarih ve Batılı toplumların şimdiki zamanı üzerine odaklanan ve nomotetik (yasa koyucu) bir özellik taşıyan iktisat, siyasetbilimi ve sosyoloji (ki bu üç “nomotetik” , yani toplumların genel yasalarını araştıran sosyal bilim dalı, Batı toplumlarında geçerli piyasa, devlet ve sivil toplum ayrıştırmasına denk düşmektedir) ; karşısında “Batılı-olmayan” “öteki”ni sorunsallaştıran iki disiplin söz konusudur: “llkel” , “yazısız”, “devletsiz” , “kabile” vb. toplumları konu edinen antropoloji ile ve büyük imparatorluklar oluşturabilmiş, ancak “modernite”yi tesis edememiş “geleneksel” toplumsal formasyonlarla (İslam dünyası, Çin, Japonya, Hindistan, Bizans vb.) ilgilenen oryantalizm/şarkiyat.

Gerçekten de antropolojinin belki kavram olarak gündeme gelişinin değil ama, bilimsel bir disiplin olarak tesis edilişinin temelinde Batıh’nın çeşitli gerekçelerle (sömürge yönetimlerinin gereksinimlerini karşılama, “uygarlığın” yayılması karşısında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Batılı-olmayan toplumların fiziksel ve kültürel
envanterlerini çıkartma, sömürge halklarının “uygarlığın gereklerini” asgari sancıyla benimsemelerine yardımcı olma, ulus-devletin kültürel türdeşliğine kaynak oluşturma. Batılı-olmayan “öteki”ni tanıyabilme, anlayabilme, açıklayabilme girişimi yatmaktadır. Bu nedenledir ki, en azından yakın bir geçmişe dek, antropolojik araştırmaların çok büyük bir bölümü, Batılı antropolog/etnolog/ etnograflarca, sömürge ya da eski sömürge topraklarında yaşayan yerli halklar arasında gerçekleştirilmiştir.

Tabii, sömürgeciliğin tasfiyesiyle birlikte, özellikle de insanların ve kültürel süreçlerin yeryüzü üzerindeki devinimlerinin inanılmaz bir hız kazandığı günümüz dünyasında, artık antropoloji öğrencileri balta girmemiş ormanlara,Pasifik Okyanusu’ndaki uzak adalara, çöllere gitmek durumunda değildir. Çünkü antropologların geleneksel ilgi konularını oluşturan “küçük ölçekli toplumlar” hem sömürgeciliğin tasfiyesiyle birlikte büyük ölçüde ortaya çıkan yeni ulus-devletlerin uyrukları haline gelerek gelişme/modernleşme” yarışına katılmışlar, hem de bir yandan
hızla açılan “gelişmişlik/azgelişmişlik” uçurumunun itimi, bir yandan da gelişen iletişim ve ulaşım teknolojilerinin sağladığı olanaklarla, artan hızla metropol ülkelere akın etmeye başlamışlardır. Yanı sıra, Batı-dışı ülkelerde de artan sayıda antropolog yetişmeye başlamıştır.

Bu, 1950’lerden itibaren antropologların ilgi odaklarını değiştirmeleri anlamına gelecektir. Günümüzde artan sayıda antropolog kendi ülkesinin kırsalında, hatta kentlerinin varoşlarında, etnik gruplar, köylülük, kentsel azınlıklar, göçmenler, marjinal(-leşmiş) gruplar, dinsel hareketler/cemaatler, toplumsal cinsiyet rolleri, işsizler, işçiler, yaşlılar, trans kimlikler, cezaevleri . . . vb. konularda yürütmektedir çalışmalarını.

Ama antropoloji, sömürgecilik geçmişinin pratiğinden edindiği kimi yönelimleri halen büyük ölçüde muhafaza etmektedir. Bunlardan ilki, a ntropolojinin ağırlıklı olarak “madunları” kendisine konu edinen bir disiplin oluşudur: Eski sömürge halkları, göçmenler, emekçiler, köylülük, trans kimlikler, kadınlar, marjinal gruplar..

Antropolojinin ikinci önemli özgüllüğü, onun, (ileride ele alınacak olan) kendine özgü araştırma tekniğidir: Bir topluluk içerisine girip uzun süre aralarında yaşama, faaliyetlerine katılma, onları· yerinde, yaşamları sırasında gözlemlemeden oluşan katılımcı gözlem . . . Böylelikle antropoloji (burada sözü edilen sosyal/kültürel antropolojidir) survey, anket, istatistik gibi niceliksel araştırma tekniklerindense, ağırlıklı olarak araştırma evreniyle (ki genellikle küçük ölçekli bir gruptur bu: bir köy halkı, göçmen grubu, bir cezaevinin sakinleri, “alternatif’ bir gençlik grubu, bir tarikatın yerel kolu . . .) daha uzun süreli ve kişiselleşmiş bir ilişkiyi yeğlemektedir.

Ne ki, antropolojiyi diğer insan-odaklı bilim dallarından ayıran özellikler bunlardan ibaret değildir. Antropoloji, insanı bütün yönleriyle ele alan bir disiplindir: Onu fiziksel/biyolojik, sosyal ve kültürel bir varlık olarak tanımlayarak bütün bu veçheleri konu edinir. Yani antropoloji hem insan biyolojisi, hem toplumsallık, hem de kültür ile ilgilenen, bütüncü bir disiplindir. Arkeolojik kazılarda çıkartılan iskeletlerin patolojileri de, çocuk işçilerin bedensel gelişim örüntüleri de, kuyruksuz büyük maymunlarla insanların ortak atasının izini sürmek de, Pasifik adalarından Trobriand yerlilerinin törensel ticaretleri kula da , Paris sokaklarındaki kaçak göçmenlerin polis kovuşturmasıyla baş ediş tarzları da, Tunguz şamanlarının sağaltım pratikleri de, çok-dilli eğitim ortamlarında öğrencilerin yaşadığı anlamlandırma sorunları da antropolojinin ilgi ve kapsama alanına girmektedir. Bu durum, antropoloji alanında, az ileride her birini biraz daha yakından tanımaya çalışacağımız, bir dizi uzmanlık alanının oluşmasına yol açmıştır.

Öte yandan, bütüncü bir insan bilimi olarak antropolojinin temel sorusu, yeryüzünde yaşayan insanların biyolojik, toplumsal ve kültürel çeşitliliğini anlayabilmektir. İnsan toplumlarının, biyolojik yapılanışlan, iziksel özellikleri, dış görünüşleri, toplumsal örgütlenişleri, inanç ve değer sistemleri açısından ne ölçüde farklı ve/veya benzer olduğunu ve bu benzerlik ve farklılıkların nedenlerini anlamaya ve açıklamaya çabalayan bir serüvendir, antropoloj i. Farklı insan grupları izyonomileri, ten renkleri, uzuv yapıları, kan grupları, genetik dokuları , beslenme alışkanlıkları, barınma biçimleri, aile yapılan, yönetim biçimleri, dinsel inançları, birbirleriyle ilişkilenmeleri . . .
açısından ne kadar birbirine benziyor ya da farklı? Benzerlik ve farklılıkların kaynağı nedir? İnsanlık “evrensel” olarak nitelenebilecek biyolojik, toplumsal veJveya kültürel özelliklere sahip mi? Yoksa bizleri ortak ölçüden yoksun kılacak kertede büyük mü farklılıklar? İnsan topluluklarının fiziksel-biyolojik yapılanışı, toplumsal örgütlenişleri
ve kültürel dünyaları neden ve nasıl değişiyor? Küreselleşen dünya tek-tip bir kültüre mi yönelmekte? Kültürel çeşitliliği muhafaza ederek madun kesimlerin toplumsal değişim süreçlerine katılmaları mümkün mü? Peki ama nasıl?

Antropolojinin, daha çoğaltılabilecek temel sorularından bazıları bunlar. Bunlarla baş edebilme çabası, hiç kuşkusuz, antropolojinin karşılaştırmalı bir disiplin olmasını gerektirmekte. “Fark”ı anlamlandırabilmek, iki grubu, iki topluluğu, iki komşu kültürü, bir kültürün farklı veçhelerini, “biz” ile ” ötekiler”i karşılaştırmayla mümkün olabilecektir. Bu nedenle alandaki antropolog/etnograf, kimi zaman ayırdına varmaksızın incelediği grubu kendi toplumuylakarşılaştırır, “ötekiler”i “biz” üzerinden tanımaya çalışırken “biz”in öznellik nedeniyle açığa çıkmayan kimi yönlerini, ” ötekiler” üzerinden keşfedir.

Ne ki karşılaştırmalı yöntem, ABD’li antropolog Franz Boas’ın rasgele seçilmiş özelliklerin karşılaştırılabilirliğine karşı uyardığı makalesinden (Boas, 1940) bu yana, özellikle insanlar arasındaki (kültürel) farkları vurgulayarak tikel kültürlerin biricikliğini ve birbirine tercüme edilemezliğini savunan göreci antropologların hedef tahtasına yerleşmiş durumdadır. Kültürel çeşitliliğine karşın insan türünün psişik birliğini savunan, temel yönelimleri ve dizilimleri itibariyle insan toplumlarının farklılığının spektrumunun sınırlı olduğunu, çeşitliliğin kültürel evrensellerin varyantlarından ibaret olduğunu savunan pek çok antropolog ise, karşılaştırmayı, antropolojinin bilinçli olarak kullanılacak metodolojisi olarak önermekte ve savunmaktadır.

Şu halde antropolojiyi, benzerlik ve farklılıklarını anlayabilmek amacıyla insanı ve insan toplumlarını tüm yönleriyle (biyolojik, sosyal, kültürel) inceleyen, bütüncü ve karşılaştırmalı bir disiplin olarak tanımlayabiliriz. Tarihsel olarak sömürge bağlamında biçimlendiği ve metropol bilimcisinin sömürge topraklarındaki “yerliler”i incelemesine dayalı bir araştırma geleneğine sahip olduğu ölçüde, antropoloj inin konusu “biz”den arklı olan “ötekiler”dir ve antropolojik inceleme, (günümüzde bu tabloda önemli değişiklikler gerçekleşmiş olsa da) metropollü “uzman”ın “madun”u anlamaya çalıştığı, asimetrik bir diyalog biçiminde biçimlenegelmiştir.

Kaynak: 50 Soruda Antropoloji – Sibel Özbudun

PAYLAŞ
Önceki İçerikHollanda
Sonraki İçerikPaleodemografi Nedir?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER