Higgs Bozonu – Tanrı Parçacığı Nedir?

794

20. yüzyılın başına kadar maddenin en küçük parçası olarak atomu biliyorduk. Atomun içinde bir çekirdek var. Çekirdeğin içinde de proton ve nötron. Sonra bu çekirdeğin çevresinde güneşin etrafında dönen gezegenler gibi elektronlar var. Sonra protonları meydana getiren kuarklar keşfedildi. Tüm bu keşiflerden sonra 1964 yılında Peter Higgs “Maddenin niye bir kütlesi var?”sorusuna bir cevap getirdi. Bu soruyu “Her maddenin kütlesinin farklı olmasının sebebi nedir?” şeklinde de sorabilirsiniz. Sonunda maddeye kütleyi veren nesnenin, atomun içinde bizim henüz bilmediğimiz bir parçacık olduğu varsayımını ortaya attı. Varsayılan bu parçacıklara kuark ve onu taşıyanlara glukon adı veriliyor. Bunlar çekirdek içine hapsolmuş olduklarından serbest olarak gözlenemiyor. Bu parçacığın bir alanı var ve bu alanda başka parçacıklar ile etkileşime giriyor. Bu etkileşimle madde bir kütle kazanmış oluyor. Etkileşim çok şiddetli ise madde ağır bir kütleye, ne kadar az ise hafif bir kütleye sahip oluyor. Peter Higgs’e göre evren bir çeşit enerji tarafından yaratıldı. Bu enerjiye fizikte ‘‘Higgs Field’’ (Higgs Alanı) dendi. Bu enerji, Büyük Patlama (Big Bang) sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girdi. Bu etkileşim sonucu ‘‘Higgs boson’’ diye anılan parçacıklar açığa çıktı. Söz konusu parçacıklar ise maddeye kütle kazandırdı. ‘‘Bozonlar’’ olmasa ya da farklı bir şekilde ortaya çıksalardı, belki de yıldızlar, gezegenler ve yaşam oluşmayacaktı.

Çevremizde gördüğümüz herşey maddeden oluşuyor.

Peki çevremizdeki gördüğümüz her şeyin boyutlarını belirleyen ne?

Tabi ki moleküllerin boyutları. Bunu belirleyen ise atomun büyüklüğü. Atomun büyüklüğü ise çekirdek çevresinde dönen elektronların yörüngeleriyle belirleniyor. Bu yörüngelerin çapı da elektronun kütlesine bağlı. O halde elektronun kütlesi evreni açılayabilmek için çok önemli. Kütle hepimiz için öylesine doğal bir şey ki nereden geldiğini düşünmemişizdir bile. Halbuki kütle olmasaydı evren , içinde parçacıkların ışık hızıyla sağa sola uçuştuğu delicesine çalkantılı bir denizi andırırdı. Moleküller ortaya çıkmaz . Yaşam olmazdı.

Yaşam için bu kadar önemli olan kütle, fizikçilerin işini güçleştiriyor. Fizikçilere temel doğa kuvvetleri, büyük patlama öncesinde olduğu gibi özdeş, başka bir deyişle simetrik olmalı. Örneğin ; atom çekirdeklerinin bozulmasına yol açan zayıf çekirdek kuvvetiyle, atomları bir arada tutan elektromanyetik kuvvetin aslında “elektrozayıf” adlı tek bir kuvvet olduğu kanıtlandı . Bu durumda bu kuvvetleri taşıyan parçacıların, yani bozonların da simetrik olması gerek. Elektromanyetik kuvvetin taşıyıcısı, kütlesiz olduğunu bildiğimiz foton. Deneyler, fotonun kütlesinin, elektronun kütlesinin “katrilyonda birinin katrilyonda birinden”(10-30) büyük olmayacağını gösteriyor. Kuramsal olarak sıfır olması gerekiyor. Kütlesi olmadığı için foton , hem en hızlı parçacık hem de sınırsız erimli. Oysa bakıyoruz zayıf zayıf kuvveti taşıyan W+ , W- ve Z0 bozonları çok kısa erimli. Bu yüzden zayıf etkileşimin erimi , atom çekirdeğinden daha da kısa. O halde bu etkileşimin araçlarının kütlesi olmalı. Gerçekten de bu bozonların sonradan bulunan kütleleri 81 ve 93 GEV dir. Yani protonun kütlesinin aşağı yukarı 100 katı. Princeton üniversitesi ileri araştırmalar enstitüsü fizikçilerinden Frank Wilezek’ e göre işte bu kütle elektrozayıf kuramı çarpıtıyor. 1960 lı yıllarda elektrozayıf kuvvet kuramını geliştiren ABD li fizikçi Sheldon . iki kuvveti birlrştirebilmek için zayıf kuvvet bozonlarına kaynağını bilmediği bir kütle koymak zorunda kaldı. Simetrik olması gereken kuvvet taşıyıcılardan biri kütlesiz , ötekilerse kütleye sahip.

İşte bu paradoks , fizikçileri , parçacıklara kütle kazandırarak aslında var olan simetriyi perdeleyen yeni bir parçacık , bir Higs parçacığı düşüncesine götürdü. Bu öyle bir parçacık ki , yalnızca kuvvetlerin etkileşimini sağlayan Standart modelin imdadına yetişmekle kalmıyor. Zayıf kuvvette belirgin olan ve bir anlamda yaşamımızı kendisine borçlu olduğumuz ‘’ eşleniklik bozulması ‘’ nı da açıklıyor. Standart modelin son sınavı anlamına gelen ‘’büyük birleştirme kuramları’’ ve bir adım ötesi olan ‘’herşeyin teorisi’ içinde bu parçacık anahtar konumda. Bu niteliğinden ötürü bu kuramsal parçacık , Nobel ödüllü fizikçi Leon Lederman tarafından ‘’parçacıkların tanrısı’’ diye adlandırılıyor. Ancak Higgs parçacığı , yaşamsal olduğu kadar da gizemli. Hangi enerji düzeyinde var olduğu bilinmediği gibi , varlığı bile , üstelik varlığını gerektiren matematik modelin kurucularından birince sorgulanıyor. Kimi fizikçiler Higs parçacığını bu bilinmezliğinden ötürü ‘’ standart modelin sorunlarını altına süpürüldüğü bir ‘cehalet halısı’ ‘’ olarak nitelendiriyorlar. Mizah duyguları gelişkin bazılarına göreyse , ‘’ Higgs parçacığı standart modelin tuvaletine benziyor; her eve böylesi gerekli ; ama kimse bundan söz etmekten hoşlanmaz. ‘’

Standart Model

Standart model, maddenin temel yapı taşlarını ve bunların etkileşimlerine aracılık yapan temel kuvvetleri betimleyen kuramdır. Bu kurama göre tüm maddesel evren , birbirleriyle dört temel kuvvet aracılığıyla etkileşen kuark ve leptonlardan oluşur.

higgs-bozonu-nedir

kuvvetler-kurami

100 m uzakta bir ağaçtaki kuşu vurmak istediğimizi düşünelim. Bir kuvvet kullanmanız gerekmekte, ama kuş sizden uzaktadır. Yerden bir taş alıp kuşa attığınızda onu vurabilirsiniz.Tabii yeterince başarılı iseniz İşte bu taş bir kuvvet taşıyıcısıdır.

Bu kuvvet taşıyıcıları aracılığı ile doğada 4 temel etkileşme vardır.

  • Gravitasyonel (kütle çekimi)
  • Zayıf
  • Elektromanyetik
  • Kuvvetli

dort-temel-kuvvet

Bütün parçacıklar her kuvvet taşıyıcısından etkilenmezler. Örneğin elektron ve protonelektromanyetik kuvvet taşıyıcısı olan fotonlardan etkilenirler. Foton yayınlayabilir ve soğurabilirler. Yüksüz olan nötrino ise foton tarafından etkilenmez ve böylece fotonyayınlayıp soğuramaz.Parçacıklar arası etkileşmelerin kuantumlu alanlarla temsili “Feynman Diyagramları” yardımıile göz önünde canlandırılabilir.

Gravitasyonel Etkileşme

Grativasyonel kuvvet kütlesi olan tüm parçacıklar arasında gerçekleşir. Bir kütle diğer kütleyi aradaki uzaklık arttıkça azalan bir kuvvetle çekecektir. Gravitasyonel kuvvet evrendeki büyük yapılarda belirgin olur. Gravitasyonel kuvvet çok kuvvetli gibi görünmesine rağmen ufak kütleli parçacıklara gelince zayıflığı yüzünden ihmal edilebilir. Gravitasyonel kuvvetin taşıyıcısı gravitondur. Deneylerde şu ana kadar gözlemlenmemiş olsa da gravitonun varlığına inanılır.

Zayıf Etkileşme

Büyük kütleli kuarkları gözlemleyememizin nedeni zayıf kuvvet yüzündendir. Kütleli leptonları ve kuarkları daha hafif leptonlara ve kuarklara bozulmasına neden olan zayıfkuvvetlerdir.Bu bozunmalara yol açan kuvvet parçacığı W+ ve W- parçacıkları ile yüksüz Z parçacığıdır.

W VE Z BOZONLARI

W ve Z bozonları, zayıf etkileşime aracılık eden temel parçacıklardır. Bu bozonların keşfi parçacık fiziğinin Standart Modeli için büyük bir başarının müjdecisi oldu. W parçacığının adı, zayıf nükleer kuvvetten gelir. Z parçacığı ise, yarı mizahi olarak, keşfedilmesi gereken son parçacık olarak düşünüldüğü için bu ismi alır. Konu ile ilgili bir başka açıklama ise, yükünün sıfır (zero) olmasından dolayı Z parçacığının bu şekilde isimlendirildiğini söyler.

Elektromanyetik Etkileşme

Elektromanyetik kuvvet yaşamımızda baskın olan bir kuvvettir. Monitörünüzden yayınlanan radyasyon elektromanyetizmanın bir sonucudur. Ve oturduğunuz sandalye de sizi yere düşmekten korur! Elektromanyetik kuvvet yüklü parçacıklara etki eder. Ters yükler için çekici, zıt yükler için itici özelliği vardır. Elektromanyetik kuvvet parçacıklar arası mesafe arttıkça giderek azalır. Bu kuvvetin taşıyıcısı genelde ışık olarak gözlenen fotondur. Diğer bir elektromanyetik kuvvet de atomları bir arada tutarak molekülleri oluşturmaktan sorumludur. Birçok atom net nötral bir yüke sahip olsa da, bir atomdaki pozitif yük diğeratomdaki negatif yükle etkileşebilir. Böylece iki atomu bir arada tutar.

Kuvvetli Etkileşme

Elektrik yüküne ilave olarak kuarklar renk yükü taşırlar. Bu yükler arasındaki kuvvet çok güçlü olduğundan buna kuvvetli etkileşme denir. Tüm kuarklar ve kuvvetli etkileşmelerin taşıyıcısı gluon renk yüküne sahiptir. Kuarklar üç renk yükünün birine sahipken, anti kuarklar üç anti-renk yükünün birine sahiptir.

Kuark bileşeni parçacıklar beyaz, veya nötral, renk yükü taşırlar. Baryonlar nötral yükü oluşturmak için mavi, yeşil ve kırmızının kombinasyonlarından oluşur. Mezonlar nötral bir yük oluşturmak için bir renk ve onun anti-renginden oluşmuştur. Kuarklar birbirlerini gluon aracılığında kuvvetli etkileşmeyle çekerler. Kuarklar gluon yayınlayıp yuttuğunda sürekli olarak renk yüklerini değiştirirler. Gluonlar bir renk yükünü daima bir anti-renk yüküne değiştirdiğinden hem renk hem de anti-renk yüküne sahipmiş gibi düşünülebilir. Kuvvetli etkileşme çekirdekler arasında etkiyen aşırı derecede çekicidir. Proton nötron, nötron nötron, proton nötron bu kuvvetle birbirini çeker. Bu kuvvet atom içerisindeki itici etkisi olan elektromanyetik kuvveti yenerek atomun bir arada kalmasını sağlar.

Anti Madde

Parçacıklar hakkında ilginç olan her birine karşı gelen bir anti parçacık olmasıdır. Anti parçacıklar gerçek parçacıklardır. Parçacık ve onun anti parçacığı arasındaki temel fark sadece yüklerinin ters işaretli olmasıdır. Anti parçacığı aynadaki görüntü gibi düşünelim. Aynaya bakıldığında sağdaki ve soldaki görüntüler sadece aynadaki terslenmelerdir. Benzer olarak parçacık dünyasında da yük aynaya bakıldığında terslenendir. Anti parçacığın kütlesi, spini ve diğer bir çok özelliği de parçacık ile aynıdır. Genelde bir anti parçacığın adı parçacığın önüne anti kelimesi gelmesi ile yazılır. Örneğin protonun anti parçacığı anti protondur. Bu kurala uymayan elektronun anti parçacığı olan pozitrondur. Anti parçacık hakkında ilginç olan evrendeki her bir maddenin anti parçacığı olmasıdır. Bu her nedense bir gizemdir.

STANDART MODEL VE HIGSS BOZONU

Standart Model, maddenin temel yapıtaşlarını ve bunların etkileşimlerine aracılık yapan temel kuvvetleri betimleyen kuram. Bu modele göre tüm maddesel evren, birbirleriyle dört temel kuvvet aracılığıyla etkileşen kuark ve leptonlardan oluşur. Bu dört temel kuvvet, kütleçekimi, elektromanyetizma, zayıf çekirdek kuvveti ve şiddetli çekirdek kuvveti. Örneğin şiddetli kuvvet, proton ve nötronları oluşturmak üzere kuarkları birbirine bağlar; artakalanı da, bu proton ve nötronları atom çekirdeği içinde birbirine bağlar.Elektromanyetik kuvvet, çekirdeklerle, bir lepton türü olan elektronları birbirine bağlayarak atomları oluşturur; artakalanı da atomları molekül yapısı içinde birbirine bağlar. Zayıf kuvvetse, çekirdek bozunmasından sorumlu. Zayıf ve şiddetli çekirdek kuvvetlerin etkileri son derece kısa erimli: bir atom çekirdeğinin yarıçapını aşamıyorlar.Kütleçekimi ve elektromanyetizmanın erimleriyse sınırsız. İşte bu nedenle en çok tanıdığımız kuvvet bu ikisi.Ancak tüm göz alıcı başarılarına, deneylerin kanıtladığı öngörülerine karşın Standart Model, evreni tam olarak açıklayamıyor. Bu nedenle Fizikçilerin Standart Model hakkındaki duyguları, saygıyla karışık bir doyumsuzluk. Nedenlerine gelince, her şeyden önce kütleçekimini içermiyor.ABD’nin Fermi Ulusal Laboratuvarı araştırmacılarına göre “Standart Model’in ikinci ve aynı derecede rahatsız edici bir sorunu da, en az yanıtladıkları kadar yeni soru ortaya çıkartması: Örneğin, neden yalnızca dört kuvvet var da, altı ya da bir değil? Neden yalnızca görebildiğimiz parçacıklar var da başkaları yok? Parçacıkların öyle deli kızın çeyizi gibi farklı farklı kütlelerini yaratan ne?” Fizikçiler, Standart Model’in derinliklerinde işlerin doğru gitmediği düşüncesinde. “Daha büyük, daha güzel bir kuram, bir ‘her şeyin kuramı’ olmalı”. Gene burada imdada yetişen Higgs Parçacığı. Ancak değişik kuramlar, değişik Higgs yapıları gerektiriyor. Fermilab kuramcılarından Chris Hill, “Higgs’i, ya da orada her ne varsa bulup ortaya çıkartın, o da size Standart Model’i kırıp açsın” diyor. Fizikçilerin düşü, “her şeyin kuramı”. Bu, basit, tüm enerji düzeylerinde geçerli olacak, hatta evrenin ilk anlarındaki cehennemi sıcaklıklarda, her şeyin tek bir noktaya kadar sıkışmış olduğu dönemlere kadar gidebilecek bir kuram. Gelgelelim, böyle bir modelin denenmesi için gerekli enerji düzeyleri, akıl almaz boyutlarda ve günümüz teknolojisinin ufuklarının çok ötesinde. Gerçi yaratıcı bazı yöntemlerle, bu sınavın günümüzde varolan ya da yakın bir gelecekte ortaya çıkacak parçacık hızlandırıcılarında elde edilebileceği, kuramsal olarak öngörülüyor. Ama Higgs Parçacığı, daha doğrusu “parçacıkları” daha kestirme bir yol vaat ediyor.Çünkü Chris Hills’e göre “Tek bir Higgs, geçici bir çözüm;

Standart Model’in hastalığını iyileştirebilecek uzun dönemli bir tedavi değil”. Şimdilik işe basitinden başlayalım, ve Standart Model’in tedavi edilip edilemeyeceğine bakalım. Higgs parçacığı ya da daha doğru kullanımıyla “Higgs Bozonu”nun en yalın hali, hangi işleri başarıyor. Ne yazık ki, Higgs bozonunun bulunabileceği matematiksel modeli ortaya koyup, bunun için de öğrencisi Gerardus ’t Hooft’la geçen yılın Nobel Fizik Ödülü’nü paylaşan Hollandalı fizikçi Martinus J.G. Veltman, böyle bir parçacığın varlığından kuşkulu. “Şimdiye değin varlığı konusunda inandırıcı bir kanıt bulunamadığı gibi, yokluğu konusunda pek çok ipucu var” diyor. Ona göre Higgs mekanizmasının yararı, Standart Model’e matematiksel bir tutarlılık sağlaması, bu modeli günümüz parçacık hızlandırıcılarının erimi dışındaki enerjiler için de uygulanabilir hale getirmesi. Higgs bozonuna asıl ününü kazandıran ve parçacık fizikçilerinin düşlerini süsleyen işlevine, yani tüm parçacıklara kütle kazandırmasına gelince, Veltman’ın bu konuda da kuşkuları var. Bu karamsarlık, Hollandalı fizikçinin Standart Model’e olan bağlılığından kaynaklanır görünüyor. “Çağdaş kuramsal fizik”, diyor Veltman, “Higgs bozonu gibisinden icatlarla boşluğu öylesine dolduruyor ki, insanın berrak bir gecede yıldızları nasıl görebildiğine bile şaşası geliyor.” Ancak Veltman, ileride yeni hızlandırıcıların Higgs bozonu için doğrudan kanıt bulmasını ve bu parçacığın varlığını temel alan yaklaşımları haklı kılmasını tümüyle olasılık dışı saymasa da, işin sanıldığı kadar kolay olmadığını vurguluyor. “Ama,” diyor, “böyle bir başarı dahi, Standart Model’in tümüyle yanlış olduğu anlamına gelmez. Belki şunu söylemek daha doğru olur: Standart Model, gerçeğin, basitleştirilmiş bir durumudur. Ama, başarılı bir basitleştirmedir. Yani; Standart Model en basit haliyle bile, maddenin yapısını ve kararlılığıyla ilgili sorunların pek çoğunu; dört kuvvetin etkisi altındaki altışar çeşit kuark ve leptonla, oldukça inandırıcı biçimde yanıtlayabiliyor. Hatta, evreni oluşturan görünür maddenin yapısını, sadece iki kuark (u,d) ve bir leptonla (elektron), yani en hafif olan birinci neslin parçacıklarıyla, çok daha basit olarak açıklıyor. Şöyle ki: Eğer komşumuz bilmem kimin veya kendimizin ne menem bir şey olduğunu merak ediyorsak; iki kuark bir lepton, yani elektron: başka hiçbir numaramız yok. Ancak, Standart Model’in yanıtlayamadığı sorular da var. En önemlileri şöyle sıralanabilir:

  • Kuarklarla leptonlar gerçekten temel parçacık mı, yoksa daha temel başka parçacıklardan mı oluşuyor?
  • Madem görünür evren sadece birinci neslin iki kuark ve bir leptonundan oluşuyor, diğer iki nesil niye var?
  • Parçacık kütleleri niye öngörülemiyor ve kütleçekimi bu modele, en uyumlu şekilde nasıl girmeli?
  • Maddeyle karşıtmadde arasında bir simetri varsa eğer, evrene baktığımızda neden hep madde görüyoruz da, hemen hiç karşıt madde göremiyoruz?
  • Evren üzerindeki kütleçekimi etkisi açıkça görülen ‘karanlık madde’nin yapısı nedir ve neden gözlenemiyor?
  • Dört ayrı etkileşimin çalışma biçimlerini anlamaya çalışmak yerine, bu dördü tek bir etkileşimin çatısı altında toplanamaz mı?

Parçacık fiziğinin bugünkü ana amaçlarından birisi, dört temel kuvvetin; evrendeki düzeni daha basit ve şık bir şekilde açıklayabilecek, tek bir ‘Büyük Birleşik Alanlar Kuramı’nda birleştirilmesi. Çünkü yukarıdaki sorunların çoğunun yanıtının, bu basitleştirme sırasında yanıtlanmış olacağı düşünülüyor. Farklı görünen olayları birleştirmenin örnekleri geçmişte yaşanmış. Örneğin, 1861-64 yılları arasında James Maxwell, daha önce farklı oldukları düşünülen elektrik ve manyetik olayları, kendi adıyla anılan tek bir denklem sisteminde birleştirdi. Hertz daha sonra, 1881-84 yılları arasında, radyo dalgalarının ve ışığın, farklı frekanslardaki elektromanyetik dalgalar olduğunu göstererek, Maxwell’in öngörülerini haklı çıkardı. Einstein son zamanlarında, kütleçekimi ile elektromanyetik kuvvetleri birleştirmeye çalıştıysa da, bunu başaramadı. Glashow, Salam ve Weinberg 1967-70 yılları arasında, elektromanyetik ve zayıf etkileşimleri birleştiren ‘Elektrozayıf’ kuramı geliştirdi. Bu kuram, beta bozunmasında rol oynayan W bozonlarının kütlesini öngördüğü gibi, ayrıca, yeni bir zayıf etkileşim tipinin ve bu etkileşimin aracısı olarak Z bozonunun varlığını öneriyordu. Önerileri arasında Higgs parçacığının varlığı da vardı. 1979 yılında bu çalışmalarından dolayı Nobel Ödülü’nü aldılar. W ve Z bozonlarının varlığı, bundan ancak dört yıl sonra, 1983 yılında, CERN’de yapılan UA-1 ve UA-2 deneyleri sonucu keşfedilebildi. Standart Model, dramatik bir şekilde kanıtlanmıştı. Bugün ise, hızlandırıcıların dedektörlerinde 100,000’den fazla W ve milyonlarca Z parçacığı gözlenmiş bulunuyor. Kuvvet taşıyıcı bir parçacık olmayan, hatta kütlesinin olması dahi gerekmeyen Higgs bozonu ise hala gözlenemedi. Kütlesi varsa ve ağırsa, bu parçacığın gözlenebilmesi için, parçacık çarpıştırmalarında çok daha yüksek enerjilere çıkılması gerekiyor. CERN’deki dairesel ‘büyük elektron pozitron’ hızlandırıcısının sökülüp, yerine ‘büyük hadron çarpıştırıcısı’nın inşasına, biraz da bu amaçla başlandı Eldeki veriler ve kuram, dört tür etkileşimin; etkilenen parçacıkların enerjisi yeterince yüksek düzeylere ulaştığında, tek ve aynı bir etkileşime doğru benzeştiği izlenimini veriyor. Dolayısıyla, güçlü etkileşimi de, elektromanyetik ve zayıf etkileşimlerle birleştirmeye yönelik çalışmalar, yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Şimdiden önerilmiş bazı Birleşik Kuram’lar bulunmakla beraber, hepsinin de kanıtlanmak gereksinimi var. Bu kuramlardan bazıları, Standart Model’in, lepton ve baryon sayılarının korunmasına yönelik ilkesinin zedelenebileceği doğrultusunda öngörülerde bulunuyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalar örneğin, protonun bozunmasına yol açan bir tür kuvvet taşıyıcı parçacığın varlığını öneriyor ve dolayısıyla, protonun da bozunabileceğini öne sürüyor. Buna göre proton; yukarı kuarklarından birinin aşağı kuarka dönüşmesi sonucu, pozitron ışınlayarak, nötür bir pi mezonuna dönüşebiliyor. (p e+ + 0) Nötür pi mezonu daha sonra, iki gama ışınına bozunarak yok oluyor. Halbuki Standart Model’e göre böyle bir bozunma, ‘baryon sayısı’ korunmadığından mümkün değil. Fakat o zaman da, madde ile karşıt madde birbirlerine eşit konumda iken ve evrende bu kadar çok madde varken, niye hemen hemen hiç karşıt madde bulunmadığı sorusunu yanıtlamak güçleşiyor.

Kaynak : Gazi Eğitim Fakültesi – Cansu Başak Özdemir

PAYLAŞ
Önceki İçerikEski Türklerde ( Yeme-İçme ) Yemek Kültürü
Sonraki İçerikVitiligo ( Ala Hastalığı ) Nedir?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER