Hologram Nedir?

359

İçinde yaşadığımız yeni paradigmada holografi, anahtar kavramdır; ancak insanların büyük çoğunluğu hologramın ne olduğunu ve nasıl işlediğini anlamakta zorlanmaktadırlar. Aşağıda, doğanın bilgileri holografik olarak nasıl depoladığına dair basit bir benzetme bulacaksınız:

Elinizde içinde bir miktar su bulunan bir tepsi suyun içine aynı anda üç boncuk düştüğünü düşünün. Her bir boncuk suyun içinde tasın kenarlarına doğru yayılan düzenli dalgalar oluşturacaklardır. Bu dalgalar birbirlerine çarpıp, çarpışma düzeni ya da çarpışma dokusu olarak adlandırılan karmaşık bir doku yaratacaklardır. Eğer tam bu anda suyu hemen dondurur ve üzerinde çarpışan dalgaların bulunduğu kısmı alırsanız, elinizde dalgaların çarpışma dokusunun kaydını tutuyor olursunuz. Bu bir hologramdır.

Eğer bu buz tabakasını eş evreli bir ışık kaynağıyla (bütün dalgaların aynı aralıklarda geldiği, aynı frekanstaki ışık- örneğin lazer) aydınlatıp, ardından da bu tabakayı havaya kaldırırp ışığa doğru bakarsanız, üç boncuğun görüntüsünün havada asılı durduğunu ve üç boyutlu göründüklerini görürsünüz! Buzun dalgalı yüzeyi öyle bir tür bozuk yüzeyli lens görevi görmektedir ki ışığı, dalgaları yaratan boncukların bulundukları konuma odaklamaktadır.

Kaotik görünüşlü buz yüzeyi, gerçek bir holografik bilgi toplama aygıtıdır. İnanılmaz bir şekilde eğer buzu parçalar ve bu parçalardan bir tanesini aydınlatırsanız, tıpkı bedenimizdeki her bir hücrenin bedenimizin aynını yaratmak için gerek duyulan genetik bilginin tamamını taşıması gibi, gene havada asılı duran boncukları görürsünüz. Holografi, doğanın en yoğun bilgi depolama aracıdır.

Holografi gerçekte, bir nesne -örneğin bir elma­ tarafından dağıtılan ışık dalgaları alanının, çarpışma dokusu şeklinde kaydedildiği lenssiz bir fotoğraf yöntemidir. Bir lazer ışığı hüzmesi bir yarı ayna aracılığıyla ikiye bölünür. Bu, ışık hüzmesinin bir bölümünün bozulmadan kalmasını sağlarken diğer bölümünün bir diğer aynaya doğru yön değiştirmesine neden olur. Her iki dar ışık hüzmesi de lensler tarafından iyice açılır. Bozulmadan kalan ve referans hüzmesi olarak adlandırılan hüzme sorunsuz bir yolculuğun ardından fotoğrafik bir plakaya ulaşır ve taşıdığı izi filmin üzerine emanet eder.

Çalışan hüzme olarak adlandırılan yön değiştiren hüzme ise nesneyle karşılaşır ve ardından onu film üzerine yansıtır. Bir anlamda, çalışan hüzme, nesne hakkında bilgi depolayan film üzerinde bir çarpışma dokusu yaratarak nesne ile ilgili deneyimlerini referans hüzmesine aktarır.

Hologramı yapmak için kullanılan lazer ışığının aynısı kullanılarak bu film tabakası aydınlatıldığında, buradan bilgi elde edilebilir. Bunu yaptığımızda, elmayı boşlukta, üç boyutlu ve gerçekmiş gibi görürüz. Hologramların tümden dağılma özellikleri olduğu için, orijinal hologramın herhangi bir parçasını aydınlatarak, elmanın görüntüsünün tamamını elde edebiliriz.

Holografik bir görüntü yaratmanın en önemli bölümü referans hüzmesi -saf ve dokunulmamış hüzme- ile bir takım deneyimleri olan çalışan hüzme’nin karşılıklı etkileşime geçmesidir. Bu deneyimlerin büyüklüğü, bir tür kıyaslama için temel teşkil eden çalışan hüzme’ye karşı ölçülür.

Günlük gerçekliğimiz sürekli olarak bu tür kıyaslamalarla oluşturulmaktadır. Bize, içinde yaşadığımız gerçekliği tanımlayan duyularımız, bu tür kıyaslamaları sürekli olarak yapar (örneğin göreceli soğuk ve sıcak gibi). Ancak duyuların mutlak referans çizgileri yoktur; yalnızca göreceli kıyaslamalar için göreceli referans hüzmeleri vardır.

Kaynak: Yaratılışın Mekaniği Üzerine Kozmik Kitap- İtzhak Bentov.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER