Paleodemografi Nedir?

411

Paleodemografinin tanımı ve çalışma alanlarına geçmeden önce, demografinin ne olduğunu açıklamak yerinde olacaktır. Demografi eski Yunanca kaynaklı bir kelime olup, nüfusbetim anlamına gelir. Doğum, ölüm, evlenme, boşanma ve göç gibi toplumsal olayların ve bu olayları etkileyen siyasal, kültürel, ekonomik, coğrafik ve hastalık gibi etmenlerin insan toplulukları üzerinde ne gibi değişiklikler yarattığının istatistiğe dayalı sayılabilir sonuçlarını ortaya koyan bir bilim dalıdır. Nüfusbetim ya da demografi, nüfusun belirli bir bölgeye zaman içindeki dağılımını, cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, sağlık, meslek gibi olgular açısından ele alarak anlatır. Demografinin kaynaklarını nüfus sayımları, anketler, istatistikler gibi yazılı belgeler oluşturur. Demografi sanıldığı kadar yeni bir çalışma alanı değildir; bu konudaki ilk çalışmalar MÖ. 500’e kadar gider. Konfüçyus, nüfustaki sayısal değişiklikler ile yaşanılan bölge arasında bir ilişki olduğunu varsayarak ilk çalışmaları başlatmıştır.( Cillov,1960)

Özetle demografi, modern toplulukların durağan olmayan nüfus yapılarını, zaman ve mekana bağlı olarak yaşam istatistikleri oluştururken, paleodemografi, ölmüş insanların nüfus bilgilerini kullanır ve demografiden farklı olarak günümüz devingen toplumlarının değil, durağan toplumların nüfus yapılarını ortaya koymaya çalışır. Günümüzden daha basit ve sınırlı koşullarda yaşamış olan insan topluluklarının gelişimlerini anlamada ve yeniden kurgulamada modern toplulukların verilerinden yararlanır, bu antropolojinin bir geleneğidir.

lnsan soyunun doğumlarla artması ve ölümlerle erozyona uğraması, hem insanoğlunun geleceği hem de ailelerin geleceği açısından oldukça önemlidir. Bu gerçeğin temelinde, ölüme karşı duyulan bireysel ve toplumsal tepki yatmaktadır. Hemen tüm kültür ve inanç sistemlerinde, ölüm oranının yüksek olması halinde, doğurganlığı, topluluğun yok olmasını engelleyecek ölçüde yüksek ve ölüm oranının düşmesi durumunda, nüfus artışında aşırı yoğunlaşmayı önlemeye yetecek kadar düşük tutmada anahtar rol oynayan mekanizmalar mevcuttur.

Paleodemografik çalışmalarda amaç, toplulukların artış ve azalışını, zaman ve mekana göre dağılımlarını, topluluklar arası ilişkilerini ve sağlık durumlarını belirlemektir. İskelet topluluklarında yaş, cinsiyet, yaşam beklentisi, doğurganlık, ölüm oranları ve bu oranların belirli yaş gruplarına dağılımı gibi sayısal verilerin ortaya konması önemlidir. Bu amaçla kullanılan en önemli araçlardan birisi “yaşam tablosu”dur (life table) . Bu yöntem, cinsiyete bağlı olarak yaşın ve ölümlülüğün belirlendiği küçük gruplarda, nüfus hakkında genel demografik çözümlemelere olanak verirken, büyük gruplarda da tüm nüfus hakkında bilgi verebilen önemli bir çalışma yöntemidir. Yaşam tablosu u ygulamalarında göç serbestisi olan sabit popülasyonlar ve sıfıra karakterize olmuş ölüm-doğum oranı eşitliği ile, değişmez rakamları temsil eden topluluklar tercih edilir. Paleodemografide ölüm oranları hesaplanırken bu eşitlikten yararlanılır. Yaşam tablosunda; ölüm olasılığı, hayatta kalma olasılığı, ölümlerin sayısı, yaşa göre ölüm oranı, hayatta kalanların sayısı, yaşanan yıllar toplamı, bireylere göre yaşanan yıl sayısı, yaşam beklentisi, doğuştaki yaşama umudu, genel ölüm oranı gibi değişkenler yer almaktadır. İskelet popülasyonundaki demografik örüntünün türh deta ylarıyla anlaşılabilmesi için yaşam tablosunun hem kadınlar, hem erkekler, hem de bebek????çocuklar için ayrı a yrı düzenlenmesi gerekmektedir. Böylelikle topluluğun genel yaşam tablosu oluşturulabilir. Ancak bazı araştırmacılar, genel yaşam tablolarından ziyade “kuşaksal yaşam tablosu” oluşturmanın daha avantajlı olduğunu savunsalar da; ölümlülük koşullarının hızlı değişim gösterdiği durumlarda, tablo daha oluşturulurken geçerliliğini yitirebileceğinden, bu sav daha az kabul görmüştür.

Paleodemografik çalışmalarda, nüfus hareketliliğini belirlerken öncelikle toplulukta cinsiyet ve yaş dağılımının belirlenmesi gerekmektedir. Mikro-evrim sürecinde doğal seçilimin hangi yaşlarda etkili olduğunun belirlenmesi için yaş gruplarının ortaya konması gerekmektedir. Özellikle bebek ve çocuk yaşlarda görülen yüksek oranda ölüm -ki prehistorik topluluklarda dramatik oranda yüksektir topluluğun ve annelerin genel sağlık durumunu ortaya koymakta bugün bile kullanılan önemli bir kriterdir. Bu bağlamda, ömür uzunluğu doğurganlık yaşına kadar uzamış olan topluluklarda, nüfus yoğunluğunda artış beklemek yanlış olmaz. Doğurganlığın artışını daha iyi hayat şartlarına bağlamak yerindedir, ancak gerçek boyutlarını bulmak için yaşayan bebek ve çocukların oranına bakmak gereklidir. Buna karşın, toplulukta yaşlı bireylerin bulunması ölüm yaşı ortalamasını yükseltirken, görece hijyen ortamlarda yaşandığının ve kuvvetli bağışıklık sisteminin habercileri olarak da yorumlanabilir. Popülasyonun doğal artışını engelleyen ölümlülük ise genellikle hastalık ve yaralanmalardan kaynaklanır. Artan nüfus yoğunluğu özellikle yerleşik topluluklarda salgın hastalıkların artmasını, tersini düşünecek olursak, küçük ve dağınık topluluklarda da hastalıklardan korunmayı sağlar. Özellikle tarım toplumlarında, konut sayılarının artması ve atık sulardan kurtulmadaki yetersizlikler nedeniyle, avcı-toplayıcı topluluklara oranla çok sayıda bebek-çocuk ölümü kaydedilmiştir.

Paleodemografik çalışmalarda arkeolojik ve antropolojik bulgular birlikte değerlendirilmelidir. Bunun için,

1) arkeolojik kazı ve analiz,

2) anatomik ve paleopatolojik analiz; ölüm yaşı,cinsiyet tayini, patolojik durum,

3) demografik analiz;doğum-ölüm oranları, yaşam beklentileri,

4) betimselolarak topluluğun yeniden kurgulanması; sosyoekonomik durum, ekolojik ortam gibi soruların yanıtlanması gerekmektedir.

Gözlem ve analizlerimizde, “doğal seçilim” göz ardı edilmemelidir. Doğal seçilim kendini farklı ölüm oranı ve d oğurganlık katsayısı olarak gösterir. İstenmeyen çocukların öldürülmesi, kaza, savaş gibi ölüm sebepleri , kültürel etkinliklerin doğrudan sonuçlarını yansıtır. Ancak, kızamık, grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklar, tarım ve Sanayi Devrimi sonuu yerleşik topluluklarda yoğun olarak rastlanan ve doğal seçilimi dolaylı olarak etkileyen faktörlerdir (Angel, 1969) . Böylelikle topluluklarda hayatta kalmayı başarabilmiş bireylerin artması ve yaşam beklentilerinin yükselmesi sağlanmış olacaktır.

Kaynak: 50 Soruda Antropoloji – Sibel Özbudun

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntropoloji Nedir? Neyle Uğraşır?
Sonraki İçerikAntropolojik Kazı Yöntemleri ve Teknikleri
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER