Paleopatoloji Nedir?

279

Öncelikle, patoloji ve paleopatoloji terimlerini açıkla­mak ve kısa tarihçelerine değinmek gereklidir. Patoloji, ge­nel anlamda organ, doku ve kemiklerdeki yapı-fonksiyon bozukluklarını inceleyen bilim dalıdır; genellikle 0,1 mm’den küçük lezyonları araştırır.

Tarih öncesi dönemle­re ait iskelet kalıntılarında makro moleküllerin yok olma­yışı paleopatolojinin doğuşuna kaynaklık etmiştir. Büyük ölçüde kemiklerin morfolojik ve radyolojik analizlerine dayanan bilim dalı, soylarda yayılım gösteren ve iz bırakan hastalıkların, hem bireysel hem de topluluk seviyesinde kökenlerinin aranıp, bulunması, ortaya çıkış mekanizma­ları ve etkilerini araştırır.

Paleopatolojik araştırmaların materyali olan iskeletlerin varoluş nedeni şu veya bu se­beple ölüme bağlıdır. İnsanın biyolojik ve kültürel evrimi sırasında karşılaştığı parazit, mikroorganizma ve bakteri gibi patojen faktörler, yetersiz beslenme, fizyolojik stres ve yaralanmalar, genellikle ölümle sonuçlanan direkt pa­tolojik etkiler olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, hastalıkla­rın ortaya çıkısındaki en önemli faktörün evcilleştirilen hayvanlar olduğunu ileri süren Larsen (1989), bulaşıcı hastalıkların insandan insana bulaşmasında ve uzak yer­lere taşınmasında, nüfus yoğunluğu ve ticaret ağlarının önemini vurgular.

Bu etkilerin kronik olanları kemiklerde iz bırakır, akut etkiler bireyin doğrudan ölümüne neden olduğu için kemik ve dişlerde gözlemlenmeyebilir. Eski insan topluluklarını yeniden şekillendirmede ve ölüm ne­denlerini belirlemede şüphesiz kemikler ve dişler önemli deliller sağlar.

Paleopatolojik analizler gerçekleştirilirken doku ve de­formasyonların hastalık ya da enfeksiyon kaynaklı olup olmadıkları dikkatli değerlendirilmelidir. Çünkü zaman zaman çevresel etkiler patolojik etkilerle karıştırılabilir. Pseudopatoloji olarak adlandırılan yalancı patoloji, top­rak basıncı ve asitli yapı gibi mekanik nedenlerle kemik bütünlüğünde bozulmalardır.

Benzer biçimde bitki kök­leri, sıcaklıktaki oynamalar, özellikle birbirini takip eden donma ve erime dönemleri, rüzgar ve yağmur kemik ve dişlerde demineralizasyona neden olur. Ayrıca bakteriler, mantarlar ve bazı hayvanlar kemiklere zarar vererek, do­kunun patolojik bir görüntü almasına neden olabilir.

İskeletlerde gözlemlenen hastalıkların genel sınıflan­dırması ve bazı hastalıkların açıklamaları aşağıda yer al­maktadır:

1) Genel enfeksiyonlar (periostitis, ostoemyelit, tüber­küloz, treponemal hastalıklar, cüzam):

Türü ne olursa olsun ya da nasıl oluşursa oluşsun, bütün kemik iltihabına da­yanan hastalıklar osteitis terimi altında toplanır. Bir kez en­feksiyondan etkilenen kemik dolaşım düzenine bağlı olarakfarklı isimler alabilir, kemiğin dış katmanı etkilenmişse pe­riostitis, süngerimsi doku ve ilik kanalı etkilenmişse os­teomyelit adını alır. Beraberinde kemikte iltihabın akması için delikler ve kemikte kalınlaşma da gözlenebilir.

2) Kemik tümörleri (osteomata, osteosarcoma, mul­tiple myeloma):

Genellikle kemik dokusunda görülen sa­yıca artış söz konusudur. lyi ya da kötü huylu olabilen bu tümörler, kemik duvarlarını besleyen damar ve sinirlerin hızlı aktivasyonuna bağlı olarak kısa sürede büyüme gös­terebilir. Tarih öncesi devirlerden bu yana rastlanmasına karşılık diğer hastalıklara oranla frekansının fazla olduğu söylenemez.

3) Eklem hastalıkları (akut arthritis, romatoid art­hritis, osteoartroz, ankilozan spondilitis, gut ve diğer eklem hastalıkları):

Artan vücut ağırlıkları, yaş, yeter­siz beslenme ve benimsenen hatalı duruş pozisyonları ve yanlış hareketlerin neden olabileceği bu hastalıklara iske­let serilerinde oldukça sık rastlanmaktadır. Sınıflamadan da anlaşılacağı üzere, eklem yerlerini ve ilgili kemikleri tutan hastalıklardır.

4) Çene ve diş hastalıkları (çürük, periodontal has­talıklar, apse, aşınma, hypoplasia, diştaşı, kistler ve odontomlar):

Günümüzde de yaygın olan hastalıkların neredeyse tümü geçmiş dönemlerde de insanın ağız ve diş sağlığını olumsuz yönde etkilemiştir. Bu hastalıkların çoğu, çevresel ve patojen etkenler kaynaklı ortaya çıkabi­leceği gibi yapısal ve genetik kökenli de olabilir. Unutul­mamalıdır ki, dişler bireyin yaşadığı fizyolojik treslerin kronolojik göstergeleridir.

5) Deormiteler (polimyelit, kalça deformitleleri, kon­genital displazi):

Deformitelerin bir kısmı genetik olabi­leceği gibi bir kısmı da sonradan edinilen hastalıklardır. Polimyelit olarak adlandırılan çocuk felci, kirli sularda yaşayan bir virüsten kaynaklanan, kol ve bacakları tutan bir hastalıktır. Genellikle çocukluk çağında daha sık gö­rülen kalça deformiteleri çevresel ve fiziksel kaynaklıdır. Ancak, kongenital displazi adından da anlaşılacağı üzere, bebek anne karnındayken ortaya çıkar.

6) Endokrin bozukluklarına bağlı hastalıklar (gigan­tizm, akromegali, achondroplasia, osteoporosis):

Endok­rin hastalıkları hormonal kökenli hastalıklardır. Elbette ki iskelet serilerinde hormon gibi dokular algılanamaz, ancak sonuçları itibarıyla büyüme bozukluklarına neden olduklarından, yansımaları çok çarpıcıdır. Gigantizm doku ve kemiklerdeki aşırı büyümeden ve bozukluktan kaynaklanan devlik, achondroplasia ise cücelik anlamın­da kullanılır. Akromegali, kafatasındaki kemiklerin farklı zamanlarda farklı kısımlarda erken ya da geç kapanması nedeniyle oluşan hastalıklardan sadece biridir.

7) Beslenme kaynaklı hastalıklar (raşitizm, osteo­malazi, skorbüt) : 

Vitamin ve minerallerin yeteri kadar alınmaması ya da bu vitaminlerin emilimini engelleyen faktörlerin bulunduğu durumlarda, genellikle bebek ve çocuklarda gözlemlenir. C vitamini yetersizliğinde skor­büt, D vitamini eksikliğinde ise osteomalazi ve raşitizm ortaya çıkar. Ancak, osteomalazi ve raşitzmin klinik bul­guları ve iskelet sistemi üzerindeki yansımaları birbirin­den farklıdır. Osteomalazide; kalsiyum ve fosfat yetersiz­likleri nedeniyle kırıklar izlenebilir.

8) Kan hastalıkları (thalassemia majör, anemi, hema­tom):

Anemik hastalıklar da kemikler üzerinde iz bıra­kır. Bu izler doğal yollardan ya da başka hastalıklardan kaynaklanabileceğinden tespit etmek kolay değildir. Tha­lassemia kalıtsal kökenli bir hastalıktır. Ancak kronik ve demir eksikliğinden kaynaklanan anemilere de rastlanır. Birçok durumda hastalık kafatası kemiklerinde ya da göz tavanında izlenir. Gözenekli bir yapıyla karakterizedir.

9) Travmalar (delici, kesici alet yaralanmaları, kırık ve çatlaklar):

Özellikle kol, bacak ve kafatasında izlenen travmalar genellikle yaralanma kaynaklıdır. Travmanın vücuttaki yeri genellikle oluş biçimi hakkında önemli bil­giler verir. Bu yaralanmalar bireyin kendisini savunması sırasında ya da kaza sonucu oluşabilir. Çoğu kez delinme, kırık, çatlak ya da paçalı kırıklar olarak karşımıza çıkarlar.

Bazı durumlarda travma etrafında enfeksiyona rastlanabi­leceği gibi, iyleşme izleri de kolaylıkla izlenebilir. Ancak yaralanmanın hemen ardından meydana gelen ölümlerde iyileşme izine rastlanmaz. Kemiklerde kazı esnasında ya da sonradan olabilecek kırıklara dikkat edilmeli, kayıt al­tına alınmamalıdır.

Kemikler üzerinde ortaya çıkabilecek deformasyon ve anomalileri doğru teşhis etmek ancak modern tıbbın yar­dımıyla mümkün olabilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, insanlık tarihindeki hastalık-sağlık ilişkilerinin doğru olarak ortaya konması, günümüz sağlık politikalarına ze­min hazırlaması bakımından çok önemlidir.

Kaynak : Sibel Özbudun- 50 Soruda Antropoloji.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER