Primat Nedir?

762

Primat terimi ilk kez Linneaus tarafından 1758’de kullanılmış olup, Latince primas kelimesinden gelir ve “birinci sıra” anlamında­dır. Linneaus, insanların hayvanlar dünyasındaki yerini belirlemek amacıyla homosantrik de olsa bu kelimeyi seçmiş ve insanları canlılar dünyasındaki en üst noktaya yerleştirmiştir.

Yeryüzündeki tüm canlıları sınıflamayı hedefleyen Linneaus’un sistemi (Sistema Natura), can­lıları analojik (işlevsel) ve homolojik (yapısal) özellik­lerine göre sınıflara ayırma temeline dayanır. Bu sınıf­lardan her biri bir taksonu oluşturur; her takson yapısal ya da işlevsel olarak aynı özelliği taşıyan canlı grupla­rından oluşmalıdır. Bu benzer özellikler ortak atalardan kalıtılarak bir sonraki kuşağa aktarılmaktadır.

Bu sistem sayesinde tüm canlıları, en ilkelinden gelişmişine kadar sınıflamak mümkündür. Tümdengelim sistemine göre türlerin sayısı aşağı doğru inildikçe azalır ve özelleşir. Buna göre çok hücreli, hayvanlar aleminin üyesi olan insanoğlu, omurgalı bir memeli olup, plasenta içinde yavrusunu büyüten canlılardan sadece biridir. Onu özel kılan primat takımının içinde yer almasıdır. Primat takı­mının içinde ise, anthropoidler, insanımsılar (hominoid­ler) , insansılar (hominidler), homo cinsi üyeleri ve Homo sapiens’ler yer alır.

Primatların yaşamöyküsü, 70 milyon yıl öncesine uzanmaktadır. Bu dönemde insan ile karşılaştırıldığında, anatomik açıdan son derece ilkel primatların olduğunu görmekteyiz. Ancak ilkel olmak ortak özellikler taşımaya engel değildir. Bütün primat­ların belki de en temel özelliği ağaçta yaşamaya (arbore­al) uyum sağlamış olmalarıdır. Bu bağlamda bizlerin de içinde bulunduğu primat takımına ait bazı ortak özellik­leri sıralamak yerinde olacaktır:

1 ) Primatlar, derinlik algılama dahil, çok iyi gelişmiş görme duyusuna sahiptir. Gözlerin yüzün önünde yer alacak biçimde evrimleşmesi sayesinde, iki göz aynı noktaya bakabilmekte ve derinlik algısı olan stereoskopik görüş kazanılmaktadır.

2) İlkel primatlar (prosimian hariç) , renk yelpazesini geniş bir aralıkta görmek ve ayırt etmek becerisine sahip­tir. Bu durum belki de meyve ve bitkilere dayalı beslenme tarzı sonucu geliştirilmiş bir özelliktir.

3) Diğer memelilere göre primatlar, beden ölçülerine oranla daha büyük bir beyine sahiptir. Beyin boyutların­daki artma eğilimi zeka ile ilişkilendirilen bir uyumlu­luktur.

4) Primatlarda birçok memelinin aksine, her batında tek bir yavru dünyaya getirme eğilimi yaygındır. Bu se­çilim doğan yavruya artan ebeveyn ilgisiyle açıklanabilir. Annenin yavruya bakım süresi oldukça uzun ve zorludur. Gebelik süresi, yani fetüsün gelişimi ilkel primatlardan insanımsılara doğru artış gösterir.

5) Ağaç yaşamına yönelik olarak geliştirilen adaptas­yonlardan en önemlisi, tüm primatlarda 5 parmak (pen­tadactyl) bulunmasıdır. El ve ayakları donatan bu par­maklar, nadiren sivri, genellikle yassı tırnaklara sahiptir. Ancak hassasiyet kazanmış bu parmaklarla başarılı kavra­ma hareketi yapabilir, ağaçta yaşayabilirler.

6) Boyut bakımından oldukça farklılıklar sergilerler. Tarsi, marmoset gibi 10-15 cm boyutlarında primatlara rastlayabileceğimiz gibi, 180-190 cm boyunda, iri erkek gorillerin varlığı da unutulmamalıdır. Bu çeşitliliğin teme­linde, farklı habitatlara gösterilen başarılı uyum süreçleri aranabilir.

7) Önceleri 44 ya da 40 dişe sahip olan bazı ilkel me­meliler, daha ileri evrim aşamalarında dişlerinden bazıları­nı yitirdi. Primatlarda da 36 diş ile başlayan serüvenimiz, yaklaşık 6 milyon yıl öncesinde olduğu gibi, hala 32 diş olarak devam etmektedir. Ancak çene yayında kendine yer bulamayan 3. büyük azı dişleri, bugün bazı bireylerde artık çıkmamaktadır.

8) Primatların tümünde, üst kol ve kürek kemiği ile ek­lemleşen köprücük kemiği (clavicula) bulunur ve işlevseldir. Omuzlara doğru genişlik ve kolların rahatça salınım hareketi yapmasını sağlayan bu kemikler, özellikle ağaç yaşamında daldan dala atlamak için kaçınılmaz olarak ge­reklidir.

9) Primatların birçoğu gündüz aktiftir (diurnal); yani gündüz düşmanlarından korunur, besin ve eş ararlar. Ge­celerini güvenli bir alanda geçirirler. Prosimianlar ve bazı primat türleri ise gececidir (nocturnal), yani yaşamsal döngülerini alacakaranlıkta ve geceleri sürdürürler.

10) Beslenme alışkanlıkları açısından çeşitlilik göste­rirler. Etçil (carnivor); yaprak, filiz, sürgün yiyenler (fo­livor); böcek yiyenler (insectivor); meyve, çicek yiyenler (frugivor); tohum, kabuklu yemişler yiyenler (gramni­vor); sakızlı bitki ve özsuyu tüketenler (gummivore) ve karışık çoklu beslenenler (omnivor) olarak ayrılırlar.

11) İlkel primatların bazılarında üç, ancak insan da­hil diğer tüm primatlarda göğüs hizasında bir çift aktif meme bulunur. Bu durum, tekli doğumlar yanında, ikiz doğumlarda bebeklerin şansını artıran uyumsal bir süreç­tir. Özellikle iri primatlarda (goril, orangutan, şempanze) rahatlıkla fark edilebilecek boyutlara ulaşırlar.

12) Dik (bipedalizm), yarı-dik ve dört ayak üzerinde hareket ederler. Bu hareket sistemleri primat türünün yerde (terrestrial) ya da ağaç üzerinde (arboreal) yaşa­masına göre, dallarda salınma, dikey sıçrama-atlama gibi farklılıklar gösterir. Örneğin goriller, ağırlıklarını denge­lemek için, çoğu kez kıvırdıkları el parmaklarının üzerin­de hareket eder.

13) Son derece sosyal canlılardır. Özellikle ileri primat­larda, dokunma, paylaşma, hoşgörü gibi davranışlar göz­lemlenebilmiştir. Gece aktif olanlar hariç, genellikle grup halinde yaşarlar. Çokeşlilik, tekeşlilik, harem kurma gibi karışık sosyal organizasyonlara ek olarak, hiyerarşi, sta­tü farkı, iletişim, ölümcül kavgalar, tuzak kurma, avcılık, alet kullanma, liderlik, gruptan dışlama gibi son derece insancıl davranışları da sergiledikleri, bugün artık net bi­çimde bilinmektedir.

Primat takımının bilinen ilk temsilcileri, ağaçlardayaşayan, gececi ve böcek yiyen, yaklaşık sincap büyük­lüğündeki kemirgen canlılardır. Daha sonra, taksono­mideki yerlerini ilkel primatlar olarak adlandırdığımız prosimianlara bırakırlar. Prosimianlar, lemur, lorisi ve tarsiler olarak üç alt gru­ba ayrılır. Maymunları ve kuyruksuz büyük maymunları oluşturan anthropoidler; geniş burunlu (platyrrhini) yeni dünya maymunları ve dar burunlu (catarrhini) eski dünya maymunları olarak iki alt takıma ayrılır. Ağaç yaşamında, uzun kuyruklarını beşinci bir el gibi aktif kullanan yeni dünya maymunları, diş sayıları bakımından da (36 diş) eski dünya maymunlarına oranla homo cinsinden daha uzakta yer alır. Eski dünya maymunları arasında bazı tür­ler ağaçlarda yaşarken, babun, makak gibi bazı türler de yerde yaşar.

Kuyruksuz büyük maymunların ve insanların oluş­turduğu grup hominoid üst ailesi olarak adlandırılır. Eski dünya maymunlarından hylobat, pongid ve hominidler bu ailenin üyeleridir. Kuyruksuz büyük maymun­lar (ape) pongid ailesine, insanlar ve insanımsılar hominid ailesine dahil edilir. Gibonlar (hylobat) hayatlarının tü­münü neredeyse ağaç üzerinde geçirirken, pongid ailesi üyeleri olan orangutan, goril ve şempanzeler daha çok yerde yaşamayı tercih eder. Sonuç olarak, primat türleriy­le ilgili gözlem ve araştırmaların son yıllarda sevindirici bir hızla arttığını ve primatoloji bilimine büyük katkılar sağlandığını izlemekteyiz.

Kaynak : 50 Soruda Antropoloji- Sibel Özbudun, Gülfem Uysal.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER