Yalan Makinesi – Poligraf – Nöroteknolojik Tespiti – Etik

989

Nörobilimin bir alt kategorisi olan kognitif (bilişsel) nörobilim zihinsel süreçlerin beyinde nasıl gerçekleştiğini ve bunların nöronal altyapısını araştırmaktadır. Bu amaçla, dikkat, belleğe kaydetme, hatırlama, soyutlama gibi süreçler esnasında hangi beyin yapılarında nasıl bir aktivasyon gerçekleştiğinin ortaya konması hedeflenmekte; zihinsel etkinliğe eşlik eden beyin nöro-elektriksel aktivitesi, beyinde lokal oksijen tüketimi veya metabolizma artışı gibi biyolojik işaretler ile araştırılan zihinsel süreçler arasındaki ilişkiler sorgulanmaktadır. Yalan söylemek de kognitif nö- robilime konu olabilecek bir zihinsel süreç olarak ele alınmakta ve şu soruyu akla getirmektedir: “Yalan söylerken beyinde gerçekleşen bazı aktivasyonlar yalan söyleyeni ele verebilir mi?”

Yakın geçmişe kadar, yalan ifade doğrudan beyinde değil, emosyonel stresin perifere yansıması olan somatik yanıtlarda (jest ve mimiklerde, yüz ifadesinde vb.) ve otonom yanıtlarda (deri iletkenliğinde, kalp atım hızında vb.) arandı. Bugün ise, beyindeki aktivasyonlar dahil, tutarlı bir ipucu sunabilecek tüm biyolojik sinyaller ve işaretlerde yalan söylemenin izleri araştırılmaktadır. Ancak bu araştırmalar insan zihnini anlamaya yönelik bilimsel merakın yanı sıra, etik ve hukuki tartışılmalar yaratabilecek boyutlara ulaşmaktadır.

Yalan ifadenin psikolojisi ve ayırt edilmesinin önemi

Yalan ifade veya kasıtlı yanıltma toplumsal sözleşmeden doğan sorumlulukları yerine getirmemenin bir şeklidir. Yalan söylemenin psikolojisine dair öne sürülebilecek nedenler arasında başlıca şunlar sayılabilir: Cezai yaptırımdan kaçmak (örn. suça karışan şüphelinin yaptığını inkar etmesi), çıkar elde etmek (örn. şirket sahibinin hissedarları kandırması), utanç ve dışlanmadan sakınmak, toplumda saygınlığını korumak ve yükseltmek (örn. kişinin kendisini küçük düşürecek bir hatayı üstlenmeyi reddetmesi) . Kişinin kendi çıkarı dışında yakın hissettiği kişiyi korumak amacıyla yalan söylemesi (örn. kişinin başkasına ait bir suçu üstlenerek cezaevine girmesi) veya sosyal ve ailevi ilişkilerin korunması amacıyla yalan söylenmektedir (örn. sunulan bir hediyeyi beğenmediği halde beğendiğini söylemek). Günlük hayatta sosyal ilişkiler içinde çoğunlukla bize verilen beyanlar üzerinde çok fazla düşünmeden doğru kabul etmek büyük bir sorun oluşturmayabilir. Ancak ifadenin doğruluğu adli işleyiş için çok daha büyük bir önem taşı- maktadır. Mahkemelerde zanlı ve tanıkların kamu yararı dışında bir yarara hizmet edecek şekilde yalan ifade verme olasılıkları göz önüne alınarak, onları doğruyu söylemeye zorlayacak tedbirler düşünülmüş; onur veya dini inançla, yani yeminle bağlamak uygun görülmüştür. Ancak ifadeyi verirken yemine bağlı kalmak kişinin tamamen kendi vicdanına kalan öznel bir koşuldur. Bundan dolayı kanıtların bulunmadığı koşullarda beyan tek başına yeterli değildir. Bu yüzden özellikle hukuk ve güvenlik hizmetinden sorumlu kurumlar, yalan ifadenin bilime dayalı kanıtlarla saptanabilirliği üzerine çalışmaları her zaman ilgiyle takip etmişlerdir ve etmektedirler.

Davranışsal gözlemler

Yalan ifadeyi tespit için kullanılan en eski yöntem davranışsal ipuçlarını değerlendirmektir. Dürüst olmayan ifadeyi ele veren bilindik ipuçları arasında, kişinin gerginliğine işaret eden, göz temasından kaçınması, lisanda akıcılık kaybı, kaçamak mimikler ve konuşmayı tamamlayıcı el ve kol hareketlerinin azalması sayılabilir. Bunların yanı sıra ifadedeki mantıksal tutarsızlıklar da yalana dair şüphe oluşturur. Her insan kişisel tecrübeleri dahilinde yukarıda bahsi geçen ve benzeri ipuçlarını kullanarak karşısındakinin yalan söyleyip söylemediğine dair bir kanaat getirebilir veya sezgiye sahip olabilir. Ancak bu kanılarında %50’nin üzerinde başarı gösterebilen kişiler yalnızca bu konuda uzmanlaşmış kişilerdir. Davranışsal gözlemlere dayalı yalan tespiti bazı uzmanlar tarafından her ne kadar formülleştirilmiş, prensipleri ortaya konmuş olsa dahi, bu değerlendirmeler oldukça özneldir ve bir uzman görüşünden öteye geçememektedir.

Otonom yanıtların tespiti ve poligrafi

Yalan söyleyenin yaşadığı emosyonel durumlar suçluluk, korku veya genel olarak artmış heyecan olabilir. Emosyonel stresin tetiklediği sempatik sistem etkinliğinde artışa eşlik eden, kişinin iradesi dışında gerçekleşen fizyolojik yanıtlar (otonom yanıtlar) şöyle sıralanmaktadır: Taşikardi, kan basıncında artış, soluma sıklığı ve derinliğinde artış, terleme, tükürük salgısında azalma, seste incelme ve titreme. Yaklaşık olarak İ.Ö. 1000 yılına ait bir Çin tableti tükürük salgısında azalma ve emosyonel stres arasındaki ilişkinin yalan ifadenin tespitine kullanıldığını göstermektedir: “Şüpheli ağız dolusu pirinci çiğner ve tükürür. Eğer pirinç nemli ise suçlanan doğruyu söylemektedir; çıkan pirinç kuru ise suçlanan yalan söylemektedir”

Nabız ve kan basıncı ile yalan söylemek arasında ilişkinin araştırılması 19. yüzyıl sonlarına kadar gitmektedir. Bu parametrelere solunum hızı ve galvanik deri direnci (terleme seviyesinin) ölçümünün de eklenmesiyle, günümüzdeki “poligraf” veya halk arasında bilinen adıyla “yalan makinesi” ortaya çıkmıştır. Poligraf yalan ifadenin ortaya çıkarılmasında somut ve ölçülebilir şekilde bilgi verdiği kabul edilen ilk araç olmuş ve 20. yüzyılda yaygın biçimde kullanılmaya başlamıştır.

Poligrafla ölçüm yapılırken kişiden bazı sorulara yanıt vermesi istenir. Bu cevaplamalar esnasında poligrafi parametrelerinde tetiklenen olası sinyal artışları incelenir. Yaygın kullanılan sorgulama protokollerinden biri olan Kontrol Soru Testi (Control Question Test) protokolünde  kişinin üç ayrı kategoriden sorulara “evet” veya “hayır” şeklinde yanıt vermesi talep edilir. İlgisiz (nötr) kategorideki sorular dizisinin (örn. 1970 yılında mı doğdunuz?) arasına doğrudan soruşturulan konuda sorular yerleştirilir (örn. Cinayet günü karınızı gördünüz mü?). Kabaca, eğer soruşturmayla ilgili cevaplarda poligraftan okunan fizyolojik yanıt (nabız, kan basıncı, soluma sıklığı ve terleme seviyesi) nötr cevaplara göre büyük ise kişinin yalan söylediğine işaret ettiği kabul edilmektedir.

Uygulanan diğer bir protokol Suçlu Bilgisi Testinde (Guilty Knowledge Test) kişiye yalnızca olay yerini inceleme ekibi ve suçlunun bilebileceği bazı detay bilgileri içeren se- çenekler çoktan seçmeli olarak sunulur.

Örnek Soru: Kurban sizce neyle öldürülmüştür?

(a) Ateşli silah,

(b) Bıçak

(c) İp

(d) Sopa,

(e) Buz kırıcı.

Bu testte suçlunun gerçeği yansıtan seçeneklere verdiği fizyolojik yanıtların daha kuvvetli oluştuğu kabul edilmektedir.

Poligrafın dünyada kullanımı

Başta A.B.D, İsrail, Japonya, Kanada’da olmak üzere Güney Kore, Meksika, Pakistan, Filipinler, Tayvan, Tayland gibi dünyanın birçok ülkesinde kriminal araştırmada kullanılmıştır. Bunlar arasında en yaygın kullanıldığı ülke olan A.B.D’de kriminal soruşturmaların yanı sıra, kamu güvenliğini ilgilendiren tüm devlet kadrolarında personel üzerinde bir tarama testi olarak kullanılmıştır. Poligrafın A.B.D’de özel sektörce de benimsenmesini takiben, geçerliliğiyle ilgili şüpheler öne sürülerek özel sektördeki çalışma ortamında çalışanlar üzerinde tarama amaçlı kullanımı 1988’de yasal düzenleme ile büyük ölçüde sınırlandırılmıştır (Çalışanları Poligraftan Koruma Hareketi -Employee Polygraph Protection Act) ve bir işyeri standardı olarak posterler asılarak çalışanların bu yasal düzenleme hakkında bilgilendirilmesi zorunlu tutulmuştur.

Avrupa’da yargı kararlarında kısmen etkili olduğu ülkeler arasında, Belçika, Finlandiya bulunmaktadır ve Birleşik Krallık ve Hollanda’da özellikle cinsel suçlara dair soruş- turmalarda kullanılmaktadır. Japonya’da 2002 verilerine göre mahkemede geçerli delil niteliği taşıyan poligraf uygulaması yılda ortalama 5000’dir. Türkiye’de 1988 yılına kadar bu konuda hiç uzman yokken, ABD’de eğitim gören 60 kişiyle birlikte kendi uzmanlarını yetiştirmeye başlamıştır ancak ülkemizdeki poligrafinin profesyonel olarak kullanım alanı hakkında yeterli bilgiye erişilememiştir.

Poligrafiyle yapılan yalan tespitine eleştiriler Öncelikle, poligrafiye kondurulmuş olan “yalan makinesi” terimi teknik olarak yanlıştır. Sempatik sistem etkinliği tek başına esas alındığında, sadece ve sadece yalan söylemeye özgü bir fizyolojik yanıttan bahsedilemez. Poligrafın ölçtüğü emosyonel stresi yaratabilecek tek neden yalan söylemek ve bunun açığa çıkması durumundan duyulan tedirginlik değildir. Çoğu örnekte olduğu gibi, sorgulanma heyecanından veya poligrafın kendisini yalancı çıkaracağı endişesinden kaynaklanabilecek fizyolojik yanıtlar uzmanı yanlış pozitif sonuçlara yönlendirebilmektedir.

Poligrafinin doğruluk değerinin araştırıldığı bilimsel çalışmalar laboratuvar ortamında çalışmaya katılan gönüllü katılımcıların çoğunlukla bir senaryo dahilinde yapılan suçlamalara maruz kalmaları ve poligraf eşliğinde sorgulanmalarına dayanmaktadır. Ancak laboratuvar ortamında yaratılan bu koşul ile gerçek bir suçla itham edilme durumu arasında gelişecek emosyonel stres ciddi boyutta farklı olacaktır. Bundan dolayı, poligrafın başarısının laboratuvar çalışmalarıyla belirlenmesi şüphelidir. Poligrafın saha çalışmaları üzerine bir derlemede masum şüphelilerin %21’inin testi geçemeyerek haksız yere suçlanmış olduğu, %72’sinin doğru şekilde temize çıkarıldığı, kalan %7’si hakkında ise poligrafi ile bir tespit yapılamadığı bildirilmiştir.

Poligrafinin yanlış suçlama yapma ihtimalinin yanı sıra, poligrafi hakkında teknik bilgi sahibi olan kişilerin poligrafi uzmanını yanıltma ihtimali de bulunmaktadır. Poligrafi esnasında ele verici sinyallerin nasıl maskelenebileceğine dair bilgileri paylaşan internet sitelerinden tavsiyeler arasında, büyük genlikte fizyolojik yanıt beklenen sorulara yanıt verirken, emosyonel stres yükünü azaltmak için bir yandan zihinden matematiksel işlemler yapmak veya tam tersine nötr koşullarda fizyolojik yanıtı olduğundan daha yüksek çıkarmak için gizlice kendine acı vermek (dili ısırmak, ayak parmağını ayakkabı içine yerleştirilen batıcı bir nesneye bastırmak) buna örnek gösterilebilir.

Emosyonel strese bağlı diğer fizyolojik yanıtlar

Yüksek çözünürlüklü termal görüntülemenin kullanıldığı bir çalışmada, orbital kas bölgesinin perfüzyonundaki artışa eşlik eden termal sinyal esas alınarak, suç senaryosu bazlı simülasyon sorguda %87’ye varan bir başarı elde edilebilmiştir. Bu teknikle ilgili övülen özellikler, uzman gerektirmemesi (tamamen bilgisayar değerlendirmesine dayanması), fiziksel temas gerektirmeden uzaktan yapılabilmesi ve oldukça hızlı sonuç alınabilmesidir. Ancak belirtilen başarı laboratuvar ortamı ile sınırlıdır. Yaygın olarak araştırılan bir başka parametre olan vokal stres analizinde, yalan söyleme esnasında konuşma ses kaydında gerçekleşen mikro titremeler çeşitli bilgisayar algoritmaları ile incelenmektedir. Ancak bu yöntemin sınanması devam etmekte ve henüz oldukça düşük bir ayırt ediciliğe sahip olduğu bildirilmektedir.

Gerek termal yanıtta, gerekse ses analizinde değerlendirilen parametreler poligrafiye benzer şekilde yalan söylemeye bağlı emosyonel stresin periferik yansımalarına dayanmaktadır ve yukarıda poligrafi hakkında belirtilen yanılma olasılıklarını taşımaktadırlar.

Yalan ifadenin beyinde araştırılması

Yalan söylemeyle ilgili ipuçlarının doğrudan beyinde araştırma yöntemleri elektroensefalografi (EEG) ve fonksiyonel nörogörüntüleme olarak iki başlık altında toplanabilir. Belirli bir duyusal uyaran veya uyarana verilen motor bir yanıtla birlikte beynin elektriksel aktivitesinde gerçekleşen dalgalara olaya ilişkin potansiyeller denir. Bu beyin dalgaları arasında en çok bilinen ve kognitif elektrofizyoloji araştırmalarına konu olan P300 dalgası uyaranların fiziksel özelliklerinden çok uyaranın bir bağlam içinde yer alması, dikkat kaynaklarının söz konusu uyarana yönlendirilmesi, bellekteki izlerle karşılaştırılması gibi geniş ölçekte kognitif süreçlerle ilişkilendirilmiştir. Poligrafta uygulanan Suçlu Bilgisi Testi protokolü P300 elde etmede kullanılan paradigmalara uyarlanarak, suça karışmaya dair bir tespit aracı olarak kullanımı önerilmiştir. Bu uyarlamada kişiye gösterilen resimler dizisi arasına suça ilişkin ipuçları içeren, çağrıştıran görüntülerin (örn. Cinayetin işlendiği evin dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafı) dahil edilmektedir. Suça dair görüntülerin gerçek suçluda P300 potansiyeli oluşturduğu, buna karşılık olayla ilgisiz kişilerde bu potansiyelin oluşmadığı bildirilmiştir. Beyin parmak izi olarak adlandırılan bu yöntem, geliştiren araştırıcısı tarafından %100 doğruluk vaadiyle ticarileştirilmiştir (http:// www.brainwavescience.com). Bu yöntemin başarısı başka araştırmacılar tarafından sınandığında, laboratuvar ortamındaki araştırmalarda % 85-90 oranında  başarılı bulunmasına karşın, yapılmış tek saha çalışmasında ise şans düzeyine (%50) yakın bulunmuştur. Beyin parmak izi yöntemi öne sürüldüğü yıldan itibaren A.B.D.’de güvenlik, savunma ve istihbarat teşkilatlarınca araştırma teşviği görmüş, ancak daha sonra 2001 yılında hazırlanan resmi raporda yöntemin kullanımının sınırlı olabileceği, mevcut poligraf destekli sorguya ek bir katkısının bulunmadığı belirtilmiştir.

EEG’ye göre daha yeni geliştirilmiş olan fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) ve daha az yaygın olmakla birlikte pozitron emisyon tomografisi (PET) yöntemleriyle beyinde nöronal metabolizmada lokal artış ve azalışlar haritalanmaktadır. Bu yöntemlerin keşfinden itibaren ilk dekad boyunca beyinde nöronal aktiviteyi yansıtan beyin etkinlik haritaları sağlıklı bireylerde duyusal, motor, kognitif ve emosyonel süreçlerin işleyişinin aydınlatmasında araştırma amaçlı kullanılmıştır. Daha sonra nörolojik ve psikiyatrik bozuklukları araştıran klinik çalışmalarda da bu ölçümlere yer verilmiştir. Fonksiyonel nö- rogörüntülemedeki ilerlemeyle birlikte, özellikle fMRG’nin yalan ifadenin tespit edilmesinde kullanılabilirliği sorgulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmalarda yalan söylemeyle birlikte beyinde ventrolateral ve dorsolateral prefrontal kortekste, anteriyor singulat kortekste fMRG sinyalinin, kontrol koşuluna kıyasla kuvvetlendiği gösterilmiştir.

Nöroteknoloji ile doğru ve yalan ifadenin tespiti, etik tartışmalar

Son yıllarda, nörobilimdeki benzersiz gelişmeler, nöroetik adı verilen yeni bir çalışma alanının doğmasına da yol açmıştır. Nöroetik terimi, ilk kez 2002 yılında, ABD’de New York Times gazetesinde çalışan gazeteci William Safire tarafından bir konferansta kullanılmasının hemen ardından, akademik çevrelerde ve kamuoyunda benimsenmiştir. Nöroetik çalışma alanı, nörobilim araştırmalarının ve uygulamalarının ortaya çıkardığı etik, toplumsal ve hukuki etkilerin incelenmesini kapsar. Nöroetik bu kapsamıyla, ahlak felsefesinin ve nörobilimin insan bilimleriyle etkileşime girdiği disiplinlerarası bir alanı tanımlar; nörobilim araştırmalarının ve klinik uygulamaların kamu alanına yansımasının yaratabileceği etik meseleler üzerine odaklanır. Bu durum kaçınılmaz olarak nörobilimin temel meselelerinin, ahlaki sınırların, sorumlulukların ve yükümlülüklerin tanımlanmasını; bu sorunların çözümlenmesinde etik düşünce sisteminin bakış açısından yararlanmayı beraberinde getirir. Nöroetik hem ahlak felsefesinin teorik kaynaklarından beslenir hem de etiğin uygulama yöntemlerinden yararlanır. Nöroloji, psikiyatri, beyin cerrahisi ve ilgili uzmanlık alanları ile etiğin bütünleştirilebilmesinin yanı sıra, bu alanda yapılmakta olan araştırmalarda, etik değerlerin hasta bakımını geliştirici yönde özümsenmesi üzerinde çalışır. Örneğin, lobotomi gibi cerrahi müdahale içeren psikiyatrik uygulamalar tarihte birçok suistimal ve etik dışı davranışlarla belleklere kazınmıştır. Günümüzde ise, derin beyin stimulasyonu ve nörofarmasötik ilaçlar gibi nöroloji ve psikiyatride kullanılan tedavi yöntemlerinin sağlık sınırları içindeki bireylerde bilişsel kapasite ve duygu durumunun geliştirilmesi için denenmesi tartışılmaktadır. Bu durum nörobilim uygulamalarında hekimlerin ne denli kritik rol oynayabileceklerini ve önceden kestirilemeyecek toplumsal, kamusal sonuçları olabileceğini gösterir.

Nöroetiğin bir başka önemli ilgi alanı nörogörüntü- leme ve çeşitli nörofizyolojik ölçüm teknolojilerinin klinik ortam dışında uygulamalarının etik yönüdür. Nöroteknolojik uygulamalar ile kişinin doğru ya da yalan söylediğinin araştırılması, insan zihninin bu teknikler yardımı ile okunması gündemdedir. Üstelik bu tekniklerin toplumsal ve ekonomik talepler doğrultusunda vulgarize biçimde hızla kullanıma açılması yönünde beklenti oluşması söz konusudur.

Yüksek çözünürlüklü kameralar ile görüntüleme veya ses analizi ile yalan tespiti henüz deneme safhasında olan bilimsel güvenilirliği tam olarak kesinleşmemiş yöntemler olmakla birlikte, bireyin bilgisi ve onamı olmadan yapılabilecek gizli görüntü ve ses kayıtlarından tespit için olanak yaratmaktadır. Örneğin, vokal stres analizi için bilimsel geçerliği bulunmayan yazılımlar internetten bilgisayarlar ve cep telefonlarına indirilebilir hale gelmiş, kullanıcılara cep telefonu veya internet üzerinden sesli görüşme yapıldığı esnada, karşı tarafın haberi olmadan küçük yalan testleri yapma seçeneği sunulmuştur. Bu örnek, geçerliliği kanıtlanmamış yalan tespiti prototiplerin dahi toplumda uyandırabileceği merakın boyutlarına işaret etmektedir. İnsanın kendisi ile ilgili kararları, kendi zihinsel ve akıl süreçleriyle değerlendirerek alma yetisi anlamında birey özerkliği kavramı ile uyuşmaz.

Yalan tespitinin bir bilimsel araştırma konusu olup olmadı- ğını sorgularken, evrensel araştırma etiği ilkeleri yol gösterici olabilir. Biyoloji ve tıp alanında insanlar üzerinde bilimsel araştırmalar insanlığa, bilime, toplum sağlığına yarar sağlama amacını taşır  Nöro-fizyolojik beyin ve beden aktivitelerinden yararlanarak, “insan zihninin okunması”, yalan ifadenin tespiti üzerinde yapılan çalışmalar; henüz bilimsel olarak kesin geçerlik ve güvenilirlik kazanmamış olup, deneme aşamasında bulunan araştırmalardır.

Beyin görüntüleme teknikleri, poligrafi, EEG, fMRG gibi teknolojilerin, yalan ifadenin tespitine yönelik olarak kullanımını etik yönden incelerken, bilimsel düşünceyi geliştirme amacına hizmet edip edemeyeceği öncelikle incelenmelidir. Bilimsel araştırmalar, insan onuru ve kimliği korunarak, hiç bir ayrım gözetilmeden, insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne, temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilerek yapılabilir. Tıpta ve biyolojik bilimlerde ilerlemelerin yaşam kurtarmaya, insan yaşamının niteliğini geliştirmeye yarar getireceği unutulmadan, araştırma özgürlüğünü koruyarak, ancak insan sağlığını ve esenliğini üstün tutarak yürütülebilir.

Kaynak : Mehmet Ergen ,  Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye  

Yeşim Işıl Ülman Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye

PAYLAŞ
Önceki İçerikTengri
Sonraki İçerikRüzgar Nedir? Rüzgar Enerjisi – Rüzgar Türbinleri
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER