Ali Kuşçu Kimdir?

964

Ali Kuşçu ( ölm. 1474) Türk dünyasının önde gelen bir gökbilimci, matematik bilgini olan Alâeddin Ali bin Muhammed el-Kuşçî’nin Maveraünnehir’in neresinde ve ne zaman doğduğu bilinmiyor. Babası Muhammed, ünlü Türk Sultanı ve bilim adamı Uluğ Bey’in “doğancı başısı” olduğu için, ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla tanınıyordu.

Küçük yaştan itibaren matematik ve gök bilimine ilgi duyan Ali Kuşçu, Semerkand’da devrin en büyük bilim adamları olan Kadızâde-i Rumî, Gıyâseddin Cemşîd el Kâşî; Uluğ Bey ve Muînuddîn el-Kâşî’den matematik ve gök bilimi dersleri aldı. Aldığı dersleri yeterli görmeyen Kuşçu, daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti; Hall-ü Eşkâl-i Kamer (Ay evrelerinin Açıklanması) adlı kısa bir kitap ile Tûsî’nin Tecrid el-Kelam (Sözün Sadeleştirilmesi) adlı eserini yorumlayarak
Şerh-i Tecrîd adlı eserini yazdı. Kirman’da öğrenimini tamamlayarak Uluğ Bey’in yanına döndü ve Semerkand Gözlem Evi’nin müdürü Kadızâde ölünce gözlem evine yönetici olarak atandı.

Semerkand Gözlem Evi’nin genç yöneticisi Kuşçu ve arkadaşları, bilimsel gerçeklere yenilerini katacak gözlemler ve kuramsal çalışmalar yapıyordu. Bu çalışmalar, gözlemlerle kontrol edilebilen, değişmez kuralların ve ilkelerin belirlenmesine yarıyordu. Gözlem evinde yapılan çalışmalarla, zamanın en doğru sonuçları elde ediliyordu.

Uluğ Bey’in ölümünden sonra meydana gelen karışıklıklar ve sürekli hükümdar değişiklikleri, Sultan’ın koruması altında çalışan bilim adamlarını çok rahatsız etmişti. Huzur ve bilime saygı gösterilen bir ortam arayan bilim adamları, Horasan’dan, Maveraünnehir’den ve Azerbeycan’dan göç etmeye başlamışlardı. Otuz yıla yakın Semerkand’da çalışmış olan Ali Kuşçu da ailesi ve bazı öğrencileriyle birlikte, kentten ayrılarak Taşkent’e göçtü. Bir süre burada kaldıktan sonra, Herat’a yerleşti. Burada, 20 yıla yakın, Timurlular Devleti’nin Sultanı Ebu Said’in yanında bulundu. Ebu Said, Akkoyunlular Padişahı Uzun Hasan’a (1423-1478) yenilince, Kuşçu Tebriz’e geçti (1469). Uzun Hasan kendisine büyük saygı gösterdi. Fatih Sultan Mehmet’in bilgin olduğunu, bilginlere büyük saygı gösterdiğini bilen Uzun Hasan, Kuşçu’yu, Akkoyunlular ile Osmanlılar arasında bir barış antlaşması sağlamak üzere, İstanbul’a elçi olarak gönderdi.

Ali Kuşçu, Fatih’ten büyük iltifat gördü. Çünkü, Semerkand Medresesi’nde ve Gözlem Evi’ndeki çalışmalarından, bu kentten çok uzaklarda bulunan İstanbul’daki hükümdarın haberi vardı. Eserleri Saray’da olduğu kadar İstanbul’un ilim çevrelerinde de biliniyordu.

Fatih Kuşçu’ya, Osmanlı başkentine gelerek, bilgisiyle İstanbul medreselerinde ilim
heveslisi gençleri yetiştirmesini teklif etti. Ama, dürüst bir ilim adamı olan Ali Kuşçu, beklemediği bu iltifata, “Hünkârım izin verirlerse önce Tebriz’e döneyim. Çünkü burada bulunuşumun gerçek sebebi, Akkoyunlu Hükümdarı’nın elçisi olmamdır. Elçiye zeval olmaz. Gerektir ki, hünkârımın lütûfkâr davetini kabul etmeden önce vazifemi iyi bir sonuca ulaştırdığımı, beni gönderen, bana güvenmiş olan insana bildireyim…” Ali Kuşçu’nun bu özürünü beğenerek kabul eden Fatih, bu bilgin ve bilgin olduğu kadar da mert ve ahlâklı olan insanı, bir süre daha misafir ettikten sonra kendisine izin verdi. Değerli bilgin Ali Kuşçu, sözünü tuttu. İki yıl sonra, ailesiyle ve öğrencileriyle birlikte Tebriz’den İstanbul’a hareket etti. Fatih; sınırda karşılanarak İstanbul’a kadar geçecek yolculuğunun her günü için 1000 akçe yolluk verilmesini ve İstanbul sınırında törenle karşılanmasını emretmişti. Ali Kuşçu, 200 akçe maaşla, Ayasofya Medresesi’ne hoca olarak atandığı gibi, Padışahın özel kitaplığının yöneticiliğine de getirildi (1472)

Ali Kuşçu’nun İstanbul’daki yaşamı çok kısa olmasına rağmen etkisi önemlidir; çünkü onun çalışmaları sonucunda, İstanbul Medreselerinde, özellikle Gök bilimi ve matematik alanında büyük gelişmeler görülmeye başlanmıştır. Semerkand Medresesi ile Gözlem Evi’nin deneyimine sahip olan bilginin tesiri ile Fatih dönemi medreselerinin vakfiyelerinde bir değişiklik meydana gelmiştir. Fatih, müderrislerin naklî ilimlerde olduğu gibi aklî ilimlerde uzmanlık sahibi olmaları zorunluluğunu getirmişti. Ali Kuşçu, yalnız yazdığı eserlerle değil, verdiği eğitim ve öğretim ile de dönemini aşan bir bilgindi. Verdiği dersler çok rağbet görmüş, İstanbul’un ünlü bilim adamları da matematik ve gök bilimi derslerini izlemişti. Kuşçu, beşi İran’da beşi de İstanbul’da olmak üzere, adı bilinen, 10 öğrenci yetiştirmiştir. Gök bilimine verdiği önem sonucu, Osmanlı topraklarında, Hoca Sinan Paşa, Molla Lütfi ve Mehmed (Mirim) Çelebi gibi kıymetli gök bilimcilerinin yetişmesine yol açmıştır.

ali-kuscunun-eserleri

Risâle der ’İlm-i Heye (Gök Bilimi Kitabı); 1458’de Semerkand’da Farsça yazılan eser, geometri ve fiziğin ilkeleri hakkında bir giriş bölümü ile iki kitaptan oluşmaktadır: 1. kitapta; küresel gök bilimi, evrenin yapısı ile Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketi, 2. kitapta; coğrafya, kronoloji, kıblenin belirlenmesi, Güneş, Ay ve gezegenlerin büyüklükleri ve Yer’e olan uzaklıklarının belirlenmesi konuları ele alınmıştır. Eser, Sanskritçe’ye, Özbekçe ve Rusça’ya çevirilmiştir.

Risale fî Hall Eşkâl Muaddil li’l-Mesîr (Ekuant Sorununun Çözümlenmesi Üzerine); eserde, Batlamyus’un Merkür kuramı eleştirilmekte, aynı zamanda yeni bir model ortaya konmakta.

Risâle der İlm-i Hisâb adıyla Semerkand’ da yazdığı Farsça eserini Arapça’ya el-Risâle el-Muhammediye fî el-Hisâb adıyla çevirerek 1472’de Fatih’e sundu. Bu kitaplar, medreselerde orta dereceli ders kitabı olarak okutuldu.

Risâle fî enne küllü m risâle mâ yustamelu bi’l şekleyn el-mugnî ve el-zıllî yumkinu
an yustamelu bi’l-mıstara ve el-fercâr min gayrı hisâb; Sinüs ve tanjant denklemlerinde bilinmeyen değerlerin cetvel ve pergel yardımıyla bulunması konusundadır.

Risâle fî istihraç makâdîr el-zevâyâ min makâdîr el-adla; Küresel üçgenlerde, kenarların uzunluklarının bilinmesi durumunda, açıların belirlenmesine ilişkindir.

Risâle-i kusûr (Kesirler kitabı) Hulâsat el- hisâb (Aritmetiğin Özeti) Risâle der Hisâb
u handasa (Aritmetik ve geometri kitabı)

Ali kuşçu, İstanbul’un enlem ve boylamını belirlemek üzere de çalışmalar yapmıştır.
Kendisinden önce, 41º14’ olarak belirlenmiş olan enlem değerini kabul etmişti. Buna karşılık, kendisinden önce 60º olarak belirlenmiş olan boylamı 59º olarak ölçmüştür. Günümüzde, 41º 01’ ve 57º 56’ olarak kabul edilen değerlere olan yaklaşıklık açıktır.

Kuşçu’nun, eğitim ve araştırma çalışmalarına ek olarak, İstanbul’da ilk Osmanlı güneş saatini yapmış olduğu çeşitli kaynaklarda ileri sürülmektedir. 1473 yılında Fatih Camisinin sağ minaresinin peteği altındaki güneş saati ile Topkapı Sarayı avlusundaki yatay güneş saatinin Kuşçu tarafından yapıldığı sanılıyor.

Osmanlı gök bilimine önemli katkıları olan büyük bilgin Ali Kuşçu, 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul’da ölmüş ve Eyüp Sultan Türbesi civarına gömülmüştür.

Kaynak : Gökbilimde Türk -İslam Bilginleri

PAYLAŞ
Önceki İçerikEski Mezopotamyada Gökbilim – Astronomi
Sonraki İçerikKrişna Savaş Meydanında
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER