Mozart

254

1719’da doğan baba Leopold Mozart, Augsburglu bir ciltçinin oğluydu. Önceleri papaz olmak istedi. Daha sonra Salz­burg Benedictine Üniversitesi’nde iki yıl öğrenim gördü. Ama derslere düzenli girmediği için üniversiteden atıldı. Ardından müziğe yöneldi. Salzburg’da “Müzikçi olarak görevlendirilen oda hizmetkarı” ünvanı ile Thurn und Taxis Kontu’nun hizmeti­ne girdi. O günlerde bir müzikçinin statüsü, uşağınkiyle aynıydı.

Müzikle ilgili görevlerinin dışında sıklıkla yapması gereken baş­ka görevleri de olurdu. Örneğin o günlerin Viyana gazetelerin­den birinde çıkan bir ilanda şunlar yazılıdır: “Yöredeki konaklar­dan birine bir uşak aranmaktadır. İsteklinin iyi bir kemancı ol­ması ve zor piyano sonatlarına eşlik edebilmesi gerekir.”

Joseph Haydn, Esterhazy’de müzikle ilgilenen ve yanında ça­lıştırdığı kimselere iyi davranan bir beyle karşılaştığı için talih­liydi. Ama onun statüsü de uşaktı. Her sabah beyaz gömleği, be­yaz çorapları, pudralı peruğu ve uşak giysisiyle prensin huzuru­na çıkmak zorundaydı. Efendisi neyi emrederse onu bestelemek­le yükümlüydü. Besteleri ise prensin malı olur, başka hiç kimse­nin eline verilmezdi. İzin almadan saraydan ayrılamaz, böyle bir izinse her zaman verilmezdi. Haydn’ın kardeşi Michael, Salzburg Prens Başpiskopusu’nun sarayında çalışıyordu. Leopold Mozart, 1743’te işte bu sarayın hizmetine girdi.

O zamanlar Salzburg, Alman İmparatorluğu içinde bağımsız bir piskoposluk eyaletiydi. 10.000 kadar olan nüfusunun büyük bölümünün geçimi Prens Başpiskopos’a bağ­lıydı. Leopold, üç başpiskoposun -Firmian, Schrattenbach ve Wolfgang’la kavgasıyla ünlü Colloredo’nun- hizmetinde çalıştı. Önceleri saray orkestrasında dördüncü kemancı olarak görevlen­dirildiyse de 1757’de saray bekçiliğine atandı. 1763’e gelindi­ğinde Kapellmeister yardımcılığına yükselmişti. Daha fazla iler­lemek yolundaki tüm çabalarına karşın, yaşamının sonuna değin bu görevde kaldı.

Baba Leopold Mozart üretken ve yetenekli bir besteciydi. Besteleri arasında senfoniler, konçertolar, divertimento ve sonatlar, ayrıca oldukça çok sayıda dinsel yapıt vardır. Gelirini artırabilmek için bir yandan da keman dersleri veriyordu. 1756’da keman tekniği üstüne ünlü kitabını, “Versuch eine gründlichen Violinschule”yi (“Bir Keman Temel Metodu Denemesi”) yayımladı.

1748’de küçük St.Gilgen kasabasında köylü kökenden gelen bir memur kızı Anna Pertl ile evlendi. Evli çift Hagenauer adlı zengin bir tüccarın evindeki üç odayı kiraladı. (Bu ev günümüz­de Mozart müzesidir.) Çiftin yedi çocuğundan yalnız ikisi, 1751’de doğan Nannerl ile, 1756’da doğan Wolfgang Amadeus yaşadı.

Oğlunun olağanüstü bir müzik yeteneğine sahip olduğunu ba­bası, Wolfgang dört yaşına bastığında fark etti. Wolfgang daha o yaşında kemn ve tuşlu çalgıları çalabiliyordu. Beş yaşında ise kü­çük parçalar bestelemeye başlamıştı. Leopold, her ikisi de yetenek­li olan çocukları için (çünkü Nannerl de iyi piyano çalıyordu) bir dizi büyük turneler tasarlamaya koyuldu. 1762-1767 arasında aile­ce turneye çıktılar. Viyana, Münih, Frankfurt, Brüksel, Paris ve Londra başta olmak üzere Avrupa’nın birçok büyük kentini ziyaret ettiler. Çocuklar gittikleri her yerde el üstünde tutuluyor, çok beğe­niliyordu. Ama aristokrasi para sarf etmektense, altın saatler ve en­fiye kutuları armağan ederek işi geçiştimeyi yeğ tuttuğundan, bu turneler maddi açıdan büyük yarar sağlamıyordu.

Bu yolculuklar çocukların sağlığına mal oldu. İkisi de, çiçek başta olmak üzere ağır hastalıklara tutuldular. Buna karşılık deği­şik ülkeler görmek, başka ülkelerden gelen farklı görüşler taşıyan insanları tanımak, Wolfgng’ın ufkunu genişletiyordu. Wolfgang daha o sıralarda, Masonların ve aydınlanma hareketini destekle­yen kişilerin etkisi altına girmişti. On iki yaşında Moravia’da çi­çek hastalığından yatarken Mozart’a, kendisi de Mason olan Dr. Wolf bakmıştı. Mozart doktorun kızı için bir de şarkı yazmıştı.

Viyana’da Mozart’ları Mason çevrelere Dr. Mesmer tanıttı. On iki yaşındaki Wolfgang’ın, Jean-Jacques Rousseau’nun yapıtından (Le devin de village -“Köy kahini”) bestelediği Bastien et Bastien­ne adlı Singspiel, ilk olarak Mesmer’in bahçesinde sahnelendi. 1769 ile 1770 arasında Wolfgang ile babası, Anna ve Nen­nerl’i Salzburg’ da bırakarak üç kez İtalya yolculuğu yaptılar.

Wolfgang, Papa’nın ve Verona Filarmoni Derneği’nin onur ko­nuğu oldu. Bologna’da, ünlü Padre Martini ile tanıştı. Milano’da üç opera, senfoniler ve bunun yanı sıra yaylı çalgılar dörtlüleri­nin de bulunduğu birtakım yapıtlar besteledi. Bu İtalya gezileri­nin, genç bestecinin gelişmesinde oldukça büyük etkisi oldu. Lu­cio Silla (K. 135) operası ile, Milano’da yazdığı yaylı çalgılar dörtlüleri (K.155 -160) yeni bir anlatım ve yeni bir duygusal de­rinlik taşıyan yapıtlardı.

Baba Leopold Mozart hiciv yazarı olarak da ünlüydü. Salzburg’a ilk gittiği sıralarda, din adamlarından biri için yazdığı bir taşlama yüzün­den sansürün hışmına uğramıştı. Çocuklarına fazlaca yüklenme­ye eğilimli biri olmasının yanı sıra, onlara yetkin bir müzik eği-timi, ayrıca iyi bir genel eğitim de vermişti. Buna karşılık, top­lumda kendi üstündeki insanlara karşı tutumu ise çelişkiliydi: bir yandan onuruna düşkün biri, öte yandansa yaltaklanmayı seven bir kimseydi. Aristokrasiden gördüğü muameleden son derece hoşnutsuz olduğu halde, soyluları kızdırmaktan da ödü patlardı. Bir keresinde Wolfgang Mozart ona şöyle yazmıştı: “Siz gerçekten de çok çekingensiniz. Benim istediğim tek, ama tek bir şey var, o da sizin hiç kimseden korkmadığınızı bütün dünyaya şöyle bir göstermeniz. “

Ama hepsinden önemlisi baba Leopold, hırslı bir adamdı. Yetenek­li çocuklarını kullanırken, onlar için olduğu kadar, kendi için de toplum içinde yüksek bir yer elde etme çabasındaydı. Bu amaca ulaşmak için gösterdiği kararlılık, kendi sağlığını, çocuklarının, karısının sağlığını (hatta sonunda da, karısının yaşamını), onun yanı sıra kendi onuru ve dürüstlüğü de içinde, herşeyi gözden çı­karabileceği bir tutkuya dönüştü. Wolfgang ona baş kaldırmamış olsa, bu yolda oğlunun dürüstlüğünü de feda edecekti.

Leopold Mozart’ın karakterindeki çelişik yanlar, bunun yanı sıra kendi karakteriyle oğlunun karakteri arasındaki karşıtlıklar, çağındaki sınıf çatışmalarının ilgi çekici bir yansımasını oluştu­rur. Baba da, çocuk da, çürüyen bir toplumsal düzenin ürünüy­düler. Her ikisi de, varlık ve rütbenin herşey, doğal yetenekle do­ğuştan iyiliğin önemsiz sayıldığı toplumun haksızlıklarına karşı tepki duymaktaydılar. Böyle olmakla birlikte Leopold, toplumun değer yargılarına uyum gösteren ve toplumun basamaklarından yukarılara tırmanma çabası içinde olan biriydi; oysa Wolfgang, eski düzenden iyice kopmuş olan bir sonraki kuşağın çocuğuy­du.

Tüm yaşamı ve müziği, onun insanların eşit olduğuna tutku­lu inancını dile getirir. Başpiskopos Colloredo’nun özel olarak görevlendirdiği Kont Arco ile kavgasından sonra babasına, “İn­sanın kalbidir soylu olan. Ben kont olmasam da, herhalde pek çok konttan daha fazla onur sahibiyimdir,” diye yazmıştı.

Mozart’ın yaşam öyküsü, büyük bir sanatçının feodalizmle olan bağlarını koparmak, müziğin dile getirdikleri de dahil bütün feodal düşüncelerden kurtulmak mücadelesinin bir örneğini oluşturur. Mozart, bu mücadelenin içinde hem maddi hem mane­vi acılar çekmiş, bu acılar müziğinde dışa vurmuştur. Böyle ol­masına karşın, Mozart’ın öyküsü bir zaferin öyküsüdür; ama Mozart otuz beş yaşında yoksulluk içinde öldüğü için bu, maddi koşullar üzerinde kazanılmış bir zaferin değil, son yıllarının bes­telerinde dile getirildiği gibi, manevi bir zaferin öyküsüdür.

1780 yılında, Mozart’ın ilk büyük operası İdomeneo Münih’te oynanır. Ertesi yıl patronu Prens Başpiskopos Colloredo ile Viyana’yı ziyaret eder. Salzburg’a geri döndüklerinde, opera şefi olan Mozart, isyanını arttırır ve başpiskoposun müzik işleriyle ilgilenmek istemez. Bu düşüncelerini söylemesiyle de başpiskopos desteğini çeker. Mozart bundan sonra, aristokrasinin ilgisiyle özgür olarak Viyana’da müziğini geliştirmek için yerleşir. Bu bir nebze de Türk tarih i için önem taşır. Türklerin Avrupa’da moda olduğu o yıllarda, Mehter ritminden esinlenen Mozart, 11 numaralı La Majör Piyano Sonatı’nın ( K. 311) 3. bölümünde “Ronda alla Turca” (Türk Marşı)’nı besteler. Ayrıca Viyana’da Türk elçinin kızı Zaide için adına opera besteler.

4 Ağustos 1782’de, babasının istememesine rağmen Constanze Weber (d. 1763 – ö. 1842) ile evlenir. Constanze’nin babası Fridolin Weber, Carl Maria von Weber’in Franz Anton Weber’den üvey kardeşidir. 6 çocukları olmasına rağmen, sadece 2 tanesi çocukluktan sonra yaşar: Carl Thomas Mozart (d. 1784 – ö. 1858) ve Franz Xaver Wolfgang Mozart (d. 1791 – ö. 1844) (daha sonra küçük bir bestekâr olmuştur). İki çocuğu da evlenmemiş, yetişkinliğe erişebilen çocuğu olmamıştır. Carl’ın Constanza isminde bir kızı olur, o da 1833’de çocukken ölür.

1782 yılı Mozart’ın kariyeri için verimli bir yıldır; operası “Saraydan Kız Kaçırma” (Die Entführung aus dem Serail) müthiş bir başarıya ulaşır. Bu operasında bahsedilen saray, Topkapı Sarayı olmayıp, Akdeniz kıyılarında bir yazlık saraydır yani yazlık köşktür. Opera Türklerin bulunduğu Osmanlı ülkelerinde geçmektedir. Selim Paşa’nın ve harem ağası Osman’ın tutsağı olan Konstanze ve İngiliz hizmetkarı Blonde’yi, Konstanze’nin nişanlısı bir İspanyol soylusu olan Belmonto kaçırmaya çalışır. En sonunda da Selim Paşa Belmont ve Konstanze’nin birleşmesine razı olur. Ardından konserlere çıkan Mozart, kendi piyano konçertolarının yönetmenliğinin yanı sıra, solo olarak da enstrümanlar çalar.

1782 ve 1783 yılları arasında, Mozart Johann Sebastian Bach ve George Frideric Handel’in eserlerine sahip olan Baron Gottfried van Swieten sayesinde bu bestekarlara, aşinalık kazanır. Mozart’ın bu eserler üzerindeki çalışmaları, Barok tarzında yeni bir müzik stili ve dili yaratılmasını sağlar. Sihirli Flüt (Die Zauberflöte) bu örneklerden biridir ve finali de 41. Senfoni’dir.

1783 yılında Wolfgang ve Constanze, babası Leopold’u Salzburg’da ziyaret ederler ancak babası Constanze’yi iyi karşılamaz. Ancak bu ilham, Mozart’ın duasal eserlerinden biri, Große Messe (Do Minör Büyük Ayini) henüz bitmemiş olsa da Salzburg’da gösterime girer ve hâlâ en tanınmış eserlerindendir. Wolfgang eşi Constanze’nin Leopold’ün sevgisini almak için başrolde solo şarkı söylemesini sağlar.

Viyana’daki ilk yıllarında, Mozart Beethoven’ın da hocası olan 100’ün üzerinde senfoni bestelemiş Franz Joseph Haydn ile tanışır ve arkadaş olurlar. Haydn ne zaman Viyana’yı ziyaret etse beraber yaylı kuartet çalarlar. Mozart’ın Haydn’a çaldığı 6 kuartet (K. 387, K. 421, K. 428, K. 458, K. 464, and K. 465) 1782 ile 1785 yılları arasında yazılmıştır. Bunlar Haydn’ın Opus 33 setine karşı bir yanıttır.

1782 ila 1785 yılları arasında, Mozart piyano konçertolarında solo olarak çıktığı seri konserler verir ve bunlar en güzel çalışmaları olarak kabul edilir. Bu konserler finansal açıdan da başarılı olmuştur. 1785’den sonra ise, Mozart sahneye daha az çıkar ve sadece birkaç konçerto yazar. Maynard Solomon bunu Mozart’ın elindeki yaralardan dolayı olduğunu söylemektedir, başka bir bakış açısına göre ise halk artık ona aynı ilgi göstermemiştir.

Mozart son operası Titus’un merhameti (La Clemenza di Tito) 6 Eylül 1791’de, Prag’da Leopold II’nın Bohemya Krallığı taç giyme töreninde gerçekleşmiştir. Mozart bu görevi, Antonio Salieri’nin açıkca reddetmesi üzerine almıştır.

Mozart, 5 Aralık 1791 tarihinde Viyana’da ölür. Hastalığının yükselmesi ile, son çalışması Requiem ile birlikte Zauberflöte’dir. Yalnız Zauberflöte’yi ölümünden önce bitirir ve sahnelere çıkarıp ünlü yapar, ama Requem’i bitiremeden ölür. Bu iki çalışmasına daha ölümünden birkaç gün önce başlamıştır.

Mozart’ın 21. Konçertosu ve 41. Senfonisi

Wolfgang Amadeus Mozart meslek hayatının son yarısında on yedi piyano konçertosu besteledi. Bunlar klasik konçerto literatürüne geçen en iyi örnekler olarak kabul edilir. Bunların çoğu düz sonat formunun bir kombinasyonu olan sonat-ara nağme formu ile Vivaldi’nin konçerto yazım tarzının bir uyarlamasından yararlanır. Bu yapıda orkestra solo çalınan temaları yeniden yorumlar.

Sonat-ara nağme formu dinleyicilerin melodileri duymasını ve anlamasını sağlama almak maksadıyla, özellikle piyano konçertoları için geliştirilmiş olabilir. Bu melodilerin duyulması o dönemlerde muhtemelen çok güçtü, çünkü piyanoların bugünkü kadar ses kuvvetleri yoktu.

Mozart’ın 21. Konçertosu on yedi konçertosu içinde en harikalarından biridir. Giriş bölümünün güneşli ve hoş motifleri varken, ortasındaki yavaş bölüm dingin, güzel ve sıklıkla romantik veya duygusal bir şekilde yorumlanır. Son bölümse birçok çarpıcı teknik pasaj içerir.

Muhteşem bir do majör olarak yazılan Mozart’ın 41. Senfonisi, ihtişamlı ilk bölümünden dolayı çoğu zaman “Jüpiter Senfonisi” olarak adlandırılır. Bu eser Mozart’ın engin yeteneklerinin etkileyiciliğinden ödün vermeksizin sonat formunda yazma kabiliyetine bir örnektir. Açılış bölümündeki yüksek sesli nefesli çalgılar ve davullar bu kısma bir zafer edası katar ve muazzam bir Bach esinli ‘füg’ün tırmandığı son bölüm, bir yandan tümüyle sonat yapısının gerekliliklerini barındırırken, patlayıcı bir finalde bir araya gelen en az altı farklı temayı düzenler.

Bu kısımların her ikisi de en olgun ve en etkileyici halleriyle klasik stili ve sonat formunu yansıtır. Müzikologların ve tarihçilerin Mozart’ın şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci olduğunda ısrar etmelerinin sebebi de böylesi parçalardır.

EK BİLGİLER:

1. K Kataloğu (örneğin K467, K551), Alman müzikolog Ludwig von Köchel tarafından Mozart’ın eserlerinin izini sürmenin ve bestelerinin tarihini tutmanın bir yolu olarak 1861’de oluşturuldu. Şimdilerde, bir Mozart bestesinden genellikle ona eşlik eden bir Köchel numarası olmadan bahsedilmemektedir. 21. Konçerto, K467, 1785’tir.

2. Hiç kimse Jüpiter’in adının nereden geldiğini tam olarak bilmez, ama Mozart 41. senfonisini böyle adlandırmamıştı. Mozart’ın oğlu bu ismin, Franz Joseph Haydn’ın Londra senfonilerinin siparişini veren Peter Solomon’dan kaynaklandığında ısrar etmişti.

3. Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu’nun lirik ve yavaş bölümü,1967 yapımı duygusal romantik bir film olan “Elvira Madigan”da film müziği olarak kullanıldı. Bu yüzden, böylesi güçlü bir eser için oldukça şanssız bir etiket olarak sıklıkla “Elvira Madigan konçertosu” adıyla anılır.

Kaynaklar:
1- Mozart’ın Yapıtlarındaki Masonik Örgü- Katherine Thomson.
2-David S. Kidder, Noah D. Oppenheim- Entelektüelin Kutsal Kitabı.
3-Wikipedia.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER