Avustralyalı Aborjinlerin Mitolojisi

1053

İngilizler tarafından yalnızca 225 yıl önce sömürgeleş­tirilmiş olsa da, yerel Avustralya medeniyetinin tari­hi yaklaşık 70.000 yıl, bu kültürün mitleri de yaklaşık 10,000 yıl öncesine kadar uzanır. Hikayeler çoğunlukla kaynaklarını, hikayeleri anlatan kabilelerin yöresinde­ki coğrafi özelliklerden alır. Mitler o dönemde kaleme alınmamış olsalar da bazı hikayelerde tasvir edilen yerel olaylar bu mitlerin hangi zaman dilimine ait olduğunu anlamamızı sağlar. Aynı masalların kuşaktan kuşağa geçebilmesi mucizeden başka bir şey değildir, çünkü bu hikayeler yalnızca kulaktan kulağa aktarılarak bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmiştir.

166_AborigineDidgeridoos-628x250Devasa bir toprak parçası olan Avustralya, her biri kendi özgün dili ve inanış biçimi olan ortalama 400 farklı kabilenin muazzam çeşitliliğini içinde barındırır. Bu ne­denle, tüm bunları tek bir mitoloji adı altında incelemek, yüzeyde gezinmekten ibaret olacaktır. Bunun yerine kı­tadan seçilmiş şaşırtıcı hikayeler arasında dolaşacağız.

abor4Düş Zamanı :
Avustralya Aborjin mitolojisi üç temel şeye gönderme yapar: insan, toprak ve kutsal alan. Dünyanın yaratılışı sırasında, yani insan hayatı ortaya çıkmadan evvel, ” Düş Zamanı ” adı verilen bir dönem yaşanmıştır. Avustralyalı Aborjinler, insanların yaratılıştan sonra aynı anda hem fiziksel dünyada hem de ” Düş Zamanı ” nda yaşadığına ina­nıyordu. Buna göre hayatta ve ölümde, her birimizin bir parçası sonsuz ” Düş Zamanı ” nda varlığını sürdürürdü. Etraflarında olan bitenleri daha iyi anlamak ve onlar üzerinde bir etki yaratabilmek için kabileler herhan­gi bir insanın, hayvanın, nesnenin ya da anlama konu­sunda yardıma ihtiyaç duydukları herhangi bir şeyin ” Düş Zamanı ” nda ete kemiğe bürünmesi için şarkı söyle­yip dua ederlerdi. Örneğin, gerçek hayatta karşılaştıkları timsahları kontrol edebilmede yardımcı olması için ” Düş Zamanı ” ndaki timsahtan medet umarlardı.
” Düş Zamanı ” efsaneleri, verdikleri dersleri hikaye anla­tıcısının hayatına aktardıkları için nedensellik ilişkilerini açıklayan mitler ve ahlaki dersler olarak kullanılır ve böylece Aborjin kültürünün önemli bir parçası olmaya devam ederler. Büyük bir toprak parçası söz konusu olduğundan,” Düş Zamanı ” mitlerinin bir kabileden diğerine farklılık gös­termesi anlaşılabilir bir durumdur. Böylece bu farklı mit­ler kabilelerin kimliklerinin bir parçası haline gelir.

aborigine1Yürüyüş :
Avustralya Aborjinleri, toprağa derinden bağlıydılar, hâlâ da öyledirler. Ergenlik çağındaki erkeklerin atala­rının izini sürdüğü bir yolculuk olan ” Yürüyüş” , Aborjin medeniyetinde önemli bir yer tutar. Gençler, yol boyun­ca önceden belirlenmiş yerlerde molalar vererek bir dizi geleneksel tören gerçekleştirirler. Bu yolculuk, yürüyüş sırasında söylenen şarkılar ve törenler ile özdeşleştirildiği için, çocukların izledikleri yol “şarkı rotaları” adıyla anılmaya başlanmıştır. Yolcu­luk rotası, Avustralya’ yı boydan boya kat eder; ayrıca su­lama kuyularını, mağaraları, yön bulmaya yardımcı belli başlı yerleri ve çeşitli kabileler için büyük önem taşıyan besin kaynaklarını birbirine bağlayan bir hattı takip eder. Genç erkekler, toprakları ve atalarıyla eski ritüeller aracılığıyla ilişki kurarak aylar geçirir; toprak sayesinde hayatta kalabilmeyi, yalnızlığın huzuruna ve memnuni­yetine erişmeyi öğrenirler.Genç erkeklerin bu yolculuktan yetişkin erkekler olarak geri dönmeleri umulur.

aborigines_australienGökkuşağı Yılanı :
Avustralya’ daki inanç sistemleri şaşırtıcı derecede çe­şitli olmalarına rağmen, tekrar tekrar ortaya çıkan bir karakteri vardır: Gökkuşağı Yılanı. ” Gökkuşağı Yılanı ” na atfedilen hikayeler ve isimler değişse de genellikle suyla ve dolayısıyla hayatla özdeşleştirilir. Pek çok hikayede insanları midesine indirir fakat Avustralya halklarına örf ve âdetler de armağan eder. ” Gökkuşağı Yılanı ” yaratılış ef­sanesi olarak, aynı zamanda da Avustralya’ nın yasaları­nı, âdetlerini ve totemik kabile kültürünü açıklamak için kullanılır.
” Düş Zamanı ” nda, zamanın doğuşunda, ” Gökkuşağı Yı­lanı ” Avustralya’yı boydan boya kat ederken, geçtiği yer­lerde bıraktığı izler; vadileri, nehirleri ve dere yataklarını oluşturur. Kurbağalara seslenir ve kurbağalar topraktan suyla dolup ağırlaşmış karınlarıyla çıkarlar. ” Gökkuşağı Yılanı ” , kurbağaların karınlarını gıdıklar ve su dünyaya fışkırır, nehirleri ve gölleri doldurur. Buradan da tüm ya­şam -hem bitkiler hem hayvanlar- doğar. Kanguru, deve­kuşu, yılan, kuşlar ve tüm diğer hayvanlar ülkeyi gezen ” Gökkuşağı Yılanı ” nı takip eder. Her hayvan, sadece kendi türündeki canlıları avlayarak ekolojik dengeyi korumaya yardımcı olur.
Yılan, yasalar koyar ve yasalara itaat etmeyenlerin hayvan biçiminde kalacağını, yasalara uyanların ise in­san formuna terfi edeceğini söyler. Her kabilenin belli bir hayvandan geldiğine inanılır. Bu hayvanlar kabilele­rin totemidir ve totem onlara kökenlerini hatırlatır. Kabiledekiler, bu totem hayvan hariç her şeyi yiyebilirler. Böylece herkese yetecek kadar yemek olur. Bu, kaynak­ların sınırlı olduğu bir diyar için epey faydalı bir ilkedir.

abrjinadam2Güneş :
” Düş Zamanı ” nın ilk günlerinde, henüz Güneş yaratılma­mışken, sırılsıklam âşık bir genç kızın sevdiği yakışık­lıyla birlikte olması yasaklanır. Kız öfkeyle ormanın derinliklerine kaçar. Orada ne yemeğin ne de barınağın olmadığı çok ağır koşullarla karşılaşır. Kabilesi peşinde olduğundan, kendini daha da amansız koşulların içine atmak zorunda kalır.
Genç kızın ölmek üzere olduğunu ve uyuduğunu gören ataların ruhları, artık müdahale etmeleri gerekti­ğine karar verirler. Kızı yiyecek yemek ve ısınacak ateş bulabileceği göklere çıkarırlar. Kız uyandığında halkının üşüdüğünü ve karanlıkta olduğunu görür, ateşleri onla­ra gün boyu yetmemektedir. Ailesini özleyip onlara geri dönmeye can atsa da, artık göklere ait olduğunu ve ailesine de yardım etmesi gerektiğini anlar.Ateşini olabildiğince büyütüp halkının ısınması için gün boyu sıcaklığını arttırır. Güneş’ in yaratılışı ona öyle eşsiz bir mutluluk verir ki, onu her gün yeni baştan alev­lendirip ailesinin hayatını kolaylaştırmaya koyulur.

Australian-Aborigine-007Ay :
Günlerden bir gün, ” Düş Zamanı ” nın büyük avcısı Japa­ra karısı ve oğlundan ayrılıp günlük avına çıkar. Onun yokluğunda, gezgin bir hikaye anlatıcısı olan Parukapoli, Japara’ nın karısının karşısına çıkar, kadını büyüleyen muhteşem hikayeler anlatır. Kadıncağız hikayelere ken­dini öylesine kaptırır ki, suda debelenen oğlunun sesiyle ancak kendine gelir. Onu kurtarmak için koşar, fakat iş işten geçmiş, çocuk çoktan boğulmuştur.
Kadın, oğlunun cansız bedenini kucaklayıp oturur ve bütün gün hüngür hüngür ağlayarak Japara ‘ nın dö­nüşünü bekler. Olanları anlattığında kocası öfkesinden deliye döner ve onu çocuğun ölümünden sorumlu tutar. Silahını alıp karısını öldürür, sonra da Parukopoli’nin peşine düşer. İki adam dövüşür, ikisi de ağır yaralanır fakat galip gelen, hikaye anlatıcısını öldüren Japara olur.
Kabilesi tarafından azarlanan Japara, sonunda hata­sını anlar. Karısının ve oğlunun ölüsünü arar fakat ikisi­nin de ortadan kaybolduğunu fark eder. Yaptıklarından vicdan azabı çeker ve ağıt yakıp ailesini alan ruhlara ye­niden onlarla bir araya gelebilmek için yalvarır. Ruhlar isteğini kabul edip Japara’ nın gökler dünyasına ailesini aramaya girmesine müsaade ederler fakat ceza olarak göklerde onları tek başına arayacaktır.
Rivayete göre, Japara’nın Parukopoli’yle olan dövü­şünden kalma yara izleri hâlâ Ay ’ın çizgilerinde durmak­tadır. Ay da zaten onun ailesini ararken yaktığı ateşin yansımasıdır. Ay ’ın yörüngesinin ve biçiminin değişmesi de zavallı Japara’ nın sonsuz arayışının simgesidir.

Kaynak : Mark Daniels- Bir Nefeste Dünya Mitolojisi. 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER