Brahmana Dönüştürülen Kral

173

“Tanrılar adi ruhlu güruhturlar; her ne kadar yüksek seviyede hayat sürseler de davranışları düşük seviyededir. Bir başkasının refahını görmeye dayanamazlar. ”
-Tulsidas’ın Ramayana’sı, II. 236.

Önceki hikaye, Brahman Vasishtha’nın kral Vishvamit­ra’yı nasıl küçük düşürdüğünü ve rahip ile eşitliği sağlamak için aldığı karardan bize bahsetti. Tanrı Şiva’nın gönlünü kazanmaya çabaladığı sırada Himalayalara gitmişti, ama bu efsanede güney Hindistana gider.

Karısı ona eşlik ediyordu. Ve orada bin sene yaşadı, çilekeş yaşamın en sert olanını uyguladı, ve bu yaşamda kök ve meyveler onun tek yiyece­ği idi. Bu tür bir çilekeşlik cennetten bazı yanıtlar almak i­çindi ve bin yıl bittiğinde, isimlendirildiği şekliyle yaratıcı tanrı ya da büyükbaba olan Brahma, krala göründü ve piş­manlık duyup gösterdiği bu çabanın Rajarshis ya da hüküm­dar bilgeler olarak bilinen seçkin kişiler arasında ona bir yer sağladığını söyledi.

Fakat tanrı ona Brahmanlık ile ilgili hiç bir şey söylemedi, ve soru sorulmasını beklemeden kaybol­du. Tahminen, hükümdarın hoşnut olmadığını gördü. Çünkü bize Vishvamitra’nın başının utanç ve üzüntüyle öne eğik olduğu söylendi. Ve şöyle konuştu: “Hükümdar bilgelerin sıralaması için neden endişe duyayım? Bin yıl çekilen bir çi­leden sonra bana vermek için hazırlandıkları tüm tasdik bu mudur?” Ama yenilgiyi kabul etmedi, ve çabalarını iki katı­na çıkarmaya karar verdi.

Ama güney Hindistan’da meydana gelen bu hoşnutsuzluk nedeniyle kuzeye dönmeye karar verdi. Bu durum üze­rine günahlardan arındırıcı gücünden dolayı tüm Hindula­rın gözünde en üstün şekliyle kutsal bir yer olan gölün bu­lunduğu Puşkar’a gitmeye karar verdi. Ve orada da bin yıl geçirdi; uyguladığı çilekeş yaşam daha önce olduğu kadar sertti ve yine daha önce olduğu gibi kök ve meyveler onun tek yiyeceği idi.

İkinci bin yıl bittiğinde Brahma bir kez daha kendini gösterdi. Hükümdarı, takdire değer çaba­ları için tebrik etmeye ve ona onurlandırıcı bilge unvanını vermeye geldiğini söyledi. Bu durum üzerine tanrının, hü­kümdarın doğum ve kastına karşı haksız imayı kaldıracağı not edilecekti. Bu tebliğe karşı Vishvimitra, hiç bir şekilde karşılık vermeye tenezzül etmedi.

Tabii ki tatmin olmamıştı. Tanrı, onu bir Brahman yapa­na ve ona bu isimle hitap edene kadar tatmin olmayacaktı. Böylece, göksel varlığı dilediği şeye boyun eğdirmek için, çilekeş yaşamı daha öncekilerinden çok çok daha kararlı o­larak uygulamak üzere tekrar başlattı.

Ama, tanrılar onun düşüşünü planladılar. Uzun yıllar geçmişti ki, güzel su perisi, Menaka, kutsal sularda yı­kanmak için cennetten aşağı geldi. Su perisi orada eğlenir­ken Vishvimitra onu gördü. Onun cazibesine çarpılarak in­ziva yerini onunla paylaşması için onu davet etti, ve birlik­te on yıl yaşadılar. Bütün bu zaman boyunca, kral çilekeşlik uygulamasını bıraktı ve yalnızca duygularının sesini dinle­meye başladı. Ama sonunda gözleri açıldı, ve utanç ve hid­detin üstesinden gelerek, su perisinin gönderilmesinin tanrı­ların fesat maksadı ile yaptıkları bir plan olduğunu fark etti.

Amacını başka hiç bir şekilde bozma imkanları olmadığın­dan, onu arzu ağı içinde tuzağa düşürdüler ve elde ettiği tüm faziletlerden onu mahrum ettiler. Bu yüzden, kendisini baştan çıkaran kadına oradan ay­rılmasını söyledi, düşüş sahnesini terk etti, ve tekrar Himala- yalara sığındı. İffet sözü vererek ve duygularını kontrol al­tına alarak, orada çilekeş hayatına devam etti. Burada azim­le bin yıl daha geçirdi. O sürenin sonunda, tanrılar olumlu bir şekilde uyarıldılar ve cennette yapılan bir toplantıda o­na kudretli aziz sıfatı verilmesine karar verildi.

Ona bir kez daha yaklaşan ve göksel kardeşlerinin kararını götü­ren Brahma idi. Fakat Vishvamitra sakin bir şekilde:”Beni tatmin edebilecek tek bir ünvan vardır. Bana Brahman ismi ile hitap ettiğiniz zaman, yalnız ve yalnız o zaman tatmin o­lacağım” diye cevap verdi. Brahma,”Eğer istediğin bu ise şu ana kadar yaptığından daha büyük eziyet çekmek zorun­da kalacaksın” dedi.

Tanrı cennete döndü; ve şimdi hükümdarın ruhunu köle ettiği çilekeş hayatın ne olduğunu öğreniyoruz. Şu ana ka­dar metin, genel terimleri içinde Vishvamitra’nın çilekeşli­ğinden bahsetmiştir. Şimdi detaylarını vermeyi lütfediyor.

Tek ayağı üzerinde bin yıl durdu. Bütün bu zaman boyuncaellerini kafasının üzerinde tuttu. Gece ya da gündüz hiç kı­mıldamadı. Yazın sıcak günlerinde, beş ateşin pişmanlığını uyguladı. Yağmur mevsiminde, hiç bir barınak aramaksızın rüzgar ve yağmura maruz kaldı. Eğer herhangi bir surette yatağına uzanmış olsaydı, dağın yatağını sel gibi akıtmasını sağlardı. Geçen yüzyıllar içinde hava onun tek yiyeceği idi.

Eğer tanrılar önceden korku içinde idiyseler, şimdi dehşet i­çine düştüler. Tanrıları bu musibetten kurtarmak ve bu hırs­lı ve acıma bilmez sofu kişiyi sonsuza dek ezmek için bir­şeyler yapılması gerektiği açıkça görülmekte idi ve bunun oldukça çabuk yapılması gerekmekte idi.Özellikle İndra ü­züntülüydü, ve ümit edenlerin çoğunluğuna başarılı bir so­nuca ulaşır gibi görünen suikastı tertipleyen de oydu. Mena­ka konusunda nasıl başarı gösterdiklerini gördük.

İndra başka bir göksel su perisini yanına çağırttı. Bu perinin adı Rambha idi. Menaka’nın Vishvamitra’yı baştan çıkardığı şekilde Rambha’ya gitmesi ve Vishvamitra’yı baştan çıkar­ması istendiğinde, Rambha dehşete düştü. Tanrıya, bu çilekeşin çok güçlü bir kişi olduğunu kendisini lanetleyeceğin­den kesinlikle emin olduğunu söyledi. Bu nedenle İndra’ya onu böylesi tehlikeli bir göreve göndermemesi için yalvar­dı. Fakat tanrı ona korkmamasını, guguk kuşu şeklinde ona eşlik edeceğini söyledi.

İlkbahar mevsimiydi. Aşk tanrısı yardımını verecekti ve birleşen bu üçlü çilekeşin aklını çe­lecekti. Rambha’nın güzelliği, guguk kuşunun müziği, ve aşkın gücü, hükümdarı doğruluk yolundan ayıracak ve kazandığı herşeyden mahrum edecekti. İndra ve Rambha aşk tanrısının eşlik etmesi ile birlikte dünyaya indiler, ve bilge­nin kalbini kuşatmaya başladılar. Guguk kuşu komşu ağaç­ların dalları arasında oturarak, en tatlı notalarını şarkıya dökmeye başladı. Su perisi, tüm çekiciliğini gözler önüne sererek ona her zamankinden daha da çok yaklaştı.

Azizin kalbi kışkırtıldı. Müzik onun kalbine dokundu. Genç kızı gördü ve onun çok güzel olduğunu itiraf etti. Fakat tanrı no­talarını uzatmaya, ve peri kızı da gülümsemeye başlayınca, Vishvamitra tanrıların bir kez daha onun yok edilmesini planladıklarını fark etti. Zavallı Rambha onun öfkesinin ana hedefi idi. Bir taş haline gelmesi ve bulunduğu yerde on bin yıl kalması için ona beddua etti. İndra ve aşk tanrısına ge­lince, onlar gözden kayboldular.

Ama her ne kadar bu büyük cezbediciliğe karşı koymuş­tuysa da, hükümdar öfkesine yenik düşmekle çilekeşlik de­ğerinden çok şey kaybetmişti, ve başarı ancak öfkesini ha­fiflettiği zaman mümkün olabilecekti. Sonuçta kendisini bu tek şeye vermeye karar verdi. Hiç kimse ile konuşmayacak­tı. Bin yıl için sessizlik yeminini yerine getirecekti. Ve öyle oldu. O, hiç bir zaman ağzını açmadı, hiç bir zaman konuş­madı, hiç bir zaman yemedi. Hatta, bütün bu zaman boyun­ca nefesini tuttu. Eşi benzeri olmayan bu çilekeşliğin netice­sinde, bilgenin vücudu bir odun kadar kuru oldu ve hiç bir zaman, öfke kalbini ele geçiremedi.

Bin yıllık süre tamamlandığında ve Vishvamitra yeminini tamamladığında, böylece oturdu ve biraz haşlanmış pi­rinç yedi. Ama uykusuz İndra onun yanında idi. Bir Brah­man dilencinin görünümünü alarak krala yaklaştı ve ondan pirinç istedi. Vishvamitra, en ufak bir tereddüt göstermeksi­zin pirincin tamamını ona verdi. Brahmanın pirinci yeme­sini seyretti ve tek bir kelime bile etmedi. O yalnızca sessiz kalmakla kalmadı, aynı zamanda çilekeşlik görevine geri döndü, ve yalnız pirinç yemeği ile yeminini bozmayı ümit ederek bin yıl daha çilekeş hayatına tekrar başladı.

Böy­lece bin yıllık bu yeni süreçte hiç bir zaman nefes almadı, hiç bir zaman yemedi, hiç bir zaman konuşmadı. Fakat, çi­lekeş böylesine zor bir hayatın güçlüklerine dayanabilse bi­le doğa dayanamazdı. Aziz kımıldamadı ama üç dünya şaş­kınlık ve dehşet içindeydiler. Tanrılar ve azizler, şeytanlar ve yılanlar (iblisler) birbirine benzemez kalabalığı içinde bir araya geldiler, ve Brahma’ya bir şeyler yapılması gerektiği­ni söylediler. Azizi yenmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını söylediler. Şehvet, hırs ve öfke, bu üçü ile bir­likte onu baştan çıkarmışlardı. Onun gücünün daha önceki­ne nazaran çok daha büyük olması ile sonuçlanan bu çaba­ları tamamıyla başarısız olmuştu. Üç dünyanın yok edilme­den kurtarılması için acil müdahale gerekli idi.

Yalnızca et­raflarına bakmaları ve neler olup bittiğini görmeleri yetmiş­ti. Doğa, bir çökme konumundaydı. Güneş parlamayı bırak­mıştı, tepeler düzlüklerin seviyelerine batmıştı, deniz dalga­ları çekilmeyi reddediyordu, din tehlikeye düşmüştü ve böyle giderse tanrılar hızlı bir şekilde tahtlarından indirilmiş olacaktı. İbadetine bir cevap bulamadığı takdirde, kralın her şeyi yok etmeyi tasarladığı açıkça görüldü. Büyük hüküm­darın Vishvamitra’yı bir Brahman yapması gerektiğini dü­şündüklerini söyleyerek sonuca vardılar. Onların düşünce­lerine göre, eğer onu yatıştıracaksa ona İndra’nın konumu­nu verecek ve cennetin kralı yapacaklardı.

Yaratıcı, göksel kardeşlerinin tavsiyesini kabul etti ve Vishvamitra’ya Brahman azizi diye hitap ederek, çok uzun süre eziyet çek­mek zorunda kaldığı çok sert çilekeş yaşam ile onun ve di-ğer tanrıların çok hoşnut kaldıklarını söyledi ve Brahman sıfatı ile onu ödüllendirmeyi önerdi. Uzun ve mutlu bir hayat yaşayacağını ümit ettiğini de ekledi. Fakat, çok sık hayal kı­rıklığına düşürülmüş olan Vishvamitra bu yeni sıfatının Brahman kastının bazı üyeleri tarafından açık olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda kararlıydı.

Brah­manların en büyüğü olan eski düşmanı Vasishtha’nın tan­rıların bahşettiği nimeti onaylamak için çağrılmasını istedi. Vasishtha’yı razı etmek için ikna etme konusunda bazı zor­luklar yaşandı. Ama sonunda geldi ve toplanan tanrıların huzurunda Vishvamitra’nın ünvanının kusursuz olarak Brahman olduğunu beyan etti. O, gerçek bir Brahmarşi idi.

Bunun anlamı Brahman ve aziz sıfatlarının her ikisini de ta­şıyan demektir. Bu mesele mutlu bir şekilde sona erdirildikten sonra, göksel varlıklar cennete gittiler. Vishvamitra’ya gelince, o gayet mutluydu. Eski düşmanı ile bile arkadaş ol­du. Pek çok nesiller boyunca yaşamına devam etti ve çile­keşliğin yeniden doğumu olan tüm çilekeşlerin en yücesi o­larak her yaş tarafından bilindi.

Ramayana, I. 57 – 66.

AÇIKLAMALAR :

Cennet hurisi MENAKA, Şakuntala’nın annesidir. Bu olay dünyanın ilk çağında olmuştur. Vishvamitra Ra­ma’nın danışmanıdır. Bu ikinci çağda, yani bir­ milyon yıl sonradır.

PUŞKAR: Hindistan’daki en kutsal göldür. Bir çok hacı kasım ayında dolunay zamanı bu gölde yıkanır. Bütün Hindistan’da Brahma’ya adanmış sadece iki tapınak var­dır. Biri Puşkar’dadır. Bir kişinin önceki yaşamında yaptıklarının ödülü veya ce­zası olarak bir kastta doğması kast sisteminin en katı nok­tasıdır. Kast düşüncesi Hindistan’da hüküm sürdükçe in­san eşitliği ve demokrasi pek mümkün değildir.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER