Buda ve Budizm

369

Buda hakkındaki efsane ve rivayetleri Seylan’dan Avrupa’ya ilk defa Marco Polo, XIII. asırda getirdi. Daha sonra XIX. asırda Holgson budizmin esaslı kaide ve ideallerini içeren metinlerin bir kısmını Nepal manastırlarından İngiltere’ye nakletti.

Bu­da’nın, Kuzey-Batı Hindistan’da Sakya klanının küçük kralının oğlu olduğuna dair bir çok bilgi muhafaza edilmiştir. Buda’nın doğumuyla ilgili olarak M.Ö. 624-448 yılları arasında değişik tarihler ileri sürülür. Gerçek adı, Sidharta Gotoma’dır. “Buda”, “aydınlan­mış kişi “anlamında bir lakaptır.

Annesi, mucizevi bir varlığı dünyaya getireceği kendisine bildiren tüm ön sezilerden mahrum olarak, Buda’yı doğurduktan birkaç gün sonra ölür. Buda’nın doğumunun başka versiyonlarına göre ise , annesi ter­temiz ve lekesiz bir hamilelikle, bakire olarak onu doğurmuştur. Vücu­du ise bir dünya kralının tüm alametlerini üzerinde taşır.

Siddhartha onyedi yaşında iki prensesle evlenir ve dünyaya aldırış etmeyen biri olarak baba sarayına döner. Fakat saraydan üç defa çıkan Siddhartha, insana acı veren, önüne geçilmez üç kötü durumla tanışır: İhtiyarlık, ızdırap ve ölüm. Dördüncü defa çıktığında ise, dünyadan eli­ni eteğini çekmiş bir zahidin barış ve sükunetini seyrederek, çareyi dü­şünür. Sarayı çabucak terk ederek, ismini Guatama diye değiştirir ve çile yolunu seçer. Kendi­sini felsefe ve yoga teknikleri konusunda eğiten iki hocası onu terk ettik­ten sonra, beş öğrencisiyle birlikte çok ağır bir nefsi körleme rejimi uy­gular. Fakat sonra bu tür bir çilenin faydasızlığını anlayarak kendisine sunulan pilavı tamamen yer. Bundan hoşnut olmayan öğrencileri onu terk ederler. Bir incir ağacının altına oturan Sakyamuni (Sakyalar klanının çilecisi), Uyanıklık’a ulaşıncaya kadar buradan kalkmamaya karar verir. Ölümü ve şeytanı kendisine çeken Mara’nın saldırısına maruz kalır. Gün doğuşunda, Mara’yı yener ve Benares’te kendisini terk eden öğrencilere öğrettiği Dört Hakikat’in sahibi, Buda olur.

Buda, öğretinin yaygınlaştırılmasına faydası olmayacağı gerekçesiyle, öğrencilerine her türlü mucizeyi yasaklamıştır. Birey, kendinden başka ışığı hiç kimsede aramamalıdır. Ancak, kendinde varolan ışığı göre­bilenler Nirvana’ya ulaşabilir. Işığı bulmak için birey kendini ne dünya nimetlerine bırakmalı ne vurdumduymaz olmalı, ne de çileciliğe yönelip, kendine eziyet etmelidir. Orta yol, Nirvana’ya ulaşmak için yegane yoldur. Dünya nimetlerine bağlanmadan, ancak çileciler gibi acı çekmeden kendi benliğini araştıran insan, Nirvana’yı bulacak ve yeniden do­ğumun kısır döngüsünü kıracaktır.

buddha

Budizme göre; tekrar doğumların kökeni, cefanın nedeni olan arzudur, insanların tutkuları ve düşüncelerini içeren inatçı ener­jileridir. Bu arzu, düşüncesiz kibir ve var olma arzusuyla bezenmiş sofuluk olmayıp, bilginin köken ve sonuçlarıyla, arzunun tamamen yok edilmesi arzusudur. Bunun neticesinde, enkarnasyonların hiç birinde ne ego, ne daimi-sürekli ruh, ne de her hangi bir sürekliliğin cevheri vardır. Yeniden doğuşa neden olacak arzuları olabildiğince azaltmak ile ruh göçü zinciri kırılabilir. Ruh, gelip geçici bir yanılsamadır. Ancak, bütün bunlarda kendisini ifade eden Maya’nın kendini tamamen açığa çıkarması ve Budizm’i içine alan Nirvana’da, tam bir kurtuluş mevcuttur.

Buda öğretisi, Upanişadlar’ın devamı olarak düşü­nülebilir. Buda’nın reformcu düşünceleri aslında Brahmanların insanlar ara­sında alt ve üst tabakalar oluşturulması gibi radikal inançlarına muhale­fet etmekteydi. Brahmanizm, Buda’nın yaşadığı yıllarda, yetiştiği Pencap ve Ganj bölgelerinde yerleşmediği için, bu yeni akı­ma yeterince güçlü karşı çıkamamıştır. Brahma­nizm’de inisiyasyon ile verilen öğretiyi, Buda hiçbir ayrıcalık gözetmeden, herkese açık tutmuştur. Budizm’in evrenselleşmesine bu görüş neden olmuştur.

Spekülasyondan ayrılmaksızın yola girmeyi reddeden Buda’nın va­azı, özellikle kurtuluşa ulaşmayı gaye edinir. Buda “şarta bağlı oluşum” yasasını formüle ederek cehaletin her kozmik sürecini ve cehaleti durduran her kurtu­luşu elde eder. Cehalet, doğuştan bilgiyi , do­ğuştan bilgi şuuru, şuur, isimleri ve şekilleri mey­dana getirir. Bu isimler ve şekiller duyu organlarından altısını meydana getirir. Bu altı duyu organı, dokunmayı, dokunma hissetme’yi, hissetme arzuyu, arzu gönül ilişkisini , gönül ilişkisi var olmayı, var olma doğumu, do­ğum ise yaşlanmayı ve ölümü meydana getirir. İhtiyarlı­ğın ve ölümün ilacı, cehaleti ortadan kaldırma, Buda’yı, yasasını (dhar­ma) ve toplumunu (samgha) benimseme anlamına gelir.

Budizm çok yavaş ilerleyen bir dindir; örneğin Kandehar’dan Çin’e geçmesi hayli zaman almıştır, bu topraklarda kendisini gösterişi M.Ö. II. yüzyıldan önce olmaz; kendine yeni inananlar bulmaktansa kendisine inanmış olanların ruhlarının en derin noktalarına kadar girmeyi tercih etmiştir.

Her ne kadar Hindistan dışında yayılmaya başladığı andan itibaren Budizm üze­rinde Helenizmin belli bir etkisi olsa da, Helenistik etki altında kalmadan önce Bu­dizm İran etkisi altına girmiştir. Soğdca misyonerlerin dili olmuş ve bu dine çok emek vermiş Yueçiler ya da Hint-İskitler bu dini kucakladığında, İran etkisi altında kalarak İranlılaşmış ve “kendini Helenistik sanatın modelleriyle ve gelenekleriyle ifade eden” bir Budizmi kucaklamışlardır.

Budizmin “Dört Yüce Gerçek” prensibi şu şekilde açıklanabilir: Yaşamda ıstırap vardır. Istırabın nedeni vardır. Neden yok edilirse, ıstırap da yok edilir. Nedeni yok etmeyi sağlayan bir yöntem vardır. Kasttan, soydan gelen ayrıcalıklara yer ol­madığı gibi, tanrılara da yer yoktur. Tanrıların tahtına oturtu­lan Brahma, dünyanın da, insanın da yazgılarından sorumlu değildir. Her birey, kendi yazgısına sahip çıkmalıdır.

Nirvana’ya giden orta yol 8 basamaklıdır. Bu basamaklar, tam görüş; tam anlayış; doğru sözlülük; tam davranış; doğ­ru yaşam biçimi; tam çaba; tam uygulama; tam bilinçlilik; tam uyanıklıktır. Nirvana’nın önündeki en önemli engel ıstı­raptır. Istırabın kaynağı, insanı bir doğumdan ötekine sürük­leyen istekler ve tutkulardır. İstekler ve tutkular yok edildiği ölçüde, ıstıraptan da kurtulunur. Sekiz yol, hayatın sekiz büyük kanununu öğretmektedir:

1- Doğru zihniyet, yani doğruluğun ve dürüstlüğün insanın kıla­vuzu olduğuna inanmak.
2- Doğru düşünce, insanın her zaman sakin ve güzel huylu olup, hiçbir canlıya zarar vermemesi içindir.
3- Doğru söz, insanın asla yalan söylememesi, çirkin ve kaba sözler için ağzını açmaması içindir.
4- Doğru davranış, insanın asla hırsızlık yapmaması, kimsenin kanına bulaşmaması ve bir gün pişmanlık duyacağı bir iş yapmaması içindir.
5- Doğru yaşam biçimi, insanın asla çirkin bir işle meşgul olma­ması, faiz yememesi, riyakarlık yapmaması ve geçimini hırsızlıkla temin etmemesi içindir.
6- Doğru çaba, insanın sürekli iyilik peşinde olup kötülükten sa­kınması içindir.
7- Doğru kontrol, insanın sürekli sükun içerisinde olması, mutlulu­ğun ve mutsuzluğun onun düşüncesini değiştirmemesi içindir.
8- Doğru uyanıklık ki, bu kanun yukarıdaki yedi kanunun temelidir.

Buda, daha sonra doğruluk hakkında şu emirleri açıkladı:
1. Canlılara zarar vermekten kaçınmak.
2. Hırsızlıktan kaçınmak.
3. İffetsizlikten kaçınmak.
4. Yalandan kaçınmak.
5. Sarhoşluktan kaçınmak.
6. Çirkin sözlerden kaçınmak.
7. Bencillikten kaçınmak.
8. Cahillikten kaçınmak.
9. Düşmanlıktan kaçınmak.

Budizm’deki ilk bölünme Pataliputra’da, ikincisi ise, Vaisali Konsi­li’nden sonra, Aşoka’nın hakimiyetinden önce vuku bulmuştur. Budizm’in üç fırkası vardır:

1. Mahayana; Büyük yol. Çin’de bir hayli taraftan olan kuzey fırka­sıdır. Buda dininin bu kolu Çin’deki Konfüçyüs ile Lautse ve Japonya’da Şinto gelenek ve inançlarından oluşan karma bir fırkadır.

2. Hinayana; Küçük yol. Güney fırkasıdır. Srilanka ve Asya’nın gü­ney doğu ülkelerinde görülmektedir. Bu fırkanın taraftarları kendi fırka­larına geçmişlerin ve büyüklerin inancı anlamına gelen “Thra vada “adını vermişlerdir.

3. Vajrayana; Elmas yol. Bu fırka Tibet’te bulunmaktadır ve Buda inancına sihir ile Totemciliği katmış olup, kendileri için güçlü bir teşkilat oluşturmuşlardır. Bu fırkaya Lamaizm de denilmektedir. Bu fır­kanın güçlü liderinin unvanı ise bilginin üstadı anlamına gelen Dalai Lama’dır. Bu fırkanın çok dikkat çeken ilginç bir yönü ise; fırka­nın önderi öldüğünde diğer din büyükleri onun yerine geçecek olan ki­şiyi belirlemek için önderin öldüğü anda dünyaya gelmiş olan çocuğu aramalarıdır. Sonra da bu çocuğu büyük bir özenle yetiştirirler. Çocuk çeşitli merhaleleri geçtikten sonra bu makama oturur.

Budistlerin en eski kutsal kitapları “Tri-pitaka” yani “Üç Sepet” olarak adlandırılmaktadır. Bu kitap üç bölümden oluşmaktadır:
1. Ruhbanlık kanunları;
2. Kurtuluş vesilesi;
3. Felsefi ve psikolojik kavram.
Budizm’in kutsal kitapları Pali ve Prakiritçe dillerindedir. Budizmin çeşitli fırkalarının kendilerine özgü kitapları da vardır.

Kaynaklar:
1-Cemil Sena Ongun- Buda Ve Konfüçyüs.
2-Jean Paul Roux- Orta Asya, Tarih Ve Uygarlık.
3-Cihangir Gener- Ezoterik, Batıni Doktrinler Tarihi.
4-Bodhidharma’nın Zen Öğretisi- Red Pine.
5-Mircea Eliade, Ioan O. Couliano- Dinler Tarihi Sözlüğü.
6-Hüseyin Tevfiki- Büyük Dinleri Tanımak.
7-Ugo Bianchi- Dinler Tarihi Araştırma Yöntemleri.
8-Brigitte Dumortier- Dinler Atlası, İnançlar, İbadetler Ve Ülkeler.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER