Cermen-Alman-İskandinav Mitolojisi- Yaratılış Efsanesi

1353

İskandinav Mitolojisinin temeli Cermen/Germen mitolojisidir.

Germen mitolojisinde başlangıçta, hatta tanrılardan önce kuzeyde karanlık ve soğuk, güneyde ise şiddetli sıcaklar ve aydınlık vardı: Kuzeyin ve güneyin tam ortasında ise Ginnungagap denen o ilk büyük uçurum bulunurdu. Bu çağda ne gökyüzü, ne toprak, ne tanrılar, ne de bir tutam çimen vardı. . (Tetzner, 2004: 11)

Mircea Eliade çalışmasında, MÖ. 8000’e doğru buzul çağının sona ermesiyle Avrupa’nın Alpler’in kuzeyinde kalan bölgesinde ikliminin, manzarasının ve bundan dolayı da flora ve faunasını kökten değiştirdiğini, buzulların geri çekilmesiyle, faunanın kuzeye doğru göç etmesine yol açtığını belirtir. “Kuzey kutbuna yakın bölgelerdeki bozkırların yerini yavaş yavaş ormanlar aldı” diyerek Germen mitolojisinde söz konusu edilen kuzeydeki buzlarla kaplı alan ve güneydeki ateşlerden oluşan alana da açıklık getirmiş olur.

Evren, kaosla ve doğanın temel karşıt unsurları olan buz ve ateş arasındaki bir yarılmayla başlar. Kuzeydeki buzlarla, sislerle kaplı, tehlikelerle dolu olan bu alana Nifl Diyarı (nifelheim) ve güneydeki ateşlerle kaplı alana ise Muspell Diyarı deniyordu. Ateşlerle kaplı olan Muspell Diyarı’nın sıcaklığı kuzeydeki buzları eritir ve böylece uçurumdan aşağı düşen damlalar ve ateşin gücü sayesinde can bulurlar. Kar ve buzun egemen olduğu kuzey ile ateş ve alevlerin egemen olduğu güney bölgesi bir araya gelir ve bu tezat gücün etkileşiminden ilk yaratık Dev Ymir meydana gelir. Hem kadın hem erkek olan Ymir uyurken terler, sol elinin altından erkek ve kadın meydana gelir, bir ayağı öteki ayağından oğul doğurur böylelikle neslini oluşturur. Ymir bütün devlerin atasıdır (Golther, 2011: 614), buz ve zorba dağ devleri Ymir’den türer.

Ymir eriyen zehrin damlalarından meydana gelmiştir ve bu zehir onu acımasız, vahşi ve kötü yapmıştır. Bütün buz devlerinin atasıdır ve buz devleri de Ymir gibi şeytani ve kötücüldür. Tanrıların en büyük düşmanlarının “devler” anlamına gelen “iotnar” olduğu, ama bunu Page, çirkin, korkunç ve kötü niyetli yaratıklar ‘demonlar’ ya da ‘troller’ olarak da adlandırabileceğimizi ifade etmiştir. (Page, 2009: 12)

Muspell Diyarı’nda (Muspelheim) ise çözülen buzlardan, boynuzu olmayan bol süt veren ve memelerinden dört tane süt nehri akan Audumla (Besleyici) adlı inek meydana gelir. Dev Ymir inanılmaz devasa boyutlara ulaşıncaya kadar bu sütlerle beslenir. Audumla adlı bu inek, çimen olmadığı için tuzlu buz kütleleri ile beslenir. İlk gün taş kadar sert tuzlu buz kütlesini yaladığında, akşama doğru bu kütleden bir adamın saçları ortaya çıkmaya başlar, ikinci gün kafası, üçüncü gün ise güzel görünüşlü, iri, güçlü ve tüm tanrıların atası olan Buri ortaya çıkar. Sonra Buri’nin bir oğlu olur ve ismi Bor’dur. Bor bir devin kızı olan Besta ile evlenir ve bu birliktelikten insanlara runik alfabeyi hediye eden Odin (tahrik, hiddet ve şiir), Vili (istek) ve Ve (kutsal) dünyaya gelir (Tetzner, 2004: 11-12). Ataları anne tarafından bir dev olan bu üç Germen/İskandinav tanrısının en önemlisi, hiddet ve aklı sembolize eden Odin/Wotan’dır. (Woden)

Odin ve diğer tanrılar önce, gittikçe büyüdüğü ve artık bedeni çok yer kapladığı için, hem dişil hem de eril özellikler taşıyan ilk canlı Ymir’i, sonra da diğer devleri yok etmeye başlarlar. Çok zeki bir dev olan Bergelmir ve ailesi dışındaki bütün buz devleri Ymir’in yaralarından akan kan selinde boğularak ölürler. Bergelmir, karısı ve hizmetçileri bir kayığa binerek kaçıp kurtulurlar. Böylece Bergelmir ile karısı, ileride her fırsatta tanrılara kötülük yapmak için fırsat kollayacak olan şeytani devlerin atası olmuş olurlar. (Rosenberg, 2006: 332-333)

Tanrılar tanrısı Odin ve kardeşleri öldürdükleri Ymir’in dev vücudundan evreni ve dünyayı oluştururlar. Dünyayı oluştururken Ymir’in vücudunun parçalarını kullanırlar. Etinden toprağı, kanından suyu ve denizi, kemiklerinden dağları, çene kemiği, yanakları, dişleri ve küçük kemiklerinden taşları, saçlarından ağaçları, beyninden ise bulutları meydana getirirler. Kafatasından oluşturdukları bu dünyanın dört köşesine Vestri (Batı), Sudri (Güney), Austri (Doğu) ve Nordri (Kuzey) adlı cüceleri yerleştirirler. (Dahn, 2010: 35)

Tanrılar “Midgard” denen orta diyarı ve orada yaşayacak olan insanları yaratırlar. İlk insanlar dişbudak ve karaağaçtan meydana getirilir. Tanrılar Odin, Vili ve Ve (başka bir versiyonda Odin, Hönir ve Loki) deniz kenarında yürürlerken birbirlerinden ayrı duran iki ağaç gövdesi görürler ve dişbudak ağacından Ask adındaki ilk erkeği ve karaağaçtan da Embla adındaki ilk kadını yaratırlar. Onlara Tanrılar tanrısı Odin hayat nefesini üfler, Vili duygu ve düşünce, Ve ise görme ve duyma yetisini armağan eder. Böylece Midgard’da yaşayacak olan insanların ataları yaratılmış olur. (Dahn, 2010: 38)

Utgard” denilen bölgede ise dağlar buzlarla kaplıdır, demirden kazıklara benzeyen ağaçlardan oluşan büyük orman aşılamaz özellikte olup, bataklıklarla dolu bu bölgeye tanrılar, dev Bergelmir ve onun soyundan gelenleri sürgün ederler. Aynı zamanda bu bölgede cinler ve başka canavarlar da vardır.

Tanrılar kendilerine “Asgard” adı verilen bir dağın üzerine gökyüzüne uzanan bir yapı inşa ederek, bir dünya oluştururlar (Tetzner, 2004: 13-14). Tanrıların, yaşadıkları yere “Asgard”, orada yaşayan Odin’in soyundan gelen tanrılara da “As”lar denirdi. As tanrıları, verimli ve bereketli bölge olan Midgard’ı yaşamaları için insanlara, çorak ve verimsiz bölge olan Utgard’ı devlere ve cinlere vermişlerdir.

Tanrılar, Asgard’da kendilerine uygun kaleler yaparak, bütün canlıların üstünde bir konum elde etmiş, gökyüzündeki kalelerinde onların üzerinde egemenliklerini kurmuş- lardır. Hatta Odin burada bulunan gözetleme kulesinden bakarak bütün dünyaları izler, ayrıca “Huginn” (Düşünce) ve “Muninn” (Bellek) adlı kargalarını dünyalara gönderip orada olup bitenleri öğrenirdi. Bazen problem yaratan buz devlerini cezalandırması için oğlu Thor’u görevlendirirdi. Tanrılar ve insanlar çoklukla huzur içinde yaşar ve tanrılar insanlara yaşamın büyülü yönünü mutlu olmayı öğretirlerdi.

Asgard’da tanrı Odin tarafından yönetilen ve savaşırken ölen kahramanların toplandığı 640 kapısı olan Valhalla sarayı da vardır. İskandinavya halkı için iki ölüm şekli vardır: Doğal olarak ölenler ve savaşta ölenler. Doğal olarak ölenler, kendilerini cehennem imparatorluğunda bulurlar; Savaşta kimlerin öleceğine ise Valkyryler (Valkürler) karar verir. Valkyrler’in verdikleri kararla ölenlerin en büyük özelliği yaşarken kahramanlık sergilemiş olmalarıdır. Bundan dolayı da öldükten sonra Valhalla’ya konulurlardı. Bu ölen cesur kahramanların ruhlarının sonsuz mutluluk içinde olduğuna inanılır ve onların Valhalla’da dünyanın sonunu bildirecek olan savaşı Ragnarok’u bekleyen kahramanlar olduğu ve aynı zamanda bu savaşta Odin’in yanında olacakları bilinirdi.

Valküren ya da Valkyrler, Odin’in bakire, cesur, savaşçı kadınlarıdır ve aynı zamanda Asgard tanrılarına bira ve yiyecek servisi yaparlardı. Bu genç ve güzel bakireler ata binen miğfer ve mızrakla donatılmış aynı zamanda savaşçı özellikleriyle bilinirler. Valkyrler de Yunan mitolojisindeki savaşçı Amazon kadınları gibi sadece kadınlardan oluşan bir topluluktur. Edda’da Valkyrler’in isimleri Skuld, ölüm getiren, Brünhild (Brynhild), Göll, Gondul (dişi Kurt), Hrist (Fırtına), Mist (Sis), ve Thrud (güç kullanan) gibi çeşitli isimlerle adlandırılırlar (Biedermann, 1998: 1157)

Yaklaşık olarak MS 1. yüzyılda Avrupa’nın kuzeyinde yaşayan Germenler de tanrı- larına kutsal saydıkları korularda/ormanlarda taparlardı. Odin ve kardeşlerinin Ymir’in cesedini kullanarak yarattıkları dokuz dünyadan oluşan evreni, “Yggdrasil” denen bu büyük alıç ağacının yeraltının en derinlerindeki kökleriyle ayakta tuttuğuna inanırlardı. Bu ağacın dalları dünyayı baştanbaşa sararak göklerin üzerine yayıldığı söylenirdi. Hayat ağacının evrenin farklı bölümlerini nasıl bir arada tuttuğu konusunda yazarlar arasında bir görüş birliği olmamasına karşın, ağacın dünya için destekleyici bir belkemiği olduğu konusunda hemfikirdirler. (Wilkinson, 2010: 92)

Dokuz katlı alemden oluşan Yggdrasil ağacının en üst dallarında Tanrıların bulunduğu Asgard vardır. Ağacın köklerinin bulunduğu yeraltında ise, ölüm tanrıçası Hel’in yaşadığı Niflheim vardır. Aradaki katmanlar, Vanir tanrılarının yaşadığı Vanaheim, buz devlerinin dünyası Jotunheim, ateş devlerinin dünyası Muspelheim, kötü cinlerin (kara elfler) dünyası Svartalfheim, iyi cinlerin (aydınlık elfler) dünyası Alfheim; cücelerin dünyası Nidavellir ve yaşam ağacını tam ortasında da insanların dünyası Midgard vardır. Alfheim bazı kaynaklarda Gimle olarak geçer ve aynı zamanda gökyüzünün yüksek bir yerinde konumlanmış pırıltılı bir mekan olarak söz konusu edilir. Ortaçağda Hristiyan kültüründen etkilenmeye başlayan İskandinav yazarlar Gimle’yi bir tür cennet olarak dü- şünmüşler ve aydınlık elfleri de Hristiyan meleklerinden bazı özelliklere sahip periler gibi görmeye başlamışlardır. (NTV, 2010: 240)

Aasgard (Tanrıların Diyarı)
Alflheim (Işık Elflerinin Diyarı)
Svartalfheim (Kara Elflerinin, Trollerin, Ogrelerin Diyarı)
Muspelheim (Kavurucu Alevlerin Diyarı)
Midgard (İnsanların Yaşadığı Diyar)
Niflheim (Sisler Ve Buzların Diyarı)
Vanheim (Vanir’in Yaşadığı Diyar)
Jotunheim (Devler Diyarı)
Hel (Helheim da denir) (Ölüler Diyarı)

Germen mitolojisinin en önemli tanrıları ve tanrıçalarına göz atacak olursak, en önemli Tanrı olan Odin, bilgelik uğruna tek gözünü feda eden tanrıların tanrısı, aynı zamanda şiirsel ilhamın, gizem ve büyünün tanrısı, savaşçıların kumandanı ve koruyucusudur. Odin’in karısı, doğmuş ve doğacak her insanın yazgısını bilen yeryüzü tanrıçası Frigg’dir. Diğer tanrı ve tanrıçaların bazıları Odin ve Frigg’in çocukları olarak bilinir. Ezeli devlere karşı tanrılar diyarını koruyan ve günümüzde de belki en tanınmış olan elinde çekiciyle (çekicinin ismi Mjöllnir) betimlenen gök gürültüsü ve savaş tanrısı Thor’dur. Bir diğer önemli Tanrıça da, Odin’in oğlu hitabet ve şiir sanatı tanrısı Bragi ile evli olan ebedi gençlik sunan altın elmaların sahibi Idunn’dur. Bir başka Tanrı ise, Ay Tanrıçası Nanna ile evli olan, kör kış tanrısı Hod tarafından kazara öldürülen ve talihsizliğiyle ünlü, erkek güzeli olarak nitelendirilen tanrı Balder’dir. Kurt Fenrir’i zincirlenmesine yardım ederken sağ elini kaybeden savaş tanrısı ve aynı zamanda bilge olan Tyr da Odin’in oğludur. Kaderi dokuyan Tanrıça ise Bil’dir. Heimdall adlı Tanrı, şafak tanrısı ve gökkuşağı köprüsü Bifrost’un nöbetçisidir. Dokuz kadın tarafından doğurulmuş, insan toplumunun sorumlusu olan Heimdall’ın kölelerin, köylülerin ve asilzadelerin babaları olduğu söylenir. (Comte, 2000: 95)

Yukarıda saydığımız Asgard’da yaşayan tanrıların yanı sıra bereket, bolluk ve zenginlik tanrıları olarak bilinen Vanir tanrıları da vardır. Denizcilik ve balıkçılık tanrısı olan Niord bir Vanir tanrısıdır. Onun birlikte olduğu dişi devden meydana gelen çocukları, bereket ve doğurganlık tanrıları olan Freyr ve aşk ve güzellik tanrıçası Freyia da bu gruptandır.

Bir diğer önemli Tanrıça ise Loki’nin kızı ve ölüm tanrıçası olan Hel’dir. Loki ise Farbauti adlı bir devin çocuğudur ve istediği kılığa girebilme gibi bir özelliği vardır. Bazen tanrıların dostu bazen de düşmanı olur. Hatta dünyanın yok olmasını sağlayacak olan Ragnorak savaşında düzeni yok etmek için kötülerin yanında yer alacaktır (Page, 2009: 12, 98). Loki, aynı zamanda Odin’in evlatlığıdır. Tanrıların bütün itirazlarına karşın Odin kendi kanıyla Loki’nin kanını karıştırarak oğlu olduğunu ilan eder ve onunda bir As olmasını sağlar.

Tanrılar günlük toplantıları için Dünyalar Ağacı’nda yani Yggdrasil’de buluşurdu. Bu ağaç çok büyük ve dalları bütün dünyaların üstüne ulaşır, Midgard’ı korur ve tepesi gökyüzünü taşır. Aynı zamanda yaşam ağacı/kader ağacı da olan Yggdrasil, her zaman yemyeşildir, kuruyan dallarının yerine hemen yenisi çıkar ve üç köklü geniş bir alana yayılmıştır. Ağacın ilk kökü tanrılara ve insanlara, ikinci kökü devlere ve üçüncü kökü de Nifl Diyarı’na uzanır. Yggdrasil’in en tepesinde altından olan ve aynı zamanda güneş vurduğu zaman ışıl ışıl parlayan bir horoz nöbet tutardı (Tetzner, 2004: 23). Bu horozun, Hristiyanların kutsal mekanı kiliselerin çan kulelerinde bulunan horoz simgesiyle bir bağlantısının olup olmadığı araştırılmaya değer bir konudur.

Tanrılar, çoğunlukla yaya ya da at üzerinde betimlenmişlerdir, sadece Thor iki keçinin çektiği araba ile betimlenir. İnsani özelliklerinin yanı sıra tanrılar gökyüzünde ve suyun üzerinde tıpkı yeryüzündeki gibi atlarıyla birlikte hareket edebilme ve aynı zamanda insanların arasında göze batmayan sade kıyafetlerle dolaşırken birden bire kaybolma yetenekleri vardır. Ortadan yok olmak istediklerinde kullandıkları sihirli sözcük “Odin yok ol buradan”dır (hverfan, Opinn hvarf pa) (Golther, 2011: 250).

Kaynak : Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2014 18 (1): 121-132 – Germen Mitolojisinde Yaratılış *) Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü. (e posta: [email protected])  Cemile AKYILDIZ ERCAN

PAYLAŞ
Önceki İçerikOsman Çataloluk – Türkün Genetik Tarihi
Sonraki İçerikBeyin Dalgaları
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK