Ezoterik Kaynaklarda Orpheus ve Dionysos

603
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Günümüz uygarlığının temel iki beşiği olan Mısır ile Yunan uygarlıkları arasında, uzun bir süreç içerisinde büyük bir etkileşim meydana gelmiştir. Bu etkileşim daima tek taraflı; yeninin eskiden, öğrencinin öğretmenden alması gibi, Yunanistan’ın, Mısır’dan etkilenmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Yunan uygarlığının kurucularından Orfeus ile uygarlık yolunda çok önemli birer taş olan, Euclides, Çiçeron, Heredot, Pisagor ve Platon gibi filozoflar, felsefe okulu ve din kurucuları, hep Mısır’ın o ünlü mabedinde, “Osiris Mabedi’nde” inisiye edildiler. Günümüz uygarlığı üzerinde, özellikle Pisagor ve Platon son derece etkili olmalarına rağmen, Pisagor ve Platon okullarının temellerinde Orfeik inanç yattığı için, bu ilk ünlü Yunanlı inisiyeye değinmeden geçemeyeceğiz.

Orfeus’un babasının, Trakya Kralı Oiagros olduğuna inanılır. Müzik aleti çalmasını Apollon’dan öğrenmiştir. Çaldığı müzik aleti, Apollon’un Hermes’ten aldığı ve kendisine verdiği 7 telli lirdir. Kral Midas’a, Eleusis gizemlerini ve ayinlerini öğrettiği söylenir. Ancak, Tanrı Apollon’a tapındığı için bir Baküs ayininde öldürülmüştür. Orfeus, Apollon dininin reformcu lideri ve Diyonisos kültünün kurucusudur. Hermetik inancı Yunanistan’da ilk tesis eden kişi olan Orfeus, Osiris rahiplerinin ilk Yunanlı öğrencisidir.

Tufandan sonra çok büyük bir gerileme yaşayan insanoğlu, yeniden başlamak zorunda kaldığı için, ilkel kabileler dönemini bir kez daha yaşadı. Dönem, anaerkil bir dönemdi ve dolayısıyla bu kabilelerde hakimiyet, kadınların elindeydi. Mu dininde Tanrı’nın dişil yönünün sembolü olan “Ay”, kadınların yönettiği bu toplumlarda, Baş Tanrıça sıfatına yükseltildi. Dinsel yozlaşma neticesinde, kimi yerlerde Güneş Tanrı için insanlar kurban edilirken, bu kez de, Ay Tanrıçası için insan kurban edilmeye başlandı.

Apollon, daha önce görüldüğü üzere, Anadolu’da ilk uygarlığı kuran halk olan Luvilerin, Güneş Tanrısı’dır. Yunanistan’da, Ay Tanrıçası’na tapmımın geçerli olduğu Baküs dini ile, Anadolu’da Güneş Tanrısı’na tapınımın ön planda tutulduğu Apollon dini taraftarları arasında, sürekli bir çatışma yaşanıyordu. Aslında savaşın gerekçesi, düzenin anaerkil mi, ataerkil mi olacağı idi.

Apollon kelimesi, Fenike dilinde, “Evrensel Baba” anlamına gelen “Ap O Len”den türetilmiştir.  Fenikeliler ile Luvilerin, akraba oldukları hatırlanacaktır. Apollon’un, ilk kez Anadolu topraklarında ortaya çıkmış olması da onun kadim Atlantis kültürü ile bağlantısının bir göstergesidir. Ayrıca, Apollon’a ithafen yapılan Delf Mabedi’nde, inisiasyon töreninin bir türevinin uygulanması, bu bağlantının bir diğer delilidir.

Yaygın halk inancına göre Orfeus, Apollon’a adanmış Delf Mabedi’nin bakire rahibelerinden birisinin oğludur. Bu mabette görevli rahibelerin bakire olması zarureti, söz konusu rahibenin, Tanrı Apollon’dan hamile kaldığı iddiasını ortaya çıkartmıştır ki, aynı yöndeki iddia, diğer birçok dini inanışta da akislerini bulmuştur. İsa’nın, bakireden doğduğu inancının kökeninde yatan, Apollon ile ilgili bu söylencedir.

M.Ö. 700’lerde Yunanistan’da, Apollon inanırları azınlıktaydı. Çoğunluktaki Baküs taraftarlarınca yok edilmek üzereydiler. İşte bu ortamda Orfeus, Yunanistan’dan kaçtı ve Mısır’a geçerek Osiris rahiplerine sığındı. Burada inisiye edilen ve Osiris rahipleri arasında 20 yıl geçirerek sırlar öğretisini alan Orfeus, Apollon dinini ihya etmek ve ona yeni bir çehre vermek göreviyle, ülkesine geri gönderildi.

Osiris’in, Atlantis’te yaptığı gibi, güçlü kişiliği ve bilgeliği sayesinde kısa sürede çevresine birçok yandaş toplayan Orfeus, Baküs dini yandaşlarını yendi. Ancak Orfeus, kendi dinini öğretirken, Mısırlı rahiplerin yöntemini kullandı ve öğretisini varolan inançlar üzerine, bu arada Baküs dini üzerine kurdu. Bunun sonucu olarak, ortaya çok tanrılı Zeus dini ve ayrıca, Diyonizos kültü çıktı.

Orfeik inanışa göre ruh, bedende bir mezardaymış gibi hapistir. İnsanın görevi, ruhunu arındırmak ve özgürleştirmektir. Ruh, hem bu dünyada, hem öte dünyada günahtan ancak ritüelik uygulamalar ile arınabilir. Ölüm anında bedenden ayrılan ruh, başka bir bedende doğmadan önce unutma pınarından su içer. Ruh göçüne ancak, Orfeus öğretisine kabul edilmeyle son verilebilir. Yeniden doğuşun önüne geçmek için inisiyelere, birlikte gömülecekleri, üzerinde gizli sırların yazılı olduğu bir altın plaka verilir. Ölümden sonra ruh, doğru bir hayat sürdüyse cennete, kötü ise cehenneme gönderilir. Ödül veya ceza aşamasından sonra ruh, yeni bir bedende, yeniden doğar. Ancak üç kere doğru yaşam süren bir ruh, yeniden doğuş döngüsünü kırabilir ve özgürleşebilir. Yedi telli lirin müziği eşliğinde, göğün yedi küresinden geçer ve Yüce Tanrı katına ulaşır. Orfeik öğretiye göre, tüm tanrıların en büyüğü olan Zeus, tüm evrenin kendisinden varolduğu Tanrı’dır. Diyonizos ise onun oğlu, yani tezahür etmiş İlahi Kelam’dır. Bir diğer adı ile Horus’tur. İnsanlar, Diyonizos’dan birer parçadır. İnisiyeler ise insanoğlunun Hermesleri, yani ikincil tanrılarıdır. Orfeus, “Tanrılar bizde ölür, bizde dirilir” der. Yeniden doğuşa inanan Orfeus, gerçek Tanrı’nın tek, ancak ikincil tanrıların sonsuz sayıda ve çeşit çeşit olduklarını söyler. Orfeus’a göre yarı tanrılar, Kâmil İnsan statüsüne erişerek, yeniden doğuş zincirinden kurtulmuş ilahi ruhlardır.

Orfeus, Menfis’te öğrendiklerini aynen uygulamış ve yandaşlarından uygun gördüğü kişileri seçerek, onları inisiye etmiş, böylece kendi okulunu kurmuştur. Orfeik inançta “Yüce Tanrı” fikrinin açıkça ortaya konmuş olması, erken Hıristiyanlık döneminde Orfeus’un, çok tanrılı inançtan, Tek Tanrı inancma dönen ilk öğretici olduğu düşüncesine neden olmuş ve bir ikon olarak, muhtelif Hıristiyan mozaiklerinde resmedilmiştir. Tıpkı Apollon gibi, bakire bir anneden doğmuş olduğu inancı da Orfeus’un, Hıristiyanlarca benimsenmesinin bir diğer nedenidir. Ancak, Hıristiyan dünyasmdan, Mitra inanırlarının temizlenmesi aşamasında, Orfeus kültünden ve mozole yapımından vazgeçilmiş görünmektedir.

“Evohe” kelimesi, Orfeik inisiyelerin parolası haline gelmiştir. Mısır’da “İod-He Vau He” şeklinde telaffuz edilen bu kelimenin, Musa tarafından kullanılış biçimine, ilaha önce değinmiştik. Burada İod’un Osiris’i, He Vau He’nin de İsis’i temsil ettiğini hatırlatmakla yetinelim. Aynı kutsal kelimeyi, Pisagor da parola olarak kullanmıştır.

Bu arada, aynı dönemlerde, tıpkı Orfeik inanç gibi mesleki kuruluşlar da, Mısır yoluyla Yunanistan’a girdi. Adları, Hermes’e atfen, “Hetairies”  olan bu kuruluşlar, inisiyatik yöntemle üye alırlardı. Hermes’i pirleri olarak kabul eden ve ona, tıpkı Mısırlılar gibi, üç defa ulu anlamında “Trimejit” sıfatını layık gören bu kuruluşların yandaşları, kendilerini “Diyonizos İşçileri” olarak da çağırmaktaydılar. Devlet düzeni ve dinin, kelamın, yazının, teknik ve Ezoterik ilimlerin, büyünün, ölülerin efendisi Toth’un, aynı özelliklere sahip Hermes ile özdeşleştirilmesi, Mısır teolojisinin Grek teolojisi ile bağdaştırılması bu kardeşlik örgütü sayesinde oldu. Bugün hayranlıkla izlenen Antik Yunan eserlerinin ve İyonyen başlıklı sütunların altında, bu taşçı üstatlarının imzası vardır.

Bu kuruluşların üyelerine Diyonizos İşçileri denilmesi, onların Orfeik inançlarının bir göstergesidir. Birbirlerini tanımak için gizli kelime ve işaretlerden yararlanan Diyonezyen işçilere, işlerini rahat görebilmeleri için, Solon Kanunları ile birçok imtiyazlar tanınmıştı. Diyonizos kültü, kadınlar ve köleler dahil olmak üzere, toplumun tüm kesimlerine açıktır. Ahlak sınavından geçip giriş hakkını ödeyen ve yıllarca sürebilecek olgunlaşma ayinlerini göze alabilen herkes, Diyonizos’un kardeşlik örgütüne girmeye hak kazanır. Diyonizos kültü MÖ. 6-5. yüzyıllarda Yunanistan’da hızla yayılmış ve dinsel bir uyanışa neden olmuştur. Diyonizos insan haline gelen bir tanrı olarak ölmüş ve Olimpus dinindeki tanrı ile ölümlü insan arasındaki katı duvarı yıkmıştır. “İnsanların Tanrısı” olarak adlandırılan Diyonizos ile birlikte Atina’da demokrasi de hayata geçmiştir. Heredot, Diyonizos ritüellerinin kökeninde Osiris dininin bulunduğunu açıklamıştır. Filozof Diyotorus da bunu doğrulamakta ve, “Osiris ritüelleri, Diyonizos ritüellerine, İsis ritüelleri de Demeter ritüellerine dönüştürülmüştür. Tek fark isimlerdir. Tüm bunlar Orpheus tarafından getirilmiştir.” demektedir.9 Diyonizos, “Zeus’un Işığı” olarak adlandırılır. İnisiasyon töreninde ölümden dönen Diyonizos, “Merhaba yeni ışık” diye selamlanır. Ondan önce ana tanrıça Ma’nın eşi tanrı Attis de aynı şekilde “Yeni Işık” olarak selamlanmıştır.

Solon yasaları ile bu örgütlenme biçimine büyük bir özgürlük tanınmıştır. Solon Yasaları, “Aynı Fratrinin üyeleri, resmi herhangi bir yasaklama kararı bulunmadıkça, aralarında her türlü tasarrufta bulunabilirler” hükmünü tüm Yunanistan için geçerli kılmıştır. MÖ. 4. yüzyılda örgüt üyelerine kimi vergi muafiyetleri dahi uygulanmıştır. Ancak bu kardeşlik örgütlerinin asıl işlevi, gizli ayin ve öğretiler ile bir aidiyet duygusu yaratmak, zanaatkârlar ve tacirler arasında iç dayanışma sağlayarak toplumu güçlendirmektir. Kardeşler arasmda sır olarak saklanan ve özel tanımlayıcı işaretlere sahip olmayanlara asla verilmeyen mesleki gizler sayesinde gezgin maden arayıcılar, demirciler, keresteciler, taş ustaları ve diğer Diyonizos Kardeşleri “yarı kutsal kişi” statüsüne erişmişlerdir. Hatta meslek gizleri ile büyücülüğün, sihirbazlığın aynı anlama geldiği dahi düşünülmüştür. Fratrie üyeleri özgürdür. Krallara karşı sadece sözleşmeleri ile yükümlüdürler ve Solon Yasaları ile kendilerine her türlü hareket serbestisi tanınmıştır.

Diyonizos örgütlenmesi, zaman içinde Roma’nın korporasyonlarına ve Collegia’larına dönüşmüştür. Kendi özel binalarında (Schola) toplanan bu zanaatkâr korporasyonları ve Collegiaları, tıpkı öncülleri gibi, gizemli mesleki sırları sayesinde her türlü özgürlük ve seyahat haklarından yararlanmışlardır. Kökeni Antik Yunan’a, Mısır’a, Babil’e, belki de Atlantis ve Mu’ya kadar inen bu imtiyaz tanınması geleneği, ortaçağda Hıristiyan Avrupa’sında da devam etmiş ve Masonluğun varlığını sürdürebilmesine imkân tanımıştır.

Diyonizos-Eluisis kültüne göre Hermes, Olympos Baş tanrısı Zeus ile Atlas’ın kızı Arkadyalı Maia’nın oğludur. Güneş Tanrısı Apollon’un erkek kardeşidir. Homeros’un anlatımına göre annesinin bir nymph olması nedeniyle Olympos’un ölümsüz tanrıları arasına kabulü mümkün görünmemektedir ve Hermes’in doğduğu andaki ilk isteği, “Apollon’un sahibi olduğu ayine kendisinin de kabulüdür.” Bu isteğine kavuşabilmek için, bir lir yapar ve müziği ile Apollon’un inek sürülerini kandırarak bir kısmını çalar. Çaldığı bu sürüleri de yakarak, ölümsüz tanrılara kurban eder.

Olanları öğrenen Apollon, Hermes’i Zeus’a şikâyet eder. Hermes kurtuluşu müzikte bulur ve kendi yaptığı lir ile şarkı söyleyerek, ağabeyinin kalbini yumuşatır. Apollon müzik bilgisini kendisine öğretmesi karşılığında, kardeşi Hermes’e ölümsüzlük, yüce bilgelik ve tanrılar ile ölüler dünyası arasında bilgi iletimi görevlerini verir. Böylece Hermes gizli ilimlerin öğreticisi, sözün, belagatın, müziğin, büyünün ve tüm gizli ilimlerin tanrısı haline dönüşür. Zeus ile diğer tanrılar arasında iletişim kurma görevi de Hermes’tedir. Böylece, düşmanlıkları sona erdiren uzlaşmaların, sözleşmelerin, dolayısıyla da Barışın tanrısı olmuştur. İnsan yaratıldığında ona konuşmayı Hermes öğretmiştir. Hermes’in yegane silahı ikna ve müziktir. Yunan şehir devletleri arasındaki siyasal ilişkileri düzenleyen Olimpiyat oyunlarının tanrısı da Hermes’tir. Süreç içerisinde bu görevlerine yazılı anlaşmalar ve dolayısıyla yazı, simya, astroloji ve giderek akıl ve hikmet tanrısı olma özellikleri de eklenmiştir. MS. 4.yüzyıla tarihlenen Hermoupolis kaynaklı Strasbourg Kozmogonisinde, Hermes’in, babası Zeus’un da yardımı ile nasıl Kaosa düzen verip, Kosmos’u yarattığı ve dünyanın ilk kentini (Hermoupolis) Mısır’da nasıl kurduğu anlatılmaktadır.

Orfeus’un Diyonizos’u, Apollon’dan başkası değildir. Güneş Tanrısı olan Apollon, Işık’tır, Tanrısal Nur’dur. Apollon’a ithaf edilen Delf Mabedi’nin kapısında, “Kendini Bil” ibaresi yer almaktadır. Dört Dorik sütun üzerindeki üçgen bir çatıdan oluşan Delf Mabedi, Ezoterik öğretinin temellerini bünyesinde barındırmaktadır. Mabedin üzerine inşa edildiği dört sütun, Mu dinindeki dört büyük yaratıcı gücün, Mısır ve Kabbala Ezoterizmlerindeki dört temel elemanın simgeleridir. Bu dört sütun aynı zamanda, insanın var olduğu fiziki ortamı, dünyayı ve Mikrokozmos’u temsil eder. Dört sütunun üzerindeki, ucu yukarı, yani Tanrı’ya dönük olan üçgen tavan ise insanın ulaşmaya çalıştığı Tanrı’nın, yani Makrokozmos’un sembolüdür. Çatının üçgen olması, Tanrısal üçlemeyi, eril ve dişil prensiplerle, Kutsal Kelamı, yani Oğul’u ifade eder.

Hermetik Eluisis gizemlerinin merkezinde, ölen ve yeniden doğan bir Tanrı-İnsan miti vardır. Eluisis kültünün en önemli törenleri, Ana Tanrıça ve Diyonizos için yapılan “Yeniden Doğumu Kutlama Törenleridir.” Atina’ya 20 Km. uzaklıkta olan Eluisis kenti, Bereket tanrıçası Demeter’e adanmıştır. Eluisis gizemleri, suç işlememiş olmaları kaydıyla her erkek ve kadına açıktır. Gizemlere köleler dahi inisiye olabilirler. Yeniden doğuş inancının sahnelendiği inisiasyon törenlerini sır olarak saklamak üzere tüm inisiyelere yemin ettirilir. Törenin sonunda salon çok şiddetli bir ışıkla aydınlatılır ve bir çocuğun doğumu ilan edilir. Ölümden yaşama geçen aday, bu ışık ile aydınlanmış olur. Platon, Fedon adlı eserinde, “İnisiye olmadan ölenler doğrudan Hades’e giderken, inisiye olmuşlar tanrıların yanına yerleşecektir” demektedir.

İlkbahar gün dönümünde gerçekleştirilen bu kutlamalara her yıl yaklaşık 30 bin hacı katılırdı. Kutsal Eluisis tapınağına yalınayak 30 kilometre yürünür, yürüyüş boyunca oruç tutulur, tanrılara kurbanlar sunulurdu. İnisiye olacak olanlara kutsal yol boyunca, yüzlerine maskeler takılmış daha önceki inisiyeler tarafından tacizlerde bulunulur, bazen sopalarla vurulurdu. Bu uygulamanın amacı, yeni inisiyelerin sabırlarını sınamak ve onları mütevazı davranmaya alıştırmaktı. Alayın başında, inisiyelere ve hacılara rehberlik eden Diyonizos’un bir heykeli taşınırdı. Çıplak olarak denizde yıkanma ve diğer arınma törenlerinden sonra, inisiasyon töreninin gerçekleştirileceği mabedin Telesterion salonuna ulaşılırdı. Bu salona yalnızca eski inisiyeler ile adaylar girebilirdi.

Çiçero Eluisis gizemleri için şu açıklamayı yapar; “İnisiasyon adı verilen gizem ayinlerinde sadece hayatın ilk ilkelerini ve mutlu yaşamı değil, umutla ölme anlayışını da kazandık.” Platon da inisiasyon töreni için şunları söyler; “Kutsanmış gizeme inisiye olduk ve saf ışık içerisinde parlayan sonsuz düşler gördük.” Aynı yolun ‘takipçisi Diogenes, “bu takip edilmesi güç bir yoldur. Karanlık ve kasvetle doludur. Ama eğer bir inisiye, yolda size rehberlik ederse, inisiasyon, güneşin parlaklığından bile daha aydınlık hale gelir” demiştir.

Bu kapalı kapılar ardında antik dünyanın büyük filozoflarını, sanatçılarını, devlet ve bilim adamlarını bu kadar derinden etkileyen hangi huşu verici tören yapılıyordu? Tüm inisiyelere, kendilerine verilen sırları saklamak için Hermes ve Diyonizos üzerine yemin ettiriliyordu. Törene katılanların tamamı yeminlerine sadık kaldıkları için, bu törenle ilgili yazılı bir belge bulunmamaktadır. Ancak çok sayıda ima ve ipucundan, onların yüce bir teatral törene tanıklık ettiklerini biliyoruz.

Eluisis inisiasyon törenleri 1100 yılı aşkın bir süre gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, bu törenler hakkında, içeride neler olduğuna dair tatmin edici yazılı bir açıklama bulunmamaktadır. Eldeki bilgiler hep, dolaylı yoldan elde edilen kanıtlara dayanmaktadır. Dionisos’un ölümünü inisiyasyon törenine ilk sokan kişinin Orpheus olduğu düşünülmektedir. Yeni inisiye olanlar “Mystae” olarak adlandırılır. Yunanca’da ‘gözleri kapalı’ demektir. Gizem (Mysterie) ve Mistisizm gibi kelimelerin kökeni de bu adlandırmadır. Üst düzey inisiyeler için ise “epopthae” kelimesi kullanılmaktadır ki, ‘Görmüş olan’ anlamını taşımaktadır.

İnisiyeler güçlü bir müzik eşliğinde içeri giriyor ve ışıklarla gözleri kamaşıyordu. Onlar dev bir ateşin alevinde yıkanıyorlar, kulaklarını sağır eden bir gonk sesi ile ürperiyorlardı. Töreni yöneten baş rahibin adı, tıpkı Mısır’daki öncülleri gibi Hyorofan’dı. Hyorofan, törenin baş karakteri olan Diyonizos gibi giyiniyor, onun ölüm ve yeniden doğuşunu konu alan rolü canlandırıyordu. Yaşamın önünde sonunda ölüme galip geldiğini, her ıstırabın ardından neşenin doğduğunu tasvir eden bu ilahi dramanın asıl amacı, her inisiyenin Diyonizos’un yazgısını paylaşması düşüncesiydi. Eluisis’te inisiyeler Diyonizos’un huşu verici trajedisine tanıklık ederek, onun acısını, ölümünü ve ölümden dirilişini paylaşıyor, böylece ruhsal bir arınma yaşıyorlardı.

Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikŞaman Olmak
Sonraki İçerikLey Hatları
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER