Ganj Nehrinin Cennetten İnişi

256

“Onun ismini tekrar etmek saflık getirir. Onun refah ver­diğini görmek, onun suyunda yıkanmak ya da suyunu içmek, öncesi ve sonrasıyla ırkımızın yedi neslini korur. Ganj neh­ri gibi bir hac yeri, Vişnu gibi bir tanrı ve Brahmanlardan daha üstünü yoktur. ”
Mahabharata, III. 85, 93, 96.

Kral Sagara, altmış bin oğlunun dönüşünü uzun bir süre ve sabırsızca bekledi. Torununu çağırdı ve ona amcalarını a­raması için yola koyulmasını söyledi. Genç adam, amcaları­nın gittiği yolu takip ederek, dünyanın altındaki kesimlere doğru inen açıklığa (amcalarının kazdığı açıklık) geldi. Ve amcaları gibi dünyayı taşıyan dört ölümsüz fili gördü.

Sı­rayla her birisi ile konuştu; ve sorduğu soru her defasında aynı idi: “Amcalarıma ne olduğunu biliyor musunuz, ve a­radıkları atı gördünüz mü?” Fakat filler cevap olarak: “A­macına ulaşacaksın, ve kaybolan küheylanı emniyet altına alacaksın” demekle yetindiler. Amcalarına ve onların üzeri­ne düşen kadere gelince, sessiz kaldılar.

Cesaret verici bu sözlere sevinerek, genç adam arayışına devam etti, ve uzun süre geçmeden atın otladığı yere vardı. Ama altmış bin am­casının tamamından kalanın sadece yere serpilmiş bir yığın kül olduğunu gördüğünde üzüntüsü inanılmaz derecede bü­yüktü. Cenaze adağı yapabilmek için her yönde su aramaya çıktı, fakat bir damla su bile bulamadı. Onların kötü kader­leri ve cennete girebilmeleri için bir sunudan bile mahrum kalan amcaları için matem tutmaya koyulurken, Vişnu’nun taşıma aracı olan Garuda kuşu onun yanına geldi ve ağlama­masını söyledi.

Amcaları gelecek günlerde büyük bir şekil­de şereflendirileceklerdi, çünkü Ganj nehri cennetten indiri­lecekti, ve onun kutsal suları ile ölülerin külleri yıkanacak ve sonunda onları emniyetli bir şekilde cennete getirecekti. Prens eve dönüp büyükbabasına gördüğünü ve işittiğini anlattığı zaman, hükümdar derhal çok geciktirilmiş olan a­tın kurban edilmesinin tamamlanması için işlemleri başlattı.

Fakat daha sonraki amacı , Ganj nehrinin cennetten indiril­mesine nasıl ikna edileceği ve oğullarının ruhlarının nasıl özgür bırakılacağı idi. Daha sonra otuz bin yıl yaşadı ama a­macına ulaşamadan öldü. Ve torununun torununun torunu­nun yaşamını çok daha sert çilekeşlik uygulaması içinde Ganj nehrini cennetten indirmek ve Sagara’nın altmışbin oğlunun ruhunu kurtarmak için harcadığı söylenir.

Sonradan oluşan şeyler daha başarılı idi. Bağlılığının şid­detli arzusu içinde krallığını terk etti ve dört nesil boyunca ır­kına musallat olan bu amacı sonunda elde etmeye adadı ken­dini. Bin yıl ellerini yukarı kaldırarak ayakta durdu. Bütün bu zaman boyunca ayda bir kez yemek yedi ve bunun dışında hiç bir zaman yemeğin tadına bile bakmadı. Etrafını beş ateşle çe­virdi, ve duygularını kontrol altına aldı.

Sonunda Brahma ona acıdı, ve diğer tanrılarla beraber geldi ve ondan bir ricada bu­lunmasını istedi. Elbette o, Ganj nehrinin cennetten indirilme­sini rica etti. Fakat Brahma, Ganj nehrinin bütün bu yol bo­yunca cennetten dünyaya indirilmesi için katlandığı acılardan çok daha fazlasının gerekeceğini söyledi. Suların gücünü kır­mak için bir şey yapılması gerekli idi. Bununla beraber yardımı istenebilecek biri vardı; ve gerçekten, Brahma bunu yapa­bilecek kadar kuvvetli ondan başka hiç kimseyi tanımıyordu.

Ganj nehrinin yarı yolda başı üzerinden dökülmesine izin ver­mesi için rica edilen tanrı Şiva idi. Brahma ve diğer göksel varlıklar bu tavsiyeyi vererek gözden kayboldular. Fakat Bagirata, prensin adı buydu, kendisini hemen Şiva’ya yöneltti. Vücudunun tüm ağırlığı­nı tek bir ayak parmağına vererek on iki ay hareketsiz ve dimdik durdu. Bütün yıl boyunca hiç bir şey yemedi ve hiç bir zaman uyumadı.

Diğerlerine kıyasla daha kısa zaman i­çinde Şiva geldi ve onun bağlılığı ile son derece mutlu ol­duğunu, Brahma’nın tavsiye ettiğini yapacağını ve Ganj nehrinin başı üzerinden dökülmesi için izin vereceğini söy­ledi. Fakat nehir tanrıçasına danışılmamıştı ve tanrıça gök­lerdeki evinden ayrılma konusunda çok isteksizdi. Eğer em­re itaatsizlik onun için mümkün olsaydı, tanrı kardeşine ba­zı güçlükler verebilirdi, ve belki de onu cehenneme kadar sürükleyebilirdi. Ve böylece, sularını Şiva’nın kafasına şid­detli bir sertlikle dökerek geldi. Güçlü tanrı, onun düşünce­lerinde ne olduğunu biliyordu, ve onun hiddetine karşı hare­ketsiz durdu. Ama tanrıçayı cezalandırmak ve onun gururu­nu rahatlatmak için, onun sularını yıllarca saçları arasında dolaştırarak tuttu.

” O (Şiva), nehri başının üstünde tuttu,
Ve Himalaya ormanlarının yayıldığı gibi
Sık saç ağlarının bulunduğu yerde
Dolaştırarak tuttu.
(Nehir tanrıçası) Dünyaya gidecek bir yol bulamadı,
Utanmıştı.
Her ne kadar uzun ve üzgün olarak çabalasa da,
Saçları arasında avare dolaşarak
Gurunu azalana kadar buna mahkum edildi. “

Sonunda sular serbest bırakıldı ve Ganj nehri dünyaya u­laştı, prens at arabasına bindi ve akrabalarının yayılmış kül­lerinin bulunduğu noktaya doğru sürdü. Her gittiği yeri Ganj nehri uysalca takip etti. Tüm olay, cennette büyük bir ilgi oluşturdu, ve iki atlı arabayı süren ya da kasabalar ka­dar büyük at ve filler üzerine binen tanrılar bu alayda birleştiler. Ve uzun zaman geçmeden cennet hurileri, şeytanlar, devler ve yılanlar güruha katıldılar. Gerçekten, bu kaçırıl­mayacak bir olaydı ve Ganj nehri prensin adımları doğrul­tusunda hızlanırken yaratılan varlıkların tümü onun kutsal sularında yıkandı ve günahlarını su ile arındırdı.

Bagarita’nın uzun ibadetinin başarısını, talihsiz bir olay nerdeyse bozuyordu. Ganj nehri, o anda bir kurban sunan seçkin bir keşişin bulunduğu nokta üzerinden akma duru­munda kaldı, ve bu kutsal insanın hiddetlenmesi nehrin su­larını içmesine neden oldu. O anda orada birçok tanrının ve bilgenin bulunması bir şanstı. Hepsi bir ağızdan darılmış ke­şişi yatıştırmaya başladı. Onlar, akıllı bir şekilde, azizin nehre kendi öz kızıymış gibi davranmasını teklif ettiler.

Bu, kutsal insan üzerinde kuvvetli bir etki bırakır gibi görünen bir öneri idi, çünkü öfkesini bastırdı ve Ganj nehrinin kulak­larından çıkmasına müsaade etti. Daha sonra, kısa süre için­de Bagarita ve tanrıça (Ganj nehri) okyanusun kuru yatağı­na vardılar. Oradan aşağı dünyaya indiler. Bagarita’nın u­zun süren çilekeşliği şimdi başarıya yaklaşıyordu. Ganj nehri, ölülerin küllerinin bulunduğu noktaya ulaştığında su­ları ile onların etrafını kuşattı, Sagara’nın oğullarının ruhla­rı esaretlerinden kurtuldu ve cennete gönderildiler. Bu sağ­lanan tek yarar değildi. Bilge Agastya’nın okyanusu içme­sinden bu yana, okyanusun yatağı hiç bir zaman doldurul­mamıştı. Fakat şimdi, Ganj nehrinin gelmesiyle, bu büyük yoksunluk giderilmişti ve okyanus en ücra kıyılarına kadar tamamen doldurulmuştu.

Ramayana, I. 41.
Mahabharata, III. 107.

AÇIKLAMALAR :

SU ADAĞI: Ölü için önemli bir törendir. Pirinç veya un da sunulabilir.

GARUDA : Vişnu’nun aracı, Vişnu’nun üstünde gezdiği büyük kuş. Kaşyapa’nın sayısız karılarından birinin oğlu olarak doğdu. Brahma’nın torunlarından biridir.­ Annesi varlıkların tanrılarından birinin kızı. Yarı kardeşi olan yılan ırkının düşmanı.

Ganj nehrinin kutsal olarak saygı görmesi her iki destanda da vardır. Rig-Veda’da sadece iki kez ondan bahsedilir. Sarasvati nehri (artık böyle bir nehir yok) eski Hintliler için bugün Ganj Nehri’nin kutsallığındaydı.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER