Gılgamış Destanı-1

564

Gılgamış Destanı, Homeros’un İlyada ve Odysseia yı yazmasından en az bin üç yüz yıl önce çivi yazısıyla kil tabletler üzerine yazılmıştır. Bununla birlikte ilk tablet, Asur’un son büyük kralı olan ve MÖ 668 ile MÖ 627 yılları arasında hüküm süren Asur-banibal’ın kitaplığının bulunduğu Ninova’da 1845’te kazılar başlayana kadar bulunamamıştır. Yirmi beş bin tablet arasında Gılgamış’ın Asur versiyonunun da olması gerekiyordu.

Tufan öyküsünün Asurcasının bir parçasıyla birlikte Gılgamış destanlarının bir özetinin de çivi yazısı uzmanları tarafından yayımlanmasıyla destan, 1862’de uluslararası bir önem kazanmıştır. Gılgamış Destanı’ndaki tufan öyküsü ile İncil’deki Tufan betimlemeleri arasındaki benzerlik, arkeologları daha çok çivi yazısı tablet bulmak için araştırmalarına hız vermeye yöneltmiştir.

Bugün bilim adamları MÖ 2100’den MÖ 627 yılma kadar otan döneme ait, Ortadoğu’nun pek çok eski Gılgamış Destanının parçalarını içeren tabletlere sahiptirler. Bunlar arasında geçen yıllarda keşfedilen en son krallık olan Ebla’nın kütüphanesinde bulunan bazı parçalar da vardır. Bilim adamları, sözlü Sümer geleneğinde var olan ve Gılgamış’ın maceralarını anlatan öykülerin ilk kez yaklaşık MÖ 2100’lerde yazıya geçirilmiş olduğunu tahmin etmektedir.

MÖ 1600 ve MÖ 1000 yıllan arasında destan, bazıları Sümer versiyonlarını izleyen, bazıları daha geniş versiyonlara doğru kollara ayrılan, ama hepsi de Sümerli kahramanların  ve tanrıların adlarını koruyan Akad, Hitit ve Hurri çevirileriyle yazıya geçirilmiştir. Sinlegi-unninni adında ve muhtemelen bu dönemde yaşamış olan bir rahibin, destanın son Akad (Babil) versiyonunu yazdığına inanılmaktadır. Bilim adamları rahibin bilinen Sümer öykülerini aldığını ve birbirinden ayrı bir dizi macerayı, Gılgamış’ın ölümsüzlüğü aramasının dramatik öyküsünü, oluşturacak şekilde tek bir bakış açısıyla düzenlediğini düşünmektedirler. Rahip, Sümer Tufan öyküsünü destana göre şekillendirip her ikisini birleştirmiş ve Gılgamış ile Enkidu arasında bir dostluk yaratmıştır.

Anlaşıldığına göre MÖ 2700 ve MÖ 2500 yılları arasında, yani Sümer’de kent devletleri, sulama, yasalar ve değişik edebiyat türlerinin bulunduğu bir dönemde, Gılgamış Uruk’ta gerçek bir kraldır. O zamanın yazıları insanların adalet, özgürlük ve merhamet gibi değerleri olduğunu ortaya koymaktadır. Uruk’un güçlü surları, Gılgamış’a yakıştırılmıştır; Güney Mezopotamya’ya o bölgede bulunmayan çok değerli bir yapı malzemesi olan keresteyi getirmek için el değmemiş bölgelere girmeye cesaret etmiş olması mümkündür.

Sümerlerin, tanrılar konusundaki “bilinmezlik ve dolayısıyla korku” diye özetlenebilecek bakış açısı, gerçekten içinde yaşadıkları dünyanın bilinmezlerle dolu rahatsız edici doğasını da yansıtır, örneğin, Dicle ve Fırat nehirlerinin yataklarında mevsimden mevsime sık sık değişmeler olur; bu da bölgedeki kentlerde ve çiftliklerde zarara yol açmış olsa gerektir. Bilim adamlarının Mezopotamya’nın güneyinde MÖ yaklaşık 2900 yılında meydana geldiğini tahmin ettikleri, Gılgamış Destanı’ndaki tufan da, işte böyle belirli, kendine Özgü bir felakettir. O dönemin edebiyatında popüler bir konu haline gelmiştir.

Babil yaratılış destanı Enuma Eliş’te olduğu gibi Gılgamış’ta da hâlâ eski anaerkil dinin izleri vardır. Örneğin Anu ve İştar’ın tapınağı sadece İştar’a aittir. Enkidu’yu uygarlaştırmak için tapınaktan seçilen rahibe toplumda oldukça fazla saygı görür. Tapınaktaki görevi, onu Ulu Tanrıça veya Ana Tanrıça ile sıkı bağlantı içine sokmakta ve cinsel yaşamını kutsallaştırmaktır.

Buna ek olarak Gılgamış, İştar’ı anaerkil dinin Ulu Tanrıçası olarak betimler. Gılgamış’ın kendisiyle evlenmesini istediğinde, Gılgamış reddeder, çünkü Ulu Tanrıça ile evliliğin kesinlikle Ölüm getireceğini bilir. Üstüne üstlük daha önceki eşlerini öldürüş biçimlerini sıralayarak İştar’ı aşağılar. İştar Gılgamış’a çok kızar ve ölümüne neden olarak intikam almaya çalışır. Ancak onun yerine, Gılgamış’a, bilmeden, geçici kutsal kral olarak hizmet eden arkadaşı Enkidu ölür.

En Eski Kahraman

Gılgamış alışılmadık bir kahramandır, çünkü aradığı en önemli şeyin entelektüel bir amacı vardır: Bilgiyi elde etmek. Cesaret kadar, kaderine ulaşmak için büyük bir azim, sabır ve tahammüle de sahip olması gerekmektedir. Son olarak fiziksel tehlikelere katlanarak ölümsüz olamayacağını öğrendiğinde duyduğu üzüntü ve umutsuzluğa karşı mücadeleyi sürdürmek zorundadır. Hayatı yaşanmaya değer kılan deneyimleri ve adım ebedileştirmenin yollarını bulmalıdır. Ondan sonraki kahramanlar Gılgamış’ın sorunlarını kabul etmekle başlarlar. Onlar, bir insanın ün ve ölümsüz bir ada sahip olmak için gerekli olan yolların belirlenmiş olduğu toplumlarda doğmuşlardır.

Çekiciliği ve Değeri

Gılgamış Destanı en eski, en büyük edebiyat eseridir ve Gılgamış, edebiyattaki ilk insan kahramandır. Destan, Batı kültürlerinin hepsinde çok ilgi uyandırmıştır. Çünkü zaman ve mekân içinde insan doğası ve insani değerler arasındaki benzerlikleri doğrulamaktadır. Destan, arkadaşlık ve sevginin, gurur ve onurun, macera ve başarının, bunun yanında ölümden korkunun ve ölümsüzlük isteğinin önemini ortaya koyduğundan, yazıldığı zaman, yani bundan neredeyse dört bin yıl önce yaşayan İnsanlara olduğu kadar, açık bir şekilde bize de seslenmektedir.

Gılgamış, kendisi veya başka bir ölümlü için ölümsüzlüğün tek yolunun büyük işler yaparak ve kalıcı anıtlar inşa ederek sonsuz bir üne ulaşmak olduğunu gösterir. Aynca öğrendiği bir şey de, yaşamın değerli olduğu ve sonuna kadar zevkine varılması gerektiğidir. Gılgamış’ın uzun ve çetin yolculuğu boyunca keşfettiği şeyleri biz de kendi yaşamlarımız boyunca öğrenmeliyiz. Gılgamış gibi, başarısızlık ve ölümün umutsuzluğuyla savaşmalıyız. Gılgamış gibi, yaşamda nelere değer vereceğimizi seçmeli ve bu tercihleri yaparken özgür olmalıyız.

Başlıca Karakterler

Gılgamış: Ölümsüzlüğü arayan Uruk kralı.

Lugalbanda: Gılgamış’ın kahraman babası; Uruk’un eski kralı

Ninsun: Gılgamış’ın tanrıça annesi; Şamaş rahibesi

Enkidu: Gılgamış’ın en yakın arkadaşı

Humbaba: Lübnan’ın sedir ormanlarını koruyan dev

Siduri: Gılgamış’ın seyahetinde gördüğü balıkçı kadın

Utanapiştim: Şurippak’ın kralı; Sümer afetinden kurtulanlardan

Urşanabi: Utanapiştim’ın kayıkçısı

Kaynak : Donna Rosenberg – Dünya Mitolojisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikTeleoloji Nedir?
Sonraki İçerikGılgamış Destanı-I.Bölüm-2
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER