Gılgamış Destanı-I.Bölüm-2

199

I. Bölüm

(Gılgamış kibirli ve bencil tavırlarıyla halkını kızdırır. Tanrılar, ona alçakgönüllülüğü öğretmesi için Enkidu’yu yaratırlar.)

Kentimiz Uruk’un güçlü surlarına dikkat et! Bu duvarlar eski zamanlarda ülkemize büyük bilgi getiren yedi akıllı adam tarafından ahlan bir temelin üstüne Gılgamış tarafından inşa edilmiştir. Dış surlarımızın üstü pişmiş tuğladan yapılmasına rağmen bakırın parlaklığıyla ışıldamaktadır.

Şimdi bîr de kentin iç surlanm incele! Tuğlalardaki ustalığa bak. Bu duvarlar da bütün ötekilerden üstündür. Hiçbir insan, hatta bir kral bile asla Gılgamış’ın kentimiz Uruk’un çevresinde inşa ettiklerinden daha etkileyici surlar yapamaz.

Şimdi görkemli Anu ve İştar tapınağına yaklaş. Hiçbir ölümlü, hatta bir kral bile Gılgamış’ın yarattığı kadar güzel bir yapı inşa edemez. Uruk’un surlarının üzerine çık ve orada yürü. İnce tuğla işçiliğini incele. Anu ve İştar’ın görkemli tapınağına hayran ol. Bir insanın üstün başarısını seyret.

* Bu kadar kalıcı üne sahip bu surları, bu en görkemli tapınağı inşa eden Gılgamış kimdi? Gılgamış Uruk kentinin ünlü kralıydı. Halkı içinse Gılgamış, sonradan büyük bir kahraman olsa da zalim bir hükümdardı.

Gılgamış, Ölümden nasıl kaçabileceğini öğrenmek için kentten ayrıldı ve nasıl yaşanacağını öğrenerek geri döndü. Yolculuğu sırasında toprak üzerindeki her şeyi gördü. Gördükleri hakkında düşünüp kafa yorduğu için, bir insanı bilge yapan her şeyi öğrendi.

Gılgamış döndüğünde yolculuğunu ve düşüncelerini taş tabletler üzerine yazdı ve bu tabletleri Uruk’un sağlam surları üzerine yerleştirdi. Büyük tufandan önceki ve tufan sırasındaki zamanı betimledi. Sonsuza dek sürecek yaşam arayışının uzun ve yorucu yolculuğunu anlattı. Yaşama ve ölüme dair keşfettiği gizli sırlan açıkladı. Bilgisinin, insanlarına yaşamlarını daha iyiye götürmelerinde yardımcı olmasını istedi.

Gılgamış’ın, Uruk’un güçlü surları üzerindeki kayalara yazdıklarını oku ki, sen de bilgelik kazanabilesin.

Gılgamış üçte iki tanrı ve üçte bir insandı. Annesi, bilge tannça Ninsun; babası, aynı zamanda Uruk’un krallığını da yapmış bir ölümlü olan soylu Lugalbanda idi.

Gılgamış, öylesine tanrısal bir insandı ki, halkı onun tanrılar tarafından desteklendiğini biliyordu. Gılgamış’ı da, ilk insanı çamurdan yaratan ulu Ana Tanrıça Nintu yaratmıştı. Işık saçan güneş tanrısı Şamaş, ona büyük bir güzellik; fırtınalar tanrısı Adad, büyük bir cesaret; bilgelik tanrısı Ea, deneyimlerinden bir şeyler öğrenme ve insanlann en akıllısı olma yeteneği vermişti. Ancak tanrıça annesine ve bütün ilahi bağışlara karşın Gılgamış, bir tanrı değil bir insandı. Bunun için, onun sonu da bütün insanlann ortak kaderi olan ölümü paylaşmaktı.

Gılgamış genç bir kralken, vahşi bir boğa kadar hırslı ve korku saçan bir kişiydi. Üstün bir güreşçi ve savaşçıydı. Korku nedir bilmezdi. Geleneklere saygısı yoktu. Kutsal davulu istediği gibi kullanırdı. Başkalarına zarar verip onları incitse de her istediğini yapardı. Davranışlarının arkadaşlarını rahatsız etmesi onu engellemezdi.

Sonunda Uruk’taki soylular, Gılgamış’ın davranışlarından son derece rahatsız oldular. Birbirlerine şikâyette bulundular, “Gılgamış gece gündüz inanılmaz derecede kibirli. Bizim kralımız böyle mi davranmalıydı? Güçlü surları olan kentimizin çobanının gözüpek olması gerektiği doğru olabilir. Ama bir kral ayrıca haşmetli ve akıllı olmalıdır. Gılgamış, bir kral olarak hakkı olmadan uyruklarının yaşamlarına karışıyor. Soyluların ve savaşçılarn ailelerinde bile karı-koca arasına, anne ile kızı arasına ve baba ile oğul arasına giriyor.”

Gökteki tanrılar Uruk soylularının şikâyetlerini duydular ve Gılgamış’ın davranışlarını tartışmak İçin mecliste toplandılar. Tanrıların babası Anu, Ana Tanrıça’yı meclisin huzuruna çağırdı ve şöyle dedi: “Kahraman Gılgamış’ı güçlü ve vahşi boğa gibi bir insan olarak yarattın. Şimdi de eşit ölçüde güçlü ve cesur bir insan olan Enkidu’yu tıpkı Gılgamış gibi olacak şekilde yarat Enkidu’nun kalbindeki ruhu, savaşçı tanrı Ninurta’nınki gibi yap ki Gılgamış’ın kalbindeki vahşi ruha denk olsun.”

“Sonra Enkidu’yu Uruk’a yolla. Bu iki insan-devin birbirleriyle savaşmalarını sağla. Enkidu Gılgamış’a dünyada bulunması gereken yeri öğretecektir. Gılgamış’ın bir tanrı değil, tanrısal bir insan olduğunu Öğrenmeye zorlanması gerekiyor. Her insan gibi bazı sınırlarının olduğunu öğrenince, güçlü surlara sahip Uruk kentinde yaşayan insanlar huzurlu bir yaşam sürebileceklerdir.”

Bu sözleri üzerine Nintu, kafasında ikinci bir kahraman insan tasarladı ve onu Tanrı Anu biçiminde yarattı. Ellerini yıkadı ve bir tutam çamur aldı, düşündüğü gibi şekil verdi. Uruk’tan üç günlük mesafeye, geniş ve yeşil bir düzlüğe fırlattı.

Enkidu tamamen yetişmiş bir insan olarak doğdu. Gövdesi, birbirine karışmış uzun tüylerle kaplı olduğundan, bir insan olduğu kadar bazı yönlerden bir hayvan gibi de görünüyordu. Kafasının üzerinden tıpkı buğday tarlaları gibi uzun ve gür saçlar fışkırıyordu. Sığırların tanrısı gibi kendini hayvan derileriyle sardı. İnsan topluluklarından uzakta, kırlardaki hayvanlar arasında vahşi bir yaratık gibi yaşadı. Ne insanlardan ne de ülkeden haberi vardı. Arkadaşı ceylanlar gibi düzlükteki otlakla beslendi. Su alanındaki vahşi hayvanlar gibi, su içme sırası için itişip mücadele etti.

Bir gün, vahşi hayvan avlayarak geçinen bir avcı, vahşi hayvanlarla birlikte su içen Enkidu’yu keşfetti. Avcı böylesine ilginç bir insanı görmekten şaşkınlığa düşmüş bir halde, sonraki üç gün boyunca su içilen yere geri geldi. Her defasında Enkidu’yu vahşi hayvanlar arasında görüyor ve büyülenmiş bir şekilde seyrediyordu. Her defasında güçlü, vahşi yaratık onu öylesine korkutuyordu ki avcı, köpeklerini alıyor ve eve dönüyor, vahşi adamdan dehşete düşmüş şekilde sessizlik içinde oturuyordu.

Sonunda avcı babasına şöyle dedi: “Üç gündür hayvanların su içtiği yerde tepelerden çıkıp geldiği sanılan vahşi bir adam görüyorum. O kadar iri ki, eminim ülkedeki en güçlü insan odur. Gerçekten de gök tanrılarının babası Anu’nun ruhu onun gövdesinde yaşıyor olmalı! Davranışlarından gözleyebildiğim kadarıyla tepelerde amaçsızca dolaşıyor, Orada ceylanlar gibi otla besleniyor ve su içilen yerde toplanan vahşi hayvanlarla birlikte su içiyor.”

“Ona yaklaşmaya çok korkuyorum” diye itiraf etti avcı; “ama o benim geçim kaynağımı elimden alıyor. Kazdığım çukurları toprakla dolduruyor ve kurduğum tuzakları parçalıyor. Ne zaman düzeneklerim onları yakalasa çayırdaki hayvanları ve daha küçük yaratıkları serbest bırakıyor ve artık hiçbirini yakalayamıyorum.”

Babası yanıt verdi: “Oğlum, kahraman kral Gılgamış buradan sadece üç günlük uzaklıktaki, sağlam surları olan Uruk kentinde yaşıyor. Kimse onun kadar güçlü değildir. Bu söz ettiğin vahşi adam bile büyük olasılıkla onun gücüyle boy ölçüşemeyecektir! Gılgamış öylesine güçlüdür ki Anu’nun ruhu onun gövdesinde yaşıyor olmalı.”

“Bunun için sağlam surları olan Uruk kentine gitmeli ve Gılgamış’a bu güçlü vahşi adamdan söz etmelisin. Oradaki tapınaktan bir rahibe getir ve onun bu vahşi adamı bir insan gibi eğitmesini, su içilen yerde görmesini sağla. Rahibenin güzelliği onu çekecektir. Ona bir kez sarıldı mı, ovadaki hayvanlar onu bir yabana olarak görecek ve onunla bir araya gelmeyeceklerdir. Bir insan olmak zorunda kalacaktır.”

Ava, babasının sözünü dinledi. Sağlam surlu Uruk kentine doğru yola çıktı. Kral, avanın öyküsünü duyar duymaz vahşi adama nasıl bir insan gibi davranılacağını öğretmesi için tapınaktan bir rahibe yolladı.

Üç günlük bir yolculuktan sonra avcı ve rahibe, avcının evine ulaştılar. Bütün günü su içilen yerde oturarak geçirdiler. Fakat Enkidu’yu hayvanların arasında göremediler. İkinci gün erken vakitte, avcı ve arkadaşı su içilen yere geri döndü. Vahşi hayvanların ve sürüngen yaratıkların oraya su içmek için gelmelerini izlediler. Sonunda ceylanlar gibi ovada otla beslenmeye, su içilen yere gelip, vahşi hayvanlarla birlikte su içmeye alışmış olan güçlü vahşi Enkidu geldi.

Avcı “işte orada!” diye bağırdı. “Görmen için seni getirmeme neden olan vahşi adam işte o! Seni görür görmez yanına yaklaşacaktır. Sakın korkma, çünkü eminim sana bir zarar vermeyecektir. Seni tanımasına izin ver ve bir insan olmanın ne demek olduğunu öğret ona.”

Enkidu, kadından büyülenmişti ve onunla altı gün yedi gece geçirdi. Doğmuş olduğu ovayı, başıboş bir şekilde dolaşıp durduğu tepeleri ve arkadaşı olan vahşi hayvanları unuttu. Daha sonra tekrar onların arasına katılmak istediğinde, onlar Enkidu’nun artık bir insan olduğunu hissettiler. Ceylanlar bile ondan korkup kaçtılar.

Enkidu hayvanların davranışlarındaki değişme karşısında öylesine şaşırmıştı ki, önce tamamen hareketsiz bir şekilde öylece kalakaldı. Onlara katılmayı denediğinde artık bir ceylan kadar hızlı koşamayacağını anladı. Artık o eski vahşi adam değildi. Ama kaybettiği hıza karşılık daha fazla anlayış ve bilgelik kazanmıştı. Kadına geri döndü, yanına oturdu ve dikkatlice yüzüne baktı.

Kaynak: Donna Rosenberg – Dünya mitolojisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikGılgamış Destanı-1
Sonraki İçerikGılgamış Destanı-II.Bölüm-3
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER