Gılgamış Destanı-II.Bölüm-3

109

                                                     II.Bölüm

(Enkidu ve Gılgamış kavga ederler ve dost olurlar.)

Rahibe şöyle dedi: “Enkidu şimdi sana baktığımda, gök-tanrılarndan biri gibi akıllandığını görebiliyorum. Neden hâlâ vahşi hayvanlarla birlikte yeşil ovada başıboş bir şekilde dolaşmak istiyorsun? Bu vahşi topraklan çobanlara ve avcılara bırak ve benimle gel. Seni sağlam surları olan Uruk kentinde, pazar yerine ve An ile İştar’ın kutsal tapınağına götüreyim. Uruk’ta güçlü kral Gılgamış’ı göreceksin. O, çok büyük ve kahramanca işler yaptı, ama kent halkım tıpkı vahşi bir boğa gibi yönetiyor. Onu da tıpkı kendini sevdiğin gibi seveceksin.”

Enkidu’nun yüreği bir arkadaş özlemiyle doluydu ve şöyle dedi: “Önerini kabul ediyorum. Ben güçlü kral Gılgamış’ın halkını vahşi bir boğa gibi yönettiği Uruk kentine götür. Onunla cesur bir şekilde konuşabilir ve ona güreşte meydan okuyabilirim. ‘Ben daha güçlüyüm. Ben yeşilliklerle kaplı ovada doğdum, gücüm olağanüstüdür diye bağırabilirim.”

“öyleyse gel Enkidu” diye yanıt verdi kadın. “Vahşi tavırlarından vazgeçmek ve insanlar arasında bir insan gibi yaşamak için hazırlanmalısın. Diğer insanların yediğini yemeyi, giydiğini giymeyi ve yerde yatmak yerine bir yatakta uyumayı öğrenmelisin.”

Kadın pelerinini omuzlarına yerleştirerek Enkidu’nun elinden tuttu ve bir annenin çocuğunu götürdüğü gibi onu çobanın yakınlardaki kulübesine götürdü. Bir grup çoban hemen çevrelerine toplandı ve onlara ekmek ve biralarından ikram ettiler. Ancak Enkidu, çobanların kendileri gibi yiyip içmesini beklediklerini görünce sadece utanarak onlara baktı ve alışık olmadığı yiyecek ve içecekler karşısında kusacak gibi oldu. Vahşi hayvanlardan süt emdiği ve ekmekle biranın yabancı görünüşleri ve kokusu onu iğrendirdiği için bir türlü bu yiyeceklerin tadına bakamadı.

Bunun üzerine rahibe; “Bu ekmek insanlar için değerli bir besindir, yemelisin; bu güçlü İçki ülkede bir gelenektir, içmelisin!” dedi.

Enkidu rahibenin öğüdüne uydu ve ekmeği yiyip içkiyi içince mutlu oldu. Sonra saçlarını kesti, gövdesini yağladı, geleneksel İnsan kıyafetlerini giydi. Gerçekten bir insan olmuştu ve genç bir soylu gibi görünüyordu. “Uruk’a gitmeden önce” dedi, “geceleri çobanların huzur içinde olmaları için, silahımı kurt ve aslanları öldürmek için kullanacağım.”

Enkidu çobanların yaşamını kolaylaştırmak için yapması gerekeni yaptıktan sonra, rahibe ile birlikte üç günlük yolculuklarına başladılar. Kadın ona “Uruk kentini seveceksin, insanları sanki her gün bayrammış gibi festival kıyafetleri giyerler. Genç erkekler güçlü ve atletik, genç kadınlar güzel kokular içinde ve çok çekicidirler.”

“Sana Gılgamış’ı gösteririm” diye devam etti; “gerçi sen de onu görünce tanıyabilirsin. O da senin gibi, yaşamayı çok sever, insanlığı ışık saçar ve baştan aşağı tüm görünüşü onun gücünü ortaya koyar. Her gün ve her gece çok hareketli bir yaşam sürdüğü için senden çok daha güçliidür. Dinleniyorsa bile bundan kimsenin haberi olmaz.”

“Enkidu, kibrine engel olmalısın” diye uyardı rahibe: “Gılgamış’a karşı haddini bil. Güneş tanrısı Şamaş onu sever. Gökteki tanrıları yöneten Anu ve Enlil, akıl tanrısı Ea onu çok akıllı yapmışlardır. Kente gelmeden önce bile Gılgamış, seni rüyalarında göreceği için geleceğinden haberi olacak ve bekleyecek-tir.”

Bu arada Gılgamış, sevgili bilge annesi tanrıça Ninsun’un yanına gitmiş, ona anlamını açıklaması için rüyalarını anlatıyordu. “Anne” diye başladı, “geçen gece rüyamda çok güzel bir akşamda soylular arasında yürüdüğümü gördüm. Göklerdeki yıldızlar üzerimde parıldarken, tıpkı Anu’nun şeklinde bir yıldız gökten kaydı. Tam ayağımın dibine düşen bu yıldız gibî varlık yolumu kapattı.”

“Onu kaldırmayı denediğimde” diye devam etti Gılgamış, “çok ağır olduğunu gördüm. Onu itmeyi denedim. Fakat yerinden oynatamadım. Bu yıldıza benzer canlı, kentimizin tam ortasında, yenilmez bir şekilde ayakta duruyordu. Uruk halkı evlerinden fırladılar, onun çevresinde toplandılar. Bu arada arkadaşlarım ve soylular onun ayaklarım öptüler. Bu yıldıza benzer canlıya çok şaşırdım, ama sevmiştim. Taşıma kayışımı alnıma koydum ve arkadaşlarımın da yardımıyla onu sırtımda kaldırmayı ve sana getirmeyi başardım. Buna karşılık onu senin ayaklarına serdiğimde sen onu benimle savaştırdın,”

Nİnsun yanıt verdi: “Tıpkı Anu’ya benzeyen, aniden önüne inen, kaldırmayı ve itmeyi başaramadığın, sevdiğin, ayaklarıma getirdiğin ve seninle savaştırdığım bu göksel yıldız, aslında tıpkı senin gibi Enkidu adında bir insan. Yeşilliklerle dolu bir ovada doğdu ve onu vahşi yaratıklar yetiştirdi. Enkidu Uruk’a gelince onunla görüşecek ve ona sarılacaksın, sonra soylular onun ayağını öpecekler. En sonunda onu bana getireceksin.”

“Enkidu senin en sevgili arkadaşın olacağı için kalbin neşeyle dolacak” diye devam etti Gılgamış’ın annesi. “Göklerin tanrısı Anu’nun gücünde ve ülkenin en güçlü erkeğidir. O, gerektiği zaman arkadaşına yardım edecek bir dosttur. Rüyanda onu sevmiş olman, onun her zaman senin en sevgili arkadaşın olacağı anlamına geliyor. İşte rüyanın anlamı budur.”

Sonra Gılgamış şunları söyledi: “Anne tekrar yattığımda bir başka rüya gördüm. Bu kez sağlam surlu kentimiz Uruk’un ortasında garip şekilli bir batta duruyordu ve bütün insanlar onun çevresinde toplanmışlardı. Onu görür görmez sevdim, bu yüzden onu yerden aldım ve sana getirdim. Ama onu senin ayaklarının dibine koyduğumda, sen onu benimle savaştırdın.”

Bilge annesi şöyle yanıt verdi: “İkinci rüyan da ilkiyle aynı anlamı taşıyor. Balta, göklerin Anu’sunun gücüne sahip kahraman Enkidu’yu simgeliyor. Uruk’a geldiği zaman senin arkadaşın ve en sevgili dostun olacak.”

Bunun üzerine Gılgamış, “Öyle anlaşılıyor ki, Enlil’in emriyle bana sevgili bir arkadaş ve danışman geliyor; buna karşılık ben de onun sevgili arkadaşı ve danışmanı olacağım” dedi.

Enkidu ve rahibe, kente iyice yaklaşmışken yanlarına onlarla konuşmak istermiş gibi görünen yabancı bir adam yaklaştı.

“Lütfen o adamı bana getir” dedi Enkidu kadına, “adını Öğrenmek ve neden geldiğini bilmek istiyorum.”

Yabancı, Enkidu’ya şunları söyledi: “Kralımız Gılgamış kendini hiçbir şekilde kısıtlamaksızın yaşıyor. Başkalarının haklarını ve ülkemizin geleneklerini düşünmeden, canı ne isterse yapabilme hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Gökteki tanrılar meclisi. Uruk kralı olarak ona, bir gelinin evlendiği ilk gece onunla yatması hakkım verdiler. Ancak Gılgamış bu önceliği kötüye kullandı ve genişletti. Bu yüzden kentimizin insanları ondan korkuyor ve ona kızıyorlar.”

Enkidu bunu duyunca yüzü kızgınlıktan bembeyaz oldu. Kendi kendine “Uruk halkını vahşi bir boğa gibi yöneten bu kralı gördüğüm zaman, ona olması gereken yerini ve diğer insanların haklarına ve isteklerine karşı saygı göstermeyi öğreteceğim” dedi.

Az sonra Enkidu, hemen arkasından gelen kadınla birlikte güçlü duvarlı Uruk kentine girdi. Pazar yerinde dururken, Uruk halkı derhal bu kahraman görünüşlü yabancının çevresinde toplandı ve yolunu kesti.

“Neden bu adam tıpkı kralımıza benziyor!” diye bağırdılar. “Bakın yapısına, nasıl da onunki gibi! Onun kadar uzun değil, ama kemikleri daha güçlü görünüyor. Vahşi yaratıkların sütü ona olağanüstü güç vermiş. Kesinlikle ülkemizdeki en güçlü adam! Şimdi Uruk’ta silah yarışmasındaki silahların sesleri yankılanacak!”

Soylular neşelendiler, “Kentimizde büyük kralımızın dengi tanrısal bir kahraman ortaya çıktı! Tanrısal Gılgamış şimdi dengine rastladı” dediler.

O gece Gılgamış, Anu ve İştar tapınağına doğru yürürken, iki büyük insan kentteki pazar yerinde karşılaştılar. Kral tapınağa doğru yaklaşırken Enkidu geçitin ortasında durdu. Gücünü topladı ve Gılgamış’ın kapıdan geçmesine engel olmak için ayağım dışarıya çıkarttı. Şaşırmış ve kızmış bir halde Gılgamış, bu küstah yabancıyla güreşmeye başladı. İki dev uzun bir süre, iki boğa gibi dövüştüler. Kapı çerçeve parçaladılar ve duvarı sarstılar.

Sonunda Gılgamış dizini toprağa koydu ve Enkidu’dan başka tarafa döndü. Bu küstah yabancının muhtemelen rüyalarındaki Enkidu olduğunu fark edince, aniden öfkesi kayboldu. Gılgamış Enkidu’da gerçekten kendisinin eşdeğerini bulmuştu ve rüyaları doğru çıkıyordu.

Gılgamış’ın başka tarafa yöneldiğini görünce, Enkidu büyük bir saygıyla “Enlil’in kral yaptığı Gılgamış, selam sana! Annen tanrıça Ninsun, çok büyük bir oğul doğurmuş. Yönettiğin insanlardan çok üstünsün!”

Sonra iki adam kucaklaştılar ve çok yakın iki arkadaş oldular.

Kaynak: Donna Rosenberg – Dünya Mitolojisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikGılgamış Destanı-I.Bölüm-2
Sonraki İçerikDna Ve İleri Düzey Bilgisayarlar
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER