Gılgamış Destanı-IV. Bölüm-5

122

                                                 IV. Bölüm
(Gılgamış ve Enkidu, Sedir Ormanı’na ulaşırlar ve Humbaba’yı öldürürler.)

Sonra Enkidu Gılgamış’a, “Yola düşelim. Beni takip et ve kalbinde korku olmasın. Ben Humbaba’nm dolaştığı yerleri ve nerede yaşadığını biliyorum” dedi.

Gılgamış, Enkidu ve genç adamlar normalde altı haftada alınacak bir mesafeyi yalnızca üç günde yürüdüler. 60 mil sonra yemek için durdular, 90 mil daha yolculuk ettikten sonra geceyi geçirmeye hazırlandılar. Sonra ışık saçan Şamaş’ın Önünde bir kuyu kazdılar. Her gün 150 mil yürüdüler ve yedi dağ geçtiler. Nihayet Humbaba’nın bekçisi tarafından korunan Sedir Ormanı’nın girişine vardılar ve bekçiyi öldürdüler.

Gılgamış orada derin bir uykuya daldı. Enkidu kralı dürttü, fakat kral uyanmadı. Gılgamış’a seslendi, fakat yanıt alamadı. “Ey Gılgamış” diye yalvardı, “daha ne kadar burada uyuyacaksın? Bize eşlik eden Uruk’un gençleri Sedir Dağı’nın eteğinde seni bekliyorlar.”

En sonunda Gılgamış Enkidu’nun sözlerini duydu ve hemen ayağa kalktı. Toprağın üzerinde büyük bir boğa gibi durdu, ağzını yere koydu ve toprağı emdi. Sonra dimdik durdu ve sanki kaftanını giyiyormuş gibi kahramanlık sözleriyle donandı.” Bana yaşam veren babam Lugalbanda ve beni doğuran annem Ninsun’un yaşamları adına” diye yemin etti, “Canlılar ülkesindeki Sedir Ormanı’na girene ve insan da olsa tanrı da olsa Humbaba ile savaşana kadar sağlam surlu Uruk kentine dönmeyeceğim. Bana yaşam veren babam Lugalbanda ve beni doğuran annem Ninsun’un yaşamları üzerine bu onuru kazanayım ve bana bakan herkes yaptıklarımı şaşkınlıkla görsün!”

“Gençleri çağıralım ve acele edelim Enkidu” diye devam etti Gılgamış. “Ulaşamayacağımız kadar uzağa gitmeden Hum-baba’yı bulmamız gerek,”

Enkidu yanıt verdi, “Aman, Sedir Ormanı’nın içine fazla girmeyelim! Bu kapıyı açtığımda ellerim halsizleşti. Seni veya kendimi koruyacak gücüm yok artık!”

“Korkma Enkidu” diye arkadaşına güven verdi Gılgamış; “Sen nasıl savaşacağını biliyorsun ve savaş deneyimin var. Eğer kaftanıma bir dokunursan ölümden korkmayacaksın, ellerin ve kolların eski gücünü tekrar kazanacak.”

“Şimdi gel” diye emretti Gılgamış, “ilerleyelim ve bu serüveni birlikte yaşayalım. Yürekli ol! Humbaba ile karşı karşıya geldiğimizde korkarsak, korkumuzu yeneceğiz. Dehşete kapılsak bile dehşetimizi yeneceğiz, önde giden kişi kendisini ve arkadaşını korur. Bu sırada ölse bile kendisi için ölümsüz bir ad bırakmış olur. Korkak kimse kendisiyle barışık değildir ve arkasında ona iyi bir ad verecek hiçbir şey bırakmaz.”

Kendilerini yeşil dağda buldular. Hiç konuşmadan sessizce durdular ve çevrelerine baktılar. Sedir Ormanı’nın girişinde sedir ağaçlarının heybetli yüksekliklerini fark ettiler. Humbaba’nın yürüdüğü yolun düz ve açık olduğunu gördüler. Göksel tanrıların yurdu olan Sedir Dağı’nı seyrettiler. Dağın yamacı gösterişli, gölgeli bir sedir ağacı örtüsüyle kaplanmıştı.

O gece, Gılgamış Enkidu’yu gece yarısı uyandırdı ve şöyle dedi: “Garip bir düş gördüm Enkidu. Bir dağ parçalandı ve üzerime düştü. Sonra güzel görünüşlü bir adam göründü. Beni dağın altından çekip çıkardı. İçmek için su verdi ve sonra da ayağa kalkmama yardım etti.”

Enkidu “Düşün çok güzel Gılgamış. Humbaba senin üzerine düşen dağdır. Onu yakalayacağız. Öldürüp vücudunu ortaya atacağız” diye yanıt verdi.

Ertesi gün Sedir Ormanı’nda 60 mil yürüdükten sonra yemek için durdular. 90 mil sonra, geceyi geçirmek üzere hazırlandılar. Sonra Şamaş’ın önünde kuyu kazdılar. Gılgamış güzel bir yemek sunarak dağa yaklaştı ve “dağ, bana bir rüya ver” dedi.

Gılgamış, başı dizlerinin üstünde uykuya daldı. Gecenin ortasında yine birdenbire uyandı. “Enkidu, arkadaşım” dedi, “korkunç bir rüya gördüm! O kadar rahatsız ediciydi ki bu, kesinlikle iyiye işaret değil! Ovalarda yaşayan vahşi bir boğa yakaladığımı gördüm. Onu yakaladığım zaman, boğa o kadar çok çırpındı kİ kaldırdığı toz göğü kararttı. Derken boğa beni yakaladı ve gücümü öylesine kesti ki, önünden kaçmak zorunda kaldım. Fakat onun eline düştüğümde boğa bana yemek için aş, su tulumundan içmek için su verdi!”

Enkidu yanıtladır “Rüyandaki vahşi boğa dostum, gerçekte göksel Şamaş’tır. Onun yardımına ihtiyacımız olduğu zaman elimizden tutacaktır. Su tulumundan su içmene izin veren odur. O seni koruyor ve sana onur getirecek. Düşünde, göksel Şamaş, biz öldükten sonra anımsanacak bir işi tamamlamamız için bizi cesaretlendiriyor. Bu hiç kuşkusuz, korkunç dev Hum-baba’yı öldürmek olmalı.”

Gılgamış Enkidu’ya sordu, “Humbaba’ya yaklaştığımız zaman onun uşaklarını ne yapacağız?”

Enkidu yanıt verdi: “Dostum, İlk önce anne kuşu ele geçir, çünkü anneleri olmadan yavruları nereye gidebilir? Bu yüzden önce Humbaba’yı öldürelim. Uşaklarını daha sonra bulup öldürürüz, çünkü civcivler gibi çılgınca çayırlara dağılacaklardır.”

Gılgamış arkadaşının öğüdünü dinledi. Humbaba’nın dikkatini çekmek için baltasını kaldırdı ve sedirlerden birini kesti.

Humbaba’nın sedir evinden iki milden fazla uzakta olmalarına rağmen dev, gürültüyü duydu ve çılgına döndü. Evinden çıktı ve ölüm saçan gözlerini, iki arkadaşın üzerine dikti. Başım uyarırcasına salladı ve kükredi: “Kim var orada? Dağlarımda büyüyen değerli ağaçlarıma kim zarar veriyor? Sedirlerimden birini kim kesti?”

Humbaba’nın kükremesiyle Gılgamış birdenbire korkuyla titremeye başladı. Enkidu onun yüreğindeki dehşeti gördü ve “Arkadaşım, Uruk halkına söylediklerini anımsa! Bu yolculuğu neden yaptığımızı anımsa! Şimdi kalbine cesaret ver ve bu korkunç devi öldürmeye hazırlan!” dedi.

Gılgamış cesaretini topladı ve Humbaba’ya seslendi, “Sedirini ben, Uruk Kralı Gılgamış kestim. Bana yaşam veren babam Lugalbanda ve beni doğuran annem Ninsun’un yaşamları adına Canlılar ülkesindeki Sedir Ormanı’na seninle ölümüne savaşarak tüm kötülükleri ülkeden uzaklaştırmaya geldim!”

Derken yüce göklerdeki Şamaş, aşağıya Gılgamış ve Enkidu’ya seslendi: “Humbaba’ya yaklaşın ve korkmayın. Sadece, onun evine girmesine izin vermeyin.” Sonra Şamaş güçlü rüzgârları Humbaba’ya doğru savurdu. Sekiz rüzgâr, vahşi deve doğru şiddetle esti ve onu her yandan öyle bir sardılar ki hiçbir tarafa gidemiyordu; büyük rüzgâr, kuzey rüzgârı, güney rüzgârı, kasırga, fırtına, soğuk rüzgâr, şiddetli rüzgâr ve sıcak rüzgâr.

Bu arada Gılgamış, Enkidu ve gençler sedirleri kesmeye, başları budamaya, bunları bağlayıp dağın eteğine yığmaya başladılar. Gılgamış yedinci sediri kestiği zaman kendini Humbaba ile yüz yüze buldu.

Gılgamış korkunç devi evinin duvarına doğru itti ve sanki yanağına bir öpücük konduruyormuşcasına yüzüne tokat attı.

Humbaba yalvarırken dişleri korkuyla çarptı, “Göksel Şamaş, yardım et bana! Ne bana yaşam veren annemi ne de beni yetiştiren babamı biliyorum. Bu dünyada annem de babam da sensin!”

“Gılgamış!” diye yalvardı Humbaba, “göklerdeki yaşam, yeryüzündeki yaşam ve cehennemdeki ölüler üzerine yemin ederim ki kendimi sana adayacağım ve kölen olacağım. Ağaçlarımı kesmene ve hatta onlarla ev yapmana izin vereceğim.”

Gılgamış Humbaba’nm yakarışlarını dinlerken, ona acımaya başladı. Kral, Enkidu’ya, “Tutsak kuşun kafesten kaçmasına izin vermemeli miyim? Tutuklu adamın annesine dönmesine izin vermemeli miyim?” dedi.

Enkidu Gılgamış’a, “Humbaba’nın yakarışlarını dinleme! Onu serbest bırakman için seni ikna etmesine izin verme. O çok zeki ve tehlikeli bir düşmandır. Canlı bırakılmamalıdır! Şeytani canavar ölüm, en büyük insanı bile eğer doğru karar veremezse bir çırpıda yok edebilir. Seni temin ederim ki eğer yakalanan kuşun kafesten kaçmasına, tutsak adamın annesine dönmesine izin verirsen, kesinlikle Uruk’a ve sana yaşam veren annene geri dönemezsin.”

“Enkidu” diye yakındı Humbaba, “Sen sadece bir uşaksın, ama benim hakkımda kötü sözler söylüyorsun!”

Fakat Gılgamış Enkidu’nun bilgece öğüdünü dinledi. Baltası “kahramanlık kudretini” aldı ve kılıcını kuşağından çıkardı. Sonra Humbaba’nın boynuna vurdu. Enkidu da canavar devin boynuna vurdu. Üçüncü vuruşla Humbaba yere düştü ve Enkidu başını kesti. 6 millik bir alandaki sedirler Humbaba’nın bedeninin yere düşerken çıkardığı sesle yankılandı, Gılgamış ve Enkidu, Lübnan’ın Sedir Ormanı bekçisini gerçekten öldürdüklerine inanamıyorlardı.

Gılgamış, daha sonra Humbaba’nın sedir ağaçlarını keserek ormanın içine doğru yoluna devam etti. Sağlam surlu Uruk’ un gençleri ağaçlan kestiler ve kente götürmek için bağladılar.

Kaynak:Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi

PAYLAŞ
Önceki İçerikGılgamış Destanı-III.Bölüm-4
Sonraki İçerikGılgamış Destanı-V.Bölüm-6
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER