Göğe Çıkarılan Kast Dışı Kişi

111

“Hayattan zevk alan hangi insan, kendileri için üç dün­yayı destekleyen ve tanrıların kendi varlıklarını sürdürme­lerini borçlu oldukları Brahmanları incitmek isterdi? Bilgi­siz ya da bilgili olsun, bir Brahman kudretli bir tanrıdır. Onlar, diğer dünyaları ve dünyanın diğer koruyucularını yaratabilir, ve tanrıları tanrısal mevkilerden mahrum ede­bilirlerdi. ”
– Manu kanunları, IX. 314-317 .

Bir zamanlar, meşhur bir şehir olan Ayodhya’da, çok il­ginç bir kararı biçimlendiren, güneş ırkının bir hükümdarıyaşadı. Adı Trişanku idi. Bu karara göre, tanrıları, onu be­densel biçimi ile cennete kabul etmeye mecbur edecek bir çeşit kurban sunacaktı. Eyalet ruhani önderi bilge Vasish­tha’yı huzuruna çağırttı ve yardımını istedi. Hiç bir yerde, Vasishtha’dan daha büyük bir Brahman yoktu. Ama hü­kümdarın imkansız olanı talep ettiğini söyledi, ve böyle bir kurban onun gücünün çok ötesinde idi.

Bu kesin reddetme üzerine hiç bir şeyden yılmayan Trişanku, Vasishtha’nın yüz oğluna yaklaştı. Bu genç adamlar çilekeş bir yaşam sür­mekteydiler, ve kral ellerini birbirine değdirmiş şekilde yak­laşırken, ki büyük bir alçakgönüllülük ve hürmet gösterge­siydi bu, krala arzusunu sordular. Hükümdar, onu bedensel biçimi ile cennete çıkarabilecek bir kurbanın icra edilmesi konusunda onların yardımını arzuladığını açıkladı. Maale­sef babalarının yardımını kazanma konusunda başarısızlığa uğradığını ve bu bilgenin olması gerektiği kadar sami­mi olmadığını düşündüğünü söyledi.

Böyle bir yorum oğul­ların her birinin öfkesini ortaya çıkarmaya yeterli idi, ve kızgın bir tonla hükümdara, isteğini zaten reddetmiş olan babalarından sonra onlara gelmekle ne demek istediğini sor­dular. Eğer babaları böyle bir kurbanı imkansız görüyor ise, ki onlar da öyle görüyorlardı, Trişanku onlara gelmekle bü­yük bir günah işlemişti. Aynı zamanda, babalarının cennet­te, dünyada ya da cehennemde, her zaman arz edilen her­hangi bir kurbanı icra etme konusunda işinin ehli olduğunu bilmesini istediler. Galiba bu yorumla, Trişanku’nun istedi­ği amaca erişmenin imkansız olduğunu, ve bedensel biçim ile cennete girişin hiç bir insan çabası ile ele geçirilemeye­ceğini söylemek istediler.

Trişanku kendini kaybederek bu­dalalıkla, bırak olduğu gibi olsun dedi, ve genç adamlara, onlar ve babaları teklif ettiği görev için yeterli değillerse bu görevi yerine getirecek başka birini bulacağını söyledi. Böyle bir lisana dayanılamazdı, ve Trişanku ne olduğunu anlayamadan keşişler kralı lanetledi ve onu bir Chandila’ya (Çandala) dönüştürdüler.

Çandala, kast dışı olanların en dü­şük mertebesidir. Bu mertebenin daha altında olan bir insan yoktur. Çandala, daha düşük bir kasttan bir erkekle cinsel i­lişkiye giren bir Brahman kadınının oğludur. Ve Manu, ka­nunlarında Çandala’nın bir Brahman’a bakmaya bile cesaret etmemesi gerektiğini söyler, ve dine karşı birazcık hürmeti olanlar onun varlığından kaçınmalıdırlar. Onların hiç bir köyde yaşamalarına izin verilmez; tek varlıkları kö­pekler ve eşeklerdir; onların giysileri ölü giysileridir.

Krala ait kurallar yolu ile sosyal işçi olarak çalışırlar, ve hısım ak­rabasız ölenlerin cesetlerini mezara taşırlar. Güneş ırkının bu kudretli hükümdarı, Vasishtha’nın oğullarının lanetle­mesiyle korkutucu bir varlığa dönüştürülmüştü. Hiddetli ol­duğu durumda, din adamı kastının herhangi bir üyesini gü­cendirmenin ne kadar korkunç bir şey olduğunu unutmuştu.

Aynı kanun kitabı, kralları ve prensleri hiç bir zaman bir Brahman’ı kızdırmamaları gerektiği konusunda uyarırlar, çünkü bir Brahman lanetlediği zaman bir kralın sahip oldu­ğu her şeyi yok etmeye muktedirdir. Brahmanların la­net etttikleri zaman dünyayı ateşle nasıl yok ettiklerini, su­yu nasıl içilemez hale getirdiklerini, ayı nasıl büyültüp kü­çülttüklerini anlatarak devam eder. Hatta bundan daha faz­lasını, Brahmanların her gün onurlandırılmaları gerektiğini söylerler, bilge de olsalar cahil de, iyi de olsalar kötü de, onların her biri çok büyük bir tanrıdır; gerçekte, tanrılardan daha büyüktürler, çünkü anrılar varlıklarının devamı için Brahmanlara muhtaçtırlar, ve Brahmanlar karar verdikle­rinde yeni dünyalar ve yeni tanrılar yaratabilirler.

Trişanku, Vasishtha’nın oğullarını gücendirmemesi gerektiğini bilme­liydi, ama hiddet onun anlayışını sildi götürdü ve kendisini korkunç durumda ve elbiseleri kilim olan basit bir Çanda­la’ya dönüşmüş olarak buldu. Boynunun etrafına insan ka­fataslarından oluşan bir çelenk asıldı; bedeni ölü yakma meydanında (bir ırmağa inen merdiven başında Hinduların ölülerini yakmaya mahsus meydan) toplanan küllerle kirle­tildi. Altın ziynetleri demir zincirlere dönüşmüştü. Bakanla­rı ve hizmetkarları bu dönüşümü gördükleri zaman, efendi­lerini tamamiyle yalnız bırakarak her yöne doğru kaçtılar.

Ama her ne kadar onun dış görünüşü böyle hüzünlü bir şe­kilde değişmiş olsa bile, hükümdar hala ruhunun efendisi i­di, ve kararı değişmemiş olarak kaldı. Yalnız bu değil, aynı zamanda kimin yardımını isteyeceğine şimdiden karar ver­mişti. Kral Vishvamitra ve onun Güney Hindistan’da uygu­ladığı inanılmaz çilekeş yaşamı işitmişti. Ve aynı zamanda hiç şüphesizdir ki asil kardeşinin, Vasishtha ve onun yüz oğlu ile nasıl bir anlaşmazlığa girdiğini de öğrenmişti.

Böylece, elde etmekararlılığı Vishvamitra’nın yardımı ile ol­muştu, ve bu amaç için Hindistan’ın güneyine gitmeye başladı. Yolunda Vishvamitra’nın inziva yerine vardı, ve yap­tığı yanlışların hikayesini istekli dinleyiciye (Vishvamit­ra’ya) anlattı. Tri­şanku, bedensel biçimi içinde cennete gitmeyi araştırırken farklı bir dilek istemediği konusunda halen aynı dü- şüncede idi.

Gerçekte teklif ettiği ve yüzden daha az olma­yan kurban sayısı üzerinde durdu ve böylesi büyük bir mas­rafa rağmen hiç bir mükafat almadığı konusunda şikayetçi oldu. Bunun yanısıra hiç bir zaman tek bir yalan bile söyle­memişti; Vishvamitra sözünden şüphe ettiğinde, hayatında hiç bir zaman bir tek yalan bile söylemediğine bir savaşçı kast üyesi olarak şerefi üzerine yemin etti. O, buyruğu altın­dakilerin refahı ile ilgilenen, doğru ve çalışkan bir hüküm­dar olmuştu. Onun karakteri ve davranışı, ruhsal rehberleri­ne daima doyum vermişti, ve kalbinde oluşturduğu amaca ulaşmak için onlara başvurduğunda, onu huzurlarından ha­karetle def ettiler ve sonunda onu lanetledikleri yere yerleş­tirdiler.

Trişanku, “Gerçekte, herhangi bir şey yapmanın hiç bir yararı olmayacağı sonucuna vardım. İnsanın çabası ta­mamen boşa gidiyor. Herşey alın yazısının kontrolü altında­dır, ve kader herşeye hükmeder” dedi. Ama bu karamsar yo­ruma rağmen, Trişanku’nun daha sonra söylediği söz, ama­cının halen değişmemiş olduğunu gösterdi. Bu adağı için Vishvamitra’nın yardımını istedi ve birlikte kaderin gücünü yenebilecekleri konusunda onu ikna etti.

Vishvamitra, verdiği yanıtla arkadaşı kadar cesur oldu­ğunu gösterdi. Ona, yalnızca talep ettiği yolda yardım etme­ğe söz vermekle kalmadı, aynı zamanda ona endişelenme­mesini söyledi. Her çevreden, Brahmanlardan, azizlerden ve keşişlerden oluşan büyük bir grubu biraraya getirecekti, ve aralarında öyle bir kurban icra etmelerini garanti edecek­ti ki, bu yalnızca Trişanku’yu göğe yükseltmekle kalmaya­cak, aynı zamanda halen üzerinde taşıdığı Çandalalığın tüm alt seviye izlerinden kurtarıp daha önce bulunduğu seviyeye yükseltecekti.

Güney Hindistan’da yaşadığı sıralarda, karısı dört oğul daha doğurmuştu. Bu çocuklar büyüdü, gelişti ve genç adamlar oldular, ve babalarının talimatları uyarınca onun Tri­şanku adına sunmayı kabul ettiği kurbanı yerine getirmek üzere gelmeleri ve yardım etmeleri için azizleri ve keşişleri davet etmek amacıyla Hindistan’ın inziva yerlerinin çoğunu dolaştılar. Brahmanların büyük bir çoğunluğu bu daveti ka­bul etti, ve gelenlerin hiç biri savaşçı kastın üyelerinden bi­rine dini bir kasta ve yalnızca dinsel bir kasta ait olan önce­lik hakkının ona verilmesine itiraz etmedi. Ama bir inziva yerinde Vishvamitra’nın habercileri red cevabı aldılar. Ve elbette ki o Vasishtha’nın inziva yeri idi.

Kudretli azizin nezdinde böyle bir davet çift hakarete eşitti; ve hırsla titre­yen bir ses tonu ile, öz saygısı olan herhangi bir Brahman’ın savaşçı kasta ait birinin başkanlığında bir kurbanda bulun­masının nasıl mümkün olabileceğini sordu. Tanrıların hiç biri temelinde Çandala olarak doğan birinin tekliflerine iyi gözle bakmazdı; ve hazır bulunmaları için ve kast dışı biri­nin hediye olarak verdiği yemeği yemeleri için razı edilen Brahmanların kim olduklarını merak etti. Vishvamitra’nın oğulları eve gelip babalarına Vasishtha’nın ne dediğini söy­lediklerinde Vishvamitra’nın öfkesi sınır tanımayacak kadar artmıştı. Ateş püsküren gözlerle, “Bu günahkar alçak adam­lar ne demek istedi? Beni sert bir şekilde tenkit etmeye na­sıl cesaret edebiliyorlar? Ben en çetin çilekeş yaşamı uygu­ladım, ve benim karakterimde hiç bir suç yoktur. Ama be­nim intikamım alınacak.Trişanku üzerine düşen lanetleme, Vasishtha üzerine de düşecek.O da aynı şekilde bir Çanda­la’ya dönüşecek. Ve onun yüz oğuluna gelince, onları daha korkutucu bir kadere mahkum edeceğim. Tek bir yaşam sü­resi için değil, yediyüz yaşam süresi için onları arkadaşsız ve terkedilmiş, herkes tarafından sakınılan ve hor görülen, ölü insanların elbiseleri ile giyinen, köpek eti ile beslenen, çirkin ve biçimsiz, günahkar amelin her şekli içinde aşağı­layarak dünyayı avare olarak dolaşmaya mahkum ediyo­rum” diye haykırdı.

Bu duygularını açıklayan Vishvamitra davetine gelen Brahmanlara hitap etti. Düşmanca amaçlarına yönelik ola­rak herhangi biri şüphe gütse bile açıklamaya cüret etmedi­ler. Gerçekten, biri diğerine, onun isteklerine razı olmadık­ları taktirde Vasishtha ve onun yüz oğluna olduğu gibi iç­tenlikle lanetleneceklerini söylediler. Ve böylece kurban başlatıldı. Kurbanın kesin doğasının ne olduğu bize söylen­medi. Ama kutsal metinlerin tarifi verilen kullanımına göre dikkatli bir şekilde tekrar edildikleri, ve tanrıların görünme­leri ve sunulan kurbanları kabul etmeleri talep edildiği söy­lendi. Ama tanrılar hiç cevap vermediler ve bir teki bile gö­rünmedi. Vishvamitra, tanrıların gelmediğini ve boşuna bir uğraşı olduğunu görünce tekrar öfke hırsına büründü. Arka­daşına dönerek, eğer kurban etkili olmadıysa, yakında onun keşişlik gücüne şahit olacaklarını söyledi. Ve hakikaten da­ha önce hiç bir insan gözünün görmediği bir görüntü vardı.

Vishvamitra yenilgiyi kabul etmeyeceğine karar verdi, hükümdar, keşişlik faziletinin engin bilgisini elde etmişti, ve bunu Trişanku’yu göğe yük­seltmek için sarf etmeye hazırdı. Ve böylece sesli olarak, “Trişanku, benim keşişlik değerimden dolayı sen, senin ü­zerindeki rezilliğin tüm izleri ile cennete yüksel, kişi olarak yüksel, sen olarak, giyiminle sen olarak yüksel” dedi. Ve hayretle gözlemleyenlere göre, Trişanku’nun bedeninin cennete girmiş gibi görünene kadar yerden göğe doğru ka­deme kademe yükseldiği görüldü.

Fakat tanrılar, sessiz kal­malarına rağmen uykuda değildiler. Cennetin kralı olan İn­dra en azından, tüm bu olanları seyrediyordu. Ve Trişanku cennetin kapısında görünür görünmez tanrı ona sesli olarak “Geri dön Trişanku, geri dön. Cennete giremezsin. Ruhsal kılavuzun tarafından lanetlenmiş olan sen buraya girmeye hak kazanmadın” diye haykırdı. Tanrının emrine itaat ede­rek,Trişanku, paldır küldür aşağı düşmeye başladı, ve dü­şerken Vishvamitra’ya onu kurtarması için seslendi. Ve böylece, gerçekten göksel varlıkların gücü ile azizlerin gü­cü arasında bir müsabaka başladı.

İndra “Aşağı in! , Aşağı in!” diye haykırırken, Vishvamitra, “Olduğun yerde kal” diye bağırdı. Bunun sonucu olarak, Trişanku gökte asılı kaldı. Bu olayın sonu değildi. Vishvamitra, hid­detle çok sayıda yıldızlar yarattı; yedi tane yeni rişi meyda­na getirdi; hatta bunu yeni tanrılar yaratacak dereceye kadar bile götürdü, ve İndra’nın dikkatli olmaması halinde bir baş­ka İndra yaratacağına dair yemin etti.

Hemen ele alınması gereken oldukça ciddi bir durum vardı. Sonuç olarak, yalnız tanrılar değil, şeytanların büyük bir çoğunluğu ve göklere çıkarılan azizler bile Vishvamit­ra’nın önünde huzura çıktılar, ve en itaatkar anlamda faali­yetini tekrar gözden geçirmesi için ona yalvardılar. Saygılı bir şekilde, Trişanku’nun özellikle en aşağılayıcı bir şekilde lanetlenmişken bedenini yok etmeden cennete girmesi ko­nusunda ısrar etmesinin çok uygunsuz olduğunu söylediler.

Fakat Vishvamitra, münakaşaların hepsini dinlemeyi red­detti.Trişanku’ya verdiği sözü yerine getirmeye kararlıydı ve sözü yerine getirilmeliydi. Keşişlik gücüne bir şahit ola­rak, Trişanku cennete girmeli, yarattığı yıldızlar sonsuza ka­dar kalmalıydılar. Buna rağmen, varolmaları için çağrıda bulunduğu yeni tanrılar hakkında hiç bir şey söylemedi, ve onların gelecekteki kaderlerine yönelik olarak bir şey bilmi­yoruz.

Göksel varlıklar, bu ültimatomu duydukları zaman kabul etmekten başka hiç bir çareleri olmadığını hissettiler. Ve böylece metini okudukça sanki bir şekilde anlaşmaya varılmış gibi görünür, bunun için sanki o cennete ulaşmamış gibi göksel varlıkların verdikleri yanıt şu şekildedir; “Yarat­tığın yıldızlar, ortalarında Trişanku ile semada parlayarak kalacak”.

Vishvamitra bu cevapla hoşnutluğunu ifade etti, ve kurbanların icra edilmesi tamamlandığında, tanrıların ve Brahmanların hepsi kendi meskenlerine döndüler. Böylece Trişanku’nun hırsı idrak edildi. Onu halen, bir tanrının gö­rünümü içinde şerefle gökte parlak olarak görebiliriz.
Ramayana, I. 57-60.
Manu kanunları, IX.313, X. 51 .

AÇIKLAMALAR :

TRİŞANKU: Rama’nın atalarından biri ve Vişnu’nun ge­nedoğumu. Güneş ırkı Manu’nun soyundan geldiğini sa­vunur. Manu, Büyük Tufan’dan sonra cenneti, dünyayı ve cehennemi tanrılar, insanlar ve şeytanlarla yeniden doldur­muştur. Manu Güneş’in oğludur. Onun oğlu lkshvaku, Ayodhya kentini inşa etmiştir.

MANU KANUNLARI: Manu’ya atfedilir. Halen Hindis­tan’da mahkemelerde geçerlidir. Trişanku oriyon yıldızıy­la özdeşleştirilir.

YEDi RİŞİ : Prajapatiler veya Brahmanın oğullarıdır. Tanrıların, şeytanların, insanların, hayvanların ve ağaçla­rın atasıdırlar. Değişik sayıları olabiliyor. Manu Kanunla­rı’nda rişilerden hiç söz edilmezken Ramayana’da onyedi, Mahabbarata’da yirmi bir olarak veriliyor. Bu büyük rişile­re ek olarak Vedaların yazarları gibi büyük rişi ve bilgeler­den söz ediliyor.

FARKLI KASTLARDAN EVLiLiKLER: Manu Kanunla­rı’nın onuncu bölümünde farklı kastlar arası evlilik yasak­lanır. Çandala bir rezalettir. Ancak üçüncü ve dokuzuncu bölümlerde bir Brahman’ın kendi kastından biriyle evlilik yapması dışında daha alt kastlardan bir kadınla evlilik ya­pabileceği söyleniyor. Başka hukuk kitaplarında, kendi kastından başka ikinci ve üçüncü kasttan bir kadınla evli­lik yapabileceği ancak Şudra kastından biriyle evleneme­yeceği söyleniyor.

Mahabbarata’da kendi kastından başka daha alt kasttan bir kadınla da evlenebileceği söyleniyor. Buna göre en alt kast olan bir Şudra erkeği yalnız kendi kastından bir kadınla evlenebilir. Kendinden daha üst kasttan bir kadına yaklaş­mak büyük bir günahtır. Bu yüzden Çandala aşağılanır. Daha alt kasttan bir erkekle ilişkiye giren kadının çocuğu babasının kastından sayılır.

Kaynak : J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER