Gurur Düşüşten Önce Gider

120

“Tanrıların mağlup etmeye hazırlandıkları insanlar yi­ne tanrılar tarafından anlayıştan mahrum edilir ve şeytan günahlarla kirlenmiş düşünceye iyi olarak görünür. ”
Mahabharata, II. 81 . 8.

İndra’nın gözden kayboluşu evreni korkuya düşürdü. Kralsız bir refah ve mutluluk imkansızdı. Kaos’un hakim olması kesindi. Dünyada yaşayanlar, İndra’nın rehberliğin­den yoksun kalmanın sıkıntısını çekti; yağmurun yağışı dur­du, dünya bir çöle dönüştü ve orman ağaçları bile nem yok­sunluğundan kurudu. Cennet de aynı şekilde bu sıkıntıdan payını aldı; tanrılar ve bilgeler kaçınılmaz sonu sezinleye­rek bunalmışlardı.

Doğal olarak, İndra’nın oldukça şerefsiz bir şekilde terk ettiği saltanatını üzerine almak için araların­dan birini ikna etmeye çalıştılar, fakat hiç biri boşalan bu gö­revi kabul etmeye hazır değildi. Sonunda ay ırkının hüküm­darı olan Nahuşa’ya cennetin egemenliği teklif edilmeye karar verildi. Nahuşa birçok fazileti ve insanların yöneticisi olarak gösterdiği yetenek ile büyük bir saygınlık elde etmiş­ti.

Fakat konu açıldığı zaman bu görevi istemediğini ve böy­le bir şeyin daha önce hiç olmadığını, hiç bir ölümlünün böyle bir görev için yeterli olmadığını açıkça söyledi. An­cak göksel varlıklar, onun taç giyer giymez ve meshedilir meshedilmez kendisini çok farklı hissedeceğine dair söz verdiler. Tanrıların ve şeytanların bahşettikleri insanüstü meziyetler ve güçler ona aktarılacaktı.

Böylesi bir güvence ile Nahuşa taç giyme törenine ikna edildi ve kısa zamanda her gün gücüne güç eklediğini keşfetti. Fakat, bu güçlerini kötüye kullanmaya başladı. Yüce görevlerine dün­yaların hükümdarı olarak katılması gerekirken, cennet bah­çesinde hurilerin ve ozanların eşliğinde gezinerek ya da on­ların şarkılarını ve tanrıların ve kahramanların eski dünya hikayelerini dinleyerek vakit geçirdi, günlerini tembellik ve şehvete ait eğlencelere harcadı.

Her şey daha önce olduğu gibi kötüydü. Şu anda daha da kötüydü; ve Nahuşa günah­karlığını taçlandırmak için İndra’nın karısına göz koydu. İs­mi Saki olan bu kadın, şerefli bir isim taşıyordu. İftiranın nefesi bile şöhretine hiç bir zaman dokunmamıştı ve şehvet düşkünün varlığından kaçtı.Sıkıntısı içinde onun hiç bir yanlışını görmediğine dair güvence veren tanrıların papazı Brihaspati’ye danıştı. Fakat Nahuşa arzusuna karşı diren­memekte kararlıydı.

Böylece tanrıları huzuruna çağırdı ve Saki’ye gitmelerini ve kendisine emredildiği gibi hareket et­mesini ve gelmesini söylemelerini istedi. Göksel varlıklar ona açıklamaya çalıştılar. Herhangi bir insanın bir başkası­nın karısına yanlış yapmasının münasebetsizlik olduğunu ve efendilerinin buyruğu altındakilere kötü örnek olacak bir hareket yapmayacağını ümit ettiklerini söylediler. Ne yazık ki Nahuşa kesin olarak kararlıydı.

Onlara selefinin günahla­rını hatırlattı, ve onun sıkça olan aşk maceralarını kontrol etmek için ne yaptıklarını sordu. “Kadını hemen getirin, yoksa pişman olursunuz” dedi. Tanrılar aciz kalarak, Bri­haspati’nin sarayına gittiler ve Saki’den cennet kralının em­rine itaat etmesini istediler. Fakat Brihaspati onu bırakmayı reddetti. Ve, “Bu kraliçe, bana bir yalvaran olarak geldi, ve ben hiç bir zaman yalvaran birinin haykırışını işitmeyi red­detmem. Ve siz göksel varlıklar, Brahma’nın sıkıntı içinde bulunanların dualarını duymazdan gelen hiç kimsenin hiç bir zaman başarılı olamayacağını beyan ettiğini biliyorsu­nuz” dedi.

Bununla birlikte, tanrıların papazı, uzlaşmacı po­litika izleyerek bir şeyler kazanabileceklerini söyledi. Bir günün ne getireceğini hiç bir zaman hiç kimse bilemezdi, ve Saki’nin Nahuşa ‘ya gitmesini ve tekilifini düşünmesi için zamana ihtiyacı olduğunu söylemesini önerdi. Bu plana gö­re , Saki hükümdara yaklaştı ve kendisine tavsiye verildiği şekilde konuştu. Buna kocasına ne olduğunu ve nereye gittiğini bulmak istediğini ekledi. Aramalarının başarısız çık­ması halinde kendisini onun arzularına teslim edeceğine ve onun karısı olacağına dair söz verdi.

Nahuşa onu kendisini teslim eden bir ruh halinde görmekten çok mutluydu, onun bu talebini onayladı, ve bunu canı gönülden yaptı, çünkü İndra’nın hiç bir zaman bulunamayacağından emindi. Fakat Saki İndra’yı bulunmaya kararlıydı ve bu kararla gece tanrıçasına hitap etti, ve merhametli varlık ona İnd­ra’nın saklandığı yere kadar rehberlik etti. Dağların ve ne­hirlerin üzerinden en uzak deniz kenarlarına ve bunun öte­sinde deniz ortasındaki bir adaya ve adanı n ortasındaki bir göle, ve gölün ortasında binlerce ve binlerce çiçeklenmiş nilüfer çiçeklerine ve bu nilüfer çiçeklerinin ortasındaki be­lirli bir nilüfer çiçeğinin gövdesinde büyük tanrı İndra’nın uzanarak saklandığı yere kadar giden uzun bir yolculuktu.

Elbette çiçek hemen yapraklarını kapattı ve Saki kendisine bir giriş bulmadan ve kendini kocasının ayaklarına atmadan önce böyle yapmak zorundaydı. Saki onun ayaklarına ka­pandı ve tek bir söz bile söylemedi. Sonunda sessizlik İnd­ra’nın, “Niçin geldin? Beni nasıl buldun?” demesiyle bozul­du. Saki ona korkunç hikayesini anlattığı ve efendisinin kendisini daha fazla saklamaması, ortaya çıkması ve kendi­sine yanlış yapan insanı öldürmesi için yalvardığı zaman, İndra orada kalmaktan başka hiç bir şey yapabilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Buna neden olarak Nahu­şa’nın artık ondan çok daha güçlü olduğunu gösterdi. Ona yapılan sunular ve tanrıların ve şeytanların ona insanüstü yetenekleri ve güçleri bahşetmesi Nahuşa’ nın inanılmaz bir güç kazanmasına neden olmuştu. Fakat, kendisinden emin bir şekilde aklında, hükümdarın elde ettiği her şeyi yağma edecek bir plan vardı. Eğer durum başarılı bir noktaya getirilebilirse sonunda Nahuşa cennetten atılabilecekti.

İndra bunun nasıl işleyeceğini açığa vurma riskine girmedi. Sade­ce, “Nahuşa’ya dön ve ona daha önce hiç görülme­miş bir tahtırevan içinde bana gel ve ben arzu ettiğin her şe­yi yapacağım. Eski kocam at ve fillerle çekilen iki tekerlek­li bir araba sürerdi, ama sen ondan çok daha büyüksün. Ye­di rişiye tahtırevanını taşımalarını emret. bu kesinlikle övü­nebileceğin emsalsiz bir şey olacak.” demekle yetindi. Sa­ki, İndra ‘nın talimatlarına itaat ederek cennete döndü ve gö­receğimiz şekilde Nahuşa’ya yaklaştı ve kocasının arzuladı­ğı şekilde konuştu.

Saki, kocasını aramak için cennetten gittiği sıralarda, tanrılar da aynı şey ile meşguldü. Tanrılar Vişnu’nun yar­dımını sağlamak zorunda oldukları sonucuna vardılar. Şöy­le ya da böyle İndra, bir Brahman’ı öldürmek durumunda kalmasından dolayı oluşan günahtan temizlenmeliydi. Eğer bu günahından bir an önce temizlenirse cesareti yerine gele­cek ve cennetteki yerini yeniden alabilecekti. Göksel varlık­lar, her zamanki gibi Vişnu’yu arzulu ve yardıma hazır şe­kilde buldular.

Vişnu hemen, İndra’nın yapması gerekenin bir at kurban etmek olduğunu beyan etti. Bunu yapmakla günahından arınacak ve tüm arzuları gerçekleşecekti. Tanrı­lar bu yolu işitmekten çok mutluydular ve kurbanı kendi he­saplarına başlattılar ve bu istenilen sonucu öylesine fazla bir şekilde verdi ki, İndra saklandığı yerdeki mesafeden, onun lütufkar etkilerini hissetti ve bir ağırlığın ruhundan kaldırıl­dığını anladı.

Fakat tanrılar İndra ile yüz yüze karşılaşana kadar rahat edemeyeceklerine karar verdiler. Böylece özel papazları olan Brihaspati aracılığıyla ateş tanrısı Agni’yi yardımlarına çağırarak başka bir kurban sunmak için adım attılar. Agni her yeri aradı, fakat İndra’yı bulamayacağını kabul etmek zorunda kaldı. Ancak ikinci babası daha başa­rılı idi ve ateş tanrısı İndra’nın nilüfer çiçeği yataklarında saklandığını bildiren memnun edici haber ile döndü.

Göksel varlıklar hiç vakit kaybetmeden İndra’nın saklandığı yere gittiler ve krallarına övgülü ilahiler söylemeye başladılar. Söyledikleri her ilahi İndra’nın gücüne güç kattı ve böylece İndra yokluğunda ne olduğunu öğrenmek üzere onları sor­guya çektiğinde, onlar üzüntülü bir şekilde Nahuşa’nın çok güçlü hale geldiğini kabul ettiler. O, tüm enerjiyi yutmuş ve bir tanrının sahip olduğu her şeyi yüklenmiş gibiydi; yalnız bu değil, aynı zamanda göksel varlıklar onun yüzünden kor­kunç bir yaşam içine girdiklerini ve kimliklerini gizleyerek dolaştıklarını acıyla itiraf ettiler. Bununla beraber, en güçlü dört tanrı bir ortaklık anlaşması içine gireceklerine, İndra ile güçlerini birleştireceklerine, Nahuşa’yı öldürmek için elle­rinden gelenin en iyisini yapacaklarına dair söz verdiler.

Fakat bu eylemi yapmaya karar verdikleri an, yedi ri­şiden biri onların huzuruna aceleyle geldi. Bu bir zamanlar okyanusu içen kudretli bilge Agastya idi ve anlatacak hari­ka bir hikayesi vardı. Nahuşa, Saki’nin ona söylediği gibi hareket etmişti. Yedi rişiyi kendi sarayında bir araya getir­mişti ve onlardan tahtırevanını taşımalarını istemişti. Her şey o gün olmuştu.

Rişiler, sonunun ne olacağını bilerek, kralın emirlerine itaat ettiler ve efendilerini cennet sokakla­rı arasında taşıdılar. Bununla birlikte, yürürken ona bir soru sordular. Bu Vedalardaki belirli ilahiler hakkındaydı. Na­huşa, onların gerçek olduğunu düşünüyor muydu? Ve mef­tun olmuş aptal onların gerçek olmadığını söyledi. Bu gü­nahkar cevap kutsal insanların kızgınlığını artırdı ve günah­ından dolayı onu azarladılar. Fakat azarlama, yedi rişiden bile gelse, Nahuşa tahammül etmeye hazır değildi, ve onla­ra horgörüsünü göstermek için ayağını uzattı ve birinin ka­fasına dokundurdu.

Bu kaba horgörüye maruz bırakılan Agastya’nın kendisi idi, ve Agastya’nın söylediği gibi, Ri­şi’ye karşı bu aşağılama, hükümdarın elde ettiği tüm kuvve­ti ve gücü yok etmek için fazlasıyla yeterli idi. Daha da iyi­si, şu anda onu lanetlemek mümkündü, ve bu hiç vakit kay­betmeden Agastya’nın yaptığı idi. Bilge, “Yapmaman gere­ken üç şey yaptın” dedi. “Vedaların gerçek olmadığını söyledin, ayağınla bana dokundun, ve her biri Brahma’ya eşde­ğer olan yedi rişiye tahtırevanını taşıttın. Bu nedenle seni cennetten, on bin yıl için bir yılan şeklinde yaşamak zorun­da kalacağın yer olan dünyaya düşmen için lanetliyorum. O süre geçtikten sonra, cennete dönmene izin verilecek”.

Tanrıların bunu duymaktan dolayı ne kadar hoşnut kal­dıklarını aktarmak gereksiz. İndra’nın liderliğinde, gökle­rin yönetimi için daha öte tüm sorumluluklardan kurtul­muş olmaktan memnun olarak hemen yukarı dünya için yola çıktılar.

Mahabharata, V. 9, 10.

AÇIKLAMALAR :

SÖYLEDiKLERİ HER iLAHl İNDRA’YA GÜÇ KATTI: Şatapata Brahmana’daki şu cümleye benziyor; “Kurban yoluyla tanrılar üstün bir otorite elde ettiler.”

AGASTYA: Genellikle yedi rişi arasında sayılmaz. Rişi­ler Brahma’nın oğulları olarak kabul edilirler. Brahma­na’larda gösterilen rişilerle destanlarda geçen rişiler fark­lıdır.

Kaynak: J.M.Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER