Hitit Mitolojisi

1037

19. yüzyılın ortalarına dek, Hititler hakkındaki tüm bilgimiz, Kitabı Mukaddes’in “Eski Ahit” bölümünde İsrailoğullarının yerleşmelerinden önce Kenan ülkesinde yaşamakta olan halklar sayılırken onların adları­nın da geçmesiyle sınırlıydı. Abram (İbrahim) Hebron’un yakınındaki Magpela mağarasını Hititlerden satın aldı ve Hitit ordusunun yaklaşması, Suriyelilerin, İsrail krallığının Omri hanedanı zamanında, krallığın başkenti Samiriye (Sa­marra) üzerindeki kuşatmalarını kaldırmalarına neden ol­du. Peygamber Hezekiel, Yeruşalim (Kudüs) halkını Hitit soyundan olmakla kınadı. Ne var ki son yarım yüzyıl için­de, Winckler’in Hattusas kentinde, yani Hitit İmparatorlu­ğu’ nun eski başkentinin ören yeri olan Boğazköy’ de yaptı­ğı kazı ve birçok bilginin Hitit çiviyazısını çözüp çevirme yolunda verdiği büyük emekler, (kendileri bu adı kullan­mamakla birlikte) Hititlerin İ.Ö. 3. binyılın başlarında Anadolu’ ya yerleşen, İ.Ö. 1225 yılına dek süren bir impara­torluk kuran ve eskiçağ yakındoğusu politikasında çok önemli bir rol oynayan, Sami asıllı olmayan insanlar ol­duklarını ortaya koymuş bulunmaktadır.

hitit2Boğazköy arşivle­rinde on binden fazla tablet bulundu ve bu önemli yazın yığını içinde ilginç mitolojik malzeme de çıktı. Hitit ça­lışmalarının daha emekleme evresini aşmış olmadığı söyle­nebilir ve bugüne dek bulunmuş olanlardan daha fazla mi­tos gün ışığına çıkarılabilir; ama bugün elimize geçmiş bu­lunup Hitit bilginlerinin becerileriyle yararlanmamıza su­nulanlar bile, Babilonya dininin üzerlerindeki etkisini göstermektedir; söz konusu mitosların kendilerine özgü son derece farklı bir karakter taşımaları, bu gerçeği değiş­tirmez. Bu mitosların kendilerine özgü nitelikleri, içlerin­de, diğer ülkelerin mitoslarında görü­lenden çok daha fazla folklorik öğe bulunması ve bazı bil­dik Avrupa halk öykülerinin ve masallarının geçmişleri­nin, bu ilginç Hitit mitos ve efsanelerine dek izlenebilmesi gibi özellikler taşımalarıdır.hitit1Ullikummis Mitosu :
Bu mitosun temelinde yatan, yaşlı ve genç tanrılar arasındaki rekabettir. Anus, yani Akadça’ da adı Anu olarak geçen gök-tanrı, babası Alalus’ u tahtından uzaklaştırmıştır; ve daha sonra da kendisi oğlu Kumarbis tarafından tahttan indirilmiştir. Kumarbis’in Anus ile kavgaları sırasında, fırtına-tanrının doğmasıyla sonuçlanan bazı gelişmeler görülür ve baba ile oğul arasın­daki bitimsiz çatışma (bu kez Kumarbis ile oğlu fırtına­-tanrı arasında) yenilenir. Mitos, Kumarbis’ in fırtına­ – tanrıya bir rakip yaratmak için bazı yollara başvururken gösterilmesiyle başlar. Habercisi İmbaluris’ i, öğü­dünü alabilmek için “deniz” e gönderir. Deniz-tanrıça Ku­marbis’i evine çağırır ve onun için bir şölen hazırlar. Tan­rıça’ nın verdiği öğüdün bir ürünü olarak, Kumarbis, veziri Nikisanus’ u ” sular “a gönderir. Bundan sonrası pek açık değildir; daha sonra Kumarbis’in, olasılıkla yer-tanrıçadan bir oğul sahibi olduğunu duyarız. Oğluna Ullikummis adı­nı verir ve İmbaluris’ i, olasılıkla yeraltı tanrıları olan lrsir­ra’lara gönderir ve bu tanrıların Ullikummis’i karanlık top­rağa alıp, onu üzerinde ulu bir diorit taşı sütunu olana dek büyüyeceği yer olan Ubelluris’ in sağ omuzu üzerine koy­malarını buyurur. Ubelluris, Atlas gibi, dünyayı omuzla­rında taşıyan bir tanrıdır.

hitit3Daha sonra Ullikummis’ in büyü­mesi anlatılır. Denizden, boyu 9.000 fersah ve çevresi 9.000 fersah olana dek bir kule gibi yükselir. Tanrıların dehşetle açılan gözleri önünde (başı) göğe ulaşır. Öyle kifırtına-tanrının eşi Hepat gittikçe büyüyen Ullikummis’ in iteleyip yerini doldurmasıyla tapınağından sürülür. Koca­sına bir haberci gönderir ve bu haberci, tanrıçanın kocası Ea’ nın evi olan Apsu’ ya gidip, Ea’ nın yardımını ister. ( Bura­da, Akad Yaratılış Destanı’ ndan malzeme alma durumu apaçıktır. ) Tanrıların meclisinde, Ea tanrılara, insanlığın bu canavar varlık tarafından yok edilmesine niçin izin ver­diklerini sorar. Oysa Enlil nelerin olup bittiğini bilmemek­tedir. Ea, Ubelluris ile görüşmek üzere ona gittiğinde, Ubelluris’ in de sırtında taşımakta olduğu fazladan yükün ne olduğunu bilmediğini görür; bunun üzerine sağ omu­zunda dikilmekte olan diorit-adamı görebilmesi için, Ubel­luris’ i kendi çevresinde döndürerek onu görmesini sağlar.

hitit4Daha sonra Ea, tanrıların ambarlarından, geçmişte yer ile göğü birbirlerinden ayırmış olan eski bakır bıçağı getirmek için yaşlı tanrılara başvurur. Bu yolda Ea’nın şunları söyle­diğini görürüz: “Dinleyin, siz ey Eski tanrılar, siz eski söz­leri bilen eski tanrılar. Babaların ve ataların eski ambarını açın. Babaların eski mühürlerini getirsinler ve sonra kapılar gene o mühürle mühürlensin. Gök ile yeri kesip birbirinden ayırdıkları eski bakır bıçağı çıkarsınlar. Ku­marbis’ in tanrılara karşı koyacak bir rakip olarak yarattığı diorit-adam Ullikummis’ in ayaklarını kesip koparsınlar.

hitit5Daha sonra Ea, korkuya kapılmış tanrıların meclisinde, Ul­likummis’ in sakatladığını bildirir ve kendilerinin öne çıkıp bu dev ile savaşmalarını önerir. Fırtına-tanrı, savaş arabası­na atlar ve arabasını Ullikummis ile savaşmak üzere ileri sürer. Tablet burada kopuktur; ama yitik bölümünde fırtı­na-tanrının kazandığı zaferin anlatıldığından kuşkulanmak için ortada bir neden yok. ( Burada, Kitabı Mukaddes’ in “Da­niel” kitabında karşılaştığımız, Nebukadretzar’ ın ulu hey­kelinin, dağdan, el değmeden kesilmiş taş tarafından yıkılı­şının anlatıldığı düşü anımsatan bir yankı bulunsa gerek. Orada taş, heykeli, demirden ve balçıktan yapılmış ayakla­rından vurup, onu yıkmaktadır.)

hitit6Ullikummis mitosu aynı zamanda, insanlığın yok edilmesi girişiminin bir başka versiyonunu sunmaktadır; ve bu girişimin, Ea’ nın işe ka­rışmasıyla başarıya ulaşamadığı anlatılmaktadır.

hitit8İlluyankas Mitosu :
Bu mitos, bir daha eski, bir de daha yeni versiyonu olmak üzere, iki versiyonuyla elimize geçmiş olup, ejder İlluyan­kas’ ın öldürülüşüyle ilgilidir. Daha eski versiyonunun başındaki sunuş ni­teliğindeki notta, bunun, göğün fırtına-tanrısının Purilli Şenliği’ nin kült efsanesi olduğu ve bu versiyonun artık an­latılmadığı söylenmektedir. Söz konusu olan ” Purilli ” ola­sılıkla Yeni Yıl Şenliği’dir ve bu mitosun Babilon­ya Yaratılış Destanı’ nda kutlanan, ejder Tiamat’ ın öldürü­lüşü mitosu ile bağlantısı vardır. Eski versiyonda ejder İlluyankas, fırtına-tanrıyı yenilgiye uğratmaktadır. Bunun üzerine bu tanrı, yardım istemek için tanrılar meclisine başvurur; ve tanrıça İnaras, ejdere karşı bir tuzak hazırlar.

hitit9Birçok kabı şarapla ve çeşitli içkilerle doldurur ve kendisi­ne yardımcı olması için Hupasiyas adında birini çağırır. Adam, tanrıçanın kendisiyle uyuması (yatması) koşuluyla ona yardımcı olmayı kabul eder. Buna uygun olarak, tan­rıça onun kendisiyle uyumasına izin verir; tanrıça daha sonra onu ejderin kovuğunun yanında bir yere saklar; ken­disi ise, süslenip güzelleşir ve ejderi çocuklarıyla birlikte dışarı çıkmaya kandırır. Ejder ve çocukları tüm kapları di­bine dek içip boşaltırlar, şiştiklerinden ya da sarhoşlukla­rından kovuklarına geri dönemeyecek duruma gelirler.

hitit10Bunun üzerine Hupasiyas, saklandığı yerden çıkar, ejderi bir ip ile bağlar ve fırtına-tanrı, öteki tanrılarla gelip, ejderİlluyankas’ ı öldürür. Bundan sonra, mitosun geri kalan bö­lümüyle hiçbir ilişkisi görülmeyen ve salt folklor niteliği gösteren bir episod gelir. Buna göre, tanrıça İnaras,Taruk­ka ülkesinde bir kayanın üzerinde kendisine bir ev yapar ve Hupasiyas’ ı içine yerleştirir. Kendisi evde değilken pen­cereden dışarı bakmaması yolunda onu uyarır; çünkü ba­karsa, karısını ve çocuklarını görecektir. Tanrıça’ nın evde bulunmadığı yirmi gün geçtikten sonra, Hupasiyas pence­reden dışarıya bakar ve karısıyla çocuklarını görür. İnaras dönünce, Hupasiyas, ondan, karısına ve çocuklarına geri dönmesine izin vermesini diler; bunun üzerine tanrıça, buyruklarına uymadığı için onu öldürür. Mitosun bu eski versiyonunun bundan sonraki bölümünde neyin anlatıldı­ğı anlaşılır durumda değildir; ama kralın Purilli Şenli­ği’ nde, olayların çevresinde döndüğü odak konumunda önemli bir yere sahip olduğuna değinişte bulunuyor görü­nür.

hitit11İlluyankas mitosunun daha sonraki bir tarihten kalma versiyonu, daha önceki versiyonunda bulunmayan bazı özellikler gösterir. Bu versiyonda ejder fırtına-tanrıyı ye­nince, onun yüreğini ve gözlerini alıp götürür.Ejderden öcünü alabilmek için fırtına­- tanrı, yoksul bir adamın kızını eş olarak alır ve ondan bir oğlu olur. Bu oğlan büyüyünce ejder İlluyankas’ ın kızı ile evlenir. Fırtına-tanrı oğluna, karısının evine gittiği zaman yüreğini ve gözlerini istemesini söyler. Oğlu, babasının de­diğini yapar; babasının yüreği ve gözleri kendisine verilir; o da bunları babasına geri verir. Fırtına-tanrı yitirdiği or­ganlarına yeniden kavuşunca, silahlanır ve ejder ile savaş­maya gider; tam ejderi öldürecekken, oğlu ” Beni de onunla birlikte öldür; beni esirgeme ” diye bağırır. Bunun üzerine fırtına-tanrı, ejder İlluyankas’ ı öldürdüğü gibi kendi oğlu­nu da öldürür ve böylece ejderden öcünü almış olur. Tab­lette buradan itibaren uzunca bir kopukluk vardır ve metin yeniden göründüğünde, içinde sonucunda tanrıların rütbelerinin ve mertebelerinin saptanacağı bir rekabetin ya da yarışın bulunduğu bir ritüelden söz edilmekte olduğu görülür.
Ba­bilonya Yeni Yıl Şenliği ritüelinin nasıl yürütüleceğini açıklayan parçada, Marduk’un oğlu Nabu’nun, tanrı Zu’ yu yendiği bir koşu yarışına değinilir; ki bu, ölen tanrının di­rilişiyle bağlantılı bir olaydır.

hitit13Telepinus Mitosu :
Bu mitos, Tammuz’ un yeraltı dünyasında başından geçen­leri anlatan mitosla ve Ugarit mitolojisinde Baal’in ortalık­tan yok oluşuyla aynı temayı işlemektedir. Tanrının yok oluşu, hem bitkilerde hem sığırlarda olmak üzere, verimli­liğin her alanda düşüşüne, doğurganlığın yok oluşuna yol açar. Mitos, ortalıkta birkaç biçimiyle dolaşmış görünür; ve yok olan tek, belli bir tanrı değildir, içlerinde güneş-tanrının da bulunduğu, çeşitli tanrı­ların yok oluşundan söz edilir; ama burada verilen anlatı­mın dayandığı ana metinde, mitosun kahramanı Telepi­nus’tur. Bu mitos, içinde yok olan tanrının geri dönmesini sağlamak için yapılan ritüel de bulunduğu için, aynı za­manda ritüel mitosları içine sokulabilir.

hitit14Metnin başlangıcı kırıktır; dolayısıyla Tanrı’yı neyin öfkelendirdiğini bilmeyiz. Öykünün örgüsü, Telepinus’ un öfkeden köpürür durumda gösterildiği noktada bilgimiz içine girer. Tanrı, ne yaptığını bilmeyecek derecede kızgın olduğunu belirten bir davranışla, ayakkabılarının solunu sağ ayağına, sağını sol ayağına giyerken göste­rilir. Telepinus, böylece bozkırın içlerine doğru uzaklaşır ve yiter. Kendisi yorgunluktan bitkin düşmüş ve uyuya kalmıştır. Sonra, Tanrı’ nın yokluğunun etkilerini anlatan bir betimlemeyle karşılaşırız; ülkeyi bir sis kaplar; ocakta kütükler sönmüştür; tapınaklarda tanrılar suskundur; koyun kuzusuyla ilgilenmez ve inek buzağısı­na bakmaz olmuştur; ülkede kuraklık ve açlık vardır; öyle ki insanlar ve tanrılar açlıktan kırılmaktadır.

hitit18Fırtına-tanrı, oğlu Telepinus hakkında kaygılanmaya başlar ve aramaya çıkar. Güneş-tanrı, her bir dağı ve her bir vadiyi araması buyruğunu vererek çevik kartalı gönderir; ama kartal yitik tanrıyı bulamadan döner. Sonra, tanrıça, Hannahannas, fır­tına-tanrıyı, bir şeyler yapması için sıkıştırır. Fırtına-tanrı Telepinus’ un evine gider ve evin giriş kapısını döver; çeki­cini kırmaktan başka bir şey elde edemez; yitik tanrıyı bu­lamayıp, aramaktan vazgeçer. Bunun üzerine, tanrıça Han­nahannas, Telepinus’u araması için Arı’ nın gönderilmesini önerir; ama fırtına-tanrı bu düşünceyi alaya alır ve Arı’ nın, büyük tanrıların bile başaramadıkları bir işi başarabilecek kadar büyük olmadığını söyler. Gene de Hannahannas, Te­lepinus’u ellerinden ve ayaklarından sokup, gözlerine ve ayaklarına balmumu sıvayıp, onu temiz pak yapıp, tanrıla­ra geri getirmesi buyruğuyla, Arı’yı gönderir. Uzun bir ara­yıştan sonra Arı, Tanrı’ yı bulur ve Tanrıça’nın buyruklarını yerine getirir. Telepinus uykusundan uyanmıştır; ama es­kisinden daha da öfkelidir ve tanrılar ne yapacaklarını bi­lemezler. Bunun üzerine güneş-tanrı, ” İnsanı alıp getirin! O, Ammuna dağı üzerindeki genç kartal Hattara’ yı alsın, o tanrıyı taşısın! Onu kartalın kanadı ile taşısın! ” der. Burada bir tür ritüel söz konusu olabilirse de, bu ritüelin anlamı açık değil. Metinde karşılaştığımız, içinde sağaltma tanrı­çası, Kamrusepas’ ın çağırtılıp getirildiğinden söz edildiği anlaşılan bir kopukluktan sonra, bu tanrıçanın arınma ri­tüelini yürütüşü anlatılır. Telepinus, kartalın kanadında taşınarak ve gökgürültüsünün ve şimşeğin eşliğinde döner.

hitit17Kamrusepas onu sakinleştirir ve öfkesini yatıştırır. Bu tan­rıça, on iki koçun kurban edileceği bir tören yapılmasını buyurur. Meşaleler yakılıp, Tanrı’nın öfkesinin sönüşünü simgeleyerek, söndürülür. Daha sonra Telepinus’ un öfke­sinin getirebileceği her türlü kötülüğün yeraltı dünyasına sürülmesi amacıyla, anlaşılan daha önce sözü edilen ” in­san ” tarafından bir afsun okunur. Bu afsunun sözleri şöy­ledir: “Kapı bekçisi yedi kapıyı açtı, yedi sürgüyü çekti. Ka­ra toprağın dibinde tunç kazanlar duruyor; kapakları aba­ru metalinden, kulpları demirden. Oraya her kim giderse gitsin bir daha dışarı çıkamaz; orada yok olur. Telepinus’un öfkesini, kızgınlığını, kötülüğünü ve çılgınlığını da alsın­lar, oraya kapatsınlar!

hitit15Metin, Telepinus’ un evine dönüşü ve ülkede gönencin yeniden kuruluşu ile sona erer. Tele­pinus, kralla ve kraliçeyle ilgilenir ve onlara uzun ömür ve güç verir. Ritüelin sonunun ilginç bir özelliği, üzerine bir koyun postu asılmış bir direğin tanrının önüne dikilmesi­dir. Metnin son satırlarında, üzerinde asılı post ile bu dire­ğin koyunların yağı, buğdayın taneleri, şarap, sığır, koyun, uzun yaşam ve çok çocuk anlamına geldiği açıklanır.

hitit12En önemli Hitit mitosları bunlardır. Bunlar, Hitit mitolojisinin Babi­lonya mitolojisine olan apaçık bağımlılığını gösterdikleri gibi, aynı zamanda, Yunan ve Batı mitolojisinin ve folklo­runun köklerinin büyük ölçüde bu ilginç Hitit malzemesi­ne dek dayandığını da göstermektedir.

Kaynak : Samuel Henry Hooke – Ortadoğu Mitolojisi

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER