Kabenin Tarihçesi ve Allah Kelimesinin Kökeni

5062

Mezopotamya’da ve özellikle Harran Ovası’nda yaşayan Saabi inançlı kavmin bir bölümünün, liderleri İbrahim komutasında, Tek Tanrı Allah inancına geri dönme çağrısı nedeniyle  toplumdan kovulduklarını ve göç ettiklerini, göç edenler Mısır’a yerleşmişlerdir. İbrahim’in bir cariyeden olma oğlu İsmail ve yanındaki küçük bir grup, İbrahim’in karısı Sarah’ın büyük tepkisi nedeniyle, ana gruptan uzaklaştırıldılar. Sarah, kavmin liderliğinin varisi olarak, sadece öz oğlu İshak’ın kalmasını ve cariye Hacer’den olma İsmail’in gelecekte, veraset için hak iddia edememesini sağlamak üzere, İsmail ve beraberindekileri uzak Arabistan çöllerine sürgün göndertti. Hacer ve oğlu İsmail, İbrahim ocağını Şur yolundaki kaynağın yakınında ikamet etmek üzere terke mecbur kaldılar. Kureyşlilere göre burası Mekke’* ve Zemzem suyunun olduğu bölgedir. Saabi inançlı olan İsmail, Arabistan Yarımadası’nın güney ucuna yerleşti ve burada Yemen Sabaları Devleti’nin ilk nüvesini oluşturdu. Kısa sürede Arap Yarımadası’nın önemli bir bölümünü kontrolü altına alan bu kavmin yoğun çalışmaları sonucunda, barajlar ve su yolları yapıldı. Saba yönetimi Magrip şeddini kurdu ve ülke topraklarını ekim yapılabilir hale getirdi. Çöl, yeşile dönüştürüldü ve bir güneş kültü niteliğindeki Saabi inancının gereği olan çok sayıda tapınak inşa edildi. İşte Kâbe de bu tapınaklardan birisi, Güneş’e atfen yapılmış olması nedeniyle, belki de en önemlisiydi.M.Ö. 2 binlerden kalan Babil yazıtlarında, Mezopotamya’da Magan halkının yaşadığı belirtilmektedir. Birinci Babil Devleti’nin, M.Ö. 18. yüzyılda yıkılmasından sonra Maganlar, Arabistan’m güneyine inerek, burada Main Devleti’ni kurmuştur. Main yazıtları, Yemen’de, M.Ö. 700’lerde kurulan ve 115 yılına kadar varlığını sürdüren Saba Devleti’nin, tıpkı Fenike gibi bir ticaret devleti olduğunu, devletin genişlemesinin savaşlarla değil ticaret sayesinde meydana geldiğini, Sabahların, “Mekrup” ya da “Mukarrip” adı verilen hükümdarlarının, birer rahipkral olduklarını göstermektedir. Aynı yazıtlar, Saba dini inançlarının gök cisimlerine tapınma olduğunu göstermektedir. Tapınılan tanrılar, Güneş Tanrısı Şems, Ay Tanrısı Sin, Zühre Tanrısı Astar, Merih Tanrısı Nekruh ve benzerleridir. Ancak İbrahim’e göre bu tanrıları temsil eden putların kendileri birer tanrı değil, sadece yüce yaratıcı Allah’ın birer sembolüdür. Bu tanrılar için kurulan, sayıları 100’ü bulan mabetlere, yılın belli dönemlerinde hac ziyareti yapılır; her biri tavaf edilir, kurban kesilir. Kâbe de bunlardan birisidir ve Güneş Tannsı’na adanmıştır.

 Güneş Tanrısı, her şeyin ilk sebebi ve yaratıcısı olarak, en yüce Tanrıdır. Her şey onun emrindedir ve ona tabidir. Diğer bir deyişle, Sabaların dini, Tek Tanrılı bir dindir.Diğer tanrılar, onun yarattığı ve emri altmda olan ikincil varlıklardır. Yemen Sabaları, Harran Saabilerinin, güneş ile sembolize edilen yüce tanrı Allah’a inanan koludur. İbrahim ile birlikte Saabilerden ayrılan gruptan Mısır’da önce Hacer ve İsmail ayrılmış ve Yemen’e geçmiş, daha sonra Yakup
tarafından mirastan mahrum bırakılan Esev de, tüm yandaşları ile birlikte İsmail’e katılmıştır. Esev, İsmail’in kızı Mikale ile evlenir ve bölgede İbrahim inancı giderek kök salar. Bölgenin Saabi Magan halkı çok sayıda puta tapmaktadır ancak İsmail’in etkisi ile Allah’ın, tüm bu putlar üzerinde mutlak bir güç olduğu düşüncesini benimserler. Ancak yine de Allah’ı pasif bir kuvvet olarak tasavvur ettikleri için, Allah ile aralarına, şefaatçi olacağına inandıkları ikinci derecede tanrılar koymaya devam ederler. Allah, en yüce varlıktır. Ancak, Allah onlara göre çok uzakta olduğu için, Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi daha düşük dereceli tanrılara dua ederler, onlardan bir yardım görmedikleri zaman doğrudan Allah’a yalvarırlar.

Yunanlı tarihçi Heredot, Kabe’nin içinde bu putlardan birisinin bulunduğunu ve adının “El-ilat” olduğunu yazmaktadır. Eski Mezopotamya’da “Al”, “El”, “İl”, tanrısallığa işaret etmektedir. Al-ilahat, Güneş tanrısıdır. Harranlıların bu tanrıya verdikleri ad, “Alla”dır. İbrahim, sadece Alla’ya tapınılması gerektiğini söylediğinde, güneş tanrısına işaret etmiştir. Oğlu İsmail ve onun ardılları da aynı yolu takip etmiş, sadece “Allah”a tapınılması gerektiğini savunmuşlardır. Kabe’nin bir güneş tapınım mabedi olarak inşa edilmesinin ardında yatan gerçek budur.
Sümerce’de “Al” yükseklik, Akatça’da “Elu”, en yüce, Arapça’da da “Ali” yüce anlamlarına gelmektedir. Semavi dinlerdeki 4 meleğin adlarının (Azrail, Cebrail,İsrafil, Mikail) sonundaki İl eki, onların tanrısallığının ifadesidir.

 Yerli halkın, Arabul Baide (Kuzeyden Gelen Araplar) dediği Sabahların kurdukları barajların yıkılması sonrası meydana gelen büyük kuraklık sonucu, vahalara doğru bir göç meydana geldi ve mabetlerin etrafında, Mekke, Taif ve Medine gibi ticari prenslikler ortaya çıktı. İslam Peygamberi Muhammed’in ailesi, kuşaklar boyu Güneş Mabedi’nin, Kabe’nin yönetimini elinde tutan rahiplerdi. Muhammed’in ailesine ve savundukları dini inanca, Tek Tanrı inanırları anlamına gelen “Hanif Din” inanırları deniyordu.

Dilbilimciler “Allah” kelimesinin “Al-ilah” tan türediğini söylerler. (İslam Muhammed and his religion, Arthur Jeffery, 1958, p 85,Muhammad at Mecca, W.Montgomery Watt, 1953, p 23-29)

Ay tanrısını ifade eden “Al-ilah” kelimesi İslamiyet öncesi dönemde Arap şiirlerinde yaygın olarak kullanılıyordu (Encyclopedia of Islam, eds. Lewis, Menage, Pellat, Schacht; Leiden: E.J.Brill, 1971, III:1093)

Kureyşliler, kendilerinin İsmail neslinden olduklarını söylerler. İsmail, Hicaz’a yerleştikten sonra, Cürhum kabilesinden bir Sami kadınla evlenmiş ve babası İbrahim ile birlikte Kabe’yi inşa etmiştir. Arap efsaneleri ilk kabenin Adem tarafından inşa edildiğini, bu ilk kabeyi Tufanın yerle bir ettiğini ve İbrahim ile İsmail tarafından aynı yerde İkincisinin kurulduğunu söylemektedir. Kabe’nin ilk yapılışında Kadim Mu mabetleri gibi tavanı, eşiği, penceresi, kapısı yoktur. İsmail sülalesinden Kuyas bin Klab, Kabe’nin muhafızlığı görevi sırasında eski binayı yıkarak, tavanı keresteyle örtülü, hurma ağaçlarından yeni bir bina inşa etmiştir. Kabeye ilk kez örtü, İsmail soyundan gelen Saba-Himyer krallarından Esad Tübba zamanında örtülmüştür. Kabenin bakımı tarih boyunca İbrahim oğullarının elinde olmuştur.Kabenin etrafında 7 defa dönülmesi adeti, kadim bir ibadet tarzıdır. Kabe tavafı İsmail döneminden bu yana süregelmektedir. Bu ibadetin adı, uygulamanm başladığı tarihten itibaren “Hac”dır. Hac için dikişsiz beyaz kumaştan iki parçalı elbise giyilmesi zaruridir. İbrahim ve oğulları, Kabe’nin korunması amacıyla, “Kâbe Tarikatı” adı altında, Batıni bir örgüt kurmuştur. Yemen Saba yöneticileri ve Muhammed’in atalarının kökleri, bu örgüte dayanmaktadır.

Nitekim, ailesi yüzyıllarca Kabe’yi koruyan Muhammed’in de Kâbe ve civarını emniyet altına almakla görevli şövalye tarikatları benzeri bir tarikatın inisiye üyesi olduğu yolunda bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır. İbrahim tarafından kurulan Kâbe Tarikatı’nın amacı, Tek Tanrılı din inancının korunmasıdır. Bu dinin inanırlarına Hicaz’da, Hanif Din inanırları denilmiştir.Muhammed 30 yaslarında iken Mekke’de Bin Kashi adlı bir Hanif din rahibinin öğrencisi olmuş ve uzun yıllar ondan ders almıştır. Muhammed’in de, Müslümanlığı yaymaya başlamadan önce bazı Hanif din inanırı öğrencilerin hocası olduğu rivayet edilmektedir. Bu öğrenciler arasında Ebu Bekir ve Ali de bulunmaktadır. Muhammed’in amcalarından Ez Zübevr, Hac döneminde kabileler arasında çıkabilecek çatışmaları engellemek, ticareti geliştirebilmek ve sulhu korumak amacıyla, “Hılfül Füdul” (Allah’ınSulhu Ayları) teşkilatını kurmuştur. Hıristiyan Şövalye Tarikatları benzeri bir kuruluş olan ve kökleri İbrahim’in Kâbe Tarikatı’na dayanan Hılfül Füdul, zalimlere karşı mazlumların hakkını savunmak için yemin edenlerden oluşmuştur. Hılfül Füdul yemin metni: “Bundan böyle Mekke’de, yerli olsun, olmasın zulme uğrayan hiç kimse bırakmayacağız. Zulme asla meydan vermeyeceğiz. Zalimlerden haklarını almcaya kadar, mazlumlarla birlikte olacağız. Denizlerin, bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya kadar ve Sebir Dağı yerinden silinip gidinceye kadar, bu karar üzerinde olacağız” demektedir. İnisiye üyelerinin tamamı, Hanif Din inanırıdır. Üyelere, savaş sanatının yanı sıra Hanif Dinin öğretileri de verilmiştir. Muhammed’in ailesi Beni Haşim, Muhammed’in annesinin ailesi Beni Zühre, Ebu Bekir’in ailesi
Beni Teym ile akraba Beni Muttalip ailesi, bu teşkilatın bel kemiğini oluşturmuşlardır.

Mekke halkı arasında lakabı “El Emin” olan Muhammed’in bu teşkilata üye olmaktan gurur duyduğunu sık sık ifade ettiği belirtilmektedir. Muhammed, peygamberliği sonrasında kendisine, Hılfül Füdul ile ilgili görüşü sorulduğunda, “Şayet bugün de böylesi bir sözleşmeye
davet edilsem, hiç şüphesiz icabet ederlm” demiştir.

Muhammed’in ailesi Haşimiler yüzyıllardır Kabe’nin muhafızlığı görevine yürütüyorlardı. Babası Abdullah’ın ölümünden sonra Muhammed’in bakımı üstlenen Büyükbabası Abdülmüttalip, Kabe’nin yönetimi ile ilgileniyordu. Onun ölümü üzerine Kabe’nin mukaddes vazifeleri ile Muhammed’in bakımı, amcası Ebu Talib’e kaldı. Abdülmüttalip, Mekke oligarşisinde 10 vekilden birisi ve Kabe’nin baş rahibi idi. Ancak Muhammed’in babası Abdullah, Abdülmüttalip’in ilk oğlu değildi. Bu nedenle yönetimde söz hakkı yoktu. Arapça’da Abd kelimesi, kul anlamına gelmektedir. Abdullah, Allah’ın kulu, Allah’a tapan anlamları taşımaktadır. Muhammed’in babasının adı da, ailesinin Hanif din inanırı olduğunun
bir diğer göstergesidir.

Kaynak: Ezoterik  Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

Kaynakça :

Kaynakça
1. Bulut Faik, Allah Devleti’nde Demokrasi, Tüm Zamanlar Yay., İstanbul 1993, s. 71. 1
2. Hamidullah Prf. Dr. Muhammad, İslam PeygamberininHayatı, İrfan Yayınevi, İstanbul 1966, s. 33
3. Hazreti Muhammed ve Hayatı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1966, Sayı 67, s. 15 |
4. Tabbara Afif Abdülfettah, İlmin Işığında İslamiyet, İstanbul 1977, s. 107
5. Bodley R.C.V, Tanrı Elçisi Hz. Muhammed, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul 1943, s. 23
6. Yurdakök Murat, Eski İnançlardaki İzler, Ankara 1994,s. 3
7. Yurdakök Murat, İe, s. 27
8. Yurdakök Murat, İe, s. 22
9. Bulut F., İe, s. 61.
10. Bulut F., İe, s. 56.
11. Bodley R.C.V., İe, s. 26
12. Hazreti Muhammed ve Hayatı, s. 20
13. Bodley R.C.V., İe, s. 346
14. Şeşen Ramazan, Harran Tarihi, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1996, s. 41

PAYLAŞ
Önceki İçerikTurfan Kenti Türk Su Şebekesi
Sonraki İçerikRadyo Tiyatrosu – Saplantı
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

3 YORUMLAR

  1. kabe ve İbrahim aleyhisselamla alakalı verdiğiniz bilgiler tamamen Avrupalı teslis inancı sahibi kişilere dayandığı için tamamı yanlıştır lütfen birde islam kaynaklarına bakın

  2. Yanlış olduğunu kanıtlayacak belge ve bilgileri bize ulaştırırsanız inceler değerlendirebiliriz. İlginiz için teşekkürler.

  3. tarihçi heredot yazılarında al-ilah tan bahseder ama kabeden basetmez. hz ibrahimin kendi hayatını anlatan kitabında hiç mekkeye gittiğinden bahsetmez. Bu durumda kabenin mö 400 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. kabenin hz İbrahim tarafından yapıldığı tamamen arap kaynaklarının görüşüdür. buda soylarını ismaile bağlamaya çalışmalarıdır. bazende gerçeklere bakmak lazım.

CEVAP VER