Karma

1799

“Tüm fiillerimizin sonuçlarından kendimizin sorumlu olduğu anlamına gelen Karma kavramının kendisi de ‘nedensellikdoktrini’ne ve ‘ödüllendirici ya da cezalandırıcı adalet yasası’na dayanmaktadır. Geçmiş bir yaşamdaki eylemlerimiz şimdiki mevcudiye­timizi belirlemiştir; şimdiki tavrımız bir sonraki enkarnasyonumuzu be­lirleyecektir.Yeryüzü, eğitildiğimiz okuldur ve fizik yaşamın bi­ze öğreteceği tüm dersleri öğrenene kadar da ödüllerimizi ya da ce­zalarımızı yaşamak üzere bu yeryüzü okuluna tekrar tekrar dön­mek zorundayız.”
Benjamin Walker
Beyand the Body, London, Routledge & Kegan Paul, 1974.

Karma’nın tradisyonel ve doktrinel anlamını bir gözden geçirelim:Karma kelimesi Sanskrit kökenli olup, “fiil” ya da “yapmak” anlamına gelir. Biz düşündükçe ya da faal ol­dukça bu düşünceden ve fiilden belirli sonuçlar orta­ya çıkar. Böylece, karma, nedensellik yasasıdır.

Her bir dürtü, çevremizin ya da başkalarının yaşamları üzerinde etki yaratmak suretiy­le ya da doğal ve kozmik yasanın işlemesine yol açabi­leceği için belirli sonuçlar oluşturacaktır. Bunun, her­hangi bir doğaüstü ya da keyfi yanı yoktur. Doğal yasa karma’dır. Havaya fırlatılan bir taş gravitasyon tara­fından etkilenir ve sonuç, taşın yere düşmesidir. Kaba bir söz, bir sebeptir. Bu sözün yöneltildiği kişinin üze­rinde yaratılan etki ve aynı şekilde, kişinin buna gös­terdiği tepki, karma’dır. Birine gösterilen iyilik ve onun bu iyiliği yapana verdiği karşılık, karma’nın bir diğer örneğidir. Şunu tekrarlamalıyız ki, sebep-sonuç bağıntısı şeklinde tezahür eden karma her zaman olumsuz değildir. Hayırlı da olabilir ve çoğun­lukla da böyledir.

Karma, insanların düşünceleri ile fiillerini dengele­yen spiritüel ve dünyevi faaliyet biçimini temsil eden Telâfi Yasası’dır. Bu dengele­me, doğanın aşina olduğumuz şu sürecine benzetilebi­lir: “Kişi, ne ekerse onu biçer.” Bu yasa, milyonlarca insanın yaşamında yeterli bir şekilde kendisini göster­miş olup, mistisizmin her samimi izleyicisinin birçok deneyimleri sayesinde açıkça ortaya konmuş çok kesin bir prensiptir. Yaşamdaki nasibimizi teşkil eden şart­ları kendi üzerimizde kendimiz husule getiririz.

Karma, değişmez bir yasadır ve şimdiki devrenin yanısıra çok ilerdeki yaşamlarda dageçerli olacaktır. Gelecek yaşamlarda razı olmaya mecbur kalacağımız şartlardan çoğunu kendi kendimize yaratırız. Yaşamda meydana gelen her şey belirli bir sebebe bağlıdır ve her sebebin de kesin bir sonucu vardır. Bir gün, bir şekilde, adil bir telâfi yoluna gidilmeksizin ya da hareketimiz için adil bir karşılık almaksızın bir diğer insana ya da bir hayvana bile bir iyilik yapamayız ya da zarar vere­meyiz.

Yaşamımız süresince olayları dikkatlice gözlemle­yip analiz ettiğimiz zaman, birçoğumuz şunu öğreniriz ki, kafamızda barındırdığımız ve ifade ettiğimiz düşün­celer, fiillerimizin arkasındaki niyetler ve fiillerimizin kendileri sayesinde gelecekteki olayları ve şartları ken­di kendimize yaratmaktayız. Şunu da öğrenmişizdir ki, ya yasa bizi böyle yapmaya zorlamadan önce ya da ya­sayı uygulamanın zorunluluğu üzerimize çöktüğü za­man, telâfi yoluna gitmekten başka, Karma Yasası’ndan kaçınmanın hiçbir yolu yoktur.

Hiçbir kötülük ya da iyilik, hiçbir haksız ya da hak­lı düşünce ya da fiil, acımasız ya da merhametli hare­ket yoktur ki, karmik (karmaya ait) kayıtlardan kaç­mış olsun ya da telâfi edilmeden bırakılsın. Fiillerimi­zin kaçınılmaz sonuçlarının yerini bulması aylar ya da yıllar alabilir, fakat yasanın çalışması kesin ve muhak­kaktır.

Beşeriyet, insanların toplumsal ve ahlâki davranış­ları için keyfî olarak yaptığı yasalarla, kişilere fiillerini telâfi ettirmeye çalışabilir. Ancak, bu tür bir telâfi, hiç­bir zaman, Karma Yasası’nın kaçınılmaz işleyişinde ol­duğu kadar adil, merhametli, kesin ve etkili değildir. Bu, Karma Yasası’nın, Tanrı tarafından yaratılan İlâhi bir prensip ya da yasa olduğu ve O’nun İlâhi merhamet, adalet, bağışlama ve sevgi prensiplerine aykırı düşme­diği anlamına gelir.

Telâfi Yasası, beşeriyetin kendi yasalarında talep ettiği şekilde göze göz isteyen katı-mekanik bir anla­yışla işlemez. Bu tür bir işleyiş hiçbir zaman tümüyle haklı, merhametli ve hepsinden de öteye, kişi ve toplum için yapıcı ya da yararlı olamaz. Karma Yasası, doğal olarak, kişi ve toplum için yapıcı ve yararlı olmaya ça­lışır.

Ne tuhaftır ki, muhtemelen, gerçek yasa’nın yan­lış yorumundan ve anlayış yetersizliğinden dolayı mistik felsefelerin birçok dikkatsiz okuyucusu ve izle­yicisi tüm ıstırapların karmik olduğuna inanırlar. Bu inanç, kuşkusuz, şu şekilde belirtilen mantık hatasına dayandırılmıştır: “Tüm hatalar insana ıstırap getirir; böylece, tüm ıstıraplar da hatalardan doğar.”

Eğer Telâfi Yasası, İlâhi kökenli Evrensel bir yasa olmasından dolayı adil, merhametli ve yapıcı ise, kötü fiillerin karşılığında dengeleme talep etmesinin yanısıra iyi fiillerin de karşılığını vermelidir. Yasanın işleyişin­deki bu hakkaniyet sağduyumuza hitap eder etmez, Te­lâfi Yasası’nın sadece hatalarımızı cezalandırmaktan ibaret olduğu fikrinin yersizliği de hemen ortaya çıka­caktır.

Karma kelimesinin Telâfi Yasası’nı adlandırmak üzere seçilmesi bir şanssızlıktır. Doğu felsefesinin bir­çok izleyicisi ile Doğulu zihinlerin birçoğu için bu keli­me sadece, ıstırap ya da yaşamın sınavları ve sıkıntıları anlamına gelir. Bu iyi bir deyim değildir. Çünkü, hayır­lı fiillerimizin ödüllendirilmemesi hâlinde, insanlar, asil bir yaşam sürdürmeye, başkalarına iyilik yapmaya, uygarlığın yapıcı gelişimine serbestçe katkıda bulunma­ya eğilimli olmayacaklardır. Eğer insan sadece, yaptığı kötülük için cezalandırılsaydı, ne kötü faaliyetlerinden vazgeçerdi ne de kötülüğün yerine iyilik yapma dürtü­sünü duyardı.

Bizlerin, toplumsal ve ahlâkî davranışlarımızla ilgi­li olarak yaptığımız keyfi yasalarımızın çoğu, kötü fiil­lerimiz için cezalandırma biçimleri ortaya koyar. Fakat, uygarlık tarihini gözden geçirmekle, kötü fiiller için ce­zalandırma tehdidinin ne işlenen suçu ne de kötülük yapmaya eğilimli olanların yaptıkları kötülüğün mikta­rını azaltmamış olduğunu inandırıcı bir şekilde kanıtlamış olacağız.

Yapılan iyilik için övmeyi ve karşılığını vermeyi ku­rulu düzenimizden tümüyle kaldıracak olursak, kısa bir süre sonra, kötülük yapmayı cezalandıran herhangi bir kozmik ya da insan yapısı yasanın mevcudiyetine rağ­men, dünyada, iyilikten daha fazla kötülük buluruz. Sa­dece Telâfi Yasası’nın işlemesi, kişinin iyilik yapmaya çabalaması için yeterli bir sebep olacaktır. Hayırlı fiil­lerimiz, düşüncelerimiz ve niyetlerimiz de muhakkak, kötü fiillerimiz ile niyetlerimizin bir ıstırap, cezalandır­ma, feragat ya da ıslah biçimini davet etmeleri gibi, kendi bereketli ödüllerine yol açmış olurlar. Bu da bize şu hususu benimsetir ki, insanlara karşı adaletsiz, haksız ve şefkatsiz davranmamız hâlinde, öğrenmemiz gereken dersin ya da prensibin, düzeltmenin en etkili ve yapıcı olacağı şartlar altında ve biçimde dikkatimize sunulması kaçınılmaz olur.

Tüm ıstırabın, hastalıkların, üzüntülerin ve adına kötü talih denilen şeyin herhangi bir hayırsız ya da kö­tü fiilimizin ya da niyetimizin karmik sonucu oldukla­rını ve tüm rahmetlerin, ödüllerin, sevincin ve adına iyi talih denilen şeyin de iyi, hayırlı fiilerimiz ile yapıcı düşüncelerimizin karmik sonucu olduklarını düşünmek anlamsızdır.

Başımıza gelen talihsizliklerin, ne bu yaşamda ne de önceki herhangi bir yaşamda, bizler tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılmış ya da ifade edilmiş herhangi bir kötü ya da hatalı fiille ve düşünceyle ilgisi olmayan birçok sebepleri vardır. Kuşkusuz, bugün yaşamdaki nasibimizin, çoğunlukla, önceki yıllarda ya da yaşam­larda ne yapıp ne yapmadığımızın sonucu olduğu doğ­rudur ama, öte yandan da yaşam, her gün, beklenmeyen olaylarla ve görünürde hak edilmemiş ödüller ve fırsat­larla dolup taşar. Her geçen gün, dün ile ya da yaşamı­mızın geçmiş herhangi bir yılı ile, ya da önceki herhan­gi bir yaşama ait herhangi bir fiilimiz ya da düşünce­miz ile yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmayan sebeple­re bağlı bulunan, kendine özgü sınavlarını ve dertlerini getirir.

Örneğin, Tanrı ve Kozmik Yasalar, Tanrı’nın Düzeni’ne uygun olarak, insanlara, yaşam misyonlarını ya da başkalarına yardımı sürdürmelerini mümkün kılacak belirli ödüller ve beklenmeyenavantajlar ihsan etmek hakkına ve ayrıcalığına sahiptir. Bu avantajlar, bunları geçmişlerine ait belirli herhangi bir fiil ya da düşünce sayesinde kazanmamış ya da hak etmemiş olan kişilere işte bu yoldan gelebilir.

Tezahür etmiş olan sonuçların muhakkak ki belirli bir sebebi vardır, fakat bu sebebin sadece karmik ma­hiyette olması gerekmez. Kişinin bu rahmetleri ve fır­satları nasıl değerlendirdiği, gelecekteki karmik faali­yetin nedeni olabilir. Ancak, bunlar, her zaman için be­lirli bir karmik faaliyetin sonucu değillerdir. Aynı du­rum, yaşamlarımıza giren şanssız olaylar için de geçer­lidir.

Kuşkusuz, Tanrı çoğunlukla bizi denemek ya da kendimizi denememiz için bize bir fırsat vermek ya da bir aktarıcı olarak genel düzene katkıda bulunmamız amacıyla rahmetler ve ödüller bahşeder ya da sınavlar ve sıkıntılar çektirir. Birçok kişinin yaşamına, Karma Yasası’nın faaliyeti olmaksızın, ıstıraplar, sınavlar ve sıkıntılar sayesinde çok hayır gelmiştir. Deneyimlediğimiz, hem iyi hem kötü, hem mutlu hem de mutsuz şey­ler sayesindedir ki, karakter ve kişiliğimiz gelişir.

Yaşamın tüm deneyimlerini doğrudan geçmiş fiil­lerden gelen bir sonuç olarak görmek, tüm yaşamı tamamıyla mekanik bir temel üzerine oturtmak olacaktır ki, bu da Tanrı’nın müdahalesi ya da Tanrı’nın hakları ile ayrıcalıklarının kendiliğinden ifade bulması için hiç­bir imkân bırakmayacaktır: Evrensel düzeni, ileriye dö­nük hiçbir görünümü, geleceği içeren hiçbir mütalâası, evrimsel hiçbir faktörü ve ilâhi hiçbir inayet ve sevgi öğesi bulunmayan ve zeki olmayan bir etki-tepki siste­mine indirgeyecektir.

Şu kaçınılmaz soru akla gelecektir: “Bir kişininiçinde bulunduğu iyi ya da kötü durumun karma sonu­cu mu yoksa doğrudan gelen İlâhi hüküm sonucu mu olduğunu nasıl bilebiliriz?” Şunu da eklemeliyiz ki, şim­diki yaşamımızda açıklanamayan herhangi bir olayın meydana gelişinin sebebi, bu olaydan öğrenilmesi gere­ken dersin şuuruna varmamız kadar önemli değildir.

Eğer bir ödüllendirme ya da yararlı bir durum ile karşı karşıyaysak, bu rahmeti meydana getiren sebep ne olursa olsun, artık görevimiz, diğerkâmca, severek ve yapıcı bir şekilde bu hayırdan yararlanmaktır. Eğer bir hastalıkla ya da aleyhimizde bir durumla karşı karşı- yaysak, muhtemel bir sebep için geçmişi aramak yeri­ne, böylesine bir durumun ihtiva edebileceği dersi öğ­renmeye çabalamalı ve şartların üstesinden gelmek ve şartlara hakim olabilmek için elimizden geleni yapma­lıyız. Böyle yapmakla karakterimizi güçlendirir, bilgeli­ğimizi arttırır ve yaşamımızı öylesine yaşamaya azme­deriz ki, bir daha karmik faaliyet sonucu benzeri bir de­neyimi hak etmeyiz ve böylece de gelecekteki bu tür bir beklenmedik olayı karşılamak için hazırlıklı oluruz.

Bu yöntem sayesinde de tüm deneyimlerimizi kendimizin ve genel olarak insanlığın yararına hayra dönüştür­mekle, Evrensel Kozmik Yasa ile uyumlu bir hale geli­riz.Karma’ya karşı gelebilir miyiz? Bu soruya şöyle bir yanıt verebiliriz: Karma’ya karşı gelemeyiz. An­cak, karma, keyfî yani sabit ve kaderci olmadığı için, karmanın dengelenmemesi ya da diğer sebepler dolayı­sıyla biraz değiştirilmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Örneğin, eğer kişi, önceki davranışlarının sonucu olan kötü karma’nın idrakindeyse, nede karma’yı den­geleyici bir davranış biçimini benimsemesin? Kişi, daha sonra kozmik prensiplere uygun olarak hayırsever ve diğerkâmca bir yaşam yaşamak istediği takdirde, bunu gerçekleştirebilir. Böylece, ahlâkî anlamda hatalı olan önceki bazı fiillerinin sonuçlarını hafifletebilecek bir di­zi hayırlı sonucu oluşturabilir. Eğer bu mümkün olma­saydı, o zaman, kişinin yaşamını geliştirmeye çabala­ması için hiçbir sebep bulunmayacaktı.

Ancak, bu da, davranışımızdan dolayı bir dizi sebep oluşturulduğunda, sadece pişman olmak ya da yeni ni­yetler edinmekle önceki fiillerin ya da düşüncelerin so­nuçlarını durduracağımız anlamına gelmez. Bir ben­zetme yapmak gerekirse, kişi, günlük gıdasını alırken sağlıklı karar vermeyi bir kenara bırakmış ve ağır ye­meklerle midesini doldurmuş olsun. Sonuç olarak, sin­dirim bozukluğu çeker. Sonradan, yeme alışkanlıkların­da değişiklik yapmak kararı kendisini sıkıntıdan kur­tarmayacaktır. Aslında, dengeleyici sebepler tesis etme­lidir. Sıkı bir perhiz yapması ve kendi kendisine verdiği zararı tashih edici çeşitli yolları ve vasıtaları araması gerekir.

Günlük yaşamımızda, yapmamız gerektiği şekilde, sürekli olarak karma’yı dengelemekte ve biraz değiş­tirmekteyiz. İşimizde, sağlığımız açısından ya da aile ya­şamımızda karşılaştığımız talihsizliklerden bir ders alırız. Eğer zekiysek, önceki sonuçları dengelemek üzere yeni bir hareket tarzına intibak ederiz. Daha başka bir benzetme ile diyebiliriz ki, ciddî bir diş ağrısı çektiği­mizde, bu, karma’dır. Diş rahatsızlıklarını önlemek için gerekli olan doğal sağlık yasalarını bir şekilde ihlâl et­mişizdir. Belki de bu, erken yaşlarda ebeveynlerimizin ihmâlinden gelen bir şeydir. Tedavi için dişçiye gittiği­mizde, tedavi yöntemi sayesinde yeni bir dizi hayırlı sebep oluşturarak, karmik bir sebebi dengelemekteyiz.

Böylece, kendimizi belirli doğal yasalara aşina kılmak ve yaşama daha uyumlu bir şekilde intibak etmek sure­tiyle de karma prensibine hizmet etmiş oluruz.Istıraba sebep olan irsî bir hastalık taşıyarak dün­yaya gelen talihsiz kişi, daha o zamandan belirli dersleri öğrenmiş olur. Hastalıkların ya da sakatlıkların acısını deneyimlemiştir. Bu da onu alçak gönüllü ve şefkatli yapmalıdır. Istırabını hafifletmek ve karması’nı azalt­mak için, şifa verici tıbbî ya da başka türlü tedavi yön­temlerine başvurabilir. Böyle bir tedavinin o kişinin üzerinde uygulandığı ve kişinin de henüz, başkalarının ıstırabı karşısında acıma duygusu duymadığını varsa­yalım.

Dersini öğrenmeden, fizikî olarak ıstırabından kurtulmuştur. Karma prensibi böyle bir durumda alt edilmiş olur mu? Hayır. Böyle bir mağrur davranış sa­dece, en sonunda o kişinin, toplumun âdetleriyle ahlâk sistemini ihlâl etmesine sebep olur ki, bu da başka bir yoldan kendisine zararlı sonuçlar getirecektir.

Kaynak: Karma, Sebep Sonuç Yasası- BAM.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER