Kertenkeleye Dönüşen Kral

162

“Hiç bir insan kendi kaderini yönlendiremez. Daha ön­ceki yaşamda yapılan eylemlerin bu yaşamda meyve üretti­ği görülmüştür. Ruh, Karma yüklü birikimi ile tekrar doğar. Yalnızca iffetli eylemleri yerine getirerek göksel varlıkların mertebesine ulaşır. İyi ve kötü eylemlerin bileşimi insanlık mertebesini kazanır. Şehvete düşkünlük ve benzeri ayıplar yolu ile daha düşük seviyeli hayvanlar arasında doğar. ”
Mahabharata, III. 208. 22, 30.

A.

Rama, vatandaşların haykırışlarını dinleyerek, karısını i­kinci sefer reddetti ve onu sürgün olarak ormana gönderdi, keder ile öylesine güçsüzleşmişti ki krallığa ait görevlerini yerine getirme imkanı yoktu. Fakat eski bir hikayeyi ve krallığa ait görevlerini yerine getirmede başarısızlığa uğra­yan bir krala ne olduğunu hatırlaması onu yeniden görevine uygun davranmaya yöneltti. Bu, en azından kardeşi Lakş­mana’ya anlattığı hikaye idi.

Bir zamanlar, Nriga isminde çok dindar bir kral vardı. Bir fırsatında, Puşkar’a hacca gi­derken Brahman kastı mensuplarına on milyon inek dağıttı. Her inek buzağısı ile iştirak etti; buzağı ve ineklerin hepsi altın mücevher takınmıştı. Zavallı bir Brahman’ın özel ma­lı olan bir inek diğer inekler arasına karışmış ve kral onu da diğerleri ile birlikte zekat olarak vermişti. Sahibi onu bul­mak için uzun süre harcamıştı, ve sonunda kaybettiği hayvanı bir kast arkadaşnın inek barakası içinde ayakta durur­ken buldu.

İneği ismiyle çağırdığında, inek sahibinin sesini hemen tanıdı. sürüden ayrıldı ve yol boyunca onu takip etti. Bulunduğu sürünün sahibi olan Brahman kendi malı oldu­ğuna inandığı ineği kolayca kaybetmeye hazır değildi ve i­neğin arkasından koşarak: “O inek benim. Onu kraldan al­dım” diye bağırdı. Çok sıcak bir çekişme meydana geldi, bunun sonucu olarak kendilerini kralın sarayının kapısının dışında buldular. Kşisel olarak ona başvurmaya karar verdi­ler. Maalesef, çok uzun bir süre dışarıda bekletildiler, so­nunda kralın huzuruna kabul edildiklerinde çok sinirliydi­ler, ve krala şikayetlerini bildirmek yerine onu lanetlediler.

“Bizi uzun süre dışarıda beklettiğin ve şikaye­timizi dinlemekte başarısız kaldığın için biz seni bir kerten­kele olman ve bu şekilde binlerce yıl kalman için lanetliyo­ruz. Yalnız tanrı Vişnu dünyaya Krişna şeklinde göründüğü zaman, kurtuluşunu onun ellerinden elde edeceksin; ve bu dördüncü çağ yaklaşana kadar oluşmayacak” dediler. İki Brahman, duygularını sert bir biçimde ifade ettikten sonra saraydan ayrıldılar.

İneğin yaşlı ve güçsüz bir yaratık olma­sı nedeniyle, bu anlaşmazlıklarını ineği başka bir Brah­man’a hediye olarak vermekle sonuçlandırmaya karar ver­diler. Kralın bakanları efendilerine olanları işittiklerinde sı­kıntıya düştüler ve kederlerini göstermede yavaş kalmadı­lar. Fakat Nriga’nın kendisi oldukça sakindi. Bakanlarına, hemen yapmalarını arzuladığı iki şey olduğunu söyledi. İlk olarak krallığa ait mimara, biri sıcak, biri yağmurlu dönem­de ve biri de kış mevsiminde yaşayabileceği üç ev inşa et­mesini talimat olarak verdi.

Aynı zamanda bu inziva yerinin her tarafına birkaç mil hoyunca meyve ağaçları ve çiçekli çalılar dikilecekti. Bu düzenlemeleri yapmak suretiyle, hü­kümdar bulunduğu bu zor durumunu yumuşatmayı ümit et­ti. İkinci arzusu oğlunun taç giyme törenlerinin gecikmek­sizin düzenlenmesi idi. Üç bina inşa edilmesinden ve oğlu­nun tahta oturtulmasından sonra, Nriga, halefine (tahta otu­ran oğluna) krallığı nasıl yönetmesi ve kastı için nizam edilen kanunları nasıl yorumlaması gerektiği konusunda çok güzel tavsiyeler verdi.

Dikkatini bilhassa çok basit olarak düşündüğü kusur için başına gelen bu çok keder verici ce­zaya verdi. “Yine de benim için gözyaşı dökme. Hepimiz mutluluk ve üzüntü dağıtan zamanın elindeyiz. Kaderimizi değiştiremeyiz. Bizim için belirlenen kaderi kabul etmek zorundayız. Ve unutma ki bu yaşamımızda olanların sorum­lusu önceki yaşamımızdaki eylemlerimizdir” dedi. Verdiği bu öğütlerle, hükümdar oğluna ve hükümet bakanlarına veda etti, ve onun için mimarın inşa ettiği binalarda inziva­ya çekildi.

Bu korkunç hikayeyi anlattığında Rama erkek kardeşine bir kez daha ”Düşün bir kere , Kral Nriga, o lanet­lemeden dolayı ıstırap çekiyor. Hemen saray kapısına git ve saray kapısında bekleyen hiç rica ve niyaz eden kimse var­mı diye bak. Krallığındaki olaylarla her gün ilgilenmeyen kral, hiç bir rüzgarın esmediği korku dolu cehenneme düşer” dedi.

Ramayana, VII. 63.

B.

Ayodhya kralı Nriga, Brahmanlara çok bağlıydı, ve bu kutsal insanlara sayısız inek verdi. Eğer deniz kenarındaki kum taneciklerini, gökteki yıldızları ya da yağmur damlala­rını saymak mümkün olsaydı, o dindar hükümdarın Brah­manlara verdiği ineklerin sayısını söyleyebilirdiniz. Ve yi­ne de bu çok dindar ve cömert kral bir kertenkeleye dönüş­türüldü, ve binlerce ve binlerce yıl için kuru bir kuyunun i­çinde kalmaya mahkum edildi, ve sadece kolayca affoluna­bilir bir günah için.

Vişnu’nun genedoğumu olan Krişna’nın dördüncü çağın başlangıcında gelip onu kurtarana kadar çektiği ızdıraplardan da özgür bırakılmadı. Nriga, bir gün Brahmanlara bin inek hedi­ye etmeye karar verdi. İnekler gümüş toynaklı ve altın boy­nuzlu olmak üzere, beyaz, siyah, kahverengi, gri ve sarı gibi çok renkliydiler. Her biri ipekli giysilerle kaplıydılar, ve her birine yiyecek ve para yüklenerek gönderildiler. Maalesef, hediyelerini alanlar ineklerini evlerine götürürlerken, inek­lerden biri sürüden ayrıldı ve bulunamadı. Kral ve hizmetli­lerinin bilgisi haricinde, inek eski mahalline geri döndü. Er­tesi gün, hükümdar bin inek daha vermeye karar verdi, ve onların arasında bir önceki gün hediye olarak verilen inek de vardı. İneğin sahibi, halen her yerde kaybolan hediyesini (i­neği) arıyordu, ve ikinci gün hediye olarak gönderilen inek­lere araba ile saraydan ayrılırlarken rastladı.

İnekleri tek tek kontrol ederek kaybettiği hayvanı buldu, ve hemen onun ü­zerinde hak idda etti. “Bu inek benim. Onu dün kraldan al­dım” diye bağırdı. Fakat onun yeni sahibi haklı olarak, “Bu inek benim, onu bugün kraldan aldım, onu almanıza izin ver­meyeceğim” şeklinde cevap verdi. Böyle bir durum oluştu­ğunda, çok kısa zamanda her iki taraf öfkelenmiş olur, ve karşılıklı şikayet ve kötüye kullanmanın müşterek bağrışma­ları ile her ikisi de kralın huzuruna çıkmaya karar verdiler, ve sanki herbiri onları kraldan evvel tanıyormuş gibi gerçekleri ortaya döktüler.

Nriga oldukça kederliydi. En içten hürmetle önlerinde selam vererek bu müşkülattan kurtulmak için bir teklifte bulunma cüretine girişti. İnek üzerindeki haklarından vazgeçmeyi kabul eden Brahman’a yüzbin rupi vermeyi ta­ahhüt edeceğini gösteren dostane bir uyuşmaya yanaşmalarını rica etti. Fakat Brahmanların her ikisi de bağırarak böy­lesi değersiz bir teklifi hiç bir zaman kabul edemeyecekleri­ni beyan ettiler. Hediyeler bu kadar basitçe küçük görülmüş olamazdı. Hediyeler kutsal şeylerdi.

Kral onlara ciddiyetle hediye sunmuştu ve bu hediyeyi almışlardı, ve buna karşılık olarak onlar kralı kutsamışlardı. Böylesi dini durumlar al­tında elde edilen inekten para için vazgeçilemezdi. Bunu yapmaktansa hayvanı krala bırakmayı tercih ederlerdi. Brahmanlar ineği arkalarında bırakıp giderlerken Nriga suçu yüzünden kederlenmişti. Her ne yaptıysa farkın­da olmadan yapmıştı. Bununla beraber daha önce olduğun­dan daha dindar ve daha cömert davranarak günahlarından arınmaya çabaladı . Ama ça­balarının hiç bir yararı yoktu.

Çünkü, öldüğü ve ölüm efen­disinin huzuruna çıktığında, günahlarından kurtulmadığını anladı. Ölüm, ona oldukça nazik bir şekilde muamele etti. Yeni geleni karşılamak için sandalyesinden kalktı ve nazik bir şekilde ona oturmasını söyledi. Ona gerçekten en seve­cen tarzda muamele etti, ve çok az günahı olmasına rağmen oldukça fazla değer kazanmıştı. Ve böylece ölüm ona, “Gerçeği tanımada, sana iki seçenek teklif ediyorum; ya haysiyetlerinin ödülü, ya da günahlarının cezası” dedi.

Bu teklife karşılık olarak, kral önce cezayı kabul edeceğini, da­ha sonra hoşça vakit geçireceğini söyledi. Ölümün efendisi, ”Eğer, bu senin kararınsa, şimdi söyleyeceğime kulak ver” dedi ve, “Bir zamanlar, istemeyerek olmasına rağmen, zekat olarak Brahmanlara aynı ineği iki kez verdin. Bu günahın için kertenkeleye dönüştürüleceksin ve Gamti nehri yakı­nında bulunan bir orman içindeki kuru bir kuyu içinde yaşa­yacaksın. Üçüncü çağ sonunda, Vişnu’nun enkarnasyonu o­lan Krişna dünyaya indiği zaman, seni bu dertten kurtara­cak” diye devam etti.

Ölümün efendisi bu ifadeyi beyan e­der etmez, Ayodhya’nın kudretli hükümdarı olan Nriga, bir kertenkeleye dönüştürüldü ve bulduğu küçük yaratıklarla kendisini besleyerek canlı kalmaya çalıştığı kuru bir kuyu­nun dibinde kendini buldu.

Birkaç çağ geçtikten sonra, Vişnu Krişna şeklinde doğ­du. Bir gün Gamti nehri kenarında oğulları ve torunları ile avlanırken, genç aile çok susadı ve su aramak için orman i­çinde gezindiler. Sonunda biri bir kuyu buldu, fakat kuyu­nun kenarından baktığında, hayal kırıklığı ile kuyunun boş olduğunu gördü. Bununla beraber, kuyu dibinde uzanan bü­yük kertenkeleyi görerek merakı harekete geçti. Ve, “Kardeşlerim, gelin ve bakın: burada kuyunun dibinde büyük bir kertenkele var. Gelin türbanlarımızı birbirine bağlayalım, birimiz aşağı insin ve kertenkeleyi yukarı çıkarsın” diye haykırdı. Bu teklif kabul edildi. Genç adamlar türbanlarını birbirine bağladılar ve biri kuyuya indi. Ama onların bu şe­kilde yukarı çıkarmaları için kertenkele oldukça ağırdı. Bu­na rağmen yılmamaya karar verdiler.

Onlardan biri “Bu yaratığı buradan çıkarmadan buradan ayrılmayacağız” dedi. Böylece, komşu köylerden ip tedarik ettiler ve kertenkele­nin vücuduna bağladılar. Ama güçlerinin son noktasına ka­dar ipi çekmelerine rağmen kertenkele yerinden bile kımıl­damadı. Bu arada, büyükbabaları olayın olduğu yere geldi, ve torunlarının hikayesini işittikten sonra kuyunun dibine indi. Hiç şüphesiz, genç adamlar dedelerinin onlara yardım edemeyeceğini düşündüler. Fakat Krişna, ayağını kertenke­lenin vücuduna basar basmaz harika bir dönüşüm gerçekleş­ti. Kertenkele çok yakışıklı bir erkeğe dönüştü.

Dönüşen kertenkele ellerini birleştirerek Krişna’nın ayaklarına ka­pandı ve sevgi gösteren kelimeler kullanarak kurtarıcısına teşekkür etti. O, Krişna’nın kim olduğunu biliyordu. Ona şefkat okyanusu olarak hitap etti, çünkü onu düşük seviye­deki hayatından hatırlamıştı. Fakat, torunların “Ne oldu? Ne oldu? Bu adam bir kertenkeleye dönüştürülmek için ne kusur işledi?” diyerek bağırmalarıyla sözü kesildi. Ve böy­lece Krişna, krala dönerek, “Bu beladan dolayı neden ızdırapçektiğini torunlarıma söyle. Kimsin? Nereden geliyorsun? Ve ne tür bir günah işledin?” dedi.

Kral “Bu soruları bana siz mi soruyorsunuz?” dedi. Bunların cevabını siz biliyorsu­nuz. Bununla birlikte emirlerinize boyun eğerek itaat ede­rim.” Böylece genç adamlara hikayeyi tekrar etti ve araya giren bu çağlar boyunca Kriş­na’nın lotüs ayakları üzerinde kurtarılmayı düşünmekten başka hiç bir şey düşünmediğini ekledi. Hikayenin sonu­cunda, kral Nriga orada hazır olarak onu bekleyen göksel a­rabasına bindi ve cennete gitti.

Fakat Krişna bu hikayenin anafikrini vurgulama konusunda başarısız kalmadı. “Hiç bir zaman bir Brahman’ı yaralama; onun hiç bir malını alma. Onun hatalarına karşı sabırlı ol; ona iyi bak ve ona daima hürmet göster. Eğer bir Brahman’a bir zamanlar verdiğin herhangi bir şeyi geri alırsan bu dindar kralın başına gelen büyük ceza kadar ıstırap çekeceğini ve benimle bir Brah­man arasında hiç bir fark olmadığını hatırla. Eğer bir Brah­man’a hürmet edersen bana hürmet etmiş olursun ve öldü­ğünde en yüksek cennete gidersin.

Bagavata Purana (Prem Sagar, 65).

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER