Konfüçyanizm

680

Konfüçyanist kutsal kitap külliyatı (kanon) altı “klasiğe” da­yanır: I King (Değişimler Kitabı), Shih King (Lirik Şiirler Kitabı), Shu King (Tarih Kitabı) , Li Chi (Ritüeller Kitabı), Yüeh King (Müzik Kitabı) ve Ch’un-ch’in (İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları). Sonuncunun yazarının Konfüçyüs’ün bizzat kendisi olduğu tahmin ediliyor. I King’in , Konfüç­yüs’ün kehanetleri olduğu ve muhtemelen bir yorumu da içerdiği bili­niyordu. M.S. XII. yy’da parçalar halinde ve eksik olarak bulunan Mü­zik Kitabı ‘nın yeri, rituel bir metin olan Chou Li (Chou Ritleri) ile dol­durulmuştur. Konfüçyüs’ün vecizeleri, Seçme Yazılar (Lun yü) adıyla bi­linir. Bu vecizelerin M.Ö. II. yy’a ait bir versiyonu mevcuttur.

 

konfucyus-tapinagi

Konfüçyanizm’in kurucusu Konfüçyüs, Latinler tarafından K’ung Fu-tzu (Üstat K’ung) ismiyle anılır. M.Ö. Vl. yy’ın ortalarında Shantung eyaletinde doğan, gerçek ismi K’ung Ch’iu olan ve orta seviyede bir eği­tim alan bu zatın babası, düşük rütbeli askeri aristokrat bir aileye men­suptu. Ritüelleri ve müziği seviyordu. Ancak bu müzik ve ritüellerin, halka yönelik hiç bir fonksiyonel değeri yoktu. Elli yaşına kadar me­murluk yaptı, fakat bir yıl kadar işini terk etti. Aynı durum diğer birçok hanedanlıklarda da tekrarlandı. Nihayet, basit bir iş yapmak ve kendini mütevazi imkanlarla sınırlı bir grup öğrencinin eğitimine vermek için doğduğu yere döndü . Onları “olgunlaşmış beşeri varlıklar” denilen jen’lere dönüştürmeye çalışıyordu. Jen’in niteliği hakkında bir bilgi edinmek için kullanılabilecek olan model, ortaçağ şövalyesinden ziyade en basitinden en mükemmeline kadar hayatın bütün şartları içinde şekli bir düzenleme yoluyla olgunluğa erişen centilmen bir kişinin modeli­dir. Bu husus nesnelere kendi karakterini (Li) ,sosyal pozisyonlara ken­di sürekliliklerini ve toplumun bütünlüğü içinde insana kendi konu­munu verir ki, buna da ritüel denir.

konfucyanizm-literaturu

Aristokrat değil, burjuvazik bir ahlak olan konfüçyanist ahlak, 1911’e kadar Çin İmparatorluğu’nun temelini oluşturmuştur. O, doğuş­tan imtiyazları değil, eğitim ve formel davranış imtiyazlarını sağlamlaş­tırmakta ve askeri coşkuları değil, memurun sabrını kamçılamaktaydı.

konfucyus-ders-verirken

Doktrin :
Konfüçyanizm, Çin’in geleneksel mirası olan üç dinden birisi olma­sına rağmen doğrusunu söylemek gerekirse, onun bir “din” olup olma­dığını anlayamamak normaldir. Görünüşte bu bir din değildir. Eğilimi ise, Çinlilere özgü inançları mitten arındırmaktır. Tabiatüstü varlıklar faziletlere dönüşürler, gök, bir Tanrı olmayı bırakır, fakat düzeni kesin olarak sağlamayı üstlenen bir prensip halini alır. Bir manada geleneksel dinin Konfüçyanist tenkidi, Buda’nınkine benzer, fakat Buda’nınkinin aksine o, sosyal hayatta kurtarılacak bir kişi ya da kurtarılması gereken bir şeyin olmaması nede­niyle ferdin kurtuluşu ile ilgilenmez. “Beşeri varlıkların hizmetinde bulu­nacak durumda olunmadığı zaman, ruhsal varlıklara nasıl hizmet edile­bilir?” sözü, görünmeyen bir realite arayışını terk etmek gerektiği anlamı­na gelir. “Eğer hayatı tanımıyorsan ölümü nasıl tanıyacaksın?” sözü, ahi­retin sırlarına eğilimi olan kimselerin gözünü korkutur.

konfucyanist-mabet

Kendi hiyerarşileriyle keşiş ve laiklerden güçlü bir organizasyon ge­liştiren Budizm’in aksine, Konfüçyanizmin din adamları yoktur. Ritüeli yönetenler (papazlar) Jü’lerdir. Kültürlü bürokratlar, devletin araştırma ve in­celemesi sonucunda merkez ve taşraya ait imparatorluk idaresinin kulla­nılabilir tüm makamlarını doldururlar. Olmayan tanrılar için veya zaten tanrıların mevcudiyetine inanmayan ve üstelik din adamı da olmayan kimseler tarafından mekanik olarak biçimsel bir şekilde gerçekleştirilmiş olan bu külte “din” demek zordur.

Konfüçyanizm gündelik manada bir din değilse, felsefi bir sistem hiç değildir. Bu kültün, Han Hanedanlığı imparatoru Wu-ti’nin (M.Ö. 140-87) başbakanı Tung Chung-shu (M.Ö. 176-104) tarafından hazır­lanan kozmolojisi tam oluşmamıştır ve Taoculuk’tan etkilenmiştir. Ne mantık, ne de mitoloji Konfüçyüs’ü pek ilgilendirmez, onun temel sap­lantısı, beşer toplumu içinde ve kişisel faaliyetleriyle orta yolu (tao) bulmaktır, arzu ettiği bu yol, yerin ve göğün iradesi arasındaki dengeyi sağlar. Bu “gök” kavramının bir Tanrı olmadığını belirtmek gerekir, fa­kat her yerde hazır ve nazır, gizli ve tanımlanamaz evrensel bir prensip­tir ve bu prensibin faaliyetleri “gürültüye sebep olmadıkları gibi koku­ları da yoktur”.

Konfüçyanizm, kurtuluş gayesi güdüyorsa da bu elini bir kurtuluş öğretisi (soterioloji) değildir. Gerçekte, Konfüçyanizm mensubu bir kimsenin, budist veya hristiyan gibi dünyayı olumsuzlayan bir anlayışı yoktur. O, taocu gibi, ölümsüzlüğü, kişisel olarak kazanılmış bir şey değil, fakat nesillerin tabii bir şekilde ard arda gelişiyle erişilen gaye gi­bi anlar. Onun, yahudi gibi Tanrı ile problemli ve acılı bir ilişkisi yok­tur; müslümanın Allah önünde titrediği gibi gök önünde titremez.

Konfüçyanizm, beşeri varlığın, temiz ve düzenli (Li) şekilde görevlerini yerine getirerek insanlığını (Jen) mükemmelleştirmekten başka bir ga­yesi olduğunu kabul etmez. ” Baba, baba olmak zorundadır ve oğul da oğul olmak zorundadır.” Gerçekte beşeri toplum, yukarıdan (gökten) gelen ve baba sevgisi­ne (bir oğul için) uygun düşen eğitimsel bir hareket ve aşağıdan gelen ve evlat sevgisine denk düşen derin bir saygı hareketi ile düzenlenmiş olmak zorundadır. Konfüçyanist görevin mutlak karakteri, neredeyse tutkusal bir iz taşıyor gibi görünür. Konfüçyaniste göre kutsala hakare­tin yegane ifadesi, sevgi (ailesine, liderine, yurduna, imparatoruna vs. karşı) kuralına aykırı davranmaktır. Bu tür bir paternalist (babacı) ide­oloji açıkça, totaliter devletin menfaatlerine gözü kapalı bir itaati ge­rektirdiği için, diğer ideolojilere göre daha kolay dejenere olabilir.

antik-cin-dini-tasvir

Konfüçyanizmin Tarihi :
Çin’de Konfüçyanizm’in tarihinin ilk belirtileri özellikle Meng-tzu (Mencius, M.Ö. IV-III. yy) ve Hsun-tzu (M.Ö. III. yy) isimli filozofların doktrinleri ile görünmeye başlar. Bu doktrinlerden birincisi, insan tabi­atının özünde bir iyiliğin bulunduğuna, ikincisi ise, onun temel itiba­riyle kötülüğüne inanır. Ayrıca birinciye göre, kralın paternel (babaya ait) topluma karşı duygularının olduğuna, ikincisi ise, kralın duygula­rının olmadığına inanır. Her ikisi arasında, karamsar Augustin’i iyimser Pelage’dan ayıran ya da Emmanuel Kant’ı Jean-Jacques Rousseau’dan ayıran aynı mesafe bulunur. Hsun-tzu’nun her türlü kişi­sel özellikten uzak mekanik hali ilkin Çin Hanedanı’nın (M.Ö. 221-207) meşruiyetçi ekol içinde ve Hanlar döneminde (M.Ö. 206-M.S. 220) büyük başarı göstermiştir. Daha sonra Sung’lar döneminde (960-1279) Mencius’un düşüncesi etkili olmuş ve bu etki Konfüçyüs’ün yo­lunu devam ettiren Mencius’un “İkinci Bilge” olarak kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.

Batıda Augustin, Luther ve Kant tarafından beşeri tabi­atın kötümser doktrinlerinin tekrarlanması şeklinde gözlemlenebilen şeyin aksine Çin’de, insan tabiatının iyiliği doktrini T’ang çağında (M.S. 618-907) Mencius’un düşüncesini yeniden güçlendiren filozof Han Yü’nün (M.S. 768-829) Konfüçyanizm’iyle kendisini göstermiş ve egemen olmuştur.
Yeni Konfüçyanizm ismiyle tanınan hareket Sung çağında başlar. O, Li (prensip) düşüncesini ontolojik (varlıkbilimsel) sınırlar içinde yeni­den yorumlar ve kozmolojik tasavvurları geliştirir. Yeni Konfüçya­nizm’in başlıca temsilcileri Kuzeyli beş Sung Üstadı (Shao Yung, 1011-1077, Chou Tun-i , 1017-1073, Chang Tsai, 1020-1077 ve Ch’eng Hao, 1032-1085 ile Ch’eng I 1033-1107 kardeşler) bunların arkasından kendi seleflerinin çalışmasından başlayarak orijinal metafizik bir sentez gerçekleştiren Chu Hsi’dir (1130-1200). Chu Hsi, güneyli meslektaşı Lu Hsiang-Shan’ın (1139-1 193) doktrinal çelişkilerinin üzerinde dur­mak zorunda kalır. 1175’te iki defa karşılaşırlar, fakat hiçbir ortak çö­züme ulaşamadan birbirlerini eleştirmeyi sürdürürler. İhtilafları yakla­şık olarak aynı çağda batı nominalizminin ihtilaflarıyla son derece ben­zerlik addeder. Chu Hsi’nin, konfüçyanist geleneğin üstadı olarak bir benzeri daha yoktur. XIV. yy’ın başından 1912’ye kadar halka yönelik muazzam araştırmaların hazırlanması için Çin bürokratik sistemi için­de de kullanılmış olan konfüçyanist kutsal kitap külliyatı (Kanon), Chu Hsi tarafından tamamlanmış, Konfüçyanizm’in ortodoks çizgide yayılarak yerleşmesi de Chu Hsi’nin sayesinde olmuştur. Kendi ekolü­nün pratikte sadece iki rakibi vardır: Ming çağında ( 1368-1644) Wang Yang-Ming ( 1472-1529) ve Mandchoular(Mançular) çağında Tai Chen.

Beijing,  Confucius Temple
Beijing, Confucius Temple

1912’de cumhuriyetin ilanı göğe ve Konfüçyüs’e resmi kurbanlar tak­dim etmeye geçici olarak son verir ancak 1914’te tekrar başlar. İlk önce Konfüçyanizm’in biraz lehine olarak, cumhuriyetin Çinli entelektüelleri, Çin tarihinde bu inancın temel rolünün farkına varmakta gecik­mezler. Altmış yıl boyunca Çin’de zulüm ve işkencelere maruz kalmış Yeni-Konfüçyanizm, rolünü, Birleşik Devletlerin komünist Çinlileri ara­sında sürdürdüğü gibi Hong Kong ve Tayvan’da da sürdürür. Tu Wei­ming’in çalışmaları ve diğer bazı düşünür ve bilginlerin belirttikleri gi­bi, bugün güçlü bir Yeni-Konfüçyüsçü düşünce vardır.

konfucyusun-ogrencileri

Çin Dışındaki Konfüçyanizm :
Çin dışındaki Konfüçyanizm, ilk olarak milattan az önce Kore’ de yayılır, ancak M.S. XIV. yy’dan önce olmayan Yeni-Konfüçyanizm, 5 ki­tap ve 5 klasikden oluşan kutsal kitap külliyatıyla, Yi Devleti’nin (1392-1910) felsefesi ve halka yönelik eğitim-öğretim sistemi olarak sağlam bir şekilde yerleşir.
Kore’den gelen Konfüçyanizm, M.S. lll. yy’ın sonuna doğru Japon­ya’da yayılır ve VII. yy’ın ortalarına doğru oraya yerleşir. Bir müddet sonra değerini yitiren Konfüçyanizm’in yerini Chu Hsi’nin ölümünden sonra Çin’den buraya getirilen Yeni Konfüçyanizm alır. Böylece Yeni Konfüçyanizm, gölgesinde kaldığı Zen Budizm’le bir­leşir. 1600’e doğru konfüçyanist yeni metinler, Kore’ye götürülür. Bu metinler, Fujiwara Seika’nın (1561-1619) ve Chu Hsi’nin öğretilerine Tokuguwa Japonyası’nda mütevazi bir yer sağlayan öğrencisi Hayashi Razan’ın (1583-1657) dikkatini çeker. Diğer bir çok konfüçyanist ekol, bu metinlerle benzer fonksiyonlar icra ederler. XX. yy’ın başında Konfüçyanizm, Japonya’nın askeri fetih ideolojisi haline dönüşür ve 2. Dünya Savaşı boyunca hep bu rolü yerine geti­rir.

Kaynak : Mircea Eliade & Ioan P. Couliano- Dinler Tarihi Sözlüğü.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER