Krişna Savaş Meydanında

208

“Dürüst insanlar, sahtekarlık ya da hilekarlık yapmak­sızın savaşırlar. ”
Mahabharata, II. 59. 11.

“Tanrıların ve çilekeşlerin eylemleri söz konusu oldu­ğunda dindar bir insan hiç bir zaman onları taklit etmeme­lidir, ya da, onları işittiğinde, hiç bir zaman onları tenkit et­memelidir. ”
Mahabharata, XII. 292. 18.

Mahabbarata’nın ana konusu, Kuzey Hindistan’ın ege­menliği için Pandu evinin beş erkek kardeşi ile Kuru’lar olarak bilinen yüz kuzenleri arasında geçen büyük savaştır. Bu savaşa milyonlarca insan ve Hindistan’ın her kesimin­den krallar ve prensler katıldı. Kuzenler, büyük bir arzuyla hepsinin ortak akrabası olan Krişna’nın yardımını almak için yarıştı. Krişna, mümkün olduğunca tarafsız olmak arzu­suyla, bir tarafa yüz milyonluk bir ordu, diğer tarafa ise ken­disini, savaşçı olarak değil bir arkadaş, bir danışman olarak, sunacağını söyledi.

İlk seçim hakkını, hiç tereddüt etmeden Krişna’yı seçen Pandus’un elçisi Arjuna’ya verdi. Kuru’la­rın elçisi bunun aptalca bir seçim olduğunu düşündü ve bü­yük bir zevkle Krişna’nın ona verdiği orduyu kabul etti. Krişna, on sekiz gün süren savaş boyunca Arjuna’nın savaş arabasının sürücüsü oldu. Fakat zaman zaman savaşın arkadaş­larının aleyhine gittiğini gördüğünde, savaşmamak için ver­diği sözü bozmaktan kaçınmak çok zor geldi ona. Bir keresinde sürdüğü savaş arabasını terk etti, ve Arjuna, Krişna’yı verdiği şeref sözünü bozması halinde bütün adamların onu bir yalancı olarak göreceklerini belirterek güçlükle geri gö­türmek zorunda kaldığında, Krişna Kuru savaşçılarının ön­de gelenine karşı ilerliyordu.

Krişna ilerlerken, bu savaşçı ellerini tapınır biçimde birleştirdi ve tan­rıların tanrısı olan onun tarafından öldürüleceği güne dua etti. Kuru­lar’ın, Krişna’yı zapt etmeye çalıştığı diğer bir durumda, Krişna bir­denbire tanrısal şeklini açığa vurdu. Bedeninden her biri baş parmak büyüklüğünde olan binlerce tanrı çıkardı. Brahma kaşları üzerinde zuhur ederken, gözlerinden, ağzından ve bunundan Rudra (Şiva) hu­sule geldi.

Krişna eyleminin engellenme­sine çok hiddetlenmişti, fakat verdiği sözün adaletini inkar edemezdi. Diğer yanda, onun varlığı Pandu’lar için büyük bir cesaret kaynağı idi. Pandu’ları savaşa devam etmeye ik­na etmesi çok çaba sarf etmesini gerektirdi. Arju­na, böylesine gereksiz kan dökmenin delilik olduğunu hay­kırdı. Kendi kardeşlerini ve akrabalarını niçin öldürsünler­di? Elinde olsaydı, üç dünyanın egemenliğini elde etmek için bile onların bir tekinin kılına dokunmazdı.

Üzüntü ile, yayını ve oklarını bir tarafa fırlattı, ve iki tekerlekli savaş arabasında oturarak daha fazla savaşmayacağını ilan etti. Ancak Krişna, onun savaşçı kastına ait olduğunu hatırlama­sı için yalvardı. Böylesine korkakça hareket etmesi duru­munda, cennete girmesine hiç bir zaman izin verilmezdi. Bilge insan, yaşayan ya da ölü biri için kederlenmezdi. Öl­düren ya da öldürülen insanlara gelince, hiç bir insan hiç bir zaman öldürülmedi. Ruh, sonsuza kadar yaşar. Önünde ya da etrafında gördüklerinin hiç biri hiç bir zaman var olmayı durdurmadı, ya da bundan sonra var olmayı durdurmaya­cak.

Bu yorumlar Arjuna’nın Krişna’ya sorduğu bir dizi so­ruyu beraberinde getirdi, ve tanrının verdiği cevaplar ile Ba­gavadgita olarak bilinen felsefi şiirin oluştuğu söylenir. Bu destan, savaş arasında geçen bir olaymış gibi görünür. Kriş­na’nın cevabı her seerinde Arjuna’nın şüphelerini giderme­ye yeterliydi, ve bir kez daha yayını ve oklarını aldı, ve ken­disinin savaşa gireceğini söyledi.

Krişna, savaşta etkin bir rol oynamayacağına söz verme­sine rağmen açık bir şekilde Pandular’ın danışmanı olarak hareket edeceğini bildirmişti. Verdiği tavsiye, özellikle Drona ismindeki bir kişiyi öldürmek için verdikleri boşuna çabaları ile ilişkili olarak dikkate değerdi. Drona, Brahman kastındandı, ve yetenek ve cesareti öylesine büyüktü ki, Krişna zaferin elde edilmesi için onun öldürülmesini zorun­luluk olarak ilan etti. Fakat zor olan şey onun nasıl öldürü­leceği idi.

Tek bir kolu ile milyonlarca askeri ve yüz mil­yonlarca atı öldürmüştü. Sonunda Krişna; ”Hilekarlığa baş­vurmalısınız” dedi. Ve daha sonra, Pandu’lardan birinin Drona’ya gitmesini ve ona oğlunun öldüğünü söylemesini önerdi. Böylesine bir haber kesinlikle onun cesaretini kırar­dı, ve böylece onu öldürmek kolaylaşırdı. Arjuna, ki Krişna onun savaş arabasının sürücüsü idi, hiç bir zaman böylesine alçak bir eyleme razı olamayacağını söyledi. Ve kardeşlerin en büyüğü olan Yudiştira da aynı şekilde gönülsüzdü. Kriş­na “Eğer böyle bir şey yapmazsanız kesin bir şekilde yok olacaksınız” dediği zaman isteksiz olarak razı oldu. Sonun­da prenslerin bu ahlaki güçlüğü aşması için, Bhima ismin­deki kardeşlerden biri, Drona’nın oğlu ile aynı isme sahip olan Aşvataman adındaki bir fili öldürdü.

Ve daha sonra, üzgün bir şekilde babaya yaklaştı ve, “Aşvataman öldü” de­di. Yaptığı konuşmada, Bhima suçluydu. Neyin doğru oldu­ğunu bilerek yanlış olanı söyledi; fakat onun yalanı istenen etkiyi yarattı. Oğlunun öldüğü söylenen yaşlı adam kalbine darbe yemiş gibi oldu ve uzuvları sanki su içindeki kum ta­necikleri gibi dağıldı. Ancak bir süre sonra, bunun doğru olup olamayacağı konusunda tereddüt etti. Oğlu çok cesa­retli ve güçlü idi ve hiç kimsenin onu öldürebilmesinin mümkün olabileceğine inanamıyordu, ve savaşa bütün eski dinçliği ile tekrar başladı.

Fakat duyduğu şey zihnini rahat­sız etti ve Pandu’ların en yaşlısı olan Yudiştira ile konuş­mak için ilerledi. Yudiştira, eski günlerde, Drona’nın öğren­cisi olmuştu, ve Drona, Yudiştira’nın gerçeğe bağlılığı hak­kında yüksek fikirlere sahipti. Onun üç dünyanın egemenliğini elde etme pahasına da olsa yalan söylemeyeceğinden emindi. Ve böylece en azından gerçeği söyleyeceğine emin olarak Yudiştira’ya yaklaştı. Ancak Krişna izlemedeydi.

Krişna, Drona’yı oraya getiren amacın farkında olarak onun yaklaştığını gördüğünde, prensi, bu durumda bir kereliğine de olsa yalan söylememesi halinde, buyruğu altındakilerin ve müttefiklerinin tamamının öldürüleceğini ve imparator­luğunun yok olacağını söyleyerek uyardı. Bu ricasını bir evliliği kurtarmak, ya da bir ineğin, ya da bir Brahman’ın hayatını kurtarmak ile ilişkili olarak söylenen bir yalanın günah olmadığını söyleyerek kuvvetlendirdi.

Ve böylece kazanmak için sabırsız, ama yalan söylemekten korkan Yu­diştira, Drona’nın sorusunu “Evet, Aşvataman öldü” diye­rek yanıtladı, fakat alçak sesle fısıldayarak “fil” diye ekledi. Bu şekildeki çift anlamlı sözle aldatma amacına ulaştı. Dro­na, Yudiştira’nın doğruluğu hakkındaki üne güvendi ve oğ­lunun öldüğüne gerçekten inanarak bayıldı. Sonunda kendi­ne gelmesine ve yirmi bin asker öldürmesine rağmen aynı günün öğle sonrası öldürüldü.

Ancak bu günahkar eylem evrenin ahlaki düzenini bo­zan açık bir belirti ile etkisini gösterdi. O güne kadar, Yudi­ştira’nın iki tekerlekli savaş arabası sürekli olarak yerden 5 cm yüksekte seyahat etmişti. Fakat bu yalanı söylediğinde atları toprağa bastı. Bunları başından beri tasvip etmeyen Arjuna da yüksek sesle itiraz etti. Gerçekten, onların eski eğitmen ve arkadaşları olan Drona’nın alçak ve korkakça öldürülmesine isyan ederken gözyaşlarını tutamadı, ve böy­lesine büyük bir günahkar eylem içindeki payı için cehenne­me gitmek zorunda olduğunu söyledi.

Bu güçlü lisan ona, onun bir savaşçı kastının üyesi değil de bir Brahman oldu­ğunu söyleyen kardeşi Bhima’nın hiddetini artırdı. Görevle­rini yerine getirmede cahilce davranıyordu ve savaşmayı bı­rakmak ve inzivaya çekilmek zorundaydı. Ahlaki kanunlar üzerinde vaaz edebileceği bir yerde inzivaya çekilmesi ha­linde kendisini çok daha evinde hissedecekti. Bu hiddetli sözcükler, diğerlerinin de katıldığı daha acı bir tartışmaya götürdü, ve bir süre için sanki yumruk yumruğa gelmiş gibi göründüler. Drona’nın yok edilmesi yönteminde danışman­lık yapan Krişna’nın tartışmaya katılmadığını ve sessizliği­ni koruduğunu belirtmek gerekir.

Savaş birkaç gün daha şiddetlendi, fakat sonunda kaç­mayı başaran Kuru prenslerinin en yaşlısı olan Duryodana ve diğer üç kişi dışında Kuru’ların tamamı öldürüldü. Pan­du’lar Duryodana’yı bulmak için endişeli idiler. Fakat her yönde tam bir araştırma yapmalarına rağmen, hiç bir yerde bulunamadı. Sonunda, aldatıcı gücüyle kendini katı bir küt­leye dönüştürdüğü ve bir gölün sularında saklandığı keşfe­dildi. Pandu’lar, gölün kenarında durarak, onu korkaklıkla itham ettiler ve dışarı çıkıp savaşması için meydan okudu­lar.

Kuru ise savaş günlerinin geride kaldığını söyledi. Ka­lan günlerini çilekeş uygulaması ile geçirmeye karar ver­mişti, ve her iki tarafın da sorumlu olduğu nüfusu azalan boş dünyayı Pandu’lar yönetebilirdi. Sonunda, kendisine yöneltilen alaycı tavırlardan rahatsız olan Duryodana, hiç bir silahı ve arkadaşı olmadığını söyledi. Onlara karşı tek başına savaşması beklenemezdi. Fakat bir silah vermeleri ve teker teker savaşmaları halinde dışarı çıkacağını söyledi.

Yudiştira, büyük bir arzuyla “Dışarı çık ve aramızdan iste­diğini ve istediğin silahı seçerek döğüş. Eğer yenersen, kral­lığı sana geri vereceğim” diyecek kadar aptalca davrandı. Duryodana bu teklifi hemen kabul etti, ve uzman olduğu bir savaş tarzı olan bir topuzla döğüşeceğini, ve kendi araların­dan seçtikleri beş Pandu’dan biri ile döğüşeceğini söyledi.

Krişna, Yudiştira’nın aptalca teklifini işittiği zaman çok öf­kelendi. Prensin bir şans oyunundan daha farklı olmayan bu teklifi ile krallığı tehlikeye attığını söyledi. Bunun yanısıra Duryodana, topuz kullanımında eşsizdi, ve hasmının kural­lara göre döğüşmesi halinde yenileceği kesindi. Bhima, Pandu’lar tarafından seçilen şampiyondu, ve kendisinin ke­sin olarak zafer kazanacağını ilan etti; fakat düello başladığında Bhima’nın onurlu savaşçı kanunları tarafından yasak edilen bazı hilelere sığınmaması halinde hasmını öldüre­meyeceği açıkça görüldü. Ve Krişna, bir kez daha görüşle­rini belirtmek için ilerledi.

Tanrılar, şeytanlar ile olan savaş­larında birden fazla durumda hile kullandılar ve tanrıların yaptıklarını insanların yapmasına da izin vardı. Bu şekilde­ki kışkırtmasıyla Arjuna, kardeşine hasmının “göbek altı­na” vurması için işaret verdi. Bhima, ipucunu almakta ça­buktu, ve düşmanına, savaş kuralları tarafından yasaklanan bir yere kuvvetle vurarak zavallı Duryodana’yı yere yıktı.

Bu durumda, hileyle yapılan haksızlığa karşı öfkesini belirten Yudiştira idi. Fakat kritik anda olay yerine varan, baş eleştirici Balarama idi. Balarama, Krişna’nın kardeşi ve onun gibi tanrı Vişnu’nun doğumu idi. Bhima’nın davranı­şının, savaşçı kastının bütün kanun ve nizamlarına ters düş­tüğünü beyan etti ve Krişna’nın araya girdiği sırada ona vurmak üzereydi. Krişna, “Düşmanlarımızı öldürmek bizim görevimizdir, ve Bhima’nın yanlış yaptığını düşünmüyo­rum” dedi. “Duryodana’yı öldüreceğine dair yemin etti, ve bunu yapmak zorunda kaldı. Bunun yanısıra o, bizim hala­mızın oğlu olarak kan bağımızdır. Senin doğruluğa bağlı ol­duğunu biliyorum, fakat şeytan çağının yakın olduğunu ha­tırlamalısın. Savaşçılar düşmanlarına borçludur ve verdikleri sözü yerine getirmelidirler.”

Ancak Balarama bu “temelsiz tartışmayı” dinlemeyi reddetti. İnsanların tehlike­ye maruz kaldıklarında ahlak kurallarını çiğnediklerini, ama Krişna ne söylerse söylesin, toplumun Bhima’yı uygunsuz davranışından dolayı suçlu bulacağını söyledi. Krişna, “Olabilir, ama son on sekiz günde eğer hilekar ve aldatıcı yollara başvurmasaydım, Pandular, şu anda eski krallıkları­nı elde etmiş olmayacaktı. Sürekli olarak aldatıcı gücümü kullanmak zorunda kaldım. Ve her durumda, tanrıların kul­landıkları yol kesinlikle ölümlü insanlar tarafından kullanı­labilir, ve eğer tanrılar hile kullanmamış olsalardı, şeytanla­rı hiç bir zaman zapt edemeyeceklerini biliyoruz” dedi.

Yine de göksel varlıklar, Krişna’nın düşüncelerine zıt düşen Ba­Iarama’nın düşüncelerini tasdik etmiş gibi görünürler, çün­kü cennetten Duryodana’nın üzerine tatlı kokulu çiçek yağ­muru döküldü, ve seyirciler, cennet korosunun onun övgü­lerini belirten şarkılar söylediklerini işittiler.
Mahabharata, VIII. 191 ,IX. 58.

AÇIKLAMALAR :

BHİMA : Destanın diğer bölümlerinde kendini kardeşle­rinden daha aşağı düzeyde gösterir. Yine Krişna’nın ön­derliğinde Mahabbarata’nın gözlemi şöyle: “Dindar bir ki­şi tanrıların ve çilekeşlerin eylemlerini taklit etmemelidir veya onları tenkit etmemelidir.” (XII. 292.18) Ne yazık ki Bhima gibi tanrıların örneğini kopya etmenin bir zararı ol­mayacağını düşünen birileri her zaman olmuştur. Krişna bu görüşteydi.

NOT: Bu onsekiz gün süren savaşta milyonlarca insanın öldürül­düğü söylenir. Sağ kalanların sayısı Kuru’larda yalnız dört, Pan­du’larda ise 15000 idi; fakat beş kardeşin, Krişna ve bir diğeri dışında hepsi öldürüldü.

Kaynak: Hint Efsaneleri- J.M. Macfie.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAli Kuşçu Kimdir?
Sonraki İçerikKurbanın Gücü

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER