Kuran’da Türkler

829
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Türk Aleyhtarlığı Duygularına Malzeme İşini Gören Kur’an Hükümleri ve Hadisler
Gerek Kur’an da ve gerek hadis hükümleri arasında Türk aleyhtarlığını yaratmaya matuf hükümler vardır ki, Türkü, karakterce ve ruhen ve tabiaten kötii ve iğrenç, insanlığa felaket getirici ve fiziki olarak tiksinti uyandırıcı niteliktedir. Ve ne hazindir ki, biz Türkler, kendi atalarımız aleyhinde konmuş bu hükümleri, Tanrı ya da peygamber sözleridir diye kutsal bilmişizdir.
Bunun sonucu olarak da İslamı kabul ettiğimiz tarihten bu yana, yani bin yıldan fazla bir zamandan beri, Müslümanlık görevlerimizi yerine getirmek üzere ibadet ettiğimiz ve örneğin Kur’an’ın Kehf (K. 18 Kehf Suresi, ayet 83-101) ve Enbiyâ (K. 21 Enbiyâ Suresi, ayet 96) surelerini (bu surelerdeki Ye’cûc ve Me’cûc öyküsünü) ve bunlara ilişkin hadisleri her okuduğumuz ve tekrarladığımızda, bilerek ya da bilmeyerek ceddimizelanetler yağdıımışızdır. Bu hükümleri birazdan ele alacağız, fakat daha önce şunu hatırlatmak yerinde olacaktır ki, şeriatın Türkü kötüleyen hükümleri sadece Ye’cûc ve Me’cûc sorunlarına inhisar etmez. Bunun dışında Muhammed’in, Türkü aşağılamak ve kötülemek üzere söylediği nice sözler vardır ki, hadis hükümleri olarak yerleşmiş ve “atasözleri” şeklini almıştır. Gerçekten de Arabın, yüzyıllar boyunca Türkü cani ruhlu, hırsız, felaket getirici nitelikler içerisinde  tanımlayan atasözlerinin kökeni, Muhammed’in yerleştirdiği kabul edilen hükümlere iner ki, bunlardan biri şöyledir:”Utruk al-Turka mâ tarakûka in ahabbûka va’in gcıdibüka kcıtaluka.”
Çevirisi şudur:
“Size yanaşmadıkça siz de Türke yanaşmayın, çünkü sizi severse  sizi yer -soyar (hırsızlık eder)-, sevmezse sizi gebertir.”

Buna denk diğer bir hadis; “Utkum’l-Habaşa mâ tarakûkum” şeklinde iken Hcıbaşa sözcüğünün al-Turka olarak yer değiştirmesiyle  şu anlama gelir olmuştur:”(Türkler) Aç oldukları zaman hırsızlık yapar, çalarlar, tok olduklarındada har vurup savunular (şehvetle uğraşırlar)…”4
Ne var ki, İmam Hüseyin ül-Bagavî’nin Mesâbih iis-Sunne adlı kitabında5 ve yine Ebıı Davûd’un Kitâbu-Süııen adlı yapıtında6 bu hadis;
“İki câmia’yı kışkırtmayınız, Türklerle Habeşler size ilişmedikçe, siz  de onlara ilişmeyiniz” şeklindeki tümce ile başladığı için bizim bazı gayretkeş yorumcularımız hadisin sadece bu kısmına bakarak bunu
Türkler lehinde söylenmiş sözler olarak aktarmışlardır. Oysa ki, yukarıda belirttiğimiz gibi, söz konusu hadisin aslı ve tamamı Türkleri şehvet düşkünü ve eline para, mal geçtiği an har vurup harman savuran
tipte bir ırk olarak tanımlar.

I) Türkleri “Basık Burunlu, Yayvan Suratlı ve Araplara Felaket Getirici Ye’cûc ve Me’cûc Irkı” Şeklinde
Tanımlayan Kur’an ve Hadis Hükümleri Kuran’&d ve hadis hükümleri arasında Türkleri “yayvan suratlı, basık burunlu, kırmızı yüzlü” vs. şeklinde tiksinti verici ve Araplara ve insanlığa felaket getirici bir ırk olarak tanıtan nice hükümler vardırki, 1 400 yıl boyunca İslami inançların temel direkleri sayılmışlardır.
4 Muhammed’in Türkler aleyhindeki hadislerini; Yâkut-ı Hamavî’nin Mıt’ceın iil-biildan adlı yapıtında (Mısır basnııı, 1323-1324, c . l , s.378); İmâm Ebû Davud’un Kilâbıt-Siimen adlı yapıtında (Mısır basımı, c.2); İmâm Hüseyn ül-Bagavî’nin Mesâbih İis-Sunne adlı kitabında (Mısır, 1294. e.2. s. 139) ve asıl al-Suyutî’nin al-lâ’âli al-Maşmu’u adlı kitabı ile al-Ccîmi-Şagîr cıhâdis al-başir ka’t-nazır adlı yapıtında (ki Bâyazıd Kitaplığı’nda 1110 No’da kayıtlıdır) ve bu kitabın bablara göre yeni bir tertibini hazırlayan al-Muttâkî’nin  (1480-1567) Kanz al-Ummâlfi subul sıman al-Akrâl va’l-a’fal (Bulak. 1286; Kahire, 1321ve Haydarabad 1312-1313 basımları vardır. Türkçeye 1632 yılında çevrilmiştir) adlı yapıtında bulmak mümkündür.

Hatırlatalım ki, al-Suyutî (849-911/1445-1505)Memlûkler döneminin en fazla eser veren yazandır. Annesi bir Türk caliyedir. Muhammed’in bütün hadislerini bir araya getirmeye niyetlendiği al-CCuni ul-Kabir adlı kitabının özeti olan yukardaki yapıtı, ki genel hadis dergileri niteliğindedir, zamanımıza kadar el üstünde tutulmuştur ve hâlâ da tutulur. Özellikle Osmanlı uleması bu eserlere büyük önem vermiştir.

Bu yukarıdaki yapıtların bazılarında “Türk’ler size ilişmedikçe siz de onlarla mütareke halinde kalınız” (Örneğin Tabarî’de olduğu gibi) ya da “İki Câmia’yı kışkırtmayınız. Türklerle Habeş’ler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz.” (Örneğin Ebû Davûd’da  olduğu gibi) şeklindeki tümcelere de rastlanır. Fakat aslında, bu tümceler, Türkler lehine olsun diye kullanılmamıştır. Olsa olsa temkin siyasetinin gereği olarak kullanılmıştır.5 Mısır. 1294 basımı, s. 139. 6 Ayrıca bkz. Goldziher. Müslim Studies. İngilizce çeviri. Chicago, 1967, s.270.

Bir kere her şeyden önce şu hususu belirtelim ki, İslami kaynaklaraMe’cûc’dan “erişecek müsibeti Araba tahsis etmiştir”. Öte yandan “Siz ayakkaplan keçe olan bir kavim ile muharebe etmedikçe kıyamet kopmaz”derken ya da “Kıyamet kopmaz tâ ki siz Araplar, yabancı milletlerden… yüzleri kırmızı, burunları basık, gözleri küçük, yüzleri deri üstüne deri kaplanmış kalkanlar gibi kalın etli, ayakkabıları da yün (keçe, çarık) olan milletlerle muharebe etmedikçe” diye eklerken hep Ye’cûc ve Me’cûc’a (yani Türklere) karşı Arapları saldırıya çağırmıştır. Biitün bunlar, tabii hep Arap kaynaklarına göredir. Bu uyarmaları ve bu kışkırtmaları, Tanrı’dan geldiğini söylediği Kur’an ayetleri aracılığı ile de edebileştirmiştir.

 Bu hadisler için bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayımlanan Sahîh-i Buharı Muhtasarı Tecı îd-i Sarili Tercemesi ve Şerhi. e.9. Hadis No. 1361.

Yukarıdaki hadisi yorumlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, Muhammed’in ölümünden
sonra fitnelerin hepsinin “şark tarafından zuhûr ettiğini” belirterek bu hadisi Muhammed’inmucizelerinden sayar. Bkz. Sahihı-i Buhârî Muhtasarı…, c.9, s.55-56.
Diyanet İşleri Başkanlığının yorumu için bkz. Salıhı-i Bahân Muhtasarı…, c.9. s.293-294.
Sahih-i Buhârî Muhtasarı…, c.9, s.293-294
(ve bu kaynakları gerçek bilen Türk din kuruluşlarına) göre Muhammed, Orta Asya diye bilinen Doğu bölgelerini “küfrün ve fitnenin kaynağı” ve “şeytanın boynuzunun doğduğu” yer olarak tanımlamıştır… Örneğin Ebû Hüreyre’nin rivayetine dayalı bir hadisinde “Küfrün başı şark tarafındadır”7 demiş ve Abdullah İbn-iÖmer’in rivayetine dayalı bir başka hadisinde de “(Meşrik tarafına işaret ederek) iyi biliniz ki fitne işte buradadır, şeytanın boynuzu doğduğu yerde (şark cihetindedir)” diye eklemiştir.
Her ne kadar bizim şeriatçımız bu sözlerle, İranlıların yaşadıkları yerlerin kastedildiğini anlatmaya çalışırsa da,9 birazdan belirteceğimi İslami kaynaklardan anlaşılacağı gibi, söz konusu edilen
bölgeler Ye’cûc-Me’cûc ırkının, yani Türklerin bulundukları yerlerdir. Zira Muhammed, yukardaki sözleri Ye’cûc-Me’cûc’a atfen yapmış ve yaparken de kendi ümmeti olan Arapları, bir yandan zuhuru muhakkak
bir tehlikeye karşı uyarmış ve diğer yandan da Orta Asya yönünde saldırılara hazırlamıştır.
Nitekim uyarma maksadıyla söylediği sözler arasında, “Yaklaşan bir fitnenin şerrinden vay Arabın haline… Şu saatte Ye’cûc ve Me’cûc şeddinden bir menfez açılmıştır”, şeklinde olanları vardır. Böylece Ye’cûc-

K. 18 Kehf Suresi’nin 86-89 ve K. 21 Enbiyâ Suresi’nin 96. ayetlerinde Ye’cûc ve Me’cûc adıyla “bozgunculuk yapan ve Araplara ve  insanlığa felaket kaynağı sayılan” bir milletten söz edilir. Başkalarına
zarar vermemeleri için, Tanrı emri gereğince bir sed ile çevrildikleri ve imansızlar ya da imandan çıkanlar için her daim tehlike yaratacakları belirtilmiştir.

Ye’cûc-Me’cûc tanımı Kur’an’da, ZülKarneyn hikâyesi vesilesiyle geçer ve şöyledir:
Günlerden bir gün Tanrı, herhalde yapacak fazla işi olmadığı bir anında, Muhammed’e Zül-Karneyn’in yaşantılarını anlatmak ister;çünkü Yahudiler mütemadiyen Muhammed’e Zül-Karneyn’i sormaktadırlar.
Muhammed ise onların bu sorularına yanıt aramaktadır.İşte Tanrı Muhammed’in yardımına koşarak, “…Ey Muhammed, sana ZülKarneyn’i sorarlar. Onu size anlatacağım’ de…” (K. 18 Kehf Suresi,
ayet 83) der. Bilindiği gibi Zül-Karneyn, İskender’e verilen isimdir. Dünyanın hem batısını hem de doğusunu fethetmiş olması nedeniyle kendisine böylesine muhteşem bir lakap takıldığı kabul edilir. Tanrı’nm Kur’an ‘da anlattığı söylenen şekliyle hikâye şöyle cereyan eder: Tanrı Zül-Karneyn’i yeryüzüne yerleştirmiş ve ona her şeyin yolunu öğretmiştir (K. 18 Kehf Suresi, ayet 84). Denecektir ki, “Neden sadece ona öğretmiştir de bu işi bütün kullarına yapmamıştır? Neden kullarından

bazılarının kalplerini açmıştır da bazılarını saptırmıştır?” Hiç kuşkusuz bunlar ayrıca üzerinde durulacak bir konu. Fakat her ne olursaolsun, Zül-Karneyn, bütün bu bilgilerle mücehhez olarak yola koyulur
(K. 18 Kehf Suresi, ayet 85). Az gider uz gider, güneşin battığı yerde bir millete rastlar. Tanrı hemen Zül-Karneyn’in kulağına fısıldar: “Zül-Karneyn, onlara azâb da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin…”
(K. 18 Kehf Suresi, ayet 86.) Görülüyor ki Tanrı, Zül-Karneyn’e keyfi şekilde kullanabileceği sınırsız bir yetki ve iktidar bakımından açık  bono vermiştir. Ve işte buna dayanarak Zül-Karneyn, kendi kendisini
adeta Tanrı yerine koyarak konuşmaya başlar: “Haksızlık yapana azâb vereceğiz… ama inanıp yararlı iş işleyene, güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz.” (K. 18 Kehf Suresi, ayet 87-88.)
Bu çalımla yoluna koyulur. Gide gide iki dağın arasına varır ve orada laftan anlamayan bir millete rastlar (K. 18 Kehf Suresi, ayet 93). Bu millet ona, civarda yaşayan Ye’cûc ve Me’cûcün bozgunculuk yaptığını bildirerek kendilerini korumasını ve onlarla kendileri arasında bir sed kurmasını isterler ve bu iş için vergi vermeye razı olacaklarını söylerler. Zül-Karneyn onların bu dileğini yerine getirir (K. 18 Kehf Suresi, ayet94-97). Sed inşa olunur ve Ye’cûc ve Me’cûc bu şeddi bir daha hiç aşamaz; böylece insanlığa tehlike olmaktan çıkarılmış olurlar. Ve işte yukardan beri adı geçen bu Ye’cûc ve Me’cûc denilen millet, Arabın
inanışlarına göre Türklerdir, çünkü birazdan açıklayacağımız gibi Muhammed bunun böyle olduğunu bildirmiştir. Ve Zül-Karneyn bu işi bitirdikten sonra, “İşte bu Rabbimin rahmetidir”(K. 18 Kehf Suresi, ayet 98) diye övünür. Onun bu övünmesine Tanrı da katılır ve “Biz o giin onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerinegirerler…” (K. 18 Kehf Suresi, ayet 99) der.Görülüyor ki, Kıır’an’a göre Tanrı bütün bu işleri rivayet üzerine yapmıştır; yani iki dağın arasında yaşayanların şikâyetlerine inanmış ve Ye’cûc ve Me’cûc’u (başka bir deyimle Türkleri) set gerisine hapsetmiş ve cezalandırmıştır.

Hemen belirtelim ki, Arap kaynaklarının Tanrı’yı Türklere karşı böylesine önyargılara saplanmış olarak göstermesi, Arabın Tanrı anlayışındaki olumsuzluktan doğmadır. Hiç kuşku edilmemelidir ki,
bütün bu işler Tanrı’dan değil, Arabın başının altından çıkan şeyler  olup, Tanrı’nın yüceliği fikri ile bağdaşmayan şeylerdir.

2) Muhammed’in Ye’cûc-Me’cûc Olarak Tanımladığı Irk Türklerdir
Kur’an’ın yukardaki ayetleri doğrultusunda olmak üzere Muhammed, Ye’cûc ve Me’cûc adlarını, tiksinti verici yaradılıştaki bir ırkı tanımlamak için kullanmış ve bu ırkın “basık burunlu, yayvan suratlı,
küçük gözlü…” bir millet olduğunu ve bunların da Türkler olduğunu anlatmıştır. Nice örneklerden biri olmak üzere Buharî’nin Zeynep Bint-i Cahş’ın nakline dayalı olarak belirttiği bir hadise göre Muhammed;
“.. .vukûu yaklaşan bir şerden, büyük bir fitneden dolayı vay Arabın haline? Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’un şeddinden şunun gibi bir delik açıldı” diyerek başparmağı ile şahadet parmağını halkalamış, bunun üzerineZeynep kendisine “İçimizde bu kadar salih kimse varken biz helak olur muyuz?” diye sormuş ve buna karşılık Muhammed; “Evet, Fısk-u fucûr, fuhş ve ma’siyet çoğaldığı zaman (helâk olursunuz)” diye yanıt vermiştir.”

Bir başka hadise göre de, bir gün akrep sokan parmağını bezle sardıkları bir sırada şöyle konuşmuştur:
“Düşman diye bir şey yok diyorsunuz. Fakat sizler, yaygın suratlı, küçük gözlü ve kızıl saçlı bir millet olan Ye’cûc ve  Me’cûc’larla karşılaşmayıncaya kadar düşmanlarla savaşmış  olmayacaksınız. Bunlar giderek çoğalan ve yüzleri dövülü kalkana benzeyen kimselerdir.”12  Ve işte, Türkleri böylesine tiksinti verici ve tehlikeli bir ırk şeklinde tanımladıktan sonra Arapları onlara karşı savaşa kışkırtmak  maksadıyla şu hadisi koymuştur: “…Kiiçiik gözlü, kırınızı yüzlü, basık burunlu ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzeyen (yayvan  suratlı) Türklere karşı savaşmadıkça hüküm günü gelmeyecektir.
Ve hüküm günü gelmeyecektir ta ki sizler kıvrık kıldan yapılmış sandalgiyen bir millete karşı savaşana kadar. “bû Hümeyre’nin rivayetine dayalı bu hadis Buharî’nin Scıhîh’ininKitâb-ı Ci’/iÂi/’ından alınmıştır. Bilindiği gibi Sahîh-i Buhcirî, Kıır’an’dan sonra en değerli ve en güvenilir kaynak sayılır.’1 Her ne kadar bazı yazarlarımız, Türkün Ye’cûc ve Me’cûc efsanesi şeklinde kötüleıımesini ve iftira konusu yapılmasını İslamın özünden gelme olmayıp, Arap yazarların kasıtlı ve Türk düşmanlığını geliştirmek amacıyla yöneldikleri bir girişim olarak görürlerse de biraz ilerde değineceğimiz gibi, bu görüşlerin sağlam bir temeli yoktur ve Kur’an’da adı geçen Ye’cûc ve Me’cûc sözcükleri, Muhammed tarafından Türkler karşılığı olmak üzere kullanılmıştır. Nitekim, yukardaki hadisleri Türkler sözcüğüne yer vermeden yayımlayan Diyanet İşleri Bakanlığı dahi, her ne kadar Dahhâk ve Süddî ve Katâde gibi yorumcuların görüşlerine dayalı olarak Zül-Karneyn’in  karşılaştığı kavmin Türkler olduğunu söyleyerek sanki Türklerin Ye’cûc ve Me’cûc’a karşı sed inşa ettiklerini belirtirse de,15 Ye’cûc ve Me’cûc ile Türkleri, babaları müşterek kardeş, yani Yafıs’iıı oğulları olarak  tanıtmış ve Muhammed’in fiziki bakımdan tanımını yaptığı ırkınTürklerden başkası olamayacağını farkına varmadan kanıtlamıştır.
Nitekim Ye’cûc-Me’cûc’un, Türkün öz kardeşleri olarak Yafis’in oğulları olduklarını açıklayan Diyanet İşleri Başkanlığı Türk halkına şunları öğretir:
“…Peygamber efendimiz ‘Yaklaşan bir fitnenin şerrinden vay Arabın haline… Şu saatte Ye’cûc ve Me’cûc şeddinden bir menfez  açılmıştır’ buyurup Ye’cûc ve Me’cûe’dan erişerek müsibeti  Arab’a tahsis buyurmuşlardır…

Ye’cûc ve Me’cûc Sözcükleriyle Muhammed’in Türkleri Kastetmiş Olduğu İslami İnanç Niteliğindedir
Kur’an’m Kehf ve Enbiyâ surelerinde geçen Ye’cûc ve Me’cûc adının Muhammed’in tanımıyla “…basık burunlu, yayvan suratlı, küçük gözlü… Türkler” anlamına geldiği hususu, İslam dünyasının 1 400 yıl
boyunca adeta inanç şeklinde benimsediği bir dinsel gerçektir. Buharı gibi Kur’an ‘dan sonra en muteber sayılan kaynak bir yana,al-Taberî, al-Bagdadî, al-Balhî, Beyzâvî, Barvazî (ya da Makdisî), Nesetî, Niiveyrî, İbn’l Esîr gibi ve saymakla bitmez nice ünlü yazar ve bilginler yanında Asım Efendi ya da Ahterî Mustafa Efendi gibi Türk bilim adamları dahi Ye’cûc ve Me’cûc’un aslında Türkler olup, Araplara ve insanlığa felaket getirici ve hayvana yaklaşık yaratık olduklarını savunmuşlardır.

İlerdeki sayfalarda, zaman zaman bu konuya değinmekle beraber, bazı ilginç örnekleri burada özetlemekte yarar bulmaktayız. Islamiyetin ilk anlarından itibaren gelmiş geçmiş çoğu yorumcuların Ye’cûc ve Me’cûc konusunda ortaya koydukları fikirleri eleştiren al-Bagdadî, Lûbab üt-Te’vil fi maâni-t Tenzil adlı yapıtında, bu sözcüklerin Türklerden başka bir milleti tanımlamadığını belirterek şöyle der: “(Ye’cûc) sözcüğünün aslı, ateşin şeraresi ve ışığı anlamına gelen Ecic iinnar maddesindendir; onların bu adla
çağrılmalarının nedeni ise, kesret ve şiddetleri itibariyle Ecic’e benzetilmelerindendir. Neslen Yâfes İbn Nûh evladındandırlar ve Türkler de onlardandır; rivayete nazaran bunlardan bir taife çapula çıkmıştı; o
sırada Zülkarneyn şeddi inşa ettiğinden o taife sed haricinde (terk)  edildiler.” Yine Bagcladî’ye göre Kur’an ve hadislerde geçen Ye’cûc ve Me’cûc sözcüklerinin Türkler anlamını kapsadığını ve bunların
“Dünyayı ve insanlığı yok etmek için uğraşan Âdem oğullarından” olduklarını ve Huzeyfe’nin nakline göre üç sınıfa ayrıldıklarını ve  içlerinden bir sınıfın 120 arşın boyundaki çam ağaçlarına ve diğer sınıfların bir karış boyundaki kısa insanlara benzediğini ve nihayet diğer bir sınıfın da eni boyu 120 arşınlık murabba şeklinde insanlar olduğunu ve bunların fil, domuz ve vahşi hayvan gördükleri zaman yemeden geçmediklerini; hatta kendi ölülerini dahi yediklerini; bu Türklerin ileri kollarının Suriye ve Horasan’da bulunduğunu ve  Kâ’b’ ın nakline göre de bunların Âdem oğulları içerisinden  “nevâdirden” bulunduklarını ve Tanrı nın Ye’cûc’u “Hazret-i Âdem’in  ihtilam olup nurfesi toprağa karışan sudan” yarattığını söyler ve
şöyle ekler: “Bu nedenle (Türkler) bizimle ana cihetinden olmayıp yalnız baba tarafından birleşirler…”11
Arap tarihçilerinin en ünlülerinden al-Taberî, Cami’ül-Beyân adlı yapıtında, Ye’cûc ve Me’cûc’un üç sınıftan oluştuğunu ve bunların  yüksek, kısa ve geniş tipte insanlar olup, insanlığa ve Araplara felaket
getirecek olan Türkler anlamına geldiğini açıklar

al-Bagdadî, Lûbab ül-Te’vîl fi maâm-t Tenzil. Mısır. 1341, c.3, s.249: bu konuda  bkz. İsmail Haînî Danişmend, Tiirk Irkı Niçin Müslüman Olmuştur?, Okat Yayınlan. İstanbul, 1959, s.l 15.18

Danişmend, uge. s.l 18.

Arap tarihçilerinden al-Balhî, Muhammed’in Arapları korkutmak üzere “küçük gözlü, basık burunlu, yayvan suratlı, yüzleri keçe deriden kaplanmış kalkana benzer” olarak tanımladığı millet hakkında
bilgiler verir ve çeşitli yazarların görüşlerini nakleder. Bu görüşlere göre, söz konusu milletin Türkler olduğunu ve bazılarına göre Haşimilerin egemenliklerinin ilerde Türkler tarafından yok edileceğine
ve diğer bazılarına göre ise, Müslüman Türklerin eline geçecek olan Haşimi iktidarının putperest Türkler tarafından alınacağına işarettir. Bazı yazarlara göre de İslam ülkelerinin Çinliler tarafından ele geçirileceğini ifade etmektedir.19 al-Beyzâvî (Ebû Said Abdullah İbn Ömer) ki, Kur’ati yorumcularının
en büyük otoritelerinden sayılır, Envâr iil-Tenzil ve Esrâr-Ütü Te’vil adlı yapıtında, Kuran’ın Kehf ve Enbiyâ surelerindeki Ye’cûc ve Me’cûc ile ilgili ayetlerini açıklarken şöyle der:
“Bunlar Yâfes İbni Nuh’un oğlundan türemiş iki kabiledir ve rivayete nazaran Ye’cûc’lar Türklerdir. Me’cûc’lar da Cebel halkındandır.” Bunu dedikten sonra Türklerin vahşi ve insan yeme geleneğinde bir
millet olduklarını ekler.20 Tıpkı Beyzâvî gibi ünlü bir diğer Arap yorumcu, Abdullah İbni Ahmet in-Nesefî, Liibâb iit-Te’vil adlı kitabında, Beyzâvî’nin görüşlerine benzer şeyleri aynen tekrarlar.21
Mukaddima adlı yapıtı ile ün salmış olan İbn Haldun, kitabının çeşitli yerlerinde, Türklere değinir ve Orta Asya’da, Fergana ve Taşken’in ötesinde, Kimfık ülkesinin doğu ucunda bulunan Ye’cûc ve Me’cûc dağlan diye bilinen yerlerdeki halkların tüm olarak Türkler olduğunu söyler.22 Mecdüdîn İbn-il Esîr, En Nihâyetiifî garîp adlı yapıtında,23 Nesnâs ile Ye’cûc ve Me’cûc arasındaki aynılığa temasla “Bir rivayete göre Nesııâs. Ye’cûc ve Me’cııc’dıır… Bazı hususlarda insanlara benzemeyen  birtakım yaratıklardır ve Âdem ve evladından değillerdir”24 der. Anımsamak gerekir ki, ona göre Nesnâs ile Ye’cûc ve Me’cuc ve
Türkler hep aynı anlama gelen sözcüklerdir. Müslüman kaynakların  Ye’cûc ve Me’cuc şeklinde tanımladığı Türkler, 7. yüzyıldan günümüze gelene dek Arap milliyetçiliğinin kin ve saldırı hedefi olacaklardır. Hayat al-Hayâvan adlı yapıtında ad-Damiri (Demiri), Muhammed’in  “…yayvan suratlı, küçük gözlü… vs.” olarak tanımladığı Ye’cûc ve Me’cûc’la savaşılacağına dair emirlerini nakleder ve bu
tanımlamada sözü geçen halkların Türkler olduğunu hatırlatır ve  Arapların en sonunda Türklerle savaşmaları gereğinin Kur’an’da öngörülmüş olduğunu doğrular.25  13.-14. yüzyılın Mısırlı yazarlarından Şihâbüddîn Ahmet in- Nüveyre’nin Nihcıyet ül-ireb funûn il-edeb adlı yapıtında26 ve Yâkut-i
Hamevî’nin Mu-cem iil-Biildan adlı yapıtında27 Ye’cûc ve Me’cûc’un Türkler oldukları ve bunların “…çengel gibi tırnaklı, vahşi hayvanlarınkine benzer azı ve yan dişleri olan, köpekdişlerine benzeyen
dişleri bulunan, çeneleri develerin çenelerine benzeyen, vücudlarının tümü kıl ile kaplı olan ve bir şey yedikleri zaman katırların ve  kısrakların çıkardığı ses gibi dişlerinin tıkırdadığı duyulan” yaratıklar
olduğu anlatılır 28
İlerdeki sayfalarda bu yukardaki yazarlara eklenecek daha pek çok  adlar yer alacaktır. İslamın Türk düşmanlığı inancıyla yoğrulmuş yazarları, Türkü sadece Araplara değil, Türklere dahi olumsuz şekilde tanıtmaktan geri kalmamışlardır. Özellikle Türkün ecdadını vahşi yaratıklar olarak tanımlayan kitapların pek çoğu Türk hükümdarlarına sunulmak üzere  hazırlanmış ve yazarları bu hükümdarlar tarafından mükâfata kavuşturulmuştur. İlerde Firdevsi’nin Şahııâme adlı ünlü yapıtında  Türkün ne zavallı kılıklara sokulduğunu ve Türk hükümdarı Mahmud  Gaznevî’nin bu kitabı nasıl şereflendirdiğini göreceğiz. Yine aynı  şekilde, 11. yüzyılın bu ünlü hükümdarının hizmetinde iş gören tarih bilgini al-Utbî, Kitcıb-al Yamiııî adlı yapıtında, Subuktekiıı ile Sultan  Mahmud dönemlerinin tarihini kaleme almış ve Türkü “yayvan suratlı, basık burunlu, seyrek sakallı, küçük gözlü” Ye’cûc ve Me’cûc  ırkı olarak takdim etmiştir.29
Türk aleyhtarı bu çabaları yadırgayan bazı yazarlarımız bu tutumu İslama aykırıymış gibi görürler: “Türklere karşı ehl-i salip ordularıyla  el birliği eden Müslüman Araplara Türk ırkını Hazret-i Âdem’in bir
ihtilâm esnasında yere düşmüş nutfesinden doğan bir canavar sürüsü  ve bir Ye’cûc Me’cûc güruhu şeklinde tanımlayan ve tanıtan Müslüman  Arap uleması arasında İslama ihanet bakımından ne fark vardır?” derler. 30 Derken de, Arabın Türk düşmanlığını, sanki İslamın özünde Türk aleyhtarlığı yokmuş gibi, İslama ihanet şeklinde kabul ederler. Oysa ki, bu düşmanlık Arap yazarlardan değil, İslamın özünden çıkma bir şeydir ve yukarda belirttiğimiz gibi kaynağını Muhammed’de bulur. Fakat belirtilmesi gereken şey şudur ki, Türk aleyhtarlığı verilerini  işleyenler sadece Araplar olmayıp, İslamın tüm unsurları olmuştur ve bu unsurlar arasında Türkler de yer almıştır.

Tekvin’e göre üç temel ırk Nuh’un bu üç oğlundan meydana geldi:

  • Yafes’in Gomer, Magog, Madai, Tiras, Yavan, Tubal (Tuval), Meşeç adlı oğulları vardı. Bunlardan Gomar (Sümer), Magog (Moğollar), Madai (Medler) âşina gelmektedir. Nuh Peygamber’in oğlu Yafes’ten geldikleri için Yafetik olarak adlandırılırlar. Yafes’in üç oğlundan (Gomar, Magog, Madai) gelenler ise; Sümer, Gog, Magog, Gur, Guz, Oğuz, Macar ırklarıdır. Ve Togarmi’nin on oğlundan çoğalarak pek çok soy ve boya ayrılmışlar, yüzlerce oymak ve aşiret halinde dünyaya yayılmışlardır.
  • Ham, Hami ırkı Afrika’yı yurt edinmiştir, Berberi, Tuareg Afrika kıtası kuzeyi tamamen Hami ırkıdır. Hami ırkı Sami ile akrabadır ama Arap değildir. Tüm Sahra’dan başka, Mısır halkı (Arapçalaşmış Hamiler ve Koptiler) Araplar’a en yakın oldukları halde Arap değillerdir, Araplaşmışlardır. Bu ırk, Nil boyunca Sudan ve Zambia’yı kateder, Etyopyalı, Cibutili, Somalili, Eritreli olmuşlardır
  • Sam, Sami ırkının atası oldu.

Magog = Me’cüc gog = ye’cüc

Kehf Suresi 93.-99. ayetlerde seddin yapımı şöyle anlatılır:

93 – Nihayet iki dağ arasına ulaştığında, onların önünde, hemen hemen hiç söz anlamayan bir millet buldu.

94 – “Ey Zülkarneyn!” dediler, “Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi vermeyi teklif ediyoruz, ne dersin?”

95 – O da şöyle cevap verdi: “Rabbimin bana verdiği imkânlar, sizin vereceğinizden daha hayırlıdır. Siz bana beden gücüyle yardımcı olun da sizinle onlar arasında sağlam bir sed yapayım.”

96 – “Demir kütleleri getirin bana!” Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: “Körükleyin!” dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.” dedi.

97 – Artık o Ye’cüc ve Me’cüc’ün, ne seddi aşmaya, ne de onda delik açmaya güçleri yetmedi.

98 – Zülkarneyn: “Bu, Rabbimden bir rahmettir, bir lütuftur, dedi. Rabbimin tayin ettiği vakit gelince, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi mutlaka gerçekleşir.”

99 – O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar. Sûr’a da üfürülür, insanların hepsini bir araya toplarız.

Enbiya Suresi 96.-97. ayetlerde seddin yıkılması şöyle anlatılır:

96- Nihayet Ye’cuc ve Me’cuc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başlarlar.

97- Ve doğru vaad vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır, “Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!” diyecekler.

19 al-Belhî, age. c.2, s. 154.
20 Leipzig, 1848 tarihli basımı. Kitapta, Kur’ıın’m K. 18 Kehf Sııresi’nin 94 ve 97. ve
K. 21 Enbiyâ Sııresi’nin 96. ayetlerinin yorumu ile ilgili bölümlere bakınız. Ayrıca
bkz. Danişmend, age, s. 117-118.
21 Abdullah İbni Ahmet iıı-Nefesî. Liibâb iiı-Te’vil. c.3. s.250; ayrıca bkz. Danişmend.
age. 117.
22 İbn Haldun. Mukaddima. Beyrut, 1967. İngilizce çeviri İbn Khaldun. The Mıtcjadılimalı;
An Introduction to History, translation by F. Rosenthal; Pantheon Books,
New York, 1958. c . I . s. 149. 157.
23 Mecdüdîn İbn-il Esîr, Eıı Nihdyetüft ğurip. Hayriye Matbaası. I. basım, Mısır.

Kaynak : Prof. Dr.  İlhan Arsel – Arap Milliyetçiliği ve Türkler

Wikipedia Yasef

PAYLAŞ
Önceki İçerikDoğanın Görkemi – Aşırılıklar -Türkçe Doğal Yaşam Belgeseli
Sonraki İçerikDev UFO’lar ve Dünyaya Geliş Sebepleri-Belgesel
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

2 YORUMLAR

  1. bi kaç ayet i okudum sadece, bende bulunan meallerde yok, araştırmalarınızı biraz daha genişletin, benim okuduğum meallerde Türk ırk ı övülmüş ırk tır, ve islam ı hakkıyla yaşamayıp yayamayan araplardan sonra türklere bu görev bahşedilmiştir. meal 1954 basımlı.

  2. anlattığınız bu ırk moğollardır hatta peygamberimizin yanına gelen bir moğol peygamberimize saygı göstermemiş ve ırkçıca konuşmuştur peygamberimiz ise bu adamın arkasından şöyle demiştir.bu adamın ırkı benden sonra çok insan öldürecek islam devletini yıkacak çok güçlenecek ama asırlar sonra soyları kurumaya gelecek demiştir gerçektende öyle olmuştur bugün yeryüzündeki toplam nüfusları 10 000 000 civarındadır. Türkler ise islamda çokça övülmüştür.peygamberimiz miraca çıkarken Satuk Buğra Hanın ruhunun kim olduğunu meleklere sormuş melekler ise bu ruh cesaretiyle çokça övdüğünüz türklerin müslüman olmasını sağlayacak kişidir diye dile getirmiştir

CEVAP VER