Kurbanın Gücü

179

“Kurban aracılığıyla tanrılar, şu anda kullandıkları en yüksek mevkideki yetkiyi elde ettiler. ”
Şatapata Brahmana, 3. 1 , 4. 3.

“Keşiş kurban sunmazsa güneş doğmaz; o, bu nedenle kurban sunar. ”
Şatapata Brahmana, 2. 3, 1. 5.

Kuru’ların yaralanmamış insan sayısı üçe düştü. Bu üç kişinin lideri yanlış ölüm haberi ile savaş üzerinde sahte bir etki yaratan Aşvataman idi. İntikam almaya susamış bu kahraman, cesaret ve duaların yardımıyla, kalan düşmanla­rını yok etmeye karar verdi. Planı, savaştan yorgun düşmüş olarak uyudukları bir sırada kamplarını basmaktı.

Bu teklifini önce ahlaka aykırı görüp kınayan iki arkadaşı­nın ona eşlik etmesi ile gecenin karanlığında uyuyan düş­manın kampına sessizce yaklaştı. Fakat kampın kapısına yaklaştığında, yüz tane gözü bulunan, kocaman açık ağzı ve açılmış burun delikleri ile korkunç görünüşlü, olağanüstü büyüklükte gizemli bir varlık ile karşılaştı. Ağzından, göz­lerinden ve bunundan etrafa ateşin büyük alevleri saçıldı, ve bu ateşin ortasında yüzlerce ve binlerce tanrısal şekiller görüldü; bu şekiller tanrı Vişnu’ nun şekilleriydi.

Kahraman buna rağmen korkmadı. Sayısız oku yayına sığdırdı, ve ok­larını yolunu engelleyen gizemli yaratığa fırlattı. Fakat ok­lar ya zarar veremeden yere düştü ya da bu korkunç yaratık tarafından yutuldular. Kılıcını çektiğinde ve güllesini kul­landığında ve kargısını çıkardığında da sonuç aynı oldu. Bunların hepsi az ya da çok göksel silahlardı. Ama hasmı sanki ateş okyanusu içiyormuş gibi hepsini yuttu.

Aşvata­man, bütün silahları tükendiğinde, aciz ve silahsız kaldı­ğında yukarıya, cennete baktı ve cennetin Vişnu’nun şekil­leriyle dolup taştığını gördü. Krişna olarak doğan Vişnu, sa­vaş boyunca Pandu’larla arkadaş olmuş ve onlara yardım et­mişti. İşte o zaman insanları uyudukları sırada öldürmeyi denemekle suçlu bulunduğunu fark etti. Kutsal Me­tin’in sözcüklerini, ve birinin Brahmanları, inekleri ve ka­dınları, uyuyan ve sarhoş kişileri ya da korunmasız olanları öldürmemesi gerektiğinin yazıldığını hatırladı.

Fakat bu dindar yorumları yapmış olsa ve insan çabası­nın beyhude olduğunu gösterse bile, insan kafataslarından yapılmış bir gerdanlıkla süslenmiş olarak Dakşa’nın sundu­ğu kurbanda hasara neden olan ve Bhaga’nın gözlerini oyup çıkaran tanrı Şiva’dan yardım istemeye karar verdi. Ona gö­re Şiva gibi hiç bir tanrı yoktu, o yalnız güç olarak değil ay­nı zamanda çilekeş uygulamasındaki şiddetli arzu ile de tan­rıların en büyüğü, en üstünüydü. Ardından münzevilerin sı­ğınağı ve hayaletlerin arkadaşı ve ölülerin yakıldığı mey­danın efendisi olan bu kudretli tanrıyı evrenin yaratıcısı ola­rak isimlendirerek uzun bir ilahi ile övmeye başladı.

O bu­nu söylerken, altından yapılmış bir kurban taşı, ve taşın üze­rinde bütün gökyüzünü parlaklıkla dolduran ateş ortaya çık­tı. Aynı zamanda, sayısız korkunç varlıktan oluşan bir kala­balık göründü. Hepsi farklı biçim ve büyüklükteydiler. On­lar, sığır ve ayıların, köpekbalıklarının, balinaların, güver­cinlerin, fillerin, develerin ve çakalların, kedilerin ve arslan­ların, yılanların ve ördeklerin yüzlerine sahiptiler. Bazıları şişman, bazıları zayıf, bazıları kel, diğerleri gür saçlı idi ve korkunç sesler çıkararak dans ettiler ve şarkı söylediler.

Korkunç bir görüntüydü, ama buna rağmen Şiva’nın mürit­lerini kurbanlarının kanını içerken ve etlerini ve bağırsaklarını yerken seyreden Aşvataman korkmadı. Şiva’nın on­ları seyrederken hayranlık ve sevinç duyduğunu, çünkü on­ları düşüncede, sözcükte ve eylemde kendi çocukları olarak gördüğünü biliyoruz. Açık olarak, Şiva’nın kahramanın ar­zularını yerine getirmeye karar verdiğini şimdiden biliyor­lardı, ve ardından yapmasını bekledikleri katliamı kaçırma­yı arzulamadılar. Ama Aşvataman tanrının teveccühünü he­nüz kazanmamıştı.

Kurban taşı ve yanan ateş kurbanlarını bekliyordu ve Aşvataman kendisini kurban olarak sunmaya karar verdi. Ve korkunç eylemleri yapan kişi olan Şiva’ya keder içinde kendisini sunarak ve tanrıdan onu almasını is­teyerek güçlü ayinlerle dua etti. “Bütün yaratıklar senin içinde var olur. Sen bütün yaratıklar içinde mevcutsun. Hepsinin sığınağı sensin. Düşmanlarımın yenilgisini ben gerçekleştiremiyorum bu nedenle sana geldim” diye haykır­dı.

Böylece dua ederek kurban taşına çıkmaya ve kendini ateşin içine atmaya hazırlandığı sırada Şiva’nın kendisi gö­ründü ve büyük bir mutlulukla Krişna’nın ona daima yeter­li saygı ve ibadeti yerine getirdiğini ve bu ibadetinin doğru­luk, saflık, çilekeş uygulamalar ve bağışlama ile olduğunu söyledi. Krişna’dan daha fazla sevdiği bir kişi yoktu, ve Krişna’ya olan saygısından dolayı koruma kalkanını Pan­du’lar üzerine atfetmiş ve onlara zafer vermişti. Fakat onla­rı daha fazla korumayacaktı. Ölmeleri gereken saat gelmiş­ti.

Şiva bunu söylerken, Aşvataman’ın bedenine girdi ve eli­ne parlayan bir kılıç yerleştirdi. Bu iki güçlü bağış yoluyla kahramana yenilmezlik sağlandı. Şiva’nın müritlerinin ka­tılımıyla Pandu kampına geçti. Giriş kapısında kaçmaya ça­lışanların tamamını öldürmelerini emrettiği iki yoldaşını bı­raktı. Aşvataman çoğunu kendi elleriyle öldürdü. Fakat karanlıkla çoğalan panikle, Pan­du’lar birbirlerini öldürmeye başladılar, Şiva’nın müritleri de katliama katıldılar. Bize en azından değişik çeşitteki şeytan ruhlarının her birinin kan içerken ve öldürülenlerin etlerini oburcasına yerken görüldükleri söylenir. Bu coşku­ları içinde, yediklerini gelip tatmaları için birbirlerini davet ettiler. Gece yarısı bitmeden bir tek canlı insan bırakılmadı.

İyi bir talih sonucu beş Pandu prensi, tanrı Krişna ve di­ğer bir kişi daha o gece kampta yoktu. Ve ertesi günü ordu­larının son kişiye kadar öldürüldüğü haberini aldıklarında, prensler, Krişna’ya, üç insanın binlerce askeri öldünnesinin nasıl mümkün olabildiğini sordular. Vişnu ‘nun doğumu, Şi­va’nın onların yardımcısı olduğunu ve Şiva’nın tanrıların en büyüğü olduğunu söyledi. Krişna bu iddiaya ispat olarak kuzenlerine, dünyanın başlangıcında Şiva’nın, Brah­ma’nın yardımını beklemediği için onunla kavga ettiği ve dağlara çilekeş yaşamı yaşamaya gittiği zaman neler oldu­ğunu anlattı. Daha sonra da, tanrılar Veda metinlerinin dü­zenlemelerine göre büyük bir kurbanı kutlarlarken, Şiva’yı davet etmemekle büyük aptallık etmişlerdi.

Şiva’ya ne yardımcı olması için ne de sunulanları paylaşması için tek­lifte bulundular. Şiva, ne yapmak üzere olduklarını işittiği zaman, çilekeş giysisini giyerek elinde bir yay ile geldi. Tanrılar, Şiva yaklaşırken korku ile doldular, rüzgar esmeyi durdurmuş, ateş yanmaz olmuştu. Güneş, ay ve yıldızlar cennette kararmıştı. Kurban, geyik şekline girerek kaçmayı başardı ve onu ateş tanrısı izledi. Şiva’nın Savitar’ın kolla­rını kırması, Bhaga’nın gözlerini oyarak çıkarması, ve Pu­şan’ın dişlerini döküp ona yutturması bu olayda oldu.

Ney­se ki tanrılar, küskün tanrıyı sakinleştirmeyi başardılar. Her kurbanda, onu davet edeceklerine dair söz verdiler, ve da­ima saflaştırılmış yağı ona vereceklerine dair garanti verdi­ler. Şiva bu teklifleri kabul ettiğine ispat olarak hiddetini su­ya attı, bunun sonucu olarak o günden bu yana ateş biçimin­de suyu tüketmektedir. Şiva’nın yatıştırılmış olmaması ha­linde ne olabileceğini kimse bilmiyor. Fakat kesinlikle dün­ya yok olmaktan kurtulmuştu. Krişna, “Size anlattıklarım­dan, Şiva’yı kızdıran herhangi biri için ne kadar ciddi bir so­run olduğunu görebilirsiniz. Önemli olan onun teveccühünü kazanmaktır. Aşvataman’ın yaptığı da budur, ve sonuç ola­rak binlerce insanı yok edebildi” diye ekledi.

Mahabharata, X.

AÇIKLAMALAR :

BHAGA,SAVİTAR, PUŞAN: Hepsi Veda tanrılarıdır. Gayatri ayeti Savitar’dan Güneş olarak bahseder. Hikaye diğer Veda tanrılarının Rudra (sonunda büyük tanrı Şiva olur) tarafından bir kenara itildiğini ima eder.

ŞİVA: Krişna ve Arju­na savaşta Şiva’nın yardımını almak için onun cennetine giderler. Krişna ona evrenin yaratıcısı ve her şeyin kayna­ğı yüce Brahman olarak övgüler söyler. Şiva Krişna’ya ve arkadaşına en öndeki insanlar olduklarını söyler. Arjuna mutlulukla geceleyin Vişnu’ya sunduğu adakların Şiva’nın yanında olduklarını görür. (M.VII.80) Savaştan sonra taraf­lar arasında uzlaşma sağlandığında Krişna şöyle der: “Ben dünyaların ruhuyum; Rudra (Şiva) benim ruhum. Bu yüz­den ona her zaman ibadet ederim. Eğer bu tanrıların tanrı­sına tapınılırsa Vişnu’ya da tapınılmış olunur. Eğer ben ona ibadet etmezsen kimse bana ibadet etmez.” (M.XII.342)

ÖLÜMSÜZ OLMA TEKLiFiNİ KINADI: Bu durumun tanınmasına rağmen, kurbanı sunan sunduğu kurbanın gü­cüyle kötü niyeti için tanrının yardımını sağladı. Hiçbir ef­sane din ve ahlak arasındaki ayrılığı bu kadar net göster­mez.

Kaynak: Hint Efsaneleri- J.M. Macfie.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER