Kurbanlık İnsan

234

“Tanrılara kurban olarak insanların sunulması hiç gö­rülmemiştir. Öyleyse neden Şiva’ya insanları kurban etmeyi arzulayasınız? İnsanlara sanki onlar hayvanlarmış gibi muamele ediyorsunuz. ”
“Kuyuya hac yolculuğu yaparak Tamraruna, bir insanın kurban edilmesinden elde edileceği gibi, aynı yararı elde et. ”
– Mahabharata, II. 22, III. 84.

A.

Ayodhya’nın kralı Harişandra yüz karıya sahip olması­na rağmen çocuk sahibi olamadı. Rişi Narada ile yaptığı bir konuşma,saltanatını sürdürecek hiç bir erkek evlata sahip olamayacağı üzüntüsünü derinleştirdi. Dindar bilge ona, tüm mutluluklar bir araya gelse bile, bir babanın bir oğulda bulacağı mutluluğun bundan çok azla olduğunu söyledi.

Elbiseler korur, yiyecek bedeni besler, evlilik kendisi ile birlikte çeyiz getirir, karısı arkadaş olur, ve bir kız çocuğu şefkatin göstergesidir, ama bir erkek çocuk cennette bir ışık gibi parlar, dedi. Hakikaten, bir baba kendi oğlunun yüzün­de bir kez daha yaşamaya başlar. Ve bir kadın kocası için e­bedilik armağanını kazanmayı başaran bir oğul anası olana kadar yalnızca isim olarak bir eştir, gerçek eş değildir. Tarla­daki hayvanlar bile bir oğul babası olmayan yaratıkların dün­yada hiç bir yeri olmadığını bilirler.

Narada neyse ki kendini gereksiz kelimelerle sınırlama­dı. Onun gök tanrısı Varuna’ya gitmesini ve eğer tanrı ona bir oğul bahşederse bu oğulu bir kurban olarak ona sunma­sını tavsiye etti. Hükümdar, sonradan katlanmak zorunda kalacağı zihinsel ıstırabı düşünmeksizin, bilgenin söylediği şekilde tanrıya hitap etti, ve eğer ona bir oğul verirse ona bu oğulu bir kurban olarak vermeye söz verdi. Varuna hüküm­darın yalvarışını işitti, ve geçen zaman içinde bir erkek ço­cuk doğdu. Ona Rohita ismi verildi. Ama o doğar doğmaz tanrı göründü, ve kraldan verdiği sözü yerine getirmesini is­tedi. Ancak Harişandra “Hayvanlar on günlük olana kadar kurbanlık için uygun olmazlar” diye cevap verdi, ve Varu­na on gün için beklemeye rıza gösterdi. Fakat on günlük sü­re geçtikten sonra, Varuna geldi ve çocuğun kurban edilme­si gerektiğini söyledi, buna karşın kral “Hiç kimse bir hay­vanın ilk dişi çıkana kadar onu kurban etmeyi düşünemez. İlk dişi çıktığında sözümü yerine getireceğim” dedi. Tanrı bir kez daha mazeret kabul etti ve ilk dişlerin çıkmasına ka­dar bekledi. Ama tanrı gelip de daha fazla geciktirme olma­ması gerektiğini söylediğinde, kral çocuğun ilk dişi döküle­ne kadar beklemeleri gerektiğini açıkladı. Fakat ilk diş dö­külüp tanrı tekrar geldiğinde, kral Varuna’dan çocuğun i­kinci dişi görünene kadar beklemesini istedi, ve ikinci diş göründüğünde, tanrıya, oğlunun savaşçı kastına ait olduğu­nu hatırlattı, ve bir savaşçı kast erkeği silahla teçhiz edilene kadar bir kurbanlık olarak uygun değildir, dedi. Hüküm­dar,bu şekilde, oğlu yetişkinlik çağına gelene kadar sözünü yerine getirmekten paçayı sıyırmıştı.

Bununla birlikte, daha fazla mazeret uyduramayacağını anladı, ve oğlunu gönder­di. Rohita onu bekleyen kötü kaderi ve tanrıya bir kurbanlık olarak vadedilmiş olduğunu işittiği zaman, yayını sıkıca kavradı ve ormana kaçtı. Kurbanından mahrum edilmesi Varuna’yı çok kızdır­mıştı, ve bahaneleri için ceza olarak kralı bedeninde fazla su toplanması olan bir hastalık belasına düşürdü. Babasının yakalandığı bu bela haberi prense ulaştığı zaman, prens or­mandan ayrıldı ve köye geldi. Niyeti, görünüşte eve dön­mek ve babasını üzerine düşen lanetten kurtarmak için ge­rekeni yapmaktı. Ama köyde, Brahman kılığına girmiş olan ve ona gezgin bir yaşam uygulamayan hiç bir kimse için mutluluk olmadığını ve en iyi insanların bile insan mesken­lerinden uzak durmada başarısızlığa uğradıkları zaman günahkarlık esaretine kurban düştüklerini söyleyen tanrı İndra ile karşılaştı.

Bu tavsiyeyi söylediği sözlere uyulmak zorun­luluğunda bulunan bir Brahman’dan almıştı, Rohita orman hayatına tekrar başladı. Bununla beraber bu yaşamdan hoş­nut kalmadı, ve bir çok kez babasının evine geri gitmeye ka­rar verdi. Fakat her defasında köye girdiğinde, daha önce ol­duğu gibi ona aynı tavsiyeyi veren, ve gezgin bir yaşamın övgülerini şarkı ile söyleyen kılık değiştirmiş İndra ile kar­şılaştı. Bu altı yıl devam etti, ve Rohita artık bekleyemez hale gelmişti.

Tam o sırada Rohita, karısı ve üç çocuğu ile birlikte bü­yük sıkıntı ile yiyecek ihtiyacı olan Ajigart adlı bir rişi ile karşılaştı. Genç hemen bu oğullardan birini satın almayı ve karşılığında yüz inek vermeyi teklif etti. Baba: “En büyük oğlumun ayrılmasına rıza gösteremem” diye cevap verdi; anne de “En küçük oğlumun satılmasına izin veremem” de­di. Sonunda ortanca oğlan Şunaşepa’yı yüz inekle değiş to­kuş ederek vermeye karar verdiler. Rohita, Şunaşepa’yı ya­nına alarak hemen babasının evine gitti, ve tanrı Varuna’ya bir kurban olarak sunacakları bir vekil satın aldığını söyle­di.Tanrı Varuna yaklaştığında, dinsel kastın bir üyesinin bir kralın oğlundan daha değerli olacağını söyleyerek bu anlaş­mayı kabul etti.

Böylece kurban için her şey hazırlatıldı. Ayini yöne­ten ruhaniler olarak orada bulunan diğerlerinin yanısıra Vishvamitra ve Vasishtha’nın her ikisi de hazırdı. Ancak bir zorluk ortaya çıktı. Hiç kimse kurbanı kurban taşına bağla­maya rıza göstermedi. Zavallı delikanlının babası olan Ajigar’ı göründü ve kendisine yüz inek daha verilmesi duru­munda onu kurban taşına bağlayabileceğini söyledi. Şunaşe­pa kurban taşına bağlandığı zaman şu soru soruldu, “Onu kim öldürecek?” Suni baba bir kez daha araya girdi ve: “‘Ba­na yüz inek daha verirseniz onu ben öldürürüm” dedi.

Bu teklif de aynı şekilde kabul edildi, ve baba kurban bıçağını bilemeye başladı. Şunaşepa, sanki bir insan değil de bir hay­van gibi kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman kurtarıl­ması için tanrılara yalvardı. İlk olarak, metinde isimlendiril­diği gibi yaratıcı olan Brahma ya da Prajapati ‘ye yalvardı. Ama Prajapati, ona en yakın olan tanrının ateş tanrısı Agni olduğunu ve ona yalvarması gerektiğini söyledi. Ve oğlan böylece Agni’ye yalvarmaya başladı. Fakat Agni, “Savitar (güneş) tüm canlıları yönetir; ona git” dedi. Ancak Savitar: “Sen Varuna’ya sunuldun, ondan yardım iste” diye cevap verdi. Ama Varuna onu tüm tanrıların en şefkatlisi olduğu­nu söylediği Agni’ye geri havale etti. Eğer bunu yaparsan seni serbest bırakacağız” diye ekledi. Böylece kurban (Şu­naşepa), daha önce de yaptığı gibi Veda’lardan uygun ayet­leri tekrar ederek, Agni’ye haykırarak seslendi. Agni’yi metheden şarkılar söylediği zaman ateş tanrısı, Vişvade­vas’tan onu serbest bırakmasını istemesini söyledi. Ama Vişvadevas (tanrıların tümü): “Cennetin kralı olan İndra en güçlü olandır ve yapılacak en iyi şeyin ne olduğunu·bilir” dedi. Şunaşepa, bu tavsiyeye itaat ederek İndra’ya yalvardı.

İndra, kendisine tapınılmasından çok hoşnut kaldı ve ona bir altın araba verdi. Ama dedi ki; eğer yalvaran kişi başarılı ol­mak isterse, serbest bırakılmayı ümit etmeden önce Aş­vin’leri (şafak habercilerini) memnun etmelidir. Ama genç adama bir kez daha, tanrılar onu serbest bırakmaya rıza gös­termeden önce övgü beyan edilmesi gereken başka bir tan­rının daha olduğu söylendi. Bu şafak tanrıçası Uşas idi. Se­vinçle söylenebilir ki bu Şunaşepa’nın yapması talep edilen son çaba idi. Şafak tanrıçasına yalvardıkça birbiri ardına bağları çözüldü, ve kralın hastalığı azalmaya başladı. Bu sı­rada Uşas’a son üç ayeti okurken, kol ve bacaklarındaki tüm bağlar çözülmüştü ve Harişandra tamamen iyileşmişti.

Ayini yöneten ruhanilerden biri olan Vishvamitra, Şunaşepa’nın ruhu ve bağlılığından öyle hoşnut kalmıştı ki oraya gitti ve onu kendi oğullarından biri olarak evlatlık edindi. Fakat zavallı çocuğun insanlık dı­şı babası Ajigart, rızasını vermeyi reddetti ve Şunaşepa’nın onunla birlikte ormana dönmesi gerektiği konusunda ısrar etti. Ancak genç adam, babasının isteğine karşılık sert bir şekilde cevap verdi ve: “Beni yalnız satmakla kalmadın, ay­nı zamanda beni kazığa bağladın ve vahşi bir hayvan gibi öldürecektin. Senin gözünde üç yüz inek bir oğuldan çok da­ha değerlidir” dedi. Ajigart yaptıklarından dolayı çok piş­man olduğunu itiraf etti ve adi bir tavırla himayesindeki hayvanların üçte birini ona vermeyi teklif etti. Ama Şunaşe­pa: “Şeytani amellerinden pişmanlık duyduğunu söylüyor­sun. Eğer eline bir imkan daha geçerse, beni tekrar satmaya­cağını nasıl garanti edersin. Sen bir Şudra’yı itibardan düşü­recek bir amel yaptın ve bu nedenle seninle benim barışma­mız imkansızdır” diye karşılık verdi.

Bu noktada Vishva­mitra, Ajigart’ı ellerini yukarı kaldırmış, oğlunu kılıçla ke­serek öldürmeye hazır olarak ayakta durduğunu görmenin gerçekten çok korkunç bir manzara olduğunu söyleyerek a­raya girdi. Böylece, Ajigart’ın gitmesine izin verildiği sırada, Vish­vamitra, Şunaşepa’yı ailesinin bir üyesi olarak katmak için gerekli olan adımları atmaya başladı. Gerçekten, ona ilk do­ğan oğul mertebesini vereceğini ve böylece yüz oğlunun ba­şında geleceğini söyledi. Bu elli büyük oğulun çok şiddetli bir şekilde gücendirildiği bir teklifti, fakat Vishvamitra böy­le bir itaatsizliğe göz yuman insanlardan değildi ve hemen oğullarını soyundan attı. Ne de kendini böyle bir şeye sınır­lardı. Onların en adi ve en düşük dereceli babaları ve atala­rı olacakları konusunda onlara lanet etti. Ve bu gerçekleşti.

Andralar ve Pundralar ve bunlar gibi diğer ırklar, babaları­nın gazabına maruz kalan aptal bu oğulların nesilleridirler. Mutlu bir şekilde sessiz kalan diğer elli oğula gelince, onlar babalarının kararını kabul ettiler ve Şunaşepa’ya kendileri­nin en büyük abileri olarak baktılar. Onlar uygun bir şekil­de mükafatlandırıldılar. Vishvamitra onları kutsadı ve sı­ğırlarla zenginleşeceklerini ve çok çok bol çocukları olaca­ğını söyledi.
Aitareya Brahmana, VII. 3.

B.

Ayodhya’nın kralı Ambarişa bir kurban için çok büyük bir hazırlık yapmıştı, fakat İndra geldi ve kurban için seçi­len hayvanı çaldı. Bu durumda ne yapması gerektiğini din görevlisine sorduğunda, kendisine hayvanı bulamadığı tak­dirde onun yerine bir insan kurban edilmesi talep edileceği söylendi. Kral hayvanı bulabilmek için herşeyi yaptı. Bir­çok memlekete seyahat etti; şehirleri ve ormanları araştırdı; hatta bunu telafi edebilecek kişiye mükafat olarak bin inek teklif etti. Ama bütün bu çabalarına rağmen, hayvanın hiç bir izine rastlanmadı. Böylece ruhaninin ona bahsettiği di­ğer seçeneği kabul etmek zorunda kaldı, ve bir insan kurba­nı için gerekli düzenlemeleri yaptı.

Bu karara vardığında, adı Riçika olan çok seçkin bir münzevinin inziva yerine henüz varmıştı. Aziz üç oğul ba­bası idi, ve bu gençler anneleri ile birlikte, kralın babaları­nın inziva yerine geldiğinde ordaydılar. Ambarişa, genç er­kekleri gördüğü zaman, Brahman’ı bu sorununda kendisine yardıma davet etti. Kurbanlık olarak seçtiği hayvanın nasıl kaçırıldığını ve ayini yöneten ruhaninin hayvanın buluna­maması halinde onun yerine bir insanın kurban edilmesi ge­rektiğini söylediğini açıkladı. Bu nedenlerden dolayı kral, kutsal adamın oğullarından birini ona satmasının zorunlu bir görev olduğu düşüncesinde idi. Bu teklife karşı Riçi­ka’nın karısı en küçük çocuğunun öldürülmesine hiç bir zaman izin vermeyeğini bildirirken, Riçika ilk doğan çocu­ğundan hiç hir zaman ayrı kalamayacağını söyleyerek kar­şılık verdi.

Babaların ailedeki en hüyük oğlana düşkün ol­duklarını herkes bilirdi, ama anneler için daima en küçük çocuk en sevilen idi. Böylece anne ve baha olarak çocukla­rının huzurunda tercihlerini müzakere elliler. Şunaşepa,or­tanca oğlan araya girdi ve ana-babasından gelen hiç bir bas­kı olmaksızın kurban olmayı gönüllü olarak kabul etti. Bi­raz alaylı bir şekilde görünüşte ortanca oğlanın nasibinin satılmak olduğunu sözlerine ekledi. Hükümdar genç erkek için büyük bir tutar ödemeyi kabul etti. Bu milyonlarca ine­ğe ek olarak yığınla mücevher, yüzlerce ve binlerce made­ni altın ve gümüş para idi. Ambarişa ödediği tutardan çok memnundu ve Şunaşepa’yı iki tekerlekli savaş arabasına yerleştirerek başarısından dolayı duyduğu büyük mutluluk­la Ayodha’ya doğru yola koyuldu.

Hemen o gün, hükümdar ve onun kurbanı (Şunaşepa) Hindistan’ın en kutsal gölü olan Puşkar kıyılarında öğle molası için durakladılar. Kral uyurken, Şunaşepa çilekeş ya­şam süren keşişler gördü ve onları seyretmek için arabayı onların yakınlarına sürdü. Onların arasında, bir sürpriz ola­rak annesinin erkek kardeşi Vishvimitra’yı tanıdı. Yalnızlı­ğı ve üzüntüsü içinde, genç adam hızla ileri atıldı ve kendi­sini dayısının ayaklarına attı. “Acı bana” diye haykırdı.

“Babam ve annem beni terkettiler. Hiç bir arkadaşım kalma­dı. Fakat, sen herkesin arkadaşısın ve hepsinin koruyucusu­sun. İçinde bulunduğum sıkıntıdan beni kurtar. Kralın arzu­sunu tatmin etmek ve aynı zamanda beni ölümden kurtar­mak senin gücün içindedir. Ben de uzun süre yaşamak, ve çilekeş bir yaşam yaşayarak cennette bir yer edinmek arzu­sundayım” dedi. Vishvimitra’nın kalbi bu dokunaklı yalva­rıştan son derece etkilenmişti ve çocuklarına dönerek, onla­ra, kahramanca bir eylem yapmak ve genç delikanlının ye­rini almak için mükemmel bir fırsata sahip olduklarını söy­ledi. Onlar yaşamlarını çilekeşlik uygulamasına ve diğer doğru amellere adamıştılar. Şu anda tanrı Agni’yi hoşnut e­derek ve bu zavallı çocuğu ölümden kurtararak başarılarını tamamlama yolu onlara açıktı.

Vishvamitra’nın oğulları yüzden daha az değildi, ama hepsi doğal olmayan bir teklif olarak kabul ettikleri bu teklifi protesto ettiklerini haykırdı­lar. Babalarına kendisinin dışında bir başkasının oğlu (dölü) ile daha fazla ilgilenmesinin çok garip olduğunu söylediler. Vishvamitra’nın evlada yakışmayan bu sözleri duyduğunda tüyleri ürperdi, ve oğullarını kast dışı olanların en soysuz a­ilelerinden gelenlerin seviyesine mahkum ederek sert bir şe­kilde lanetledi, ve bin yıl köpek yiyecekleri yiyerek yaşaya­caklarını bildirdi.

Sükunetini sağladığı zaman Vishvamitra, Şunaşepa’yı kurban olmaktan kurtaracak bir plan tasarladı. Bu oldukça basit bir plandı. Şunaşepa kazığa yaklaşırken Agni’yi öven hemen oracıkta öğrettiği iki ayeti tekrar edecek ve serbest bı­rakılacaktı. Şunaşepa, dayısının sözlerinden hiç bir zaman şüphe duymadı. Ve iki ayeti tamamen yüreğinde hissettiğin­de gönderilmek için çok sabırsızdı, ve Ambarişa’dan daha fazla geciktirme yapmaksızın yolculuğu yeniden başlatması­nı talep etti. Kral, kurbanını güleryüzlü görmekten çok mem­nundu, ve Ayodha şehrine ulaşmaları çok uzun sürmedi.

Varışlarından hemen sonra, kurban için hazırlıklar ya­pıldı. Kırmızı çiçeklerden bir çelenk kurbanın boynuna yer­leştirildi, bedeni kırmızı sandal ağacı macunu ile sıvandı, o­na giymesi için kırmızı bir giysi verildi, kutsal ottan bir ku­şak beline bağlandı, ve sanki bir insan değil de bir hayvan­mış gibi kazığa bağlandı. Fakat Şunaşepa orada ayakta du­rurken dayısının ona öğrettiği Agni’yi öven ayetleri tekrar etti. Bu ayetleri, İndra ve Vişnu’yu öven diğer ayetler takip etti. Tanrılar, yalvaranının bağlılığı ile oldukça memnun kaldılar, fakat bize söylenene göre onu serbest bırakan İndra idi. O, onu yalnız serbest bırakmakla kalmadı, aynı zaman­da onun yaşamının uzun ve mutlu bir yaşam olacağına dair söz verdi. Kral Ambarişa’ya gelince, kurban görevini yeri­ne getiremediğinden dolayı ona hiç bir zarar gelmedi; ger­çekten, cana yakın aynı tanrının şefkatiyle cennette bir yer oluşturmak için ümit ettiğinden çok daha fazlasını elde etti.
Ramayana, I. 62.

AÇIKLAMALAR :

Rig-Veda’da Şunaşepa’ nın dualarının etkinliği konusunda çokça referans vardır.

VARUNA : En ünlü ve güçlü Veda tanrılarından biri. Kardeş tanrılarında eksik olan çok belirgin bir ahlak duy­gusu vardır. Destanlar döneminde bu yüksek konumunu kaybetmiştir. Genelde Mitra ile ilişkilendirilir. Bazen Ur­vasi efsanelerinde değerinden bir şeyler kaybettirilir. Aitareya Brahmana, Ramayana’dan daha eskidir. İlk eserde Prajapati (varlıkların tanrısı), Agni (ateş tanrısı), Savitar (güneş), Varuna, Vişvadevalar (bütün tanrılar), İndra, Aşvinler (şafak habercileri) ve Uşalar (şafak) anlatı­lırken sonraki eserde sadece Agni ve İndra vardır ve yeni olarak Vişnu eklenir.

iNSAN KURBANI : Şatapata Brahmana’da tanrıların in­san kurban ettiğini görüyoruz. İlk insan kurbanında kurban ruhu ondan çıkıyor ve bir ata dönüşüyor. At kurban ediyor­lar ve kurban ruhu bir sığıra dönüşüyor. Sığır kurban edil­diğinde kurban ruhu koça dönüşüyor. Koçun yerini keçi alıyor. Keçinin yerini de toprak alıyor. Tanrılar toprağı ka­zınca pirinç ve buğday buluyorlar.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER