Maori Mitolojisi

1252

Maoriler, Yeni Zelanda’ ya (o zaman Aotearoa olarak bilinen) Polinezya’dan ilk defa M.S. 13. yüzyılda gel­diler. Yeni Zelanda’daki Maori gelenekleri Aborjin Avustralyası’ ndan tamamen farklıdır . Maori geleneğinde geniş bir çok tanrılı kabile yel­pazesi vardır ve bu kabilelerin mitleri doğayla iç içedir. Maorilerin ataları, Pasifik’ i boydan boya dolaşarak Hawaii ve Fiji gibi ücra adalara dahi yerleşen Polinezya, Mikronezya ve Melanezyalılarla aynı soydan gelir. Bu eski göçebe geçmişleri Maorilerin denize saygıyla karışık bir hayranlık beslemelerini sağlamıştır ve onlara ait çoğu mitin seyahat, kayıp ve ayrılık gibi temaları olmasını da açıklar.

maori6Ranginui ve Papatuanuku (Gök Baba ve Toprak Ana) :
Maori mitolojisine göre Gök Baba Ranginui (Rangi olarak kısaltılır) ve Toprak Ana Papatuanuku (Papa olarak kı­saltılır) dünyevi her şeyin atalarıdır. En başta hiçbir şey yoktur (tüm mitlerdeki ortak bir tema) ve bu karanlığın içinde Rangi ve Papa birbirlerine sarılıp milyonlarca yıl uzanırlar. Aralarındaki bağın meyveleri, tamamı erkek olan evlatlarıdır. Bu çocuklar, anne ile babaları arasına sıkışmış, onları çevreleyen karanlık dışında hiçbir şey ol­madan yaşamak zorundadır.
Bu oğlanlar büyüdükçe, hazin kaderleri onları gitgi­de daha da öfkelendirmeye başlar ve anne ile babalarını nasıl ayıracaklarını tartışmaya koyulurlar. Savaş tanrısı ve kardeşlerin içinde en kavgacı olan Tumatauenga, anne ile babalarını öldürmek ister fakat neyse ki kardeşler or­man tanrısı Tane-mahuta’ nın, anne ile babayı zorla ayır­ma planında karar kılarlar.
Her biri Rangi ve Papa’ yı ayırmayı denerler fakat çabaları fayda etmez. İş yine Tane-mahuta’ ya düşer. Tane-mahuta, muazzam kudretiyle göğü yerden ayırarak dünyaya ilk ışık huzmesini ve şafağı getirir. Bu ayrılık­la yıkılan Rangi gözyaşlarını kederli yağmur damlaları olarak yeryüzüne yağdırır, nehirleri ve gölleri oluşturur.
Anne ile babanın ayrılığında kardeşlerin her biri ayrı bir görev edinir. Her şeyin olduğu gibi sürmesini iste­miş olan rüzgar tanrısı Tawhirimatea gökyüzünde teselli bulup kardeşi Tane-mahuta’ nın ağaçlarını fırtınalı gü­cüyle sarsar. Deniz tanrısı Tangaroa, Tawhirimatea’ nın öfkesinden kaçıp okyanuslara sığınır.
Çiftin ayrılığının yası bugün bile hissedilebilir: Rangi üzgün üzgün ağlamaya devam eder, yeryüzüne yağmur­lar yağdırır. Ayrıldığı karısı Papa ise yer sarsıntılarıyla toprağı yarmaya, böylece aralarındaki mesafeyi ortadan kaldırmaya çalışır. Fakat ikisi de sonsuza kadar ayrı ka­lırlar.

maori1Tangaroa (Deniz Tanrısı) :
Tangaroa’ nın denize kaçışı özellikle de ailesi arasında kargaşa yaratır. Tangaroa’ nın oğlu ve sürüngenlerin, kö­pekbalıklarının, kertenkele ve vatozların atası olan Punga, babasının ardından denize gider. Punga’ nın iki oğlun­dan sadece biri, balıkların atası İkatere, babasının izinden denizin derinliklerine dalar. Punga’ nın diğer oğlu ve sü­rüngenlerin atası olan Tu-te-wehiwehi, kendini kuru top­raklara bağlanmış halde bulur ve ormanlara sığınır. Bu nedenle deniz Tane-mahuta’ yla zıtlaşmaya ve kendi so­yundan gelenlerle buluşabilmek için toprağı aşındırmaya devam eder.

maori5Ahşap Oymalar :
Ahşap oyma sanatı Maori geleneğinde önemli bir yere sahiptir, Maori halkının ve kültürünün adeta kaydı­nı tutmuştur. Bu nedenle mitolojiyle heyecan verici bir geçmişi olması da şaşırtıcı sayılmaz.
Rua-te-pupuke isimli önemli bir şahsın küçük oğlu olan Te Manu denize açıldığı bir gün Tangaroa tarafından yakalanır. Rua, umutsuzluk içinde oğlunun peşine düşer. Tangaroa’ nın evine varan Rua, evin incelikli ahşap oyma­larla kaplı olduğunu görür. Bunların arasında kendi oğlu da sanki bir duvar süsü gibi tavandan asılı durmaktadır.

maori4Rua büyük bir öfkeye kapılıp Tangaroa’ yı öldürmeye ka­rar verir fakat yaşlı bir kahya olan Hine-matikotai ona eve girip tüm çatlak ve aralıkları, içeri ışık giremeyecek şekilde tıkamasını önerir. Rua eve girdiğinde evde daha da fazla oyma olduğunu fark eder, bunlar evin dışındaki oymaların aksine birbiriyle konuşur gibi durmaktadır. Rua bu oymalardan yardım ister ve onlar da planı uygu­lamaya razı gelirler.
Ertesi sabah ortalık derin bir sessizliğe gömülüdür. Tangaroa, oğlu, torunu ve diğer tüm balıklar uyanma­ya çalışırlar ama nafiledir, çünkü her seferinde karanlık onları tatlı bir uykuyla kandırır. Rua’ nın intikamı için koşullar hazırdır. Tangaroa’ nın evinin önünde bekle­yen Rua, evi ateşe verir. Alevler içindeki binadan Kanae (tekir balığı) ve Maroro (uçan balık) gibi kaçanlar olur, fakat balıkların çoğu evin içinde can verir. Rua da fela­ketten kaçmayı başaranlar arasındadır. Dışarıdaki oyma­ların bir kısmını alır ve bu ‘dilsiz’ sanatı insanlığa getirir.
Ahşaptaki incelikli desenlerin balık pullarından esinlendiği rivayet edilir. Bu durum Tangaroa’ nın onlarla özdeşleştirilmesini açıklayabilir. Rua’ nın oğlunun öldü­rülmesinin anısına, Maori’ deki evlerin çatısında dışarı­dan girmek isteyenlere karşı bir koruma olarak gargoyle ( yaratık şeklinde heykelcik )tarzında tekoteko olarak adlandırılan bir erkek çocuk bulundurulur.

maori2Tumatauenga (Savaş Tanrısı) :
Tumatauenga, Rangi ve Papa’nın evlatları arasında en kavgacı olandır. Annesiyle babasını ayırmak ve dünya­yı ışığa kavuşturmak için onları öldürmek ister. Kardeşi Tane-mahuta’ nın daha akla yatkın planı kabul edilse de Tumatauenga’ nın kavgacı konuşmaları son bulmaz.
Kardeşlerinin davranışlarına karşılık Tumatauenga, kuşları (kardeşi Tane-mahuta’ nın çocukları) yakalamak için kapanlar; balıkları (kardeşi Tangaroa’ nın çocukla­rı) yakalamak için ağlar; ekinleri (kardeş tarım tanrısı Kongo’ nun meyveleri) biçecek aletler yaratır. Bu saye­de Maoriler rahatlıkla -her ne kadar bu hayvanlar tan­rıların çocukları da olsa- et, balık ve sebze yiyebilirler.
Tumatauenga’ nın kendisine boyun eğdiremediği tek kar­deşi rüzgar tanrısı Tawhirimatea’ dır. Tawhirimatea, kötü havalarla huysuzluğunu göstermeye bugüne kadar de­vam etmiştir.
Tumatauenga çok itibarlı ve önemli bir tanrıdır, çün­kü insanların ekin ekip balık yiyerek toprak ve denizden yararlanabilmesine imkan sağlamıştır.

maori3Maui-Tikitiki (Yarı Tanrı) :
Rangi, Papa ve onların nevi şahıslarına münhasır evlat­larından kuşaklar sonra, pek çok kahramanlığı anlatılan Maui adında bir Yarı Tanrı dünyaya gelir. Bu Yarı Tanrı, henüz küçük bir çocukken ağabeylerinin kanoyla balık avlamaya gidip sepet dolusu balıkla dönmelerini kıs­kançlıkla izler. Her gün onlarla gitmek için yalvarsa da reddedilir, yaşının küçüklüğü ve boyu alay konusu olur.
Maui bu alaylara pabuç bırakmamak için oturup (karakia adında) geleneksel bir Maori büyüsünü kullanarak oltasına olağanüstü bir kuvvet bahşedilmesi için gizlice dua etmeye koyulur.
Bir gün Maui, ağabeyleri denize açılmadan önce ka­noya gizlenir. Kıyıdan iyice uzaklaştıklarında ortaya çı­kıp onları şaşırtır ve o yanlarındayken her zamankinden daha fazla balık tutacaklarına söz verir. Ağabeyleri ol­talarını denize atınca ” karakia ” sını tekrar eder ve küçük kano kısa sürede balıkla dolar. Sonra sıra Maui’ ye gelir.
Ninesinin çene kemiğinden yapılmış sihirli çengelde yem olarak kendi kanını kullanır ve dualar okuyarak ol­tayı Tangaroa’ nın dünyasının derinliklerine fırlatır. Olta ipi gerildiğinde, Maui’ nin gerçekten büyük bir av yaka­ladığı belli olur. Güçlü balık kanolarını bir o tarafa bir bu tarafa sürüklemekte, Maui’ nin ağabeyleri ipi kesmesi için ona yalvarmaktadır. Fakat Maui oltasına sıkıca ya­pışır ve ancak ” devasa bir balık ” olarak tanımlanabilecek avını çeker.
Ağabeyleri balığın başında beklerken, Maui Hawaiki’ deki halkına gidip (Maori halkının mitsel vatanı, Ha­waii ile aynı kelime kökünden gelmektedir) balığı eve taşımak için yardım ister. Fakat kanoya geri döndük­lerinde Maui ve yardıma gelenler açgözlü ağabeylerin balığı doğrayıp bazı parçalarını kendilerine ayırdıklarını görürler. Neyse ki balık öyle büyüktür ki Hawaiki’deki tüm insanlar ve hayvanlar içine sığabilirler. Büyük balık, Aotearoa’ nın Kuzey Adası ( Yeni Zelanda ) olur, dağlar ve vadiler de ağabeylerin balığı açgözlülükten parçaladık­larının kanıtıdır. Maui’ nin kanosu ise ülkenin Güney Adası olur ve buraya insanlar yerleşir. Bugün bile Maoriler Yeni Zelanda’ nın Kuzey Adası için Te İka-a-Maui ( Maui’nin balığı ) ve Güney Adası için Te Waka-a-Maui (Maui’nin kanosu ) adını kullanır.

maori7Hine-Nui- Te-Po (Ölüm Tanrıçası) :
Hine-nui-te-po, Tane-mahuta’ nın (orman tanrısı olan) kı­zıdır fakat tanrı onu karısı olarak da alır. Tane-mahuta’ nın babası olduğunu öğrendiğinde Hine-nui-te-po utanç içinde yeraltına kaçar ve oranın hükümdarı olur.
Maui, Güneş’ in rotasını yavaşlatarak ışığın bütün gün sürmesini sağlamak gibi birçok başarısına rağmen, vaftiz gününde babası onu lanetlediği için er geç öleceği­nin bilinciyle yaşamaktadır. Böyle saçmalıkların gözünü korkutmasına izin vermeyerek Hine-nui-te-po’ yu ziyaret edip, kendisine ölümsüzlük bahşetmesi için onu kandır­maya karar verir.
Maui, bu ziyaretin öncesinde, kendisine eşlik etmek üzere farklı kuşlardan bir sürü oluşturur. Daha sonra, batı yönünde ufukta kızıl bir parıltı olarak seçilebilen tanrıçayı görmek için yollara düşer. Etkileyici bir varlık olan Hine-nui-te-po’ nun saçları yosuna, ağzı bir baraküda balığına benzemektedir, kırmızı parlak taşlardan göz­leri vardır. Maui ve ona eşlik eden kuşlar onu buldukla­rında tanrıça uyuklar vaziyettedir, bacakları birbirinden ayrıktır ve bacaklarının arasından keskin volkanik cam ve kaya parçaları seçilebilmektedir. Burası, yeraltı dün­yasının girişidir.
Maui giysilerini nazikçe çıkarır, incelikli balık puludesenli Maori dövmeleri ortaya çıkar ve Hine-nui-te- po’ nun bacaklarının arasından tüm bedeniyle girer. Arkadaşlarına tanrıçanın ağzından çıkana kadar çıt çıkarmamalarını söylemiş olmasına rağmen bu manza­ra kuşlardan birine fazlasıyla gülünç gelir ve küçük kuş kahkahalı bir cıvıltı koyverir.
Hine-tui-te-po uyanır ve Maui’yi jilet keskinliğinde­ki vajinasıyla ikiye ayırır; Maui, yaşayanlar arasında ilk ölen olur. Maui’ nin yaptıkları yüzünden tüm Maoriler ölümü tecrübe etmelidir.

Kaynak : Mark Daniels- Bir Nefeste Dünya Mitolojisi.

PAYLAŞ
Önceki İçerikTapınak Şövalyeleri-2
Sonraki İçerikDna Nedir ?

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER