Muhteşem Tanrı Şiva

4814

“Brahmanlık şeridi olarak zehirden kararmış boğazlı yılan, göğsünün üstünde insan kafataslarından yapılmış çe­lenk ile manevi giysisini kuşanmıştı büyük tanrı Şiva. Şi­va’nın lotus ayaklarını sevmeyen Rama’yı (Vişnu’yu) mutlu etme hayalini bile kuramaz. ”

Tulsidas’ın Ramayana’sı, I.64.

Bir gün tanrı Şiva ve karısı Uma bir dağın tepesinde otu­rurken, kadın diğer göksel varlıkların eşleriyle birlikte yola koyulduklarını gördü. Kocasına nereye ve ne amaçla gittik­lerini bilip bilmediğini sordu. Kocası, “Evet, Prajapatiler­den biri olan Dakşa’nın kutlayacağı bir at kurbanında bu­lunmaya gidiyorlar” dedi. Kadın, “Ama eğer tanrılar orada olacaksa, sen neden gitmiyorsun? Sen bütün göksel varlık­ların en büyüğüsün; davet edilmedin mi?” dedi. Şiva “Ah” dedi.”Çok eski bir hikayeyi yeniden canlandırıyorsun. Gök­sel varlıklar uzun, çok uzun süre önce hiç bir kurbandan pay alamayacağıma dair aralarında bir anlaşma yaptılar”.

Bu ce­vap Uma’yı çok sinirlendirdi, ve bunun tanrıların en güçlü­sünü dışlayan çok tuhaf bir düzenleme olduğunu söyledi. Kızgınlıktan ve hiddetten kocasının böylesi haksız bir dü­zenlemeyi düzeltmek için adım atmaması halinde onunla bir daha konuşmayacağını söyledi. Karısının bu davranışı Şi­va’nın bir şeyler yapması gerektiğini fark etmesine neden ol­du. Böylece kalktı ve tüm yoga güçlerini topladı.Dakşa’nın kurban verdiği yere gitti.

Kutlamaya gulyabani çiçekleriyle katıldı, ve gulyabaniler Şiva adına ateşleri kanla söndürdü­ler, kurbanlık kazıkları fırlattılar, kurbanı kutlayanları yedi­ler, ve göksel kadınları saygısız bir şekilde itelediler. Çok sayıda şişe kırıldığından süt ve şeker pekmezi ırmakları ak­maya başladı. Her çeşit yiyeceği ihtiva eden et ve yemek dağları geniş bir alana yayıldı. Geyik biçimindeki kurban kaçmaya başladı. Şiva kurbanın kaçtığını görünce çok sinir­lendi, ve hızla peşine düştü.

Koşarken kaşında bir ter dam­lası oluştu. Ve bu damlanın düştüğü yerden büyük bir alev saçıldı. Ateşten kısa boylu, kan kırmızı gözlü ve yeşil sakal­lı, korkunç görünüşlü bir yaratık husule geldi. Bu yaratık kovalanan kurbanı tuttu ve yedi. Kurbanı yedikten sonra, her yöne kaçan, bulabildikleri her yere saklanan tanrılara ve rişilere döndü. Bu noktada Brahma araya girdi ve öfkesin­den ürettiği bu kuvvetli yaratığı geri çağırması için,Şiva’ya yalvardı, ve bunu yapması durumunda o günden başlayarak sonsuza dek tanrıların her kurbandan ona pay vereceklerine dair söz verdi.

Fakat sorun Şiva’nın hiddetinden doğan ya­ratık ile ne yapılması gerektiği idi. O şekilde kalması halin­de, tüm yaradılışı yok edecek güce sahipti. Bu yüzden, Brahma onu bir çok parçaya ayırmayı teklif etti, böylece gü­cü en aza indirilebilirdi. Bu teklife Şiva nazik bir şekilde rı­za gösterdi. Şiva’nın öfkesinin ürünü bir çok parçaya ayrıl­dı. Ateş ismi altında hayvanlar ve insanlar arasında yaşa­maya devam etti.

Fakat Ateş kendini farklı biçimlerde gös­teren ve farklı şekillerde çalışan bir yaratık oldu. Örneğin, doğumda ve ölümde tüm yaratıklara girdi. Koyunlardaki karaciğer hastalığı, papağanların katlanmak zorunda kaldık­ları hıçkırık, boğaların toynaklarında görünen yara, diğer birçok dert ve rahatsızlıkların tamamı Ateş’in yüzündendi. Ateş aslen Dakşa’nın kurban merasiminde Şiva tarafından üretilen öfkeydi.

Bu hikayenin Mahabharata’nın sonraki bölümlerinde verilen iki uyarlaması vardır. İlki, ne tanrıların ne de rişile­rin Şiva’yı kurban merasimine hiç bir şekilde davet etme düşünceleri olmadığına işaret eder, fakat ikinci uyarlama, Dadiça (Dadhicha) adında bir rişinin Şiva’nın neden davet edilmediğini sorduğunu söyler.

Gerçekte, Şiva’nın (Rud­ra’nın) bulunmaması halinde kutlamada kurbanın değeri olmayacağını söyledi. Dakşa toplam on bir Rudra’nın var ol­duğunu ve hepsini tanıdığını ama Dadiça’nın bahsettiği bu büyük tanrının kim olduğunu bilmediğini söyledi. Tüm tan­rıların efendisi ve sahibi, emsalsiz tanrı Vişnu’ya kurban su­nuyordu. Dadiça, görünüşte tek başınaydı ve tapınılmaması gerekene taparlar ve tapınılması gerekene tapmazlarsa bü­yük bir belanın üzerlerine çökeceğinden emin olduğunu söyledi.

Şiva olayın geçtiği yere gelip kurbanı yok etti­ğinde, Dakşa ‘nın hafızası hızlı bir düzelmeye uğradı. Alçak gönüllülükle afedilmesi için yalvardı ve tanrıdan ona bir lütuf bahşetmesini istedi.Ve Şiva’nın 1008 ismini tekrar et­ti. Tanrı, bu tapınma biçiminden memnundu, ve kendisine tapan bu kişiye bin atı kurban etmiş kadar hak imtiyaz ede­ceğini söyledi. Ve ona Veda’lardan ve Sankya ve Yoga fel­sefesinden alıp bezediği yeni bir din tebliğ etti.

Bu doğastü yaratıklar, onu çilekeş yaşam uygulamasında uzun süre kul­landılar. Tamamıyla sır doluydu, ve bu nedenle aptal insan­lar onu eleştirdiler. Onun dört kast ile çok az ortak yanı olan yaşamın dört şekli içinverilen görevlere zıt giden bir iman inkarı olduğunu söylediler. Fakat bütün bunların üzerinde o özgürlüğün gerçek anlamıydı. Ne yazık ki Şiva’nın, metin­de söylendiği üzere bu yeni dini açıkladığına dair bir göster­ge yok, çünkü tanrı hemen sonra gözden kayboldu.

Fakat şu yararı vardı: Eğer bu hikayeyi okur ve Şiva’nın isimlerini ezberden söylersen hiç bir zaman ateşin çıkmayacak, ve da­ha ötesi, tüm yaşamın boyunca en ufak bir kötü tecrübe ya­şamayacaksın. Hastalık ve acılardan arındırılmış olacaksın; hiç bir hayalet ve şeytan ikamet yerini rahatsız etmeyecek; tüm arzuların yerine getirilecek; ve öldüğün zaman cennete gideceksin, ve bir daha hiç bir zaman dört ayaklı hayvan ya da kuş şeklinde doğmayacaksın.

Mahabharata, XII. 283, 285

AÇIKLAMALAR :

Şiva’nın Dakşa’nın kurbanına karışması Hint edebiyatında sıkça görülür. “Kurbanın Gücü” adlı efsanede de bu vardır, bu efsanenin belki daha önceki biçimidir. Ancak bunun başlangıcı Yayur-Veda ‘dadır, burda Rudra’nın diğer Veda tanrılarına karşı üstünlüğünü görmekteyiz. Destanlarda kaydedildiğine göre Vişnu ‘ya ve Şiva’ya tapanlar arasında bir kavga vardır.

Hari-vansa adlı eserde böyle bir durum hoş görülemezdi ve burda kurbana karışanın Brahma değil Vişnu olduğunu okuruz. Bu esere göre, kurban yok edildi­ğinde ve tanrılar kaçıştıklarında Vişnu Şiva’nın boğazını sıkar ve onu çekilmeye ve kendi üstünlüğünü kabul etme­ye zorlar (Dowson). Mahabbarata’da her iki tanrıya da eşit biçimde tapınılır.

UMA : Şiva’nın karısı. Babası ve kocası arasındaki bir kavgadan dolayı kendini kurban olarak yakar ve ilk Sati olur. Sati kelimesi gerçek veya erdemli kadın demektir ve kocalarının ölümü üzerine kendilerini yakan kadınlara ya­kıştırılır. Şiva’nın karılarından en önemlisi Durga ve Ka­li’dir. “Kali dört kollu kara bir kadın olarak tasvir edilir. Bir elinde kılıç diğer elinde öldürdüğü bir devin kafası var­dır, diğer iki eliyle de kendisine tapınanları yüreklendirir.

Küpe olarak iki ceset vardır kulaklarında, kafataslarından yapılma bir kolyesi vardır. Elbisesi ölü kafataslarından ya­pılma bir korsedir ve dili ağzından dışarı sarkar. Gözleri ayyaşlar gibi kırmızıdır, yüzünde ve göğsünde kan var­dır.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER