Okyanusu İçen Kutsal Adam

130

“Agastya: İndra’nın yağmur yağdırması ya da yağdır­maması önemli değildir. Eğer bana hiç saygı göstermezse, kendimi İndra’ya dönüştürürüm ve tüm yaratıkları anlı o­larak muhafaza ederim. Hatta tekrar tekrar yeni dünyalar yaratabilirim dedi. ”
Mahabharata, XIV. 92. 22.

Eski çağlarda, Agastya adındaki kutsal bir adam Hindis­tan’ın orta kesiminde Vindya tepelerinin kuzey bayırlarında kendisine bir inziva yeri inşa etti. İki babası olduğu söyle­nir. Bunlar tanrı Varuna ve tanrı Mitra idi. Ancak bu ifade pek doğru olmayabilir, çünkü metinde bir zamanlar Agas­tya’nın ölmüş atalarının tamamını bir çukur üstünde başaşa­ğı asılı olarak gördüğü kayıtlıdır.

Bilge onlara bu tehlikeli ve rahatsız durumda neden bulunduklarını sorduğu zaman, onlar bunun nedeninin evlenme ve bir oğul babası olma ko­nusunda başarısız kalmaları olduğunu söylediler. Bu cevap bir babanın kurtuluşunu sağlamak için bir oğulun gerekli ol­duğu inancını gösterir.Agastya, ihmalinin atalarına kar­şı çok fazla acı ve huzursuzluğa sebep olduğunu öğrenmek­le müthiş bir şekilde şok oldu, ve hemen evlenmeye ve oğul babası olmaya karar verdi. Fakat hiç bir yerde oğullarının a­nası olmaya layık bir kadın bulamadı.

Bununla birlikte, ke­şişlik değerinin görkemli bolluğu bahşedilmiş bir kişi olarak, hemen hemen arzuladığı her şeyi yapabilecek kabiliyet­te idi. Ve böylece farklı hayvanların en güzel ve en zarif yerlerini aldı, ve onlarla, birini diğeri ile karıştırarak uygun kombinasyonlar oluşturma yolu ile utanmayacağı bir eş ya­rattı.

Ama harika olmasına rağmen, bu yaratıcı olay çok geç­meden diğer yaptığı eylemlerden dolayı unutuldu ve Agast­ya’nın şöhreti, en çok onun doğaüstü sindirim gücüne daya­ndı. Bu güçleri göstermek için iki hikaye anlatılır. İlki, ca­hil ve dindar olan bazı Brahmanlar üzerinde kötü ve zalim oyunlar oynayan kötü bir şeytan hakkındadır.

Şeytan, tanrı İndra’dan ona bir oğul istemedikleri için Brahmanlara gü­cenmişti, ve hıncını almak için onları ziyafete davet etti. Kutsal insanlar gelmeden önce hazırlanmış yiyecekler ara­sında keçi eti gibi görünen, ama gerçekte öldürülen ve mi­safirler gelmeden önce keçi görümününe dönüştürülen şey­tanın erkek kardeşinin eti idi. Brahmanlar yemeklerini bi­tirdiği zaman, şeytan yüksek sesle kardeşine seslendi, “Va­tapi, Vatapi, orada mısın, Vatapi?” Vatapi, çağırıya itaat e­derek, Brahman’ ların karınlarından vücutlarını parçalaya­rak çıktı.

Kısa bir süre sonra, Agastya bu şeytanı ziyaret et­mek durumunda kaldı. Aslında kendisine eş olacak kadın i­çin bir çeyiz sağlanmasında onun yardımını istemeye gitti. Şeytan onu memnunlukla karşıladı ve ayaklarının yıkanma­sı için su getirdi. Fakat Brahmanlara karşı uygula­dığı hileyi Agastya üzerinde oynamaya karar verdi. Ve böylece kardeşini öldürdü ve yemek ziyafeti için pişirdi ve bilge gelmeden önce hazırladı. Elbette bilge keçi eti yeme­diğinin farkındaydı ama biftekten bir tek parça kalmayana kadar yedi bitirdi.

Şeytan oldukça memnundu, ve bu mutlu­luğunu gizleyemedi. Fakat onun bu mutluluğu hemen üzün­tüye dönüştü. Çünkü daha önce sesli olarak çağırdığı gibi o­na “Vatapi, Vatapi, orada mısın, Vatapi?” diye seslendiğin­de, Vatapi hiç bir şekilde zuhur etmedi. Agastya’ya gelince, güldü ve “Çok geç kaldın. Ben onu sindirdim bile.” dedi. Ve şeytanların hiçbiri, bu sakin ve ezici sert cevabı takiben kuvvetli bir geğirti olan kardeşi bir daha asla görmedi.

Fakat Agastya sindirim gücünü, bir başka sefer çok da­ha büyük bir durumda kullandı. Bu, tanrılarla şeytanların sık sık savaştıkları altın çağı döneminde idi. Şeytanlar, uzun ve kanlı süren birçok savaşlardan sonra, okyanusta sığına­cak yer bulmaya mecbur bırakıldılar. Ama saklanma yerle­ri olan okyanustan dışarı doğru, zaman zaman her yöne ateş ve mızrak attılar.

Gerçekten, dünyadaki tüm dini bilgileri ve doğrulukları (faziletleri) tamamen yok edeceklerine kati bir şekilde karar verdiler. “Dini ve fazileti yok etmekle, üç dün­yanın yok edilmesini de sağlamış oluruz” dediler. Ve böy­lece, herkesin uykuda olduğu bir sırada, sinsice sürünerek bir inziva yerinden diğerine hepsini bir bir ziyaret ettiler ve münzevileri katlettiler. Onlar bu işlerini o denli sakin yaptı­lar ki hiç kimse onların yaklaştıklarını ya da ayrıldıkları bi­le anlayamadı. Fakat her sabah onların yaptıkları zulmün taze izleri görülüyordu.

Kutsal ateşler ve saflaştırılmış tere­yağı adakları aşağılayıcı bir şekilde yere saçılırlarken ve dö­külürlerken kırık kavanozlarla ve diğer ibadet araçları ile yeryüzü, etleri yenen kutsal insanların kemikleri ile kaplan­mıştı.

Bu tür gizemli ziyaretler, insanların zihinlerini giderek evrensel bir dehşetle doldurdu. Çoğunluğu yeryüzünün ma­ğara ve sığınaklarında gizlendi; diğerleri ise daha uzak dağ­lara ve ormanlara kaçtılar. Moral bozukluğu öylesine bü­yüktü ki, ölüm korkusu diğerlerinin kendilerini öldürmeleri­ne neden oldu. Fakat yine de bazıları vardı ki onlar korku nedir bilmediler. Biraraya toplandılar ve görünmeyen düş­manlarını aramaya çıktılar. Tabii ki bu boşuna bir çabaydı. Hiç kimse bulunamadı.

Şeytanlar deniz dibinde saklanıyor­lardı. Göksel varlıklar bile kendilerini endişe ve korkudan a­lamıyorlardı. Bu zarara sebep olanların eski düşmanları olan şeytanlar olduklarını fark etmediler. Fakat kalan Brah­manların hayatları kurtarılmasaydı, evrenin yok edilmesini hiç bir şeyin engelleyemeyeceği açık bir şekilde görüldü.

Böylece onlar, cennetin kralı İndra ile koruyucu tanrı Viş­nu’ya aracılık etmesi için gittiler. Bu kudretli tanrıya yakla­şırken, ona bir çok durumda nasıl kurtarıcı olarak geldiğini ve ızdırap çeken dünyayı nasıl kurtardığını hatırlattılar.Nasıl olduğunu bilmediklerini ama geceden geceye Brah­manların büyük bir çoğunluğunun yok edildiklerini söyle­diler. Ve onların katillerinin kim olduklarını bilmediklerini söylediler. Fakat bununla birlikte bir tek şey kesindi. Eğer bunun durdurulması için bir şey yapılmazsa, Brahmanların yok edilmesi ile birlikle dünya da yok olmaya gidecekti.

Buna karşılık Vişnu, katillerin kim olduklarını, nerde yaşa­dıklarını bildiğini açıkladı. Onlar, erkek göksel kardeşleri­nin cesareti ile okyanus derinliklerinde intikam almak için mecbur bırakılmış olan şeytanlardı. O, şeytanları öldürmek için onlara yardım etmekten çok mutlu olacaktı. Ama tek zorluk onların nasıl yakalanacağı idi. Eğer denizde hiç su bulunmasaydı onların öldürülmesi daha kolay olacaktı. Ok­yanusun boş yataklarını tarayabilir ve düşmanlarını kılıçtan geçirerek öldürebilirlerdi.

Vişnu’nun düşünebildiği kadarıy­la onlara yardım edebilecek tek kişi rişi Agastya idi. Onun sindirim gücü harikaydı. Eğer okyanus sularını içmesi için ikna edilebilirse herşey normale dönecekti. Bu tavsiyeye i­taat ederek, tanrılar Agastya’nın nziva yerinde biraraya toplandılar. Bilgenin önünde alçakgönüllülükle eğilip selam vererek, hepsi birlikte ona övgü şarkıları söylemeye başla­dılar. Ona her ne zaman zorluk içine düşerlerse daima onun yardımını aradıklarını söylediler. Ve bunu ona daha fazla güven duyarak söylediler, çünkü o şimdiye kadar hiç kim­seyi eli boş göndermemişti.

Agastya, tanrılara ne tür bir lü­tuf istediklerini sordu. Ziyaret nedenlerini birkaç kelime ile ifade ettiklerinde, kutsal adam daha önce yaptığı gibi eyle­minin dünyaya büyük bir yarar vereceğini bilerek kabul et­ti. Bir an bile geciktirmedi. Yerinden kalkarak, okyanus kıyılarına doğru yola koyuldu. Tanrıların ve insanların çok büyük bir çoğunluğu tarafından takip edildi, çünkü onların hepsi okyanusun yutulmasına şahit olmaya istekli idi. Deniz seviyesinin sürekli olarak aşağı indiğini seyrederlerken, tan­rılar hayret ve övgü ile dolu idiler. Bilgeye, onun gerçekten dünyanın yaratıcısı ve koruyucusu olduğunu ve onun bu i­yiliği sayesinde kendilerinin yok edilmekten kurtıJlmuş ol­duklarını söylediler.

Son damla yutulduğunda ve okyanus yatağı kıyıdan kıyıya açığa çıkartıldığında cennet orduları savaşmak için ilerlediler. Bu birbirini takip eden büyük bir savaştı. Şahit oldukları sahne, düşmanlarının üzerinde mo­ral bozucu bir etki bırakırken tanrıları cesaretlendirmişti.

Sonuç olarak, aşağı yukarı şeytanların tamamı kılıçtan geçi­rilerek öldürüldü; yalnızca bir kaç tanesi dünyanın bazı çat­lakları arasından daha önce yaptıkları gibi görünmeden kay­bolarak ve cehennemde bir sığınak bularak kaçmayı başar­dı. Zafer kazanan tanrılar kendilerine iyilik edene döndüler, ve ona tekrar teşekkür ettiler, ve bilgeye yuttuğu suları bo­şaltması ve okyanusu tekrar doldurası gerektiğini söyledi­ler. Fakat, daha evvel olduğu gibi, Agastya, “Çok geç kaldı­nız. Suları sindirdim bile. Okyanusun boş yatağını doldur­mak için başka bir yol düşünmelisiniz” diye karşılık verdi.

Bu cevap, göksel varlıkları şaşkınlık ve sıkıntı ile doldurdu. Bilgenin güç ve kabiliyetini yeteri derecede takdir edemedi­ler. Fakat Brahma onlara cennetten Ganj nehrini indireceği­ne söz verdiğinde rahata kavuştular, ve okyanusun boş ya­tağı dolduruldu.

Mahabharata, III. 96.

AÇIKLAMALAR :

AGASTYA: Tanrı Mitra ve tanrı Varuna’nın onun baba­ları olduğu söylenir. Onun doğumu Hindu efsanelerinin en iticilerinden biridir. Vişnu’nun domuz, aslan adam ve cüce olarak doğumların­dan bahsedilir.

1- Mahabbarata’da Brahma’nın ihmali sonucu insanlar ve hayvanlar arasında ölüm olmaz, ancak doğum devam eder. Nüfus bu kadar artınca yeryüzü çöker. Yeryüzü Vişnu’dan yardım isteyince Vişnu domuz görünümünü alır ve yeryü­züne tek dişli bir yaban domuzu olarak gelir.

2- Ramayana’da, Bali adında bir şeytanın üç dünyayı yö­netmek için çilekeşliğe başladığı söylenir. Tanrılar Viş­nu’ya bir cüce olarak görünmesi ve Bali’den daha iyi ol­ması için yalvarırlar. Vişnu bir cüce olarak dünyaya gelerek Bali’nin gücünü kırar.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER