Paganizm Nedir?

846

Paganizm sözcüğü Latince “paganus” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcüğün anlamı köye ait, köylü demektir. Ancak zaman içinde, Roma Imparatorluğu’nun Hıristiyanlığı kabulü ile Hıristiyanlık şehirlerde daha çabuk yayılmış ve eski din köylerde yaşamaya devam etmiştir. İşte eski dini devam ettiren köylüler bu sözcük ile tanımlanmış ve paganus “eski dini sürdüren” anlamında kullanılmıştır.

Paganus sözcüğünün de kökenine bakarsak, Hint Avrupa kökü olarak pag- kökünü görürüz ki bu da “yerine bağlı” anlamına gelmektedir. Etimoloji de paganın toprağına bağlılığını göstermektedir. Zamanla pagan sözcüğü, Hıristiyanlık dışı çok tanrılı dinleri tanımlamak için de kullanılmıştır. Özellikle eski inançları anlatırken, -Kelt, Germen vs- pagan sözcüğü kullanılmıştır. Bu bağlamda tarih içinde bu terim, Hıristiyanlar tarafından daha çok aşağılamak amacı ile de kullanılmıştır.

Pagan sözcüğü ortaçağ boyunca dinsizleri ve Müslümanları ifade etmek için kullanılmış olsa da, Rönesans’tan sonra, Antik düşünceyi ifade etmek için kullanılmıştır. Daha sonra da tektanncı dinler öncesi dinleri ifade etmek için kullanılan pagan sözcüğünün içeriğinin günümüzde de tam anlaşıldığını söylemek zordur.

Pagan Federation International’in Türkiye İnternet sitesindeki tanım ise şöyledir:

“Paganizm kökenleri dünyanın kadiın doğa dinlerine uzanan spritüel bir yaşam tarzıdır. Temelde kökleri Avrupa’nın eski dinlerindedir.[Burada kısıt Yakındoğu ‘yu da içine alan kültür dairesinedir, ancak elbette ki aslen tüm bir coğrafyayı kapsar. çn] Ancak takipçilerinin bir kısmı diğer ülkelerin yerel inançlarına da büyük önem ve değer verirler. Her şeydeki kutsallığa dair bir inanç dünyanın her yerinde bulunabilir. Paganlar bunu mirasları ve kökenleri olarak görüp, bunların modern yaşama uyumlu olacak şekilde adapte edilmiş formlarıyla, öncüllerinin inanç ve değerlerini korurlar. Doğanın kutsallığını kutlar ve her şeyde var olan ilahiliğe evrenin içinden akan ve hem görülebilen hem de görülemeyen bilinemez tine- saygı duyarız.”

Öncelikle Paganizm anakronik bir bakış açısıyla anlatılmaya çalışıldığı gibi, “spritüel ” yani “ruhsal” bir yaşam tarzı değil tamamıyla pratiğe ve Doğa’ya dönük bir yaşam tarzıdır. Pagan kutsallığı ve pratiği “ruhsallık” kalıpları ile açıklanamaz. Paganizm içinde kadim bilgeliğin bütün kültürlerde ifade ettiği ruhsallığı taşıdığı kadar, maddi yaşama dönük b ütün pratikleri de kapsar.

Öte yandan paganizm ” modern yaşama uyumlu olma” kaygısı gütmez. İleride de ayrıntıları ile göreceğimiz gibi “modern yaşam” küresel kapitalizmin dayattığı bazı tüketim kalıplarından oluşmaktadır ve bu bağlamda Dünya’yı tüketen bir tarzdır. Bir paganın bununla uyumlanması kesinlikle beklenemez. Pagan Dünya’nın tükenmesine karşı koyan kişi de olmak zorundadır.

Shanddaramon (2006) paganizmi tanımlarken, paganizmin üç temel direği olduğunu söyler ve bunları şöyle tanımlar:
Her şey kutsaldır ve bizde, etrafimızda tanrısallık her yerde bulunur. Yaşamımızı ve ruhsal yolumuzu seçmekte özgürüzdür ve bunun sonucunda yaptığımız seçimlerden sorumlu oluruz. Evrenin doğal döngülerini kutsar ve kutlarız.

Bu tanım eksik olmakla birlikte, paganizmin temellerini de ortaya koymaktadır.

Çok popüler bir paganizm kitabında (Higginbotham, 2002) yazdığı gibi paganizmi hem bir din hem de bir ruhsallık biçimi olarak kabul etmek de doğru değildir. Birçok kere belirteceğimiz gibi, paganizm “religio” anlamında bir din değildir. Bu düşünce ortaya çıkmadan önce var olmuş bir Doğa-insan iletişimine dayanan bir pratik olarak, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ruhsallık ile de alakalı olmamıştır. Bu tür düşünceler, günümüzde ortaya çıkan anakronik tanımlamalardır.

Burada ifade edilmesi gereken önemli bir husus da paganizmin kendi içinde “dogma”ları olmadığı , birçok kavramın sembolik olduğu ve defalarca ifade edeceğimiz gibi pagan izmin bir “din” olmadığıdır.

O halde paganizm, önceleri Hıristiyanlık öncesi dinleri tanımlamakta kullanılmakta iken, günümüzde, çok geniş anlamda, bildiğimiz tektanrıcı dinlerin dışında kalan, ancak evrensel kutsal bir gücü kabul eden, doğa tabanlı eski inançları anlamak için kullanılmaktadır.

Günümüzde yaşayan paganizm ise sözü geçen eski temellerini koruyan, Dünya’nın tükenmesine karşı bir duruş gösterebilen ve kutsallığı yeniden tesis etmeyi amaçlamış bir yaşam biçimidir. Öyleyse paganizm bir bakıma yeniden Doğa ile barışmak, onunla bir bütün olmak ve uyumlanmak için yapabileceğimiz kişisel ve toplumsal eylemleri de kapsamaktadır.

Burada “Doğa tabanlı” sözcüğünü biraz daha açmak gerekmektedir.

Paganizmin Doğa tabanlı olması iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Öncelikle ilk insanların var olması için yaşamları tamamen Doğa’ya bağlı idi ve Doğa’nın her türlü olaydan bağımsız değildi. Bu nedenle ilk insanların Doğa’daki her unsura bir “kutsal”lık atfettikleri ve bunlar ile uyum içinde yaşamaya çalıştıklarını bilmekteyiz. Ancak insanlar “teknolojik” buluşlarla Doğa ile daha da uyumlu yaşayacakları yerde dilimizde yanlış olarak yerleşen bir düşünce kalıbı ile “Doğa’yı yenmek” için çalışmışlar ve kendilerini Doğa’ dan ayırarak, Doğa’yı ve geniş anlamı ile Dünya’yı tüketen bir yaşam biçimi geliştirmişlerdir. Oysa paganizm her zaman Doğa ile “savaşmayı” değil uyumlanmayı öngörmüştür.

O zaman paganizmin Doğa ile uyumlanmasının temelinde Doğa’nın, daha geniş bir deyişle, etrafımızda gördüğümüz her şeyin “kutsal” olduğuna ve bu kutsallıkta “tanrısallığın” tezahürü olduğuna inanç vardır; bu aynı zamanda bu kutsallığı taşıyan insanın evrensel kutsallıkla uyumlaşması demektir.

Pagan, Doğa ile uyumlanarak ulaştığı bu kutsallığı ya da Evren’in Yaratıcı Gücü’nü çeşitli sembollerle ifade eder.  Tanrılar ve Tanrıçalar bu gücün farklı yönlerinin sembolleridir.

Doğa ile uyumlaşmanın bir başka görüntüsü de Doğa’nın zamansal döngülerine uyum sağlamaktır. Bilindiği gibi Dünya’mızın yörünge düzlemi ile ekvator düzlemi arasında 23°27′ açı olması mevsimlerin var olmasına neden olmaktadır. Bu da gece-gündüz döngüsünden sonra Dünya’nın en önemli döngüsünü oluşturmaktadır. Kuzey Yarımküre’ de, Avrupa ve Akdeniz havzasında yaşayan paganlar da bu döngüden etkilenmektedir. Bu döngülerin en önemli günleri olan Yaz Gün Dönümü 21 Haziran, Kış Gün Dönümü 21 Aralık ve Ekinokslar olan 23 Eylül ve 21 Mart da önemli günler arasında yer alacaktır.

Paganizm, Doğa ile olan bu bağlantısını ilk insan topluluklarıyla beraber kurmuştur. MÖ 100.000 civarında ölüsünü gömebilen Neanderthal insanı Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi keşfetmişti. Bu bağlamda paganizmin tarihi tam olarak insanlık tarihi kadar eskidir.

Uygarlık dediğimiz, kültür kalıplarını ve bilgileri depolamayan erken dönem insan toplulukları, tarihinin ilk devirlerinde Doğa ile olan ilişkileri çok daha özgür olarak keşfetmiş ve günümüze kadar gelecek olan paganizmin temellerini atmıştı. İlk insanın Doğa’yı kutsallaştırması da bugünkü paganizmin içinde özgün hali ile vardır.

Öte yandan, çok doğru bir ayırım olmamakla birlikte, birçok araştırmacı pagan düşüncesinin evrimini üç bölümde incelemektedir.
Paleo-Paganizm: Eski toplumların inançları. Tek tanrılı dinler öncesi, paleolitik toplumlardan Roma’ya kadar yaşayan, diğer toplumlarda daha da süren çok tanrılı ve Doğa temelli inançlar. Çok tanrılı dinlerin gelmesi ile ya da Medeniyetin( ! ) yayılması ile yok olduğu öne sürülen bu inançlar aslında hem günümüzde yaşamakta hem de günümüz pagan inançlarına temel teşkil etmektedirler.

Mezo-Paganizm: Bu daha çok Rönesans’tan On dokuzuncu yüzyıla kadar, eski inançların yeniden canlandırılmasına dayanır. Ancak bazı araştırmacılar bazı ezoterik hareketleri de bu akım içerisine dahil ederler. Gül-Haç, Masonluk, Altın Şafak gibi. Ancak bu tür ezoterik ya da romantik hareketler bu çalışmamızın konusunu teşkil etmediğinden fazla üzerinde durmayacağız.

Neo-Paganizm: Neo-paganizm ise Yirminci yüzyılın ikinci yarısında tam olarak ortaya çıkmış ancak kökenieri daha eskiye dayanan bir düşüncedir. Neo-paganizm, doğaya bağlı, doğanın döngülerini takip eden ve doğayı “Tanrıça” kavramı ile özdeşleştiren bir düşünce biçimidir. Bu bağlamda Neo-pagan eski pagan atalarının yolunu günümüz koşullarında takip etmeye çalışan kişidir.

Kaynak: Paganizm: Kadim Bilgeliğe Giriş -Erhan Altunay, s15-21

PAYLAŞ
Önceki İçerikFikret Mualla Kimdir?
Sonraki İçerikGöbeklitepenin Sırrı – Kozmik Ekinoks ve Kutsal Evlilik
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER