Ramanın Cennete Yükselişi

123

“Rama bin yıl boyunca birçok at kurbanı, sayısız inek ve diğer başka kurbanlar sundu. ”
Ramayana, VII. 112.

Rama’nın dünya üzerindeki egemenliği on bir bin yıl sür­dü. Bu yılların çok mutlu yıllar olduğu söylenir. Şita’yı kay­bedişinden sonraki duyguları her ne olmuş olsa da, buyruğu altındakilerin mutluluğu ve refahı konusunda hiç şüphe yoktu. Hiç bir zaman, en ufak bir sorun ya da sıkıntı çekme­diler. Anne babalar hiç bir zaman çocukları için cenaze tö­reni yerine getirmek zorunda kalmadılar, çünkü herkes et­raflarını saran yüzlerce oğul ve torunlarla bin yıl yaşadı.

Doğa evrensel mutlulukla birleşti. Ağaçlar yıl boyunca meyve ve çiçeklerle kaplandı, huzurlu rüzgar esti ve yağmur ihtiyaç olduğunda yağdı. Ve şimdiye kadar, söylemesi tu­haf, çizdiğimiz resmin doğruluğunu sorgular gibi görünen iki olay meydana geldi. Aç bir Brahman’ın zorlukla yürüye­rek kapı kapı dolaştığını, sadaka aradığını ve hiç bir şey bu­lamadığını okuruz destanda. Ve aynı derecede etkileyici bir şey daha; aynı kastın diğer bir üyesi, on dört yaşındaki oğlu­nun ölümünden dolayı prense sövüp sayar. Böylesine za­mansız ölümler Rama’nınkinden başka krallıklarda duyul­mamıştır, der. Fakat bu iki olay dışında üzüntü ve hastalık yoktu. Bu uzun ve refah getiren saltanatın hikayesi birkaç sayfada toplanmıştır ve Rama’nın en zor görevleri, sofu ol­duğu kadar küstah olan bir Şudra’yı öldümesi ve bir baykuş ile akbaba arasında geçen kuş yuvasının kime ait oldu­ğu konusundaki anlaşmazlığı çözmesi idi. ·

Rama’nın erkek kardeşlerine gelince, zamanla herbiri Hindistan’ın farklı kısımlarında kendileri için krallıklar oluşturdular. Barata’nın fethi en etkileyici olanı idi. Elde et­tiği toprak Hindistan’ın kuzey batısında idi. Yedi gün süren bir savaşta otuz milyon insan öldürüldü. Tanrılar daha önce böylesini hiç görmediklerini söylediler. Barata fethettiği memleketi iki oğlu arasında bölüştürdü, ve her biri için da­ha sonraki günlerde adlarıyla onurlanan birer başkent inşa ettirdi.

Fakat ne Barata ne de diğer erkek kardeşler Ra­ma’dan uzak kalmaktan mutluydular, ve oğulları erkekliğe ulaştıklarında zamanlarının büyük çoğunluğunu Ayod­hya’da geçirdiler. Onun yanında bulunmanın mutluluğu içinde, oğullarından ayrı kalmaktan pişmanlık duymadılar. Bu şekilde on bir bin yıl geçti. Rama, birçok kurban görevi yerine getirdi, ve özellikle kurban edilen inek sayısı dikka­te değerdir.

Ama en uzun saltanat bile mutlaka sona ermelidir. Ve bir gün Zaman çilekeş görünümünde Ayodhya’ya geldi. Zaman saray kapısından bekleyen Lakşmana’ya kardeşini görmeyi arzuladığını söyledi. Kendisine kralın huzuruna kadar refakat edilince, kral her zamanki sunularını arzetti ve misafirini altından yapılmış taht üzerine oturttu. Fakat kral ona ziyaret nedenini sorduğunda çilekeş tanrıların iyiliği için görüşmelerinin özel olması gerektiğini söyledi. Kati bir gizlilik gerekliydi ve kim bu görüşmeyi dinlemeye cüret ederse Rama onu öldürmeye yemin etmeliydi.

Bu talebe uyarak Lakşmana kapıda gözcü olarak duracak oday gir­meye yeltenenleri engelleyecekti. Bu önlemler alındığında o ana kadar ismini gizli tutan çilekeş, tanrı Vişnu olarak cennette hüküm sürerken, Maya ya da yanılsama’nın rah­minden doğan Rama’nın öz oğlu Zaman olduğunu beyan et­ti. Rama’nın dünyada geçici olarak görevlendirildiği yılla­rın bittiği gerçeğini hatırlatmak için Brahma’nın elçisi ola­rak o gün orada bulunduğunu ve kardeş tanrılarının onu sa­bırsızlıkla cennette beklediklerini söyledi.

İnsanlar üzerin­deki hakimiyetini sürdürmek istemesi halinde bunu söyle­mesi yeterliydi; fakat Brahma ona bu sözü göndermeyi bir görev olarak düşünmüştü. Buna cevap olarak Rama haber­ciye oğlu olarak hitap ederek, onu görmekten büyük mutlu­luk duyduğunu söyledi. Dönüşüne ait soruya gelince, Za­man geldiğinde zaten bu konuyu düşünmekteydi ve en kısa zamanda yukarı dünyadaki asıl görevlerine yeniden başla­maya hazırdı.

Saray içinde bu konuşma devam ederken dış kapıda baş­ka bir çilekeş belirdi. Yeni gelen çok seçkin fakat çok sinir­li olan Durvasa idi. Rama ile konuşma arzusunu bildirdiğin­de Lakşmana, kardeşinin başka bir çilekeş ile özel bir görüş­mede olduğunu ve rahatsız edilemeyeceğini söyleme cüreti­ni gösterdi. Fakat çilekeş, karakterine özgü olarak, eğer Lakşmana hemen gitmez ve acil bir görüşme ayarlamazsa yalnız Rama ve onun sarayındakileri değil aynı zamanda tüm kenti ve Ayodhya sakinlerini de lanetiyle mahvedece­ğini söyledi.

Lakşmana, bu korkunç tehtidi işittiği zaman, ölümün onun bir parçası olduğunu bilmesine rağmen, ailesi ya da ırkı mahvolacağına kendisinin yok olmasının daha doğru olacağına karar verdi. Böylece krala gitti ve Durva­sa’nın onu görmeyi arzuladığını ve reddedilemeyeceğini bildirdi. Rama uygun bir şekilde Zaman’a veda etti ve ikin­ci fakat sabırsız ziyaretçisini kabul etmek için acele etti. Ellerini birleştirip eğilerek selam verdi ve sabırlı bir şekilde ona ne istediğini sordu. Durvasa “”çok açım” dedi. “Bin yıl­lık çilekeşlik uygulamasını henüz bitirdim ve bu uzun süre içinde hiç orucumu bozmadım. Bana yiyecek getir, çok faz­la yiyecek getir ki açlığımı yatıştırayım.” Hükümdar hemen en iyi yiyeceklerin hazırlanması için emirler verdi ve çile­keş doyana kadar yediğinde Rama’ya misafirperverliği için teşekkür etti ve inziva yerine çekildi.

Fakat bilgenin ayrılmasıyla, Rama ilk çilekeş ile olan görüşmesini hangi koşullarda onayladığını hatırladı. Lakş­mana, onların görüşmesini kesmişti ve bu nedenle ölmeliy­di. Ona karşı olan sevgisi yüzünden Rama’nın anlaşmayı yerine getirmeyi reddeceğinden korkan Lakşmana, kardeşi­ne üzülmemesini söyledi. Verdikleri sözü yerine getirmeliy­diler. Kaderin ellerindeydiler ve insanların eylemleri bir ön­ceki yaşamlarında yaptıkları ile belirlenirdi.

Rama kardeşini öldürmek zorunda olmadığını hatırladı. Bilge kişi­ler bir kişiyi reddetmenin onu öldürmeye eşit olduğunu söy­lemişlerdi. Ve böylece “Seni reddediyorum” dedi. Kardeşi tarafından reddedilen Lakşmana, sarayı hemen terk etti ve kısa bir süre için ibadet yaptığı Sarju nehri kıyılarına doğru yol tuttu. Daha sonra ağzını , burun deliklerini ve bedeninde­ki diğer delikleri nefes alması imkansız olacak şekilde ka­pattı. Bu sefer tanrılar zuhur ettiler ve açıklanmayan bir şe­kilde Lakşmana’yı cennete götürdüler. Onun Vişnu’nun dördüncü parçası olduğunu hatırlayan göksel varlıkların onu görmekten çok memnun oldukları söylenir.

Rama kardeşini kaybetmekten çok üzgündü ve o sıra Ayodhya’da bulunan Barata’ya dünyada daha fazla yaşama arzusu olmadığını söyledi. Hemen o gün, bir ormanda yaşa­mak için gitmeye karar verdi. Onun arzusu Barata’yı tahta varisi yapmak idi. Ama Barata bunu kesinlikle reddetti. “İki oğlun var. Krallığı aralarında ikiye paylaştır ve yaşamaları için iki kent inşa ettir. Bana gelince, ben seninle geliyorum. Benim için senin olmadığın yerde cennetin bile cennetliği sona erer. Yalnız bu değil, aynı zamanda diğer kardeşimiz Şatrugna’ya haber göndermelisin ve ben onun da bizimle gelme arzusunda olacağından eminim” dedi.

Ve böylece söylenen yerine getirildi. Mutra’ya, Şatrugna’yı çağırması için ulaklar gönderildi ve Şatrugna onlara katılana kadar ye­di gün geçti. Bu arada, Rama’nın oğulları krallıklarına yer­leştirilmişlerdi, ve onların yaşamaları için kentler inşa edil­mişti. Fakat Rama’ya eşlik etme ayrıcalığını elde etmek için yeni talipler ortaya çıktı. Ayodhya halkı, Rama’nın onlar­dan ayrılacağını öğrendiklerinde geride bırakılmayı reddet­tiler. Yalnız onlar değil, aynı zamanda binlerce yıl önce Rama’nın Ravana ile yaptığı savaşta Rama’ya yardım etmiş olan ayılar ve maymunlar da zuhur etti ve “Biz de seninle geliyoruz. Bizi terk etmene müsade edemeyiz” dediler.

Des­tan Rama’nın ormandan daha uzun bir yolculuğa çıktığını belirtir. O cennete gidiyordu, ve bunu halk, ayılar ve may­munlar da fark etti. Bu yüzden Rama’nın arkasından giden büyük bir topluluk oluştu. Ayodhya tamamen terk edildi . Karıları ve çocukları ile birlikte halk, ülkenin din adamları,harem ağaları ve ‘zenana’nın (Hindistan’da harem dairesi) kadınları, ayılar ve maymunlar, hatta o yörenin hayvanları ve kuşlar bile alay yürüyüşüne katıldılar. Bu uzun yolculu­ğa katılan hacılar Sarju nehri kıyılarına gidiyorlardı.

Rama önde yürüyordu. Tanrısal karısı olan bereket tanrıçası Lakş­mi onun sağ tarafında ve toprak tanrıçası onun sol tarafın­daydı. Kendisine Dört Veda, Gayatri ayeti, kutsal OM harf­leri ve sıranın sonunda bulunan bilge ve şeytanlar refakat ediyordu ve bunların hepsi cennet kapılarına doğru Rama ile yolculuk etmekten dolayı çok mutluydular.

Suya ayak bastıklarında, yaratıcı tanrı Brahma zuhur etti. Ona kardeş tanrılar eşlik ediyordu ve milyonlarca ve milyonlarca deği­şik yarı tanrısal varlıklar göksel araçlarını sürüyorlardı. Brahma, Rama’ya Vişnu ismiyle hitap etti ve ona cennete döndüğü için hoşgeldine geldiklerini söyledi. Vişnu’nun, düşüncenin ve bilginin ötesinde ölümsüz ve yok olmayan tanrı ve tüm varlıkların sığınağı olduğunu söylediler. Brahma bunları söyledikten sonra İndra ve başlarında ateş tanrısı ile diğer göksel varlıklar hürmetle eğildiler.

Rama’nın gelme­siyle günahlarından arındıklarını ve kalplerindeki arzuya nail olduklarını söylediler. Böylece Rama ve kardeşleri cen­nete girdiler. Ama göklerin arasından geçerlerken, müteva­zi arkadaşlarını unutmadılar. Rama, ya da şu anda çağrıldı­ğı ismiyle Vişnu; yaratıcıdan, arkadaşlarının her biri için yukarı dünyada uygun bir yer tahsis etmesini istedi. Bu ta­lebe karşılık olarak Brahma, Ayodhya halkının eşleri ve ço­cukları ile yakında Vişnu’nun sahibi olacağı bölgeye gide­bileceklerini söyledi, ki bu en alçak mertebede olanların bi­le her şeyde Vişnu’yu görürlerse girme imtiyazına sahip ol­dukları kutsanmış bir yerdi.

Ayılara ve maymunlara gelin­ce, onların tanrıların dölleri olduklarını, Ravana ile yaptığı savaşta Rama’ya yardım etmeleri için doğduklarını ve gök­sel ataları ile tekrar biraraya gelmeleri gerektiğini hatırlattı. Ve böylece, bu yerine getirildi. Sahiplerini Ayodhya’dan başlayarak takip eden hayvanlar ve kuşlar bile unutulmadı. Erkekler ve kadınlar, yaşlı ve gençler, bilgeler ve şeytanlar, maymunlar ve ayılar, hayvanlar ve kuşların her türü Sarju nehri sularına dalar dalmaz beden değiştirdiler ve tanrılarla birlikte cennette yaşam sürmeye gittiler.

Bu destanın tek bir mısrasını bile okuyan çocuksuz bir erkek bir oğula sahip olacak ve her gün bir mısrasını oku­yan kişi bütün günahlarından arınmış olacak.
Ramayana, VII. 114 -124.

AÇIKLAMALAR:

ŞUDRALAR: Dördüncü kastın üyeleri çilekeş uygulama yapamazlar. Vedaları ne okuyabilirler ne de dinliye­bilirler. Şudra’ya kanunu açıklayan ya da eziyet çekerek kefaret ödemesini öğütleyen Brahman da onunla birlikte cehenneme gider. Adının anlamı onun aşağılık oluşunu vurgulamalıdır. Şudra’yı öldürmek önemli değildir. Onu öldürmenin kefareti bir köpeği, kertenkeleyi ya da kargayı öldürmekle aynıdır. Ama bir Brahman’ı öldürmenin kefa­reti hiç bir şekilde ödenemez. (Manu Kanunları, I.91 , II.31, XI. 90 ve XI.132) Daha önce yazılmış olan Ramayana kitapları düşük kast veya kast dışı ile ilgili böyle bir içerik taşımaz.

DURVASA : Başka bir efsanede de (Krişna’nın Ölümü) hasta ruhlu rişinin burdaki gibi korkunç sonuçlara yol açan işe karışmasını görürüz. Durvasa’nın çilekeşliği görünüşe göre onun ahlakının üzerinde bir etki yaratamamış. Ne ya­zık ki çilekeşlik ve ahlak her zaman birbiriyle ilintili olmu­yor.

LAKŞMİ : Bereket tanrıçası, Sita olarak göründüğü var­sayılır.

OM (AUM) : Monier Williams AUM’un üç harfinin Ateş (Agni), Rüzgar (Vayu) ve Güneş’in ( Mitra) baş harfleri ol­duğunu söyler. Daha sonraki zamanlarda Brahma, Vişnu ve Şiva’nın simgesi olarak kabul edildi. “‘OM hecesi yüce Brahman’dır ve hiç bir zaman yok edilemez.” ( Manu Ka­nunları, II. 83, 84)

EN ALÇAK DERECEDEKiLER BiLE : Bhagavadgita’da bir bölümde şöyle ifade edilir; “Günahkar bir doğumla doğanlar, kadın­lar, üçüncü ve dördüncü kast mensupları bile bana sığınır­larsa en yüce amaca ulaşırlar. Bana inanan ve bana dua eden kutsal Brahmanlar ve bilgeler için ise daha ne söyle­nebilir ki?” ( IX.32)

HER ŞEYDE VİŞNU’YU GÖRÜRLERSE: Ramaya­na’nın daha önceki kitaplarında böyle bir panteist cümle yoktur.

Kaynak: J.M.Macfie- Hint Efsaneleri. 

PAYLAŞ
Önceki İçerikRama Ve Şita
Sonraki İçerikAsya Tiyatrosu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER