Ramanın Dürüstlüğe Olan Bağlılığı

121

“Dürüstlük bütün dinlerin kökenidir. ”

Ramayana, II. 18.

“Eğer dürüstlük ve yüz atın kurban edilmesi ayrı kefeye konsaydı dürüstlük ağır basardı. Dürüstlüğe eşit hiç bir fa­zilet yoktur ve yalandan daha büyük günah yoktur. ”

Mahabharata, I. 74, 102.

Rama ve üç erkek kardeşi doğdukları zaman, babaları dokuz bin yıllık ilerlemiş bir yaşa ulaşmıştı. Bundan dolayı oğulları büyür büyümez hükümdarlık külfetinden kurtul­mak istemesi doğaldı. Rama dört oğlan içinde en büyüğü ve en sevileniydi ve babasının halefi olması halkın tüm kesim­lerinde büyük sevinç yarattı. Ayodhya sokakları, Rama’nın beyaz şemsiye altında oturduğu zaman elde edecekleri kut­sanmadan dolayı mutlu bir kalabalık ile dolmuştu.

Fakat taç giyme töreni için yapılan hazırlıklar ilerlerken, Rama’nın üvey kardeşi olan Barata’nın annesi krala göründü ve kralın ona yıllar önce söz verdiği bir dileğini yerine getirmesi için yalvardı. Tanrı ile şeytanlar arasında yapılan bir çok savaş­lardan birinde göksel varlıklara yardıma gitmiş olan kral korkunç biçimde yaralanmıştı ve Barata’nın annesi onu sa­vaş alanının dışına taşımasaydı belki de ölecekti.

O durum­dayken Barata’nın annesinden bir dilekte bulunmasını iste­mesine rağmen, hiç bir zaman o bir istekte bulunmamıştı. Ancak o fırsat sonunda gelmişti, ve bu eski sözün yerine getirilmesini rica ettiği zaman, kocası bu sözünü yerine getir­mek için her zamankinden daha fazla hazır olduğunu söyle­di. Ne yazık ki dileğin ne olduğunu sormak adetten değildi ve yaşlı kral delicesine tutulduğu bu sevda içinde, ne kadar zor hatta imkansız olsa da isteğini yerine getireceğine söz verdi. Ve böylece, yalvaranının isteğini yerine getireceğine dair güneş, ay ve yıldızlar adına, gündüz ve gece adına, yer­yüzü ve gökyüzü adına, azizler ve şeytanlar adına, ölülerin ruhları adına, tanrı aileleri ve otuz üç tanrı adına ve her ne kadar küçük olursa olsun yaşayan herşey adına yemin etti.

Kraliçe, kralı sözünden dönmeye cesaret edemeyeceğini bildiği yeminlerle bağladığında, talebini açığa vurdu. Tale­bi, Rama için başlayan taç giyme töreninin kendi oğlu olan Barata adına tamamlanması ve bu arada Rama’nın ertesi gü­nün bitiminden önce sürgüne gönderilmesi ve on dört yıllık bir süre için ormanda münzevi olarak yaşaması için emir veriİmesi idi.

Hükümdar bu korkunç talepleri dinlerken kederden bu­naldı. Kraliçeye öfkelendi ve hiddetten köpürdü. Onun in­san biçiminde zehirli bir yılan olduğunu söyledi. Kraliçenin ayaklarına kapandı ve merhamet etmesi için yalvardı. Böy­lesine günahkar ve zalim bir dileği yerine getiremeyeceğine dair yemin etti. Buna karşılık olarak kraliçe, ona verdiği sözden dönemeyeceğini söyledi.

Özellikle dürüstlüğün er­demi üzerinde durdu. Tüm adalet, insani veya ilahi olsun, dürüstlük üzerinde oluşmuşlardır. Dürüstlük üzerine oturtu­lan bir yaşam mutluluk veren tek yaşamdır. Şeytani düşün­ceye sahip kraliçe, yaptığı ikaza rağmen kocasının sözünü yerine getirmeyeceğinden korkuyordu. Bu nedenle Rama’ya bir aracı gönderdi. Babasının sözünü yerine getirmesinde ıs­rarlı olacağından emin olduğunu bildirdi. Ve Rama geldi­ğinde ve olanlar kendisine söylendiğinde, en büyük umudu gerçekleşti.

Asil kalpli prens, en ufak bir gücenme bile gös­termedi. Memnuniyetle sahip olduğu herşeyi sevdiği karde­şi Barata’ya teslim edeceğini söyledi. Ve babasının arzusuna itaat etmek için bunu daha da istekli olarak yapacağını söyledi. Böylece ertesi gün güneş batmadan önce karısı Şita ve erkek kardeşi Lakşmana’nın refakatinde ormana gitti.

Bu olaylar meydana geldiğinde Barata başkentte değildi . Birkaç gün sonra, acil bir emirle eve döndüğünde, babasını kederden ölmüş olarak buldu ve hükümet idaresini üzerine alması beklendi. Ancak o bunu yapmayı hiddetle reddetti ve hemen ağabeyinin arkasından ormana gitti. Babasının krali­çeleri, bakanları ve buyruğu altındaki binlerce insan ona iş­tirak etti. Onun tek arzusu, annesinin işlediği suçtan dolayı hiç bir surette sorumlu olmadığını ve Rama eve dönene ka­dar huzur bulmayacağını açık bir şekilde göstermekti.

Barata’nın ağabeyinin eve dönmesi için ona nasıl yal­vardığı hikayesi çok güzel bir biçimde anlatılır. O hiç bir za­man şeytan ruhlu ve hilekar bir kadının emriyle yerine geti­rilenden daha günahkar bir eylem işitmemişti. Günah işlen­mişti. Sadık oğullar olarak yapabilecekleri kadarıyla bu gü­nahı örtmek onların göreviydi. Diğer yandan, eğer babaları­nın aptalca ve adaletsiz kararına itaat ederek hareket eder­lerse tek sonuç felaket olurdu. Rama krallığı tek başına ida­re etme niteliğine sahipti. Vatandaşlar onun tek başına ida­re etmesi gerektiğine inanıyorlardı.

En büyük oğulun tahtın varisi olması gerektiği değişmez bir kuraldı. Son kralın ba­kanları tarafından da desteklenen bu ricalara karşılık Rama hareketsiz kaldı. Bunun mümkün olamayacağını söyledi. Onun kaderden daha büyük olduğunu söylediler. O bir in­sandı ve daha azla bir şey değildi. Kaderin hükmüne, kar­deşine tahtı ve kendisine ormanı nasip eden hükümlere kar­şı nasıl savaşabilirdi. İnsanın yapabileceği ve yapması gere­ken tek bir şey, yalnız bir şey vardı ve bu kendilerini doğru­luğa adamaları idi.

Babalarının emrine uymak zorundaydı­lar; babalarının Barata’nın annesine verdiği söz mutlaka ye­rine getirilmeliydi. Bu yüzden Barata’nın Ayodhya’ya dön­mesi ve bir oğulun yerine getirmek durumunda olduğu kutsal görevi, ayinleri ve törenleri yerine getirmesi gerekli idi. Böylece babaları cehennem azabından kurtulmuş olurdu. Bu adil bir iş bölümüydü. Şita, Lakşmana ve kendisi (Ra­ma) münzevi hayatı yaşayarak mutlu bir hayat sürerlerken, Barata beyaz şemsiyenin gölgesi altında oturarak Ayodhya halkına adalet dağıtmalıydı.

Bu safhada din adamlarından biri müdahale etti. O bir Brahman ve bir filozoftu. Aslında ondan iki kez dünyaya gelen bilgelerin önderi olarak bahsedilir. Bu üstün şahsiyet Rama’nın böyle zayıf ve budalaca düşüncelere itibar etme­si karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Neden Rama böyle bayağı fikirlerden etkilensindi? Niçin akrabalarına karşı olan görevlerinden bahsediyordu? Neden herkes onun anne­sine babasına hürmet ediyordu?

İnsan yalnız doğar ve yal­nız ölür. Hayat çok kısadır. Bizler bir yerde bir gece kalıp daha sonra bir başka yere giden seyyahlar gibiyiz. Bizi ebe­veynlerimize, zenginliğe ve mala mülke bağlayan bağ çok güçsüzdür ve bilge kişiler bunu önemsemezler. Bu nedenle tüm refahı ve mutluluğu ile krallık elinin altında iken görev diye adlandırdığı bu talebe boyun eğerek zorluğu seçmek çok aptalcaydı. Babası öldü ve ölünün yaşam üzerinde hiç bir hakkı yoktur.

Babası başka kendi başkadır ve eğer baba­sı uğruna Ayodhya’dan vazgeçerse onun yerine hiç bir şey elde edemeyecektir. Çok gözyaşı dökülmüştü. O kendi adı­na tanrısal ödülleri değil de ölümün durdurulmasını elde et­mek için ıstırap çekmenin görevleri olduğunu haykıranları düşündüğü zaman ağlıyordu. Rama, ölü için dinsel törenler hakkında konuşmuştu. Hangi amaca hizmet ettiler? Heybet­li bir dinsel törenle yapılan cenaze törenine ait adaklar iyi yiyeceğin israf edilmesinden başka birşey değildi. Ölü in­sanlar yemek yemezler. Ve bundan sonrası yok. Bütün me­sele, kendilerine refah sağlamak için insanların duygularıy­la oynayan alçak kişilerin uydurmasıydı.

Böylece tanrı­lara ibadet etmenin gereği hakkında, sunuların ve münzevi­liğin gücü hakkında, ayinlerin ve törenlerin yerine getirilmesi ve eti reddetme hakkında konuştular. Gelecekte hayat olmadığını görerek, prense danışmanını dinlemesini tavsiye etti. “Başka bir dünyayı tamamen unut geçen zaman ve ge­tirdiklerinden zevk al. Yalnız duyularınla algılayabildiğin,görebildiğin ve dokunabildiğin şeylere dikkatini ver.”

Bu bayağı yalvarışlara karşı Rama filozofun tanrı ile şeytan arasındaki tüm farklılıkları yok etmeye çabaladığı ve aynı zamanda bunu yapmakla haklıymış gibi görünmeye ça­lıştığı şeklinde cevap verdi. Saf ve murdar; iyi ve kötü; ali­cenap ve alçak olmak aynı şey miydi? Ve eğer verdiği sözü bozarsa cennete gimeyi nasıl ümit edebilirdi. Doğruluk ey­lemlerine sıkıca sarılmak, diğer insan sınıflarından daha çok kralların göreviydi.

Buyruk altındakiler, yöneticilerinin ha­reketlerini takip ve taklit ederler. Dünya düzenini muhafaza eden dürüstlüktür. Prenslerin hüküm sürmesi dürüstlüğün gücü ile olur. Dürüstlük, adalet tapınağının inşa edildiği te­meldir hem de tüm iyiliğin kaynağıdır. Dürüstlük olmadan, sunuları ve kurbanları, yeminleri ve münveziliği, ayrıca Kutsal Vahiy kitaplarının bile tamamını yerine getirmek bo­şunadır. Evlerimizi ve memleketimizi koruyan dürüstlüktür.

Ve böylece, açgözlülük, ihmalkarlık ve aptallığa dayanan yalvarışları dinlemeyi reddetti. Dürüstlük ruhun ilhamıdır ve tanrılar ve ölü ruhları teminat verdiği sözlere karşı sada­katsiz olan insanların yaptığı sunuları kabul etmeyi redde­derler. Her günahın gelişmesinde üç saha vardır. Kalpten doğar, elle amacına ulaşır ve yalan söyleyen dille destekle­nir. Filazof büyük bir kurnazlıkla konuşmuştu, ama teklifle­ri şerefsizce ve alçakcaydı. Ancak o bunları bir an bile din­lemedi.

Tanrıların ve atalarının ruhlarının katılımından zevk alarak ormanda yaşamaktan hoşnuttu. İndra’nın sayısız kur­banlar ile tanrıların üstünde bir yer edindiğini ve katı mün­zevilikleriyle yaşlı büyük azizlerin cennetin mutluluğunu elde ettiklerini hatırlayarak ve babasının emirlerine itaat ederek amacına ulaşacaktı. Tanrılara ve Brahmanlara saygı, adalet, süreklilik, sevecenlik, dürüstlük ve hürmet; bunlar gerçek başarı ile bir insan hayatını taçlandıran faziletlerdir.

Babasının bu konuşmacıya sarayında paye ve onur verdiği için üzgündü. Bir Budist hırsızdan farksızdır. Onların tamamı doğruluktan ve dürüstlükten nefret edenlerdir. Kralların, böylesi günahkar imansızların huzurlarına girmelerine izin vermeleri en büyük akılsızlıktır. Eski iyi günlerde iki kez doğan insan şu anda teklif edilenlerden ziyade diğer yön­temlerle şöhret elde etti, ve sonuç olarak isimleri tanındı ve halen onurlandırılır. Bu adam onların yolunu izlemeli.

Rama bu şekilde konuştuktan sonra filozof ateist (tanrı tanımaz) inancından vazgeçtiğini beyan etti. Gerçekte o sözleri onu amacından vazgeçirmeye çalışma amacı ile söylediğini açıkladı; çünkü kalbinin en derininden ateistlere öfkeleniyor ve onlardan nefret ediyordu.

Ramayana, III.

AÇIKLAMALAR :

AYODHYA : Koşala’nın başkenti. Günümüzde Fyza­bad’dan çok uzak olmamalı.

BEYAZ ŞEMSiYE: Egemenlik sembolü.

BUDiST HIRSIZDIR: Hinduizm’in Budizm’e karşı tutu­mu böyledir.

Kaynak: J.M.Macfie- Hint Efsaneleri.

PAYLAŞ
Önceki İçerikZümrüt Tablet
Sonraki İçerikRama Ve Şita

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER