Saabilik-1

599

Mezopotamya ve Anadolu’nun, bilinen en eski uygarlığı olarak kabul edilen. Sümer uygarlığının nasıl ortaya çıktığı, tıpkı Maya ve Mısır uygarlıkları gibi bir muammadır. Daha önce belirtildiği gibi, çivi yazısıyla yazılan en önemli belgelerden olan Sümer Kraliyet Listesi’nde, tufan öncesi en az on krallığın yaşadığı ve her birinin 10 bin yıl ile 60 bin yıl arasında varlığını sürdürdüğünün ifade edildiği görülmektedir.  Sümer ve onun ardılı olan Babil uygarlıklarında, Ezoterik inisiasyona ve sırlar öğretisinin rahipler örgütünce ve yöneticiler tarafından korunması olgusuna sürekli rastlanmaktadır.

Müzik, yazıcılık, marangozluk, demir işçiliği, duvarcılık gibi bilgelikler, tanrılar tarafından insanlığa armağan edilmiş ve bu bilgeliklerin korunmasından, “Göğün Hizmetkârları” adı verilen rahipler örgütü sorumlu tutulmuştur. Bu örgüt, ileriki tarihlerde, Babil ve Kaide okullarına dönüşmüştür. Ünlü Zigguratların yapımında ön ayak olan bu okullarla ilgili bulunan bir yazıtta, “İster prens, ister köle olsun, kapı herkese açıktı. Doğudan, mabede geçerlerdi. Göksel babanın, herkesin babasının önünde eşittiler. Burada gerçekten, kardeştiler” ifadelerinin bulunduğu görülmektedir. Babil Kralı Hammurabi, M.Ö. 1750’de, ünlü kanunlarını Güneş Tanrısı Şamas’tan almış ve insanlara duyurmuştur. Tıpkı, Musa’nın On Emri gibi. Hammurabi’nin Yasalarında, mimarlara, dülgerlere, taş yontuculara ve duvarcı ustalarına tanınan imtiyazlardan söz edilmektedir. Asur’un başkenti Ninova’da bulunan ve Kral Asurbanipal’e atfedilen bir tablette şu ifadeler yer almaktadır:
“Kâtiplerin Tanrısı, bana sanatının bilgisini lütfedip, hediye etti. Yazının gizlerine inisiye edildim. Sümerce yazılmış olan tabletleri bile okuyabilirim. Tufandan önceki günlerin muammalı sözlerini anlıyorum.”
Babil Okulu’nun adını aldığı Babil kelimesi, “Tanrıların Kapısı”, Kaide Okulu’nun admı aldığı Kaldi kelimesi de “Yıldızları gözleyenler” anlamına gelmektedir. Babil ve Kaide ekollerinin tanıtıcı sembolü olan kozmik diyagramlarında, her iki ekolün de “üçgen içerisinde göz”
sembolünü seçtikleri görülmektedir.

babil-kozmik-diyagram

Babil ve Kalde Kozmik Diyagramı

Astrolojiye büyük önem verilen Sümer’de, merkezdeki büyük ışık olan güneş ile birlikte, toplam 7 gezegenin kutsallığına, gökyüzünün 12 burca bölünmesine, dünyanın ve etrafını çevreleyen evrenin küresel olduğuna inanılıyordu. Yer, Gök, Hava ve Su Tanrıları yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu tanrılardı. Daire ve düzine gibi kavramlar, tufan sonrası ilk kez Sümer’de kullanıldı. Yine çift başlı kartal ve bugün Templier Haçı olarak tanımlanan haç sembollerine, ay, güneş ve yıldız sembollerinin üçlü kullanımına Sümer tabletlerinde rastlanmaktadır. Dünya üzerindeki bütün güneş kültlerinde görüldüğü gibi, Sümer inançları da zamanla değişmiş ve Güneş tapınımından yola çıkılarak, giderek tanrı sayısının arttığı çoktanrılı bir dine dönüşmüştür. Ancak, Sümer uygarlığının bir parçası olduğu bilinen Harran’da, ilk inanç biçimine çok daha yakın olan Saabi inancı varlığını sürdürmüş ve uzun bir süreç sonrasında, yeryüzünde Tek tanrılı düzene dönüşte etkin bir rol oynamıştır. İslamiyet’in yayılma yıllarında, Anadolu’da ve Mezopotamya’da, Batmi doktrinden kaynaklanan Saabilik inancı hüküm sürmekteydi.5 Anadolu’nun, Bizans yönetimindeki topraklarında Hıristiyanlık ön plandaysa da, özellikle Doğu Anadolu’da, Fırat çevresinde Saabiler çoğunluktaydı. Hıristiyanlık döneminde Harranlılar,  Hıristiyanlaşmadıkları   ve çok tanrılı dinlerinde direndikleriiçin Harran Kilise yetkililerince Helenopolis diye adlandırılmıştır. Saabi bilim adamı Sabit Bin Kura, “Bu şehir asla Hıristiyanlıkla kirlenmemiştir” diye belirtmiştir. Buna karşın Urfa, Kral Abgar’ın MS 1. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul etmesiyle önemli bir güç merkezi haline gelmiş ve Harran paganizmi ile savaşmaya başlamıştır.
Bu süreçte Harran’ın dinsel önemi süratle kaybolmuş, Urfa ön plana çıkmıştır. Harranlılar, İslami dönemde de pagan özelliklerini sürdürme konusunda kararlı davranmışlardır. Saabiler, akarsuda vaftiz olmaya hayati derecede önem verirler. Fırat ve Dicle nehirleri onlar için Tanrılar alemi ile dünyayı bağlayan kutsal vaftiz mekanlarıdır.

Saabilik, çok eskilere, kadim Uygur İmparatorluğu’na kadar dayanan Babil Okulu öğretisinin halka mal olmuş şekliydi. Tüm Tek Tanrılı semavi dinlere, şu ya da bu şekilde kaynaklık etmiş olan Saabilik, Büyük İskender’in bu toprakları fethi sırasında Pisagorculukla tanışmış ve Saabi öğretisi yeni bir ivme kazanmıştı. MÖ. 4. yüzyılda Büyük İskender’in bölgeyi işgali ile Harran ve yöresi Yunan kültürünün etkisi altına girdi. Helenizmin etkisi ile, eski Yunan geleneğine ait çok sayıda tarihsel veya mitolojik şahsiyet de Harran inancı çerçevesinde yorumlandı. Hermes, Solon, Platon, Pisagor gibi düşünür ve
tanrılar, Harran ekolünün birer peygamberine dönüştü. Bunlara ait düşünceler, Saabi inancı ile yoğrularak yeniden yorumlandı ve bu yolla doğu kültürüne aktarılmış oldu. Özellikle MS. 10. yüzyıldan itibaren bu çeviriler, yorumlar ve sentezler yeni bir felsefi geleneğin zeminini
de hazırlamış oldu.7 Pisagoryen öğreti, Saabiler arasında, zaten varolan Batıni inançların yenilenmesinde ve her iki akımın birleşerek, sonradan İsmaililik denilen müessesesinin oluşmasında rol oynamıştır. Büyük İskender’in, bölgeyi işgali sırasında çok sayıda Yunanlı bölgeye yerleşmiştir. Yunan işgali ile birlikte, Yunan düşünce akımları da bölgeye ulaşmış ve başta Stoacılık ve Pisagoryen öğreti olmak üzere, pek çok felsefi akım, Saabi dini üzerinde etkili olmaya başlamıştır.

Saabilik, ileride inceleyeceğimiz Şamanizm gibi, ilk Tek Tanrılı din olan Mu dininin, Yüce Tanrı’nın Sembolü olarak kabul ettiği Güneşi Tanrı’nın kendisi yerine koymuş bir Güneş Kültüdür. Saabiler, başta Güneş olmak üzere, Yedi Yıldız’a tapınırlardı. Bunlar, en yüce tanrı olan Güneş Tanrısı “Şamaş”, onun eşi olarak kabul edilen Ay Tanrıçası “Sin” ile, Merkür Tanrısı “Nabu”, Venüs Tanrıçası “İştar”, Mars Tanrısı “Nergal”, Jüpiter Tanrısı “Marduk” ve Satürn Tanrıçası “Ninutra” idi. Bu tanrıların tamamı Babil tanrılarıdır. Saabiler, bu tanrı ve tanrıçaların yanı sıra Hermes’i, Pisagor’u, Orfe’yi de birer yarı tanrı olarak görüyorlardı.8 Saabilik’te Sin, Şamas ve diğer yıldızların cisimlerine değil, ruhlarına tapılırdı. Saabilerin günümüzdeki ardılları olan Yezidilerde, bu inancın izlerinin halen sürdüğü görülmektedir. Saabi inancında en önemli tanrı, Ay Tanrısı Sin’dir. Genellikle Harran’ın Rabbi, Efendisi olarak adlandırılmaktadır. Sin’e, Tanrıların Efendisi ya da Tanrıların Kralı gibi unvanlar da verilmiştir. Tanrıların efendisi ifadesinin Harran dilindeki söylenişi “Mar Alahe” biçimindedir ki, bu söyleniş biçimi daha sonra İslamiyet’e “Allah” olarak geçmiştir. Sin’in diğer adları, “İlahül Aliheh” ve “Rabbül Aliheh”dir. Sin, bir hilal ile sembolize edilmektedir. Sin ile birlikte, Sin’in oğlu Güneş tanrısı Şamas ve kızı Venüs Tanrıçası İştar, ilahi bir üçlü oluşturmaktadırlar. Şamas, ışınlar saçan bir daire ile, İştar da bir daire içerisindeki yıldız figürü ile sembolize edilmiştir. Her üç sembol halen Masonlukta aynen kullanılmaktadır. Sin’in eşi Nigal, ateş tanrısı Nusku, yazı ve hikmet tanrısı Nabu ve diğer pek çok tanrı, ikincil derecede önemli tanrılardır. Harran’a ait paralarda, ucu yukarı dönük hilal ve önünde bir veya iki yıldız sembolünün sıkça kullanıldığı görülmektedir.
Yemen Sabalarının inancı nedeniyle Hilal’in İslamiyet’in sembolü olarak Müslümanlığa girdiği, yine eski Türk ve Asya kavimlerinden günümüze kadar, başta hilal ve yıldızın birlikte kullanımı olmak üzere çok sayıda gök cisminin ulusal semboller olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir.9

Ay Tanrısının oğlu Şamas, Rabbül Azim (YüceRab) olarak adlandırılmaktadır. Kızı İştar’ın bir diğer adı da Uzuz’dur ve bu isim Yemen Sabaları panteonuna Uzza olarak geçmiştir. Güneşe günde üç defa, sabah gün doğarken, öğlen vakti ve akşam gün batarken ibadet etmek zorunludur. Bu dualar öncesi su ile arınma töreni uygulanır ve dua sırasında güneye dönülmektedir. Ayrıca gecenin üç vaktinde, isteğe bağlı yapılan üç dua töreni daha vardır.10
Yöre halkı arasında dolaşan rivayetlere göre Harran şehri, tufandan sonra yeryüzünde kurulan ilk yerleşim merkezidir. Nuh peygamberin torunu Kaynan tarafından inşa edilmiştir.11

Harran’dan, tarihi kaynaklarda ilk kez Kültepe’de ve Mari’de bulunan Hitit tabletlerinde bahsedilmektedir. M.Ö. 6 bin yıllarına dayanan Harran’da bulunan Ay Tanrısı Sin Mabedi’nde bir anlaşmanın imzalandığı, bu tabletlerde yer almaktadır. Sin, Harran’ın koruyucu Tanrısıdır. Yine M.Ö. 2. binin ortalarında, Hititliler ile Mittaniler arasmda, Harran’da imzalanan barış anlaşmasına Ay ve Güneş Tanrılarının şahit tutulmuş olduğu, Hitit kil tabletlerinden anlaşılmaktadır. Saabi inançlarının ilk kaynaklarından birisinin Luviler olduğu görülmektedir. Hititlilerin yönetimi sırasında Luvi inançları, kadim Babil öğretisiyle karışarak, Saabi kültünü yaratmıştır. Nitekim Saabi öğretisinin adını aldığı “Saba” kelimesi, Mandancede, “Vaftiz Olmak” (Boy Abdesti Almak) anlamına gelmektedir ki tamamıyla Luvi kökenlidir.12 Saabilerin, semavi yıldızların şekilleri adma yaptıkları mabetler vardır. Bunların en büyüğü, İlk Sebep Mabedi’dir. Güneş Mabedi de denir. Bundan sonra sırasıyla Akıl Mabedi, Siyaset Mabedi, Suret Mabedi ve Nefs Mabetleri bulunur. Bunların hepsi, daire biçimindedir. Satürn Mabedi kare; Çoban Yıldızı (Venüs) Mabedi karenin ortasında üçgen; Merkür Mabedi dikdörtgen içinde üçgen; Ay Mabedi sekizgen şeklindedir. Pazar günü Güneş’e, Pazartesi Ay’a, Salı Mars’a, Çarşamba Merkür’e, Perşembe Jüpiter’e, Cuma Venüs’e, Cumartesi Satürn’e tapınılmaktadır. Bu gezegenlere hasredilen tapmaklar kare, daire, dikdörtgen, üçgen gibi geometrik şekillerde inşa edilmişlerdir. Mesudi, Şehristani, Dımişki gibi ortaçağ yazarlarının anlatımı ile tapınaklar şu şekildedir:
“Güneş tapmağı kare şeklindeydi. Binanın rengi sarıydı. Tapmağın ortasmda, altı basamaklı bir taht üzerinde bulunan taç ve mücevherlerle süslü bir heykel bulunmaktaydı.”;
“Ay tapınağı beşgen şeklinde inşa edilmiş bir yapıydı. Rengi beyazdı. Bu tapınağın içinde çeşitli kitabeler ve üç basamaklı bir taht üzerinde oturan gümüş bir heykel vardı.”;
“Mars tapınağı dikdörtgen şeklinde bir yapıydı. Bu tapınağın ortasında, yedi basamaklı bir taht üzerinde oturan ve bir elinde kanlı bir kılıç, diğer elinde saçlarından asılı duran bir kesik kafa tutan demirden bir heykel vardı.”;
“Merkür tapınağı, kare bir zemin üzerine üçgen biçimli inşa edilmiş bir yapıydı. İçerisinde dört basamaklı bir taht üzerinde, pişmiş kilden yapılmış bir heykel bulunuyordu.”;
“Jüpiter tapınağı, üçgen şeklinde inşa edilmiş yeşil renkli bir yapıydı. Tapınak içinde kalaydan bir heykel bulunuyordu.”;
“Venüs tapınağı, dikdörtgen bir zemin üzerine inşa edilmiş üçgen bir yapıydı. Bina kırmızı renkteydi ve içerisinde bakırdan yapılmış bir heykel bulunuyordu. Venüs’e yapılan tapınım sırasında çeşitli enstrümanlar ile müzik çalınıyordu.”;
“Satürn tapmağı altıgendi ve siyah taşlardan inşa edilmişti. Tapınağı içinde dört heykel bulunuyordu. Bu heykeller, etrafında sığırlar bulunan bir fil üzerine oturmuş bir adam, elinde balta tutan bir adam, dokuz basamaklı taht üzerinde oturan bir adam ve siyah taştan yapılmış bir adam heykelleriydi. Tüm gezegenlere tapınımlar beyaz elbiseler ile gerçekleştirilirken,

Satürn tapınımı siyah elbise ile yapılırdı.”13
1950 ile 1959 yılları arasında, Arkeolog W.C. Briçe tarafından, camiye çevrilmiş olan Ay Mabedi’nde kazılar yapılmıştır.14 Mabedin üç girişi bulunmaktadır. Her üç girişin üzerinde, M.Ö. 5. yüzyıldan kalma, Babil döneminde yapıldığı sanılan taş rölyefler olduğu görülmüştür. Bunlar, Ay Tanrısı Sin; Güneş Tanrısı Şamas ve Üçgen İçinde Göz sembolleridir. Mabetlerde minarenin ilk kullanımının da Saabilere ait olduğu görülmektedir. Saabi literatüründe, “Hauran” kelimesi, ruhların mükemmelliğe ulaştığı yüce ve ilahi ülkeyi ifade etmektedir. Saabiler, eski Mısırlıların Saabi dininden olduklarını iddia ederler. Hermes’i peygamber kabul etmelerinin altında bu inanç yatmaktadır. Harranlılara, Hermetikler de denir.

Kaynak :  Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikAntibiyotik
Sonraki İçerikSaabilik-2 – İslam İbadetlerinin Kökeni
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER