Saabilik-3

299
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Halife Memun döneminde Müslüman işgalciler,Harran’da Saabilerle karşılaşmışlar; ancak diğer güneş kültü inanırlarının hepsini putperest diye nitelendirerek İslamiyet’i kabule zorlamışlarken, Saabilere, Hıristiyan ve Yahudilere tanındığı gibi belli bir miktar para vermeleri karşılığında, kendi inanç sistemleri içinde kalmaları hakkı verilmiştir. Harran, M.S. 640 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmiş ve Sin Mabedi camiye dönüştürülmüştür. Saabi ve Hanif deyimleri, Harran’da yaşayan ve Magan halkına akraba olan topluluğu tanımlamak için kullanılmıştır. 21 Hıristiyanların kendilerine yaptıkları baskılar nedeniyle Harranlılar bölgeyi işgal eden İyad İbn-i Ganam komutasındaki İslam ordularına hiç zorluk çıkarmadan teslim olmuşlardır. İslami tarih kaynaklarında, Hıristiyanlığı terk ederek Mitra dinine dönen Bizans İmparatoru Julian’a gizli Saabi ve Hanifi tanımlaması yakıştırılmıştır.
Tek Tanrı inanırı olarak kabul edilen Saabilere, mabetlerinin yeniden inşası için başka bir yer gösterilmiş, yapılan bu yeni mabet 11. yüzyıl sonlarına kadar ayakta kalmıştır. 1081 yılında bu son mabet, Numeyriler tarafından yıkılmış, kentteki Saabiler sürülmüştür.22
İbni Nedimi, Saabilerin iki önemli din kitapları bulunduğunu söylemiştir: “Malakatu Hermes (Hermes’inDeyişleri)” ve “Safvet el Ukala.”23 El Kindi, Saabilerin kutsal kitabı Malakatu Hermes’i gördüğünü, bu kitabın Tek Tanrı inancına tam anlamıyla uygun olduğunu ve hiçbir düşünürün bu kitapta bir eksik bulamayacağını yazmaktadır.

El Kındi’nin talebesi Tayyib el Serahsi’nin, Saabiler hakkında verdiği bilgiler şöyledir: “Işık küresi olan ilahi kata ulaşmak için, başlangıçtan kemale doğru, bireyin ruhunu temizlemek üzere çalışması esastır. İlahi Varlık, her şeyin hakimidir. Canlı, cansız her şeyin bir ruhu vardır. Güneş, Ay ve diğer beş gezegenin ruhları, Tanrı huzurunda şefaatçidir. İnsanlar, kendi ruhlarını tekâmül ettirmek için, bu şefaatçi ruhlarla, onlara adanan mabetlerde ilişkide olmalı, ibadet yoluyla ruhlarını temizlemelidir. Cansızdan canlıya, canlıdan da kemale doğru, bu şefaatçi ruhlar vasıtasıyla ilahi ışığa ulaşılmalıdır. Ateş, su, hava ve toprak kutsal olarak kabul edilir. Gök katındaki şefaatçi ruhlara “Yüksek Babalar”, dört temel elemana ise “Aşağıdaki Anneler” denilir. Yüksek Babalar, Aşağıdaki Annelere etki ederek, Üç Doğmuşlar denen Cansızlar, Bitkiler ve Hayvanları meydana getirmiştir. İnsanların davranışlarını etkileyen; fırtınaları, depremleri, her türlü dünya olayını yaratan Yüksek Babalardır. Onun için insanlar, göksel kuvvetler olan 7 gezegene ve diğer göksel unsurlara ibadet etmelidir.” Bu nedenle Astroloji, Saabi kültüründe önemli bir yer tutar. Astroloji ve fizik kanunları üzerinde çalışmalar yapılmış, Aristo’nun fizik kuralları benimsenmiştir.
Güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken olmak üzere üçer rekatlık, üç namaz kılınır. Kadınlar, düzenlenen sır törenlerine hiçbir şekilde katılamazlar. Kıble, kutup yıldızıdır. İbadet için kullanılan dil Süryanicedir. Her namaz öncesi abdest alınır. Sünnet yasaktır. Saabiler, vücudun doğal yapısını bozması nedeniyle sünnet uygulamasına şiddetle karşıdır. Kadınların adet halini ve cinsel ilişkiyi birer kirlenme sebebi görürler ve kirlilikten arınmak için su ile boy abdestini mecburi tutarlar. Cinsel temastan sonra ya da bir ölüye dokunmaları halinde mutlaka yıkanılır. Âdet gören kadın ile cinsel ilişki yasak tır. Kadın ve erkek eşittir. Tek eşle evlilik zorunludur. Akraba evliliği yapılmaz. Boşanmaya, ancak rahip kararı ile izin verilir. Boşanılan eş ile tekrar evlenilemez. Kadın erkek eşit miras alır. Her yıl, 30 gün oruç tutulur. Yüce Babalara kurban kesilir. Kurbanın mutlaka şah damarı kesilmelidir. Sığır, koyun ve keçi kurban edilebilir. Kesilmeyen hayvanın eti yenmez. Domuz, köpek, yırtıcı kuşlar ve güvercin eti de yenmez.”24
El Bruni, Saabiler için, “Bunlara Harranlılar da denir. Allah’ın birliğine, noksan sıfatlardan münehhez olduğuna inanırlar. Allah, iyi ve kötüyü ayırdetme yeteneği verdiği insanlara, Tanrılığını kabul ettirmek için, rehber olarak peygamberler göndermiştir. Bu peygamberleri aracılığıyla, iyilik yapmaları, kötülükten uzak durmaları emredilmiştir. Saabi peygamberleri, Allah’a itaat edenlere nimetler verileceğini, asi olanların ise cezalandıracağını söylemişlerdir.
Bu inançlar, Allah ve Haniflik yolunda olanlara hastır. Peygamberleri, Arani, Agathedemon ve Hermes’tir” demektedir.25 Nedimi, bazı Saabilerin, Platon’un ana tarafından dedesi olarak kabul edilen Solon’u da peygamber olarak gördüklerini söyler. Şehristani, Saabilikte yeniden doğuşa inanıldığını söylemektedir. Şehristani, “El Milel Vel Nihal” adlı eserinde Saabilik’le ilgili şu bilgileri verir:
“Saabiler üçe ayrılır; Ruhaniler, Mabetçiler ve Harraniler. Saabiler arasında bazı fikir ayrılıkları meydana gelmiştir. Bu fikir ayrılıklarından Saabiliğin çeşitli kolları kurulmuştur. Yaratıcı Tanrı birdir ve çoktur. Varlığı, ezeli ve ebedi olması, zatı itibarıyla birdir. Diğer taraftan çoktur; zira insanlarda çoğalır. İnsanlar, tüm canlılar içinde en değerliler, bilenler ve faziletlilerdir. Tanrı, bunlarda görünür. Onların varlıklarında, şahıs haline gelir. Bununla, varlığındaki birlik bozulmaz.
Harran teolojisinde, bütün tanrısal varlıkların önünde Üstün bir Güç fikrine önem verildiği görülmektedir. Onlara göre bu üstün varlık, her şeyin ilk nedenidir. İnsanlar tarafından tam olarak anlaşılamaz ve kavranamaz. her şeyi yaratan ve düzenleyen odur. İşini bitirdikten
sonra kendi köşesine çekilmiş ve insanlardan uzak kalmayı tercih etmiştir. Onun köşesine çekilmesinden sonra diğer işleri, ikincil dereceden tanrısal varlıklar yürütmeye başlamışlardır. Bu tanrısal varlıklar, Üstün Güçten südur ile ortaya çıkmışlardır. Ondan südur eden ilk beş varlık akıl, nefs -ya da ruh, düzen, şekil ve zaruret’dir. Görüleceği üzere bu tanım, yüzyıllar sonra Deizm olarak adlandırılacak felsefenin erken bir anlatımıdır. Deizm’de de Tanrı her şeyi yaratmış ve işi bittikten sonra köşesine çekilmiştir.26
Allah, kötülükleri, çirkinlikleri yaratmaktan uzaktır. Bütün bunlar, yıldızların uğursuz ilişkilerinin, bulanık birleşmelerin sonucudur. Yaradılışın gayesi hayır ve saflıktır. Allah, gökyüzünü, orada olan cisimleri ve yıldızları yaratmıştır ve bunlan âlemin yöneticileri yapmıştır. Gökteki varlıklara Babalar denir. Yerdeki unsurlar ateş, su, hava ve toprak ise Analardır. Babalar ile Anaların birleşmesinden meydana gelen cansızlar, bitkiler ve hayvanlara Doğmuşlar denir. Bu Doğmuşlardan, tam saf ve mürekkep bir şahıs oluşunca, bu şahısın yüksek kabiliyetli bir mizacı meydana gelir. Bu Kâmil İnsanın varlığında Allah, bu dünyada ortaya çıkar.
Dünyanın her devri 36 bin 425 yıldır. Her devrin sonunda, kıyamet kopar ve yeni bir devir başlar. (Bu inanışın Stoacılar tarafından da benimsenmiş olduğu, daha önce ifade edilmiştir.)

Saabiler, dine girmeye hak kazanan gençleri aralarına, çeşitli mabetlerde düzenlenen bir inisiasyon töreni ile alırlardı. Bu inisiasyon töreninin anlatıldığı “Beş Sır Kitabı”, günümüze kadar ulaşmamıştır. Ancak Arap Felsefeci İbnun Nedim’in kaleme aldığı eserde, Harranilerin dine giriş törenlerine ve bazı Sır Ritüellerine atıflarda bulunulduğu görülmektedir. Bu kaynağa göre inisiasyon töreni, Sırlar Tapınağının yer altı odalarında gerçekleştirilmektedir.
Tören sadece erkek çocukları için düzenlenir ve yedi gün sürer. Çocuklar bu süre içinde kesinlikle tapınaktan çıkmazlar. Bu süre içinde kadınların onları görmesi de yasaktır. Adaylar yedi kaptan, “Yusur” adıverilen bir içecek içerler ve gözlerini bu içecek ile meshederler.
Yusur’un içeriği bilinmemektedir. Aynı kaplardan, rahiplerin hazırladığı tavuk, ekmek ve tuz yerler. Son günde kutsal bir şarap töreni yapılır. Bu yedi günlük süreç içerisinde adaylarla beş aşama halinde Sırlar öğretilir.27
Saabiler için ruh bir cisim değil cevherdir. Beden ölür. Ölen bedenin dirilmesi veya canlanması düşünülemez. Ancak cevher, bir bedenden bir diğerine geçer ve yeniden doğar. Ruh, İlahi Işığa ulaşmak için yeni bedenlerde defalarca doğar ve ölür. Hulul, bir başka varlıkta cevherin vücut bulmasıdır.

Ceza ve ödül bu dünyadadır, başka bir dünyada değil. Bizim yaşadıklarımız, bizden önce gelenlerin, geçmişte yaptıklarının karşılığıdır. Bu hayatta yaşadığımız rahat, sevinç ve bolluk; geçmiş devirlerde bizim elimizden çıkan iyi şeylerin karşılığıdır. Gam, keder, sıkmtı ve güçlükler ise daha önceki devirlerde işlediğimiz kötülüklerin cezasıdır. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacak.”28
Birer Saabi olan Sabit bin Kurra, Cabir bin Hayyan, İbni Vahşiyye, Ebu Cafer el Hazin gibi filozof ve âlimler, matematik, astronomi, tıp, felsefe ve doğa bilimlerinin, Yunancadan Arapçaya tercümesinde ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. İslam kaynaklarında, bu felsefe okuluna ve yandaşlarına Deysaniye adı verilmiştir. Kadim Harran
Okulu’nun devamı niteliğinde olan bu ekol, M.S. 4. yüzyılın başlarında, Urfa Mektebi adı altında Hıristiyan Okulu haline gelmiş, M.S. 640’da, İslamiyet’in bölgeye gelmesinden sonra Hıristiyanların, Saabilerin, Mani yandaşlarının ve Müslümanların düşüncelerinin bir arada harmanlandıkları, yorumlandıkları bir okula dönüşmüştür.
Bizans İmparatorunun MS. 6 yüzyılda, Resmi din kabul edilen Hıristiyanlık karşısında bir pagan inanç merkezi ı ılarak gördüğü Atina Akademisini kapatma emri vermesi üzerine, burada faaliyet gösteren çok sayıda Neo Platon akımına bağlı düşünür ve filozof Harran’a yerleşmiş ve buradaki akademide görev almışlardır. Neo Platoncu düşünce böylece Harran üzerinden tüm doğu ülkelerini ı‘ikileyen güçlü bir rüzgar estirmiştir.29 Daha sonra İslam kuvvetlerinin Mısır’ı işgali sırasında İskenderiye Okulu’nun yıkılması üzerine, bazı filozofların Harran’a geçtikleri ve Harran Okulu’nda ders vermeyi sürdürdükleri bilinmektedir. İskenderiyeli filozofların katılımı ile okul güçlenmiş ve Harran’dan Bağdat ve Basra’ya geçen filozoflar sayesinde Saabi düşünce sistemi, İslamiyet içerisinde etkin bir yere sahip olmuştur.30 Basra, Bağdat, Küfe, Semerkant, Horasan, Kahire ve Kurtuba gibi İslami merkezlerde yeni okulların doğmasma, Sufı düşünürlerin, İhvan-ı Safa adı altında, bu kentlerde ortaya çıkmasına Harran kökenli düşünürler önayak olmuştur. Bir diğer söyleme göre “Hanif”, Harran Sabi inancında, en büyük Tanrılardan biri olan ay tanrısı Sin’in karısının adıdır. Hıristiyanlar da, pagan Harranlıları Hanif olarak tanımlamışlardır. En ünlü Harranlı bilim adamı ve Grekçe eserleri Arapçaya çeviren kişi olan Sabit bin Kurra, inancıyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “Bizler dünyaya muzafferane yayılmış olan Hanif dinin çocukları ve mirasçılarıyız. Sabilik uğruna yükünü yorulmadan taşıyan kişi, ne mutlu kişidir. Dünyayı uygarlaştıran ve’ kentleri inşa eden Saabi şefleri ve kralları değil midir? Limanları kim yaptı? Kanalları kim kazdı? Tüm bunları muzaffer Saabiler kurdu. Ruhları arındırmanın sanatını bulanlar, bedeni sağaltmanın sanatını tanıtanlar ve dünyayı uygar kuramlarla ve hayırların en büyüğü olan hikmetlerle donatanlar onlardır. Hanif din olmasaydı, dünya bomboş ve yoksulluk içinde olurdu.” Sabit bin Kurra’nın oğlu Ebu Sait Sinan’ın 932 yılında Horasan’a gittiği ve İsmaili Horasan tekkesinde ders verdiği bilinmektedir.31
Süreç içerisinde Harran inancı ile Yemen inancı arasındaki kimi farkları tespit eden Müslüman tarihçiler, Saabi kelimesini yıldızlara tapan Harranlılar için, Hanif kelimesini ise Tek Tanrıya inanan İbrahim soyundan Yemenli Sabahlar için kullanmışlardır.32 Hermes/İdris inancı her iki ekolde de son derece önemlidir. Hermes Saabiler tarafmdan hem bir tanrısal varlık hem de hikmet öğreticisi bir peygamber olarak düşünülürdü. Harranlılar dinlerinin kendilerine Hermes tarafından öğretildiğine inanmaktaydılar. Kuran’da Adem’in oğlu Şit’ten sonra peygamber olan oğlu İdris’e (Hermes) otuz kitap indiği, kendisine göklerin esrarının açıldığı ve henüz diri iken Allah tarafmdan göğe alındığı söylenmektedir.
Ethiopya dilindeki yazılımı günümüze ulaşan Hanok kitabında da, Hanok’un (Hermes) henüz ölmemişken cennet ve cehennemi gördüğü ve ruhunu teslim etmeden cennette kalmasına Tanrının izin verdiği yazmaktadır. Aynı kaynakta Hanok, astrolojinin kurucusu olarak bölünmektedir. Kimi Arap kaynaklarına göre, İdris Şit’in değil, Kabil’in oğludur. Fransız yazar Gerar De Nerval,( Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaretinde yazdığı “Doğuya Seyahat” adlı eserinde Hiram Menkıbesinin Sabiler aracılığıyla gelen anlatımını kaleme almıştır. Bu anlatıma göre Hiram’a atası Enoch (Hanok)/Hermes tarafından Masonluk sırları verilir. Bu sırların Adem’in oğlu Kabil’den ve onun oğlu ilk demirci Tubal Kain’den öğrenildiği anlatılır.
İdris kelimesinin etimolojisi, bu isimin bilgi ve teknikIerin aktarımına gönderme yapan Arapça DSR kökenine bağlı ortaya çıktığı sonucunu vermektedir. Örneğin “Ders” sözcüğü Arapçada inceleme ve tefekkür anlamları taşımaktadır. Dilimize de öğreti olarak yerleşmiştir. İdris kelimesi, dini yasaların incelenmesi, derinleştirilmesi şeklinde de anlatılabilir.33
Hermes geleneğinin İslamiyet’e ulaşmasındaki ilk kaynaklardan birisi, Mısır’da Lonca faaliyetlerini sürdüren, Hermetik geleneğe bağlı Hristiyan gnostik “Koptlar”dır. Bugünkü Kıpti inancının öncülleri olan Koptlar aracılığıyla İslamiyet’e geçen lonca sistemi, fütüvve adını alarak uzun yıllar varlığını sürdürmüştür.34
Hermes/İdris öğretilerinin İslam dünyasındaki aktarımı, tıpkı öncülleri gibi mesleki örgütlenmeler (loncalar) ve sufi tarikatlar aracılığıyla olmuştur. Batıni sufî tarikatlarının kimi zaman meslek birliklerini de bünyesinde barındırdıkları ya da kentli esnaf-zanaatkârların bir araya geldikleri meslek birliklerinin bizatihi sufi tarikatlar oldukları görülmektedir. Taberi’ye göre, İdris’e yakıştırılan zanaatkarların piri rolü, bizzat onun zanaatkâr kimliğinden kaynaklanmaktadır. İdris’in, loncaların kabul ettiği yedi pirden birisi olduğunu ifade eden Sohraverdi, şunları söylemektedir: “İdris peygamber olarak da bilinen Mısırlı Hermes’in çağından Platon’un zamanına dek tüm bilgelerin gizemli deneyimleri olmuştur. Bunların arasında yaşayan başlıca bilgeler Empedocles, tilmizi Pythagoras, onun öğrencisi Socrates ve nihayet bunun öğrencisi ve bilgelerin nihai mührü Platon’dur. İdris’e baba denmektedir çünkü Hikmet Külliyatını ve olağandışı pek çok bilgiyi ilk örgütleyen o olmuştur. Hikmetini öğrencilerine geçirmiş ve bunlar aracılığıyla, yukarıda admı andığımız ustalara ulaşmıştır. Tüm yapı ve çatı, onun kurduğu sütunlar üzerinde durur. Onun öğretileri, tüm Hikmet Yapısının desteğidir. Bu desteklere ‘Hikmet Sütunları’ denmesinin sebebi budur.

Kaynak :  Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikSaabilik-2 – İslam İbadetlerinin Kökeni
Sonraki İçerikSaabilik-4
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER