Sagaranın 60000 Oğlu

145

“Erkek çocuğu olmayan bir insan için cennet diye bir şey yoktur, ve öldüğünde atalarının tamamı aynı şekilde yok olurlar. ”
Mahabharata, I. 120. 15.

Ayodhya kralı Sagara, çilekeş yaşamda yüz yıl harcadı. Bunu yapmasının nedeni, kendisine acımaları için tanrıları ikna etmek ve saltanatını sürdürmek için ona bir varis ver­meleri idi. Çabaları başarılı oldu. Yetkin bir keşiş geldi ve dualarını tanrıların duyduğunu söyledi. Ve zamanı gelin­ce, kraliçelerinden biri bir oğul doğurdu ve diğeri bir su ka­bağı doğurdu.

Hükümdar su kabağını gördüğünde, bir an i­çin onu atmayı düşündü. Fakat cennetten gelen bir ses, o­ğullarını çöpe atacak kadar aptal olmaması için uyardı. Ay­nı cennet kaynağından gelen daha ileri talimatlara itaat ede­rek Sagara, sayıca altmış binden daha az olmayan su kabağı içindeki çekirdekleri (tohumları) birbirinden ayırdı, ve saf­laştırılmış tereyağı ile dolu kavanozlar içine birer birer yer­leştirdi. Daha öte bir önlem olarak, altmış bin kavanozun her birinin sorumlusu olarak bir hemşire yerleştirdi.

Çabala­rı sonunda mükafatlandırıldı, çünkü kavanozların her biri­nden yakışıklı birer oğlan çocuk ortaya çıktı. Ama sonunda, Sagara’nın sayıca çok olan dölleri yüzünden kendisini teb­rik etmek için hiç bir nedeni yoktu. Tek bir doğumla doğan oğlan çocuk, babasının buyruğu altındakilerin çocuklarını nehire atarak ve onların ızdırap çekerek ölmelerine gülerek yaptığı zulümler yüzünden sürgüne gönderilmek zorunda kaldı ; bu arada ateşli bir şekilde vahşi olan altmış bin erkek kardeşin, tanrılar ve insanlar için sonsuz sorunlara neden ol­duğu söylenir.

Onların güçleri ve kuvvetleri öylesine fazla idi ki, göğe tırmanıp göksel varlıkları yerlerinden kovuyor­lardı. Böyle bir durum sonsuza kadar gidemezdi, ve Brahma tanrıların ve insanların birleşik bir temsilciler heyeti tarafın­dan gerekli önlemin alınması için davet edildi. Yapacağı ö­neriyi açıklamaksızın, büyükbaba (Brahma) temsilciler he­yetine üzülmemelerini söyledi. Uzun süre geçmeden Saga­ra’nın altmış bin oğlunun yok edileceği konusunda tatmin e­dilerek evlerine geri döndüler.

Bundan uzun bir süre geçmeden, Sagara at kurban et­mek için hazırlığa başladı. Alışagelmiş olan uygulamaya göre, kurbanlık için seçilen at bir yıllık sürede dünya etra­fında dolaşmak için serbest bırakıldı. At Sagara’nın oğulla­rı tarafından büyük bir itina ile gözetlendi ve nöbeti tutuldu. Ama onların bu önlemlerine rağmen, okyanusun boş yatağı­na gelince gözden kayboldu.

Genç erkekler hemen baba­larına döndüler ve onun kayboluşunu bildirdiler. Hayvanın’ çalınmış olabileceği ihtimali üzerinde ikna olduklarını söy­lediler. Ve bu düşüncelerinde haklıydılar, çünkü tanrı İndra bir şeytan kılığında geldi ve onu götürdü. Hükümdar bu kaybını işittiği zaman, hem zihni karıştı hem de korktu. Din adamları, hayvanın derhal bulunması ve hırsızın ölümle ce­zalandırılması gerektiğini söylediler. Bunun yerine getiril­memesi halinde, taahhüt ettikler törenler onların üzerine kutsama yerine lanet getirecekti.

Sagara, böylece oğullarına emretti, ve atı bulmadan dönmemelerini söyledi. Genç er­kekler babalarının emrine itaat ederek her yeri aradılar. Tüm dünyanın altını üstüne getirdiler, dünya yüzeyinin her köşe­sini aradılar, fakat bulamadılar. Bunda başarısız kalınca, yolları boyunca sayısız şeytanları, yılanları ve yolları üze­rindeki diğer yaratıkları yaralayarak ve öldürerek dünyanın içine doğru birkaç yüz bin mil kazmaya başladılar. Öylesine derin kazdılar ki ölen kurbanların yükselen sesleri ve haykı­rışları her taraftan işitilebilirken, cehenneme kadar indiler.

Büyük korku ve dehşet ile dolu olarak, tanrılar ve şeytanlar, bilgeler ve hayvanlar, bir kez daha Brahma’yı çağırdılar ve ona gerçekten müdahale edip etmeyeceğini sordular. Bu du­rumda, Brahma, davayı kendisine havale edenlerine üzül­memelerini söyledi; ama aşağı yukarı neler olduğunu açık­lamaya tenezzül etti. Sagara’nın oğulları, çok geçmeden, kazı sonunda kendilerini tanrı Vişnu’nun huzuruna götüre­ceklerdi. Bu olduğunda tamamen yok olacaklardı. Otuz üç olarak bildirilen tanrılar ve heyetin diğer üyeleri, bu bilgile­ri elde etmiş olmaktan oldukça hoşnuttular ve her biri ayrı ayrı meskenlerine döndüler.

Bu iş cennette olurken, Sagara’nın oğulları babalarına yaklaşma cüretini gösterdiler ve yapabildiklerinı en iyisini yaptıklarını ve daha fazlasını yapamadıklarını söylediler. Fakat Sagara, onları huzurundan uzaklaştırdı, ve aramayı bırakmamalarını ve atı bulmadan geri dönmemele­rini söyledi. Bu emre itaat ederek görevlerine geri döndüler ve dünyayı omuzlarında tutan dört ölümsüz filin bulunduğu yere gelene kadar kazmaya devam ettiler.

Bu hayvanlarla birer birer selamlaştılar, ama Brahma’nın söy­lediği gibi kendilerini Vişnu’nun huzurunda bulana kadar çalışmalarını devam ettirdiler.Vişnu, rişi Kapila görünü­münde onların geldiği yönde ayakta bekliyordu, ve arkasın­da sessizce otlayan, çok uzun bir süredir aradıkları at bulun­maktaydı. Bellerini ve küreklerini sallayarak, Sagara’nın o­ğulları rişiye doğru hızlıca koştular.

Bunu yaparken, ona kafir hilekar diye bağırdılar, ve açıkça, onu kendilerine ait olan malı çalmakla suçladılar. Kaderin itici gücü altında is­tedikleri gibi konuştular, ve kendi üstlerine bela getirdiler. Rişi ağzından inanılmaz şekilde heybetli bir ses çıkardı, gözleri kızgınlıkla alevlendi, ve Sagara’nın altmış bin oğlu bir anda kül haline geldi.

Ramayana, I.38.
Mahabharata, III. 106.

AÇIKLAMALAR :

OĞLU OLMAYAN ERKEKLER : Diğer dinlerle karşılaş­tırıldığında Hinduizm’de erkek çocuk sahibi olmak çok önemlidir, çünkü yoksa ruh huzursuz bir şekilde bu dünya­da kalır, öbür dünyaya göçeceği bir aracı beden bulamaz. Oğul (putra), kendisinin gerçekleştirebileceği bir törenle babasını cehennemden (put) nakledebilir (trathyate).

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER