Tanrı İndra Bir Brahmanı Öldürür

141

“Dünyada bir Brahman’ı öldürmekten daha büyük bir suç yoktur. ”
Manu kanunları, VIII. 381.

“En büyük kurban biçimi olan atların kurban edilmesi tüm günahları yok eder. ”
Manu kanunları, XI.261.

Bir zamanlar, Twaştri adında bir Brahman vardı. Hiç bir şekilde alışılmış bir Brahman değildi, ve ona yapılan imalar oldukça gizemliydi, çünkü onun tüm yaratıkların efendisi ve tanrıların şefi olduğu söylenir. İndra’ya büyük bir kin besleyen Twaştri , kendisine İndra’nın saltanatını çalabilece­ğini ümit ettiği bir oğul yarattı. Bu oğulun üç başı vardı, ve her biri belirli bir görev için tahsis edilmişti. Birincisi ile Ve­da’ları okuyor, ikincisi ile içki içiyor, ve üçüncüsü ile öyle bir bakıyordu ki pusulanın her noktasını (çevredeki her şe­yi) yutacakmış gibi görünüyordu.

Karakteri ve tabiatı görü­nüşü kadar dikkate değerdi. Ruhunun uysallığı ve dindarlı­ğı kadar, çilekeşliğin şiddetli arzusu içinde diğerlerinin ta­mamını geride bıraktı. Tüm evreni yutabilecek kadar büyük bir güce her gün güç ekleyen bu hayret verici genci seyre­derken İndra’nın tedirginliğinin artması garip değildi. Eğer tanrı bir şey yapmazsa, ve bunu en kısa zamanda yerine ge­tirmezse tüm gücünü ve şerefini sonsuza dek kaybedeceği aşikardı.

Ve ona rakibini yok edebileceği tek yol etle cezbetmek gibi göründü. Böylece cennetle bulunabilecek en güzel hurileri huzuruna çağırdı, ve onlara gidip bilgeyi ba ­tan çıkarmalarını söyledi. Kendilerine emredildiği gibi gittiler­ ama küçük düşürücü bir itirafla geri döndüler ve ellerin­den gelen her şeyi yaptıklarını, buna rağmen başarısız kaldıklarını söylediler.

Genç adam tamamen tesir edilemez biriydi. Duyguları tamamıyla kontrol altında olan biri üze­rinde ne olursa olsun ihtirasın hiç bir gücü yoktu. İndra bu bilgiyi aldığında tek yolun onu katletmek olduğu sonucuna vardı, ve böyle bir eylem için kutsal kitapların ona yetki verdiğini iddia ederek yıldırımı rakibine attı ve onu öldürdü. Fa­kat ölümde bile, genç Brahman’ın bedeni, İndra’nın kork­maya devam edebileceği şekilde parlak bir ışıkla dünyaya yayılmıştı. Genç adam halen daha canlıydı ve inanılmaz bir güçle silahlanmıştı.

İndra kurbanının bedenine bakarken bir oduncu omuzun­da bir balta taşıyarak oradan geçti. Oduncuya ölü adamın ka­falarını kesmesini emretti. Ama oduncu bunu reddetti, ve “Böylesi haysiyetsiz bir işi niçin benim yapmamı istiyorsun? Bunun yanısıra sana kim olduğunu ve bu adamı neden öldür­düğünü sormak zorundayım. Bir Brahman’ı öldürmenin çok büyük bir günah olduğunun farkında değilmisin? Korkup korkmadığını merak ediyorum” dedi.

Tanrı , “Senin soruna cevap olarak, cennetin kralı İndra olduğumu bildiririm. Bu adam benim düşmanımdı. Sana söylediğimi yap. Bu kafala­rın bedenden ayrıldığını görene kadar kendimi rahat ya da emniyetle hissetmeyeceğim. Bir Brahman öldünenin güna­hına gelince, onu da göreceğim, güçlü bir kefaret ödeyerek tüm lekeleri silip süpüreceğim” diye cevap verdi. Bu açıkla­ma üzerine oduncu, tanrının emrine itaat ederek üç başın üçünü de kesti, ve ölü adamın farklı ağız ve boyunlarından dışarıya çok sayıda kuş, güvercin, papağan ve serçe uçtu.

Yeniden canlanma ümidi olmaksızın düşmanın öldüğü­nü düşünerek oldukça rahat ve huzurlu bir şekilde İndra cennete geri döndü. Ama sıkıntıları bitmemişti. Bu sefer de genç adamın babası işe katıldı ve intikam almaya karar verdi.

Twaştri, Vritra ismini verdiği ve oğlunun katilini yok edebi­leceğini düşündüğü güçlü bir şeytan yarattı. Şeytan çok bü­yüktü. Öylesine büyüktü ki başı göğe değiyordu. Şeytanı yarattıktan hemen sonra İndra’ya gitti ve savaşmak için ona meydan okudu. Çok korkunç bir savaş oldu ve sonunda za­fer Şeytan’ındı. Göksel varlıkların kralını yakaladı, ağzına at­tı ve onu yuttu.

Tanrılar liderlerinin şeytanın boğazından aşağı doğru kaybolduğunu gördükleri zaman korku ile dol­dular ve ne yapmaları gerektiğini bilemediler. Sonunda da­hiyane bir çare buldular. Bir esneme yarattılar, bugüne ka­dar yapılan ilk esneme idi ve esneme ilk etkisini şeytan üzerinde gösterdi. Şeytan kendini tutamadı ve esnemek için ağzını açar açmaz İndra vücudunu top gibi yapıp iyice kü­çüldü ve şeytanın esneyen ağzından dışarı atladı. İndra dışa­rı çıkınca savaş tekrar başladı. Fakat tüm çabaları boşuna idi, ve İndra kazanma ümidi olmadığını fark ederek kaçtı.

Bu ikinci yenilgiden sonra çok sinirlenen tanrılar, rişilere danıştılar ve oy birliğiyle durumu hiç bir zaman yok edile­meyen tanrı Vişnu’ya anlatmaya karar verdiler. Bu karara göre, tanrılar ve rişiler birlikte Vişnu ‘nun oturduğu Manda­ra dağının tepesine gitmek için yola koyuldular. Onun huzu­runa yaklaştıkça, Vişnu ‘nun okyanusun çalkalanmasında ve diğer yerlerde üstesinden geldiği kudretli eylemleri öven bir ilahi söylemeye başladılar. Onun tüm tanrıların en üstünü ve tüm dünyaların efendisi olduğunu da söylediler.

Hikayeleri­ni anlattıkları ve yalnızca Vişnu’nun onları koruyabileceği inançlarını ifade ettikleri zaman, tanrı onlara uzlaşma poli­tikası gütmeleri gerektiğini söyledi. Şeytan görünüşe göre Twaştri’nin gücü ile evreni öylesine istila etmişti ki onu yok etmek imkansız hale gelmişti. Böylece rişilere ve göksel ozanlara şeytana gitmelerini ve barış teklifi yapmalarını önerdi. Vişnu sonra ne olacağını söylemedi ama gizemli olarak Vritra’yı sonunda öldürebileceği bir silah yapacağına işaret etti.

Bu öneriye itaat ederek rişiler ve cennet ozanları Vritra ile görüşmeye gittiler. Vritra ve İndra’nın çok uzun savaş­tıklarını ve belirsiz sonuçlar elde ettiklerini söylediler. Şey­tanın hiç bir zaman tanrıya boyun eğdiremiyeceğini düşünü­yorlardı. Eğer daimi barış şartlarını kabul ederlerse her iki­si için ve diğer herkes için çok daha iyi olmaz mıydı? Sü­rekli devam eden bu savaştan dolayı, dünya ve cennetin her ikisi de oldukça fazla sıkıntıya sokulmuştu. Vritra, kızgın bir şekilde araya girip hiç bir zaman İndra’nın arkadaşı ol­maya rıza göstermeyeceğini söylediği zaman, rişiler şaş­kınlıklarını şöyle ifade ettiler: “Neden olmasın? Sevgi ve ar­kadaşlıkla yaşamaya devam eden erdem sahibi insanları görmek oldukça cezbedici bir manzaradır”.

Bu bilge hiç bir insanın reddedemeyeceği bir fırsattı. Birinin daha ciddi ola­rak isteyebileceği bundan büyük zenginlik yoktu, ve herkes İndra’nın ne kadar güzel bir karaktere sahip olduğunu bili­yordu; iffetli , doğru, alicenap ve masum; adil ve iyi olan her şeyi seven biri. Böylece şeytanın, İndra’nın iyi niyetini göz önünde bulunduracağını ve uzun süreli bir barışa rıza göstereceğini ümit ettiler.

Şeytan, “Peki öyleyse” dedi. “Barış yapmayı kabul ede­ceğim, ama kesinlikle belirttiğim şartlar dahilinde. Bana İndra’nın tahta, taş ya da demirden yapılmış herhangi bir si­lah ile, karşılıklı yüzyüze ya da belirli bir mesafeden savaş­mak için yapılmış herhangi bir silah ile, ne ıslak olan ne de kuru olan herhangi bir şeyle saldırmayacağına dair kesin söz verin. Ve aynı zamanda gece ya da gündüz hiç bir za­man bana saldırılmayacağına dair bizzat kendisi söz verme­li. Eğer bu şartlara karşılık söz verirseniz, ben de barış yap­mayı kabul ederim.” Rişiler söz verdiklerinde, şeytan artık savaş olmayacağından dolayı memnun olduğunu söyledi.

İndra da aynı terimleri kullandı, ama söyledikleri onun ger­çek duyguları değildi, sürekli olarak barış şartlarını bozacak bazı açık kapılar aramaya başladı, böylece barış şartlarını bir an önce bozabilir ve düşmanını öldürebilirdi. Bu konu üzerinde düşünüp taşınırken İndra, bir gece kendini deniz kenarında buldu, ve öldürmeyi planladığı şeytan uzakta de­ğildi. O an şu düşünce aklına geldi: “Güneş batıda batıyor, karanlık düşmeye başladı, ama kimse gecenin geldiğini ya da gündüz olduğunu söyleyemez. Eğer şeytanı karanlık ve ışık arası olan şu an öldürebilirsem, sözümü bozmamış ola­cağım” dedi. Ve böylece düşünüp taşınmaya ve Vişnu ‘nun rehberliği için yalvarmaya devam etti. O anda denizden bir köpük kütlesi yükseldi; bir dağın yüksekliği kadar büyüdü.

Ve İndra baktığında bu köpük kütlesinin taş, demir ya da tahtadan yapılmış bir silah olmadığını ve ne yaş ne de kuru olduğunu fark etti. Eğer Vişnu köpüğe girerse, ve eğer köpü­ğü Vritra’ya fırlatırsa, bu şekilde barış koşullarında yasak­lananlardan farklı bir silah ile onu öldürebilecekti. Vişnu ona yardım etmeye söz verdi, ve İndra’nın kullandığı silaha (köpüğün içine) gireceğini söyledi. Öyleyse bu kudretli tan­rının planladığı silah bu köpük olmalı idi. Her durumda de­neyecekti ve bu denemeyi yaptı; köpüğü avucunun içine al­dı ve hızlıca şeytana attı. Ve Vişnu köpüğün içinde olduğu için hiç kimsenin karşı koyamayacağı güç ve kuvvet uygu­ladı, ve Vritra ölü olarak yere düştü.

Tanrılar, düşmanlarını ölü olarak gördüklerinde, tebrikleri ve övgüleri ile kahra­manlarının etrafında toplandılar. Gökyüzü ışıkla doldu, hoş bir rüzgar esmeye başladı, ve alandaki hayvanlar bile sevin­di. Fakat İndra başarının kime ait olduğunu söylemekte ge­cikmedi. Onlara zafer getiren, tüm tanrıların en büyüğü olan Vişnu idi. Bununla birlikte, memnunluğuna rağmen İndra’nın kal­bi huzursuzdu. Ruhunun büyük bir günah yüklendiğini unu­tamadı. Bir Brahman öldürmüştü, ve bu korkunç suçun so­nuçlarından nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Zaman geçtik­çe, daha da kederli olmaya başladı, ve sonunda gözden kay­boldu. Kimse nereye gittiğini bilmedi. Her tarafta arandı, ama nerede olabileceği konusunda hiç bir ize rastlanmadı.

Mahabharata, V. 9, 10.

AÇIKLAMALAR :

Bu efsane yalnız Brahmanların yüksek sınıfının tanrılar­dan bile üstün olduğunu göstermez aynı zamanda çilekeş­liğin gücünü de gösterir. Bu hikaye krala, kendisinin de yapmak zorunda olduğu gibi, tanrıların bile bazen sürgüne gidip saklanmaları gerektiğini anlatır. Hikayeyi nakleden bu hikayenin Vedalar kadar kutsal olduğunu eklemiştir.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER