Tanrılaştırılan İnsan

249
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

“Bir Brahman, yaratılan tüm varlıkların efendisidir. Dünyada varolan herşey onun mülkiyetidir. Onun başlangı­cının fazileti adına, kendisine tüm yaratıklar üzerinde yetki verilmiştir. ”
Manu’nun kanunları, I. 99 -100.

“Ölülerin ruhları ve tanrıların mutluluğa kavuşmaları Brahmanlar aracılığıyla olur. ”
Mahabbarata, XIII. 29. 10.

Büyük Kurukşetra savaşında ölümcül bir yara alan bir­ çok kahraman arasında, en büyüğü Bişma idi. Düştüğü yer­de elli altı gün yattı. Ve vücudu bütün bu zaman boyunca u­zandığı yerde, bir sedir şekli oluşturan çok kalın oklarla kaplanmıştı. Seçkin bilgelerin çoğunluğu ve tanrı Viş­nu’nun birden fazla gene doğumu onun yattığı yerin etrafın­da oturdular.

Sonra gelenler arasında, Bişma ölürse dünya­daki her çeşit bilginin yok olacağını ve dünyanın, aysız ge­ceye benzeyeceğini söyleyen Krişna vardı. Bundan dolayı ölmekte olan adamı değişik konularda sorguya çekmek mü­nasip göründü, böylece en azından biriktirdiği bilgeliğin bir kısmi korunabilirdi. Kral Yudiştira asıl sorguya çeken kişi i­di, ve sorularından biri şöyledir:

“Aşağı derecedeki kastla­rın üçünden biri için bir Brahman mertebesini elde etmek ne şekilde mümkün olabilir?” O, savaşçı kastın bir üyesi olan büyük kral Vishvamitra’nın bu çok büyük şerefi, emsali olmayan en çilekeş yaşam yolu ile kazandığını işitmişti. Fakat Bişma bu tanınmış hikayeyi bilmezden geldi ve hiç kimse­nin böyle bir şeyi ümit etmesinin mümkün olamayacağını beyan etti. Ve bunun nedeni ruhun, bütün yaratılmış varlık­lara açık büyüklüğün en doruğuna yükselebilmesi için sayı­sız doğumlardan geçmek zorunda olduğu idi.

Brahman, tan­rılardan bile daha büyüktü. Brahman tanrıları oluşturabilir ve onları yok edebilirdi. Bunun ispatı olarak, krala, bir Brahman olmak için çok çabalayan ve başarısızlığa uğrayan ama bunun yerine bir tanrıya dönüştürülen kast dışı biri hakkında bir hikaye anlatır.

Bu kişinin adı Matanga idi, ve bir Brahman olması düşünülüyordu. Fakat annesi kocasının haberi olmaksızın bir berber ile ilişkiye girmekle suç işle­mişti. Bir gün, babası farz edilen kişi, Matanga’yı, sunmaya niyet ettiği bir kurban için gerekli olan sopaları getirmeye gönderdi.

Matanga, genç bir merkep ile çekilen bir araba i­çinde seyahat etti. Fakat yol üzerinde merkep, belirli bir me­safede annesini gördü, ve itirazlarına rağmen annesine doğ­ru gitti. Matanga çok sinirlenmişti ve merkebin burnunu bir­kaç kez kamçıladı. Anne eşek dölünün gaddar bir şekilde dövüldüğünü gördüğünde, böyle bir muameleyi hiç kimse­nin hak etmediğini söyledi.

Genç adamın bir Brahman oldu­ğu farz edilmesine rağmen, gerçekte değildi. O soylu aileden gelmeyen, düşük kasttar bir berberin oğlu olan bir Çandala idi. Brahmanlar her zaman herkese karşı nazik idiler, ve genç adam yaptığı hareketle soyunun alçaklığını ispat etmiş oldu. Matanga, anne eşeğin söylediği bu sözlerle sarsıldı ve iki tekerlekli arabasından inerek, onun bir Brahman olma­yıp bir Çandala olduğunu nasıl bildiğini sordu. Böylece, an­ne eşek konunun detaylarına girdi, ve genç adama söylediği her şeyin doğru olduğunu ispat etti.

Matanga hemen babası­na döndü, ona duyduklarını söyledi ve bir ormana inzivaya çekildi. Doğuşu her ne kadar düşük kastlı olursa olsun, ona Brahman derecesini ihsan etmeleri için tanrıları zorlayaca­ğına dair şimdiden kararını vermişti. Elbette, çilekeş yaşam yoluyla itibarını koruyabilecekti. Böylece, çilekeş yaşamın en şiddetlisini başlattı ve ibadetleri ile cennetin gittikçe ısın­masını ve tanrıların yanmaya başlamasını zorladı.

Neyin yanlış gittiğini anlayan İndra dünyaya indi ve Matanga’ya gençliğini hak kazandığı zevklerden niçin mahrum etliğini,ve günlerini gereksiz kederlerle geçirdiğini sordu. Eğer bir ricada bulunma arzusunda ise ve istediğini hemen söylerse arzuladığı rica yerine gelecekti. Fakat cennette rahatsızlığa neden olan bu eylemi bırakmak zorundaydı.

Matanga; “Be­ni bir Brahman yaparsanız hemen eve gideceğim. Eğer be­nim bu isteğimi yerine getirirseniz bundan böyle size zor­luk çıkarmayacağım.” diye cevap verdi. İndra, bu zorlayıcı talebi işittiğinde genç adamın imkansız olanı istediğini ve bu isteğin ona yalnızca felaket getireceğini söyledi. Tanrıla­rın, şeytanların ve insanların evrendeki en yüksek mertebe olarak kabul ettikleri bir şerefi ve dereceyi bir Çandala na­sıl elde etmeyi ümit edebilirdi?

Fakat Matanga görevinden vazgeçirilmeyi reddetti, ve yüzyıl boyunca tek ayak üstünde durdu. Bu, ikinci kez ge­len ve ona kendi iyiliği için vazgeçmesini tavsiye eden İn­dra’nın yeni bir protestosu ile neticelendi. Bu durumda bu­nun neden mümkün olamayacağını açıklama zahmetine kat­landı.

Ruh, sonu gelmeyen doğumlar zinciri ile bedenden bedene geçer. Hayvan olarak başlar ve dereceli olarak insan mertebesine doğru yükselir. İnsanlar da en alt seviyeden başlar ve Matanga bu en alt seviyede, kast dışı yaşayanların en alt seviyesi olan Çandala idi. Ruh, bu mertebede bin yıl harcar. Bu zaman sonunda, dört kastın en düşük mertebesin­de bulunan bir Şudra olur, ve 30.000 yıl Şudra olarak kalır. Gerekli doğum sayıları ve yıllar bittikten sonra 1 .800.000 yıldan daha az olmayan bir süre harcadığı Vaişya kastına çıkar, ve daha sonra sırası ile 108 milyon yıl harcadığı Şat­riya (Kshatriya) kastına çıkar. Yalnızca ve yalnızca ondan sonra ruh, Brahman kastına girmeyi ümit edebilir.

Ama bu kast içinde birçok dereceler vardır, ve ruh 2. 160 milyon yıl­lık bir süreyi kapsayan alt dereceli bir Brahman olarak başlar. Daha sonra asker olarak yüksek dereceli Brahmanlar sı­rasına girer. Bunların arasında 648.000 milyon yıl geçer. Bu zaman geçtikten sonra ruh, 259 milyonlarca ve milyonlarca yıla tahammül etmek koşulu ile Gayatri ve diğer kutsal a­yetleri tekrar edebilen bir Brahman olur. Bu safha da ta­mamlandıktan sonra Brahman, bütün Veda’ları ve diğer kutsal kitapları bilen mükemmel bir varlık haline dönüşmüş olacaktır.

Aritmetik kaynakları tükenmiş gibi görünmekte­dir, ama bize, ruhun oldukça uzun bir süre için bu oluşum i­çinde dolaşacağı söylenir. Fakat bütün bu zaman boyunca çıkılabilecek en yüksek noktaya çıkıldığında, neşe ve keder, arzu ve nefret, diğer kötü alışkanlıklarla birlikte durmaksı­zın onu yok etmeye çalışacaklardır. Bunu başarmaları halin­de düşecek, ve bu düşüşü palmiye ağacının tepesinden yere çakılan bir insan gibi olacaktır. Bunun yanısıra bu düşman­lara karşı direnç gösterebilir ve kurtuluşunu başarabilir ki bu bir daha doğmayacağı anlamına gelir. Pek tabii, İndra u­zun ve şiddetli yaptığı bu konuşmayı tamamlarken Matan­ga’ya bu çabalarından vazgeçmesini tavsiye etti.

Fakat Matanga onu dinlemeyi reddetti. Bunun yerine önceden çaba gösterdiğinden çok çok daha sert bir çilekeş yaşam sürecini başlattı . Düşüncelerini kontrol altına aldı, yoga uygulamasıyla meşgul oldu, ve bin yıl boyunca tek a­yak üzerinde durdu. Bu zaman sona erdikten sonra, İndra ü­çüncü kez göründü. Daha önce olduğu gibi, aynı nedenleri gösterdi ve yine başarısız oldu.

Fakat Matanga, görüşmeden sonra ormanı terk etti ve Gaya’ya gitti . Orada daha önce ol­duğu gibi aynı ayinlerle çilekeş yaşamını sürdürdü. Ama za­man geçişi kendini gösteriyordu, ve bir gün bir yüz yıl daha geçtikten sonra bitkin bir şekilde yere düştü. Bu süreç için­de damarları kötü bir şekilde şişmiş ve çıplak gözle görü­nür hale gelmişti. Bir kemik yığını haline gelmişti.

İn­dra onun düşüşünü gördüğünde, hemen bulunduğu yere git­ti. Onu tutarak, daha önce duyduğumuz şekilde aynı lisanı kullanarak hastalanmış olan bu adama nutuk çekti. Bu dav-ranış dindar, kendini adamış adamı kızdırmadı ve tanrıya, ö­lüden farklı olmayan bir insana vurmaması için yalvardı.

Tüm çabasına rağmen arzu ettiği mertebeye ulaşmada başa­rısız kaldığında, kaderin insan çabasından daha güçlü oldu­ğu açıkça görülmekteydi. Ama Brahman ‘ların elde ettikleri yüksek mertebeye karşı ilgisiz ve özensiz olmalarının nede­nini merak etmekten kendini alamadı. Sık sık, dikkatsizlik­leri ve günahları ile kendilerini ondan mahrum etmeleri ne­dendi? Ve, kendi suçu olmamasına rağmen annesinin güna­hından dolayı düşük seviyedeki bir Çandala olarak doğma­sı elbette ki çok zordu. Bununla birlikte sonunda ikna edil­di.

Bir Brahman olamayacağı tamamen açıktı. Bu nedenle başka bir ricada bulunacaktı. İndra, “Bana ne istediğini söy­le, başka herşeyi iste ve bu isteğin yerine getirilecek” dedi. Matanga, istediğinde şeklini değiştirebilecek, hava için­de seyahat edebilecek, istediği an istediği şeye sahip olabi­lecek ve zevkini alabilecek, Brahman ların ve Şatriyaların istekli tapınmalarını kabul edebilecek bir tanrı olmaktan başka ne isteyebilirdi ki?

Böylece İndra, Matanga’yı bir tanrı yaptı, ve dünyada, cennette ve cehennemde benzeri olmayan bir isimle kadınların bütün tabakalarının tapınma­larını da aynı şekilde elde edeceğine dair söz verdi. Ama o­nu bir Brahman yapmak imkansızdı. Bu büyük tanrı İn­dra’nın bile talip olmayı ümit edemeyeceği bir değerdi.

Hiç şüphesizdir ki ölmekte olan savaşçı arkadaşlarını bir Brahman’ ı hiç bir zaman gücendirmemeleri için uyardı. On­lara kimse karşı koyamazdı. Onların bazıları pamuk kadar ince ruhluydular. Fakat diğerleri çok kurnaz ve gaddardılar. Ve kızdırıldıklarında sihirleri aracılığıyla tarif edilemez ya­ralara neden olabilirlerdi. Hatta hiddetli bakışlarıylabir krallığı kül haline bile getirebilirlerdi. İnsanların en cesuru­nun bile onlardan korkmaları için iyi nedenleri vardı; onla­ra ilahiler söylemek akıla (bilgeliğe) işaretti, çünkü bir Brahmanla bozuşan hiç kimse yaşamının huzur içinde sona ermesini ümit edemezdi. Evet, gelecek dünyada hatalarımız bizi takip edecek, bir Brahman’ın hoşnut olmadığı bir insa­nın sunduğu adakları ne tanrılar ne de ölülerin ruhları yiye­cek.

Mahabharata, XIII. 27 – 29.

AÇIKLAMALAR:

GAYATRİ AYETi : Savitri olarak ta bilinir, Rig-Veda’da geçer. “Tanrısal güneşin (Savitar) mükemmel ışığının üze­rine meditasyon yapalım ve o bizim anlayışımızı aydınlat­sın.”

Bu ayeti tekrarlayan ve kutsal hece OM’u ve Bhur, Buvah ve Swar kelimelerini söyleyen bir Brahman’ın başka bir şey yapmasına gerek yoktur, üç Veda’yı tekrarlamış gibi büyük güç elde eder.

YOGA : Meditasyonda zihnin konsantre edilmesi demek­tir. OM hecesinin tekrar edilmesi, nefese odaklanılması ve belirli asanaların yapılması harika bir sonuca götürür.

Kaynak: J.M. Macfie- Hint Efsaneleri.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER