Tengri

543

Türk inançlarına ait bilgilerin,eski Çin kayıtlarından, Göktürk âbidele­rinden, Türk ve yabancılara ait bazı belgelerden, bu inançlarla ilgili az çok bilgi veren muhtelif yazılı kaynaklar ile, Orta Asya ve Sibirya Türklerinin yaşadıkları sahalarda, XIX. ve XX. asırlarda yapılan araştırmalarla elde edi­len etnografik bilgi ve malzemelerden tespit edildiğini görüyoruz.Söz konusu kaynakların, Türk sahasından derlenen bilgi ve malzemelerin, tetkik ve değerlendirilmesini yapan çoğu araştırıcılar ve bilim adamları, Türk inanç sistemini oluşturan unsurların, Tengri’nin çevresinde halkalandıklarını; Tengri’nin ise yaratan, yaşatan ve öldüren en yüce bir varlık olarak, bu inanç sisteminin merkezini teşkil ettiği görüşünde birleşmişlerdir.

M.Ö. 176’da Asya Hun Hakanı Mao-Tun’un, Çin İmparatoruna hitaben yaz­dığı mektupta, kendisinin Tengri tarafından tahta çıkarıldığını, askeri alanda kazandığı zaferleri, “Gök-Tanrı’nın inayetine” bağladığını görüyoruz. M.Ö. 133’de Çinliler tarafından düzenlenen tuzaktan kurtulan Hun Hakanı Kün-Çin; “Tanrı takdir buyurduğu için kendisini koruduğunu” beyan eder. Baş­ka bir Türk hükümdarı gösterdiği başarı neticesinde, kollarını havaya kaldı­rarak; “Ey Gök (Tanrı), sana şükürler olsun” diyerek, Gök Tengri’ye duada bulunduğunu anlıyoruz. Avarlarla Bizanslılar arasında yapılan bir antlaşmada, Avar Hakanının “Gök Tanrı” adına yemin ettiği tespit olunmuştur.

Hun Türkleri sonbahar mevsiminde Gök Tengri’ye, atalar ruhu ile, iyi ve kötü karakterli ruhlara kurban keserlerdi. Göktürklerin üç büyük kutsal tö­renleri vardı ki, bu törenlerde Tengri’ye ve ata ruhlarına kurban sunduklarını görüyoruz. Bozkır Türk topluluğunun esasa müteallik olan dini, Göktürk dini idi ve bu dinde Tengri en yüksek bir varlık olarak itikadın özünü teşkil ediyordu. Keza, semavi mahiyeti haiz ve tam iktidar sahibi olan bu Tengri,çoğu zaman Gök Tengri adı ile anılıyordu. Divan-i Lûgat’itTürk’de “kök” muhtelif anlamlarda geçtiği gibi, “asıl” anlamına da geldiğini görüyoruz.

Bunu “Kök Tengri” kavramındaki yerine koyduğumuzda, Asıl Tengri / Esas Tengri / Hakiki Tengri gibi kavramları buluyoruz. Zirâ semavi dinler de dahil bütün dinlerde, yaban­cı dinlerden karışmış bir takım hurafelerin bulunduğu bilinmektedir. Gök Tanrı dininde de bulunması muhtemel olan bu tür yabancı inanç unsurlarına karşı esasın korunması amacıyla “Hakiki Tengri, Esas Tengri” anlamında “Kök Tengri” kavramının kullanılmış olduğu düşünülebilir.

Nitekim, Bengü Taşlar’da, Tengri’nin bir defa Türk sıfatı ile kullanıldığı ve “Türk Tengrisi” şekliyle geçtiği tespit edilmiştir. Y. Kalafat, bunun diğer milletlerin inandı­ğı Tanrı veyaTanrılardan farklılığını göstermek için yapıldığını ifade eder.Göktürk Kitabelerinde Tengri, mukaddes yeri, suyu tanzim eder. Zama­nı takdir eden, ölümün gerçekleşmesini sağlayan O’dur.Kağanların “ha­kanlık” kurması Tengri’nin isteği ile olmuştur.Ordudaki askerlerin kurt gibi kuvvetli olmaları, O’nun verdiği kuvvet sayesindedir.

Kağanlar, Teng­ri’nin verdiği buyruk istikâmetinde açları doyurmak, çıplakları giydirmek, az milleti çok etmek, ölmek üzere olan milleti diriltmek ve töreyi koruyup gö­zetmek mecburiyetindedir.Tengri’nin buyruğu ile dört bir tarafa ordular sevk edilir, illi ilsizleşir, kağanlı millet kağansızlaşır, düşman kendilerine tabi kılınır.Bu kitabelere göre, “Tanrı kainatın ilk sebebi, yani ilk yaratıcı­sıdır.”

Tengri, mükafatlandırıcı ve bağışlayıcı hususiyetlerinin yanında,cezalandırıcı vasfıyla da kağanlar ve kişioğlu üzerindeki kudretini gösterir. Göktürklerde ikinciTanrı kavramına rastlanmaz.Bu hususla ilgili ola­rak Kül Tigin Abidesi’nin kuzey cephesinde; ” Öd Tengri yaşar. Kişioğlu kop ölgeli törümiş.” ifadesi geçmektedir ki, M. Ergin bunu ” Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş. ” şeklinde okumuştur.

H.N. Orkun, ” Zamanı Tanrı takdir eder. Kişi oğlu hep ölmek için türemiş. ” şekliyle tercüme etmiştir. Divan-i Lugat-it Türk’te, ” öd” muhtelif anlamlarının yanında, ” öz ” ve ” kendi ” anlamlarında da geçer. Dolayısıyla, ” Öd Tengri/ Öz Tengri / Kendi Tengri veya ” Bizzat Tengri haliyle, ” Tanrı bizzat yaşar, yani ebedidir. Kişioğlu (ise)ölmek için türemiş” (tir), şeklinde okunması da muhtemeldir. Divan-i Lügat- it Türk’ te ” yas ” fiili, ” ölüm ” anlamının yanında, ” zarar, ziyan ” anlamlarına da gelir. ” Öd ” kelimesi ise ” zaman ” anlamı ile kullanıldığında, cümlenin anlamı; ” Zamanı Tanrı çözüp dağıtır, kişioğlu hep ölümlü yaratılmış” (tır) şekliyle ortaya çıkar.

Eski Türklerin ‘Bir Tengri’ ye inandıkları hususunda, Oğuz Kağan Destanı’nda öenmli kayıtlar vardır. Nitekim, XIII. asırda Uygur Türkçesi ile yazılmış destanda, Oğuz’un Tengri’ye yalvardığı görülür. Keza aynı destanda, Tengri’nin ” Gök Tengri ” olarak geçtiği tespit olunmuştur.

A.Bican Ercilasun, Oğuz’un çocuklarına verilen adların, inanca dayalı birer motif olduklarına işaret ederek, Kök, Tağ, Tengiz, Kün, Ay, Yultuz gibi adların bu çocuklara bir tesadüf olarak takılmadığını, bunun kainatın yaratılışına dair ilk Türk inanışlarının değişik bir biçimde destana yansıması olduğunu, dolayısıyla içinde güneş, ay, ve yıldızların yer aldığı uzayın yaratılışında Gök Tengri’nin yeryüzünün yaratılışında ise ” yer-sular” ın rolünün bulunduğunu beyan eder.

Nitekim, bu adlar arasında Gök’ün diğer tabiat varlıkları gibi ad olarak kullanılması, ayrıca, Oğuz’ un yüzünün gök renginde yaratılması, yahut, ışıktan gök tüylü, ” gök yeleli bir erkek kurdun çıkması ” gibi inanç motifleri Gök’ün, Tengri’den tamamen ayrı bir anlama geldiğini gösterir. İbn Fazlan, X. asırda Oğuzların, herhangi bir felaket karşısında başlarını semaya çevirerek; ” Bir Tanrı ” dediklerini ifade eder.

B.Ögel, Altay Şamanizmi’nde göğün katlarının resmi çizildiği halde, Tengri’nin şeklinin çizilemediği hususunu ileri sürerek, O’nu ” mücerret ve şekilsiz bir güç ” olarak nitelendirdiğini görüyoruz.

Altay efsanelerinde de Tengri birdir ve yaratıcıdır. Nitekim W. Radloff tarafından tespit edilen altay efsanesinde, ” Tengere Kayra Kan ” ile onun yarattığı ” Kiji/ Kişi ” vardı. Tengri, kişinin aracılığıyla yer’i be bunun üzerindeki irili ufaklı tepeleri yarattı. Kişi’ye bu bilgileri veren ” Tanrı Kuday ” dır. XIX. asrın ortalarında Verbitski tarafından tespit edilen Altay Türklerinin yaratılış efsanesinde ise; Ülgen: ” Yer yaratılsın! dedi, yer yaratıldı, ” Gökler yaratılsın! ” dedi, gökler yaratıldı, Böylece bütün dünyayı yarattı. ” ifadelerine rastlanılmıştır.

Türk Tengri’sinin etrafında Tengri tarafından yaratılan ve onun emriyle hareket eden ” iye, ige, tös ” gibi muhtelif varlıkların, ayrıca adı geçen sistem içinde mütaala edilen güneş, ay ve yıldızlar gibi gök cisimleri ile beraber yer, yer-su ve Umay gibi güçlerin kutsal olarak addedildikleri tespit edilmiştir. Bahsolunan bu ” koruyucu ve kurtarıcı ” fonksiyonlara sahip varlıklarla ilgili inançların izlerine, yörede hayatın her safhasındaki pratikler içinde de rastlanılmıştır.

Türk inançlarında Tanrı, başlangıçtan beri hep gökyüzünde tasavvur edilmiş ve bu şekilde inanılmıştır. Bu inanç günümüzde yörede de tespit edildiği gibi, Türkiye Türklerinin halk inançlarında da hala yaşamaktadır. Nitekim, yörede rahmetin de, belanın da göklerden geldiği ifade edilir. Tanrı’ya yapılan duada ellerin havaya kaldırılması, avuçlarla beraber yüzün de havaya çevrilmesi gibi pratikler, Tanrı’nın gökte bulunduğuna ait inançların bir devamı niteliğindedir.

Kaynak: Harput’ta Eski Türk İnançları Ve Halk Hekimliği- Rıfat Araz.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER