Türklerde Vampir Miti

333

Ölüm olgusu, her zaman gizemini korumuştur insanlık için. Ruhun yaşadığına duyulan inanç bir yandan öte dünyada bir yaşantı sürdürme olanağı sağlarken bir yandan da ölülerin ruh­larıyla iletişim kurulması olasığını düşündürmüştür. Duyulan korku ise mitolojik ve inanca ilişkin imgelemdeki örüntünün zaman içinde değişimiyle ve detaylandırılmasıyla ölülerin ruh­larının demonik varlıklarla bağlantılı düşünülmesine ya da en azından onlara kötücül nitelikler atfedilmesine yol açmıştır.

Fuzuli Bayat, hortlak inancının hemen tüm Türk toplum­larında görüldüğünü belirterek hortlak ya da hortdan denen varlığı hayat boyu kötülük yapmış, mezarın kendisini kabul et­mediği, ölümden sonraki yaşamla bağlantılı, insanlara zarar ve­ren nitelikte tanımlamıştır. Bayat’a göre “Hortlak inancı ruhun yaşamını sürdürdüğüne olan uç inançtır ve insanın öteki alemle iliş­kiyi tamamen koparma düşüncesinden doğmuştu. ”
Türk toplumlarında ölümden sonra canlanarak insanlara zarar veren varlığın adlandırmalarına, niteliklerine bakış, ölü ruhunun yaşayanların dünyasında varlık göstermesini, yaşayan ölüyü ve ondan korunma yöntemlerini ama özelikle hortlak ­vampir ilişkisini anlamamız için net bir örneğin incelemesi ola­caktır.

Azerbaycan’da hortdan, mezarda hortlayıp insanlara ve hay­vanlara zarar veren, ölümü zor olmuş günahkar insanın ruhu­na verilen isimdir. Hortdandan korunmak için mezarın etrafına çivi çakılır, İslamiyet’in kabul edilmesiyle görülen bir uygulama olarak da Kuran okunur. Yakutlar mezarında rahat edemeyen ve yaşayanların dünyasına gelerek zarar veren bu ruha üer, yüer ya da yor demişlerdir. Yakut mitolojisinde bunlar delilerin, intihar edenlerin, kötü Şamanların ruhlarıdır. Bu dünyayla genellikle geceleri ilişki kurarlar. Benzer şekilde Altaylarda da öldürülen ya da intihar eden kişilerin ruhlarının hortlağa dönüşerek bu dünyada insanlara, özellikle de kendi yakınlarına zarar vermesi söz konusudur.

Tuvalılar, ölen kişiye süpe derler, adını söylemezler. Ölenin ruhunu öteki dünyaya götürmesi için Şaman üzüt denen bir tö­ren düzenler. Böylece ölünün ruhu gitmesi gereken yere ulaşır ve hortlağa dönüşmez. Hakas Türklerinde ölüm gerçekleştikten sonra kırk gün süreyle ölünün varlığını sürdüren canına süne ya da sürnü denir. Bu kültürde de Şaman süneyi öteki dünyaya götürür, öteki dünyada varolan ruha üzüt denir. Bulgar Türkle­rinde hortlağa azgın denir, azgın genellikle istediği bir hayvan görünümüne bürünür.

Genel olarak kısaca özetlemek gerekirse, üzüt, özit, hortlak, uvır gibi adlandırmalar ölüler diyarının sakinleri olan ölülerin ruhlarıdır. Bayat, farklı adlandırmalarla geçen vampir inancı­nın hortlak demonolojisinin merkezi kavramı olduğunu be­lirtir. Kültürlerin karşılıklı etkileşimleri sonucu yaygınlaşan bir inançtan söz edilmektedir.

Slav halkları arasında da benzer şe­kilde görülür vampir inancı. Ubır, sık rastlanan bir isimdir. Başkurt kültüründe ubır, hort­lağı niteler, şu farkla ki büyü öğrenmek için ruhunu şeytana satan bir insanın ruhu hortlayınca buna ubır derler. Batı Sibirya Türklerinde ubır, ölen bir cadının ya da intihar eden kişinin hortlayarak mezardan çıkan ruhudur. Bu noktada, cadıdan ve büyüden korku ve bunların zarar verici nitelikte olduğu dü­şüncesi söz konusudur. Karaçay-Balkarlarda obur inancı vardır. Obur da istediği bir hayvana dönüşerek zarar verir. Hortlak ve obur, insanların dün­yasına geceleri gelir. Kazan Tatarları, Başkurtlar, Sibirya Türk­lerinde ubır, upır, yüer denen varlık insanları kanlarını alarak öldürürken, Karaçay-Balkarlardaki obur insanları öldüremez.

Kazan Tatarlarında ubır, insanların bedenlerine girerek varlığını sürdüren ölü ruhudur. Bu inanıştaölümsüz olan ruh bir be­denden diğerine geçerek yaşar. Ayrıca istediği bir hayvana da dönüşme yeteneği vardır.

Genel bir adlandırmayla vampir de hortlak da yakılarak öl­dürülebilir, bu yok etme biçimi de bunların kendi bedenlerin­de dirildiğini göstermektedir. Bu varlığın Türk halklarında ve Fin-Ugorlardaki adlandırmaları şöyledir: Çuvaşlarda vubur, vobur veya vupar; Karaçay-Balkar, Gagauz ve Kırım Tatarlarında obur; Türkiye ve Azerbaycan Türklerinde hohan, hortlak, horttan; Ma­rilerde vuver; Kazan Tatarlarında ve Udmurtlarda ubır; Sibirya Tatarlarında uvır; Komilerde upır … Batı Sibirya Tatarların da uvar ya da uvır, Başkurtlarda ve Tatarlarda ubır denen bu kötücül ruh kan içen bir varlıktır, ona Ruslarda, Ukraynalılarda ve Beyaz Ruslarda upı, upi; Bulgarlarda vpi, vampir; Çek ve Slovaklar­da upir; Polonyalılarda upior; Sırplarda vepir denmiştir. Kan emen ve yarasayla arasında yakınlık kurulan vampire Ruslarda netopır; Polonya’da lyatopır, Sıprlarda medopir veya lepir de denir. Slav halklarında Türk halklarından farklı olarak gayrımeşru doğan ki­şiler öldükten sonra vampire dönüşür. Yanı sıra büyücüler ve ca­dılar da vampir olabilir. Vampir ya da upir denen bu varlık gece­leri mezarından çıkarak kanını içmek suretiyle canlıları öldürür. Bayat, Slav halklarının vampir, upir inancının Türk halklarındaki hortlak inancı üzerinde şekillendiğini söyler. Genel kabule göre vampir Slav kökenlidir.

Kazan Tatarları, Başkurtlar ve Sibirya Türklerindeki ubır/upır insanın kanını içer, Karaçay Balkarlardaki obur insana zarar verse de öldüremez. Maaday Kara (Altay) Destanı’nda ise obur, Erlik Han’ın oğlu olarak ortaya çıkmaktadır.Kazan Tatarlarındaki bu varlığın bedeni çürümez ve geceleri mezarından çıkarak yaşayanlara zarar verir. Obur, ayrıca mezarın­dan çıkıp inek ya da kadın sütü içer. Gagauzlarda da obur geceleri mezarından çıkar, hayvana dönüşebilir ve her şeyi yer, bulaşıcı hastalık yaydığına da inanılmıştır. Obur kendi bedeninde dirilir, ondan kurtulmanın yolu mezarını açıp çivi çakmaktır.

Özellikle Tatarlarda ve Başkurtlarda ubır yeni öleni yer ve onun bedenine girer. Mezarın kabul etmediği ubır bu yolla başka bir bedende mezarda rahat etmek ister. Karaçaylarda oburlar istediği hayvan görünümüne büyü yoluyla bürünür ve çocukların kanını içer­ler, kan emdikleri yerde çürük, bere şeklinde bir iz kalır. Sadece çocukları değil, çeşitli hayvanları da kanlarını içerek öldürürler. Gün doğmadan evlerine dönerek gerçek biçimlerine bürünürler.

Oburların birbirini tanıdığı da söylenmiştir. Buna göre ubır yeni ölen kişinin yaşam ilkesini soğurmakta ve bedenine girmekte­dir. Bir genelleme yapmak gerekirse, ruhu mezarında hortlayan ya da başka bir ifadeyle dirilen kişi yaşamında iyi biri değildir, günahkar bir insandır, kimi yerlerde de büyüyle ilişkilidir, cadı­dır, intihar etmiştir … Bu varlığa inancın temelinde ruhun ölüm­süzlüğü düşüncesi vardır, ölümsüz olan ruhun kendi bedeninde dirilerek ya da bir şekilde bedenlenerek yaşayanların dünyasında varlık göstermesi söz konusudur. Geceleri mezarından çıkarak zarar verir. Kendi isteğiyle istediği bir hayvana dönüşebilir. Bu huzur bulamamış ruhun yaşayanları ölüm ya da bulaşıcı hastalık yoluyla tehdit etmesi, insanları ona karşı önlemler almaya itmiştir.­

Bu konuda belirtilmesi gereken bir nokta da ölülerin ruhla­rının gitmeleri gereken yere, ölüler diyarına gitmeleri gerektiği düşüncesidir, ölüm olayı üzerine düzenlenen ritüeller, Şamanla­rın ruhgüderliği, yeni ölen birinin ruhunun belirli bir süre yaşa­dığı yerde bulunmaya devam ettiği düşüncesi gibi inanışlar hep bununla ilişkilidir.

Kaynak : Gülay Er Pasin- Vampirin Kültür Tarihi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER